PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Aşk ve Ruh..../// İLAHİAŞK ///


YaRêN
13.10.2012, 20:42
http://img1.blogcu.com/images/h/a/z/hazanmevsimleri/uzakdost_ds1.jpg
Aşkını gönlüme akıttın
Yıllarca hasretinle yaktın
Adını kalbime, elime, kollarıma, alnıma, kaderime yaz
Silinmesin hiç, kalbimde ki mührün gibi
Aldın beni benden, Sende erittin
Aradım kendimi her yerde
Bulamadım gölgemi bile
Ta ki andığımda adını,
Varlığımı hissettim Mansur gibi…
Aşkın derdime ilaç
Aşkın yarama şifa
Aşkın ruhumun kanadı
Aşkın gözümün nuru
Aşkın hayatımın anlamı
Aşkın damarımda ki kanım
Aşkın kalbimin perdelerini açan rüzgarım
Aşkın parmaklarımda ki enerjim
Aşkın hüznümün kaynağı
Aşkın kelimelerimin ruhu
Aşkın yüzümün gizli sırrı
Aşkın sanatımın kaynağı
Aşkın ışığım
Aşkın kaybettiklerimin tesellisi
Aşkın hayallerimin burağı
Aşkın dünya zindanımın ufuk penceresi
Aşkın ahiretimin ümidi
Aşkın ezelimin cevabı
Aşkın ebedimin müjdesi
Aşkımsın Aşkım ilahiaşkım…
Bezm-i Elest…

YaRêN
13.10.2012, 20:48
http://ilahiask.files.wordpress.com/2007/04/harikkaaaaa5wo3uw.gif?w=655
Ebedi Sevgiliye Doğru
Kâbe’ye yürüyerek giden kazakları neydi bu zorlu yolculuğa böyle niyetlendiren…
Nabi’nin Medine’ye varmadan okuduğu beyitleri minarelerden duyuşundaki sır…
Geçmişte Hacca gidenlerde Medine’ye birden girilmezdi. Önce konaklama olurdu. izin gelirse girilirdi. Şimdilerdeki gibi dört saatte Medine’de olmak değildi…
İlahi Aşk ile aşılıyordu yollar. Aylarca süren bir yolculuktu bu.
Günahlarla kirlenen kalbe verilen en büyük ceza; ibadette feyzin kesilmesi. HUZUR’dan uzak kalmak.
Eskiler gece günah işlediklerinde sabah kapılarında yazılı bulurlarmış. Bizim de yazılsa halimiz ne olurdu?..
Ahh kirlenen bardaklar, acilen yıkanmalısınız!.
Temiz bardaklara temiz içecekler doldurulur…
http://ilahiask.files.wordpress.com/2007/03/akjk4gr7tk0.jpg?w=655
Bezmi elestte sana hayran olmuşuz Ebedi Sevgilimiz.
Dünya sevgisinden ayır kalbimizi, Senin İlahiaşkınla dolsun.
İçimizdeki sevgi; saf ve tertemiz. Menfaatsiz, beklentisiz, çocuk kalbindeki masum sevgiler gibi…
Cennet sevdasıyla yada cehennem korkusuyla değil, taze bir bebeğin annesine duyduğu özlem ne ise, biz de onu duyuyoruz. Ney sesinin verdiği huzur ile elest bezmini hatırlıyoruz. Anımsatıyor bize ne için yaratıldığımızı. Geçmişten bir seda idi, kulaklarımızdan gönlümüze giren ve gönlümüzü titreten. Görmeden sevdiğimiz Mevlamız…Ebedi Sevgilimiz…http://www.ebediyyen.biz/images/smilies/gul.gif
Biz sende tamamlandık. Zerreydik. Bütün olduk. Yarımlığımız bitti. Aşkına aşık olduk. Aşkınla var olduk. Bundandı belkide diğer aşkların yarım kalışı…Vuslatsız aşkların sırrı Senin Vuslatına ermekti belkide…
Biliyormusun, hüzünlermiş bizi sana yaklaştıran sır. Ne zaman rahatlasak, senden uzaklıkla imtihan oluyoruz. En acısı da bu biliyormusun…Senden uzak kalmak. Hasretinde ateşi varmış, yakıp kavuran bir ateş ve acı. Aşıkların neden gözleri yaşlı olurmuş, sonbahar yağmurları gibi.Toprağın yanan bağrını gözyaşları dindirirmiş.
Gecelerimizde Sen varsan kaybetmedik.
Ömrümüz bereketlenir.Öyle bir pencere ki bu, gecelerde tüm aleme bir davet var …
Aşkınla demli olanlara açılan bir seda bu.
Hiç istemezler sabah olsun. Sabah olması Sevgiliyi paylaşmak demek.
Gündüzler de, öyle bir gürültü olur ki, Sevgiliyi hissiyatımızda duymamız zorlaşır. Ancak namaz zamanlarında hasretimiz diner.
Geceler öylemi ya…
Geceler hasretin değil, vuslatın yoğun yaşandığı bir dem…
Allah dostlarından uzak kalmak aşkımızın ateşini azaltıyor. Bizim dinimiz sohbet dini. Peygamberimiz H.z Muhammed {s.a.v} sahabelerine yaptığı sohbetleri ile elmaslar haline gelmelerine vesile oldu. Ya bizler sohbetsiz nasıl canlanırız.
O aşk dolu gözleri seyredemedik. O gözlerde neler gördüler kimbilir; H.z Ebu Bekir{r.a.},H.z Ömer {r.a.}, H.z Ali {r.a.}, H.z Zeyd {r.a.}, H.z Hatice {r.a.}, H.z Aişe {r.a.}, H.z Fatıma {r.a.}, H.z Hüseyin {r.a.}, H.z Hasan {r.a.}, H.z Caferi Tayyar {r.a.} ,H.z Sad bin ebi Vakkas {r.a.}, H.z Bilal {r.a.},H.z Hamza {r.a.}, H.z Ukkaşe {r.a.}
H.z Habbab bin Eret {r.a.}…
Ne olaydı bir kez göreydik rüyamızda, o aşk dolu gözleri…
http://img2.blogcu.com/images/s/e/v/sevdam12/5000000008145479.gif
Gönül dostu ile sohbet; pillerin iki kutbu bir araya gelince nasıl enerji üretirse, gönlü ilahiaşk ile yanan dostlar ile sohbette bizim gibi ışıksız, aşksız kalmışlara demdir, ilaçtır, şifadır.
Yüreğimiz kanatlanır coşar.
Bulut oluruz.
Damlalar buharlaşır .
Yeryüzü zindanından bir pencere bulur, özgürlüğe kanat çırparız.
Öyle bir iksir ki bu sevda…
Mekke’de başladı. Medine’den tüm dünyaya dağıldı. Güneşimiz doğmamış olsa idi nereden bilecektik aşkın sırlarını. Peygamberimiz H.z Muhammed {s.a.v} aşk için yaratılmıştı. Sen olmasan onsekiz bin alemi yaratmazdım demişti, Ebedi Sevgilisi.
(Ey Resulüm, İbrahim’i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim Senden daha sevgili hiç bir şey yaratmadım Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için, dünyayı ve dünya ehlini yarattım Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım) [Mevahib-i ledünniyye]
Hira’da buluştular. Aşk ile yanan gönlü uzaklaştırdı, O’nu; ailesinden, evlatlarından, akrabalarından, dostlarından.
Hira’da sakinleşti. Müjdelendi.
Şükür makamını tattı.Maşukluğun,Naz makamının sırlarını keşfetti.
Nasıl şükretsek azdır gönül nimeti için.
Gönül olmasa idi nasıl bulurduk Ebediyyet sırlarını.
Bir aşk ile Allah nidası, gönüldeki tüm dertleri sıkıntıları pasları temizliyor.Yüreğimiz kaynıyor, ağyardan ne varsa yakıp yok ediyor.
İnsan bir fener gibi yanmazsa rahat bulamaz. Gönül fitilini tutuşturacak aşkîler lazım.Bir mum bin mumu tutuşturur. Sönmeyen bir nur aleme yayılır.Önce gönüller aydınlanır . Zulmetler yok olur. Dalga dalga bu nur tüm aleme yayılır.
Dünya karanlıklardan kurtulur. Barış, kardeşlik,dostluk hakim olur.
Kapılar kilitlenmez artık, çünkü hırsız kalmamıştır, herkes zengindir.
Aşk yoksa Namaz ruhsuzdur
Aşk yoksa Yemek tatsızdır
Aşk yoksa Meclis feyizsizdir
Aşk yoksa Çocuk neşesizdir
Aşk yoksa Evlilikler, soğuk-robotvaridir.
Aşk yoksa Sanatlar devamsızdır
Aşk yoksa Secdeler açılmayan kapılardır
Aşk yoksa Hac turizmdir,seyahattir.
Aşk yoksa Mesafeler çoktur
Aşk yoksa Ruhlar uzak birbirinden uzaktır
Aşk yoksa Ümmet peygambersizdir
Aşk yoksa İstanbul ilimsizdir
Aşk yoksa Türbeler garip, ziyaretçisizdir
Aşk yoksa Yollar zikirsiz, korna gürültüleri doludur
Aşk yoksa Eyüp Sultan tanınmaz
Aşk yoksa Aziz Mahmut Hüdayi’nin kalbiyle ısıttığı su anlaşılmaz
Aşk yoksa Merkez Efendinin merkezi bilinmez
Aşk yoksa Şehidin kurbanlığı anlaşılmaz
Aşk yoksa Gelinlerin kınası bilinmez
Aşk yoksa Kurban bayramının hakikati nereden bilinir
Aşk… ah… aşk…
Aşk yoksa Kelebek neden ateşe atlar bilinmez
Aşk yoksa Bedenen kavuşamayan canların rabıtası nereden bilinir
Aşk yoksa Dört mevsimin hikmeti nasıl bilinir
Aşk yoksa Kabz ve bast halleri nasıl çözülür
Aşk yoksa Hasret ve vuslatın
Kerem ile Aslı’nın
Leyla ile Mecnun’un neden kavuşamadığı nasıl bilinsin
Leyla’dan Mevla’ya geçmenin tadını
Fenafillaha ermeyi, gönül haccını tadmayı
Bekabillah’ta hizmet aşkıyla tutuşup, Ebedi Sevgiliye; lekesiz, kusursuz,en nadide nakışlar ile en güzel çeyizleri (salih amelleri) hazırlamayı
Ölümün bu kadar güzel oluşu, Sevgiliye kavuşmanın heyecanı,
Kur’anın kölesi olmayı, H.z Muhammed (a.s)ın yolunun tozu olmayı,
Ezanların buluşma davetiyesi oluşları, sıcacık yataklardan o eşsiz davet ile Sevgilinin evine toplanıp, O’nun manevi ikramları ve aşkı ile nasiplenmenin güzelliğini nereden bileceğiz.
http://static2.dmcdn.net/static/video/541/309/24903145:jpeg_preview_medium.jpg?20100926115836
İlahiaşk ile Huzura erdik
Kamil insana mutlak sevgi ikramdır.
Çektiği ahların mükafatıdır
Aşık maşuğu ile buluşur
Damla deryada yok olur
Yüzünde güller açar
Gönül sarayı ağyardan temizlenir.
Açılan dua ellerine damla damla nurdan feyiz yağar.
Saatin tiktakları aşk aşk diye atar
Kuşlar nağmelerini aşk aşk diye öter
Allahım aç kapılarını
Allahım aşk kapılarını
Aç…
Bizleri ilahiaşkın ile canlandır yeniden.
Yeni Fetihler nasip et.
İlahiaşkın ile dolsun cümle alem…
İlahiaşk. Bezm-i elest
05:56 20.06.2011

YaRêN
13.10.2012, 20:51
Neyleyim sen yoksan eğer, dünyanın servetini
Neyleyim sen yoksan eğer,ahretin cennetini
Neyleyim sen yoksan eğer, sahilleri,kırları
Neyleyim sen yoksan eğer, yazı, kışı, baharı
Neyleyim sen yoksan eğer, İstanbul’da
Ne de haklıymış meğer, Aşk uğruna yananlar…
Nağmelerini hatırlıyorum sadece… İşte… İşte … Bu anlardı…İlahi sevgiye, ilahi aşka yüreğimin kaydığı, manevi köprüden geçtiğim saniyeler…
http://img178.imageshack.us/img178/6928/51204656fc8.gif (http://img178.imageshack.us/img178/6928/51204656fc8.gif)
Artık savaş bitmiş,huzur hakim olmuştu. Ve ben camdan dışarıyı farklı gözler ile seyreder olmuştum. Dünya artık gözlerime başka görünüyordu.Yüreğime taklidi olarak yaptırmaya çalıştığım ibadetlerin sevgisi,Mevlamın sevgisi tahkiki bir sevgiye dönüşüyordu. Özümde yanan bir ateş tutuşmaya başlamıştı.
Değişim demek buydu. Bir an da, bir nefes te,hiç beklenmeyen bir dem de…
http://img160.imageshack.us/img160/7100/rosaxt5.gif (http://img160.imageshack.us/img160/7100/rosaxt5.gif)
Ey aşkını yüreğime kor bir alev gibi yakan Yar
Neyleyim Sen Olmasan dünyanın servetini
Neyleyim Sen olmasan ahretin cennetini
Neyleyim Sen olmasan sahilleri, kırları
Neyleyim Sen olmasan yazı, kışı, baharı
Neyleyim Sen olmasan İstanbul’da
Seninle güzel yaşamak
Seninle güzel nefes almak
Seninle güzel…Mevlam…

YaRêN
13.10.2012, 20:54
http://farm1.static.flickr.com/31/66367745_cc788f3f97.jpg
Bir Leyla Düşlemesi
Osman ALAGÖZ
Bir Leyla düşlemesidir aşk. Yanmaktır bir gülün kırmızısında, türküler yakmaktır sevgiliye. Gün batımlarında tutulan sevdaları gün doğumlarında aramanın adıdır aşk. Seherlerde bülbülün yanık nağmelerinde gül hasreti çekmektir; güle rengini veren, yüreğini veren bülbül olmaktır aşk.http://img155.imageshack.us/img155/2488/zuhal6gr3.png
Ve biz şimdi büyüsü kaybolmuş zamanlarda aşkın peşine düştük. Pazar pazar gezinen Zeliha olduk aşkımıza bir Yusuf bulmak için. Yusuf, esrarını gizleyen ebedi iffetti.
Mecnun’a özendik sevdamızı bir Leyla’ya yüklemek için. Leyla bir ışıktı, ab–ı hayattı aşkı filizlendiren.
Ferhat olup Şirin’ler hatırına gönül kazmasını yamaç yüreklere vurmak istedik. Şirin, gönül aynasında aşkı büyüten bir suretti.
Bitmeyen özlemler büyütüyoruz bağrımızda. Leyla’ya, Şirin’e, Aslı’ya adadığımız yüreklerimiz vardır. Suretten öte aradığımız bir yâr vardır. Yârin adıyla yan yana bilinsin istediğimiz adlarımız vardır.
http://islamcokguzel.files.wordpress.com/2007/10/allah_ask.jpg?w=499&h=333
“Aşk” ile “ilgi duyma”nın karıştırıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Artık güllerimiz Leyla kokmuyor, sevda kokmuyor. Aşkın ilk basamağına dahi çıkamadık. Tutkulara takılıp kaldık. Dergâha gelen delikanlıya şeyhin “Sen git, âşık ol da gel, aşkı bil de gel!” dediği kadar dahi olsa, yüreklerimize işleyemedik aşk nakışını. Gönül toprağına atamadık aşk tohumunu. Nadasa bırakılmış yüreklerimize bir Leyla tohumu düşmedi.
http://img377.imageshack.us/img377/3802/yavedudbe5ix2.jpg
Biz ölümsüz ve günahsız aşklara değil, günübirlik sevdalara takılıp kaldık. Cismaniyetin ağında ateş böceklerini yıldız sayanlar gibi, tutkuları aşk sandık. Talihsiz yanılgılarla yanlış ateşlerde yandı ruhumuz.
Sonu “kaf”la biten, “aşk”ta kalb vardır. Kaf, kalbidir aşkın. Aşkın kalbini çıkarıp aldığınızda geriye “aş” (k) kalır, ceset kalır, madde kalır.
Mecnun’un aşkına özenip de yürüdüğümüz yollar, çöl değil. Oysa aşk, çölde haz verir insana. Kalb, çöl yanmışlığında kanıyorsa aşk vardır. Aşk, yanmışlıkla daha bir lezzet verir aşığa. Susuzluktan çatlayan dudaklardan dökülen Leyla adı, cânân adı, can verir ölür ruhlara. Çölde ceylanların sürmeli gözlerinde Leyla’yı görenler, aşka uyanır seherlerde. Ve aşkın büyüsü örülür seherlerde. Toprak öperken alınlarımızdan, aslında Leyla’dır buseler konduran.
Bizim seherlerimizde ceylanlar yok artık. Biz seherlerimizi uykulara feda ettik, göremiyoruz Leyla bakışlı ceylanları. Üstümüze güneşler doğar oldu. Geceler boyu yıldızlarla söyleşip de onlara elveda diyemedik gün doğumlarında. Biz, ceylanların gözlerini öpemedik, bu gözler Leyla’nın gözlerine benziyor diye. Uykulara feda ettiğimiz seherlere ağlayamadık. Leylasızlığa akmadı göz yaşlarımız.
http://img1.loadtr.com/b-377802-ağlayan_göz.jpg
Biz sevemedik yaratılanı Yaratan’dan ötürü. Yunus mektebinde diz çöküp okuyamadık aşk kitabını.
Oysa, varlığın özünde sevda hamuru vardı. O hamuru besleyen aşkın pişmanlık gözyaşı vardı. Adem ile Havva’dan dökülen. Şimdi ezeli pişmanlıklara değil, günübirlik sancılara akar oldu gözyaşlarımız.
En sevgiliye iltifatlar vardı sevgililer sevgilisinden, “Ben sana âşık olmuşam ey şerif!” hitabının tatlı sıcaklığı vardı. “Levlake…” hitabıyla başlayan bin bir renkte iltifatlar vardı. Âşık ile mâşûkun ezelde yazılı, göklerde yan yana asılı adı vardı.
Aşk medeniyetinin sevda pazarında, gönlümüzü bir Leyla’ya, son Leyla’ya, en Leyla’ya sunmanın hesabındayız. Yere göğe sığmayan Sevgililer Sevgilisini gönül Kâbe’sinde misafir etmenin telaşındayız. Misafirlikler bir olmak içindir, tek olmak içindir.Tıpkı kapısına gelen âşıkına seslenen sevgilinin tek olma hayali gibi.
“Kimsin?” diye seslenir kapısını çalana. Aşka tutulan âşık “benim” der. Ve tekrar seslenir sevgili. “Burada iki kişiye yer yok. Gönlüm teki arzular.” Tekrar kapının tokmağına dokunan ve ısrarından vazgeçmeyen âşık, benlik libasından sıyrılır. “Sen’im” der. Vahdete adım atar, bırakır ikiliği, küfrü bırakır, çokluğu bırakır. Sevdiğinde fânî olur. Aşkın bekâsını bulur.
Ebedî aşkı arzulayanlar, sevdiğinde fânî olup ölümsüzlüğe kucak açanlardır.
http://img.blogcu.com/uploads/vuslatsevdasi_ilahiask.gif
Ve sevenlerin dilinde sevilenlerin adı bayraklaşır. Dillerde hep Leyla kitabı okunur. Kulağa gelen her nağmede Leyla, esen her rüzgârda Leyla… Buram buram hep Leyla… Kuşların ötüşünde, güllerin kan kırmızı kıvrımlarında, göğün mavisinde, ağacın yeşilinde hep Leyla vardır. Yağmur damlaları vuslata koşar, düşer toprağa. Toprak, Leyla’sıdır yağmurun; toprağın Leyla’sı yağmur…
Mecnun’a adını sorarlar, Leyla der. Geldiği yeri sorarlar, gideceği yeri sorarlar yine Leyla, hep Leyla der. Hep aşk…
http://img242.imageshack.us/img242/4340/kirmizigul9nq7bkxf1at9mn9.jpg
Gönlünü Leyla’ya kaptırmışların şafaklarında, güneşin ışıldayan çehresinde gamzeli tebessümler saklıdır. Dağların doruklarında hiç kaybolmayan beyazlıklar, Leyla’nın yüreğe serinlikler bahşeden sevdasıdır. Aşk, kar beyazı vefalar saklar bağrında.
Yüreğine yasak koyanlar, vefalara bezenmiş aşklarında ölümsüzlüğün kapılarını aralar. Gecenin mavi karanlığında yıldızlardan taç yapan âşıklar. Leyla durağında sevda yağmurlarıyla ıslanırlar.
“Cennet gözlüm” dediğimiz ve yarım kalmış yanımızı tamamlayan sevgiliyi alıp da yanımıza…
“Sen ey cenneti müjdeleyen Sevgili, Sevgilim!” deyip düşüp de peşine, tutunup da eteğine aradık mı hiç gecenin ve gündüzün Leylasını? Sevdanın ve Leyla’nın aşkına kaç gün doğumlarını sancıyla yaşadık? Gün batımlarında kaybettiğimiz Leyla’yı bir gülün kırmızısında bir bülbülün feryadında aradık mı hiç? Leyla’dan başkasını görmez oldu mu gözlerimiz?
Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendisini aşka çağıran çöldedir Mecnun. Dolaşır bir baştan bir başa. Yüreğinden aşka ırmaklar akar çöl kumlarında. Gönlünü avutur. Dolaştığı günlerden bir gün… Fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtiğini. Leyla’dan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez, namaz kılan dervişi. Namaz biter. Kırk yıllık bekleyiş yükünü bilen derviş kızar Mecnun’a. Özür kuşanmış kelimelerin ardından, paslı vicdanlara bir hançer gibi, saplanan sözler dökülür Leyla kitabı okuyan dudaklardan. “Kusura bakma derviş baba, ben Leyla’nın aşkından seni göremedim. Ya sen, huzurunda bulunduğun Mevla’nın aşkından beni nasıl gördün?”
http://www.celcelutiye.com/yuklenen/1722009054316.JPG
Aşk yanılgısıyla avunan yürekler sıtmaya tutulur. Yeni bir sevdanın, ezelî ve ebedî Leyla’nın eşiğinde aşka uyanır canlar, Leyla’ya uyanır. Vuslat kokan düşler Leyla’ya uzanır.
http://img2.blogcu.com/images/i/n/s/insirahyarab/y1p_r18aotkbarbtdvpjo8qffzxnbdgsst6328k75ldrxu_obn k_hwrpnmsf9inunv4.jpg

YaRêN
13.10.2012, 21:00
İçinde yanan ilahiaşk ile kainatı tavaf etmeye başlar

http://ilahiask.files.wordpress.com/2007/03/akjk4gr7tk0.jpg?w=400&h=253 (http://ilahiask.files.wordpress.com/2007/03/akjk4gr7tk0.jpg)
Gönlünün sarayında büyük bir yangın yaşamıştır
ve
bir tek O(c.c) Sultanlığını ilan etmiştir….
http://ilahiask.files.wordpress.com/2007/05/gothic-large-msg-11514487341.jpg?w=655 (http://ilahiask.files.wordpress.com/2007/05/gothic-large-msg-11514487341.jpg)
Yüreğinde taşıdığı ebedi sevdayı ilmine akıtmıştır…
http://ilahiask.files.wordpress.com/2007/03/cennetyollari_1.gif?w=655 (http://ilahiask.files.wordpress.com/2007/03/cennetyollari_1.gif)
Artık sağ elimi kaldırdım(Mevlasından aldığı ilahiaşk enerjisiyle)
sol elimi daldırdım (Halka hizmet şuuruyla bir canı daha Mevlasıyla buluşturma şevk ve gayretiyle, eli Kârda gönlü Yar’da….)

HİZMETLERE İMZASINI ATMIŞTIR….

İlahiaşk Can güneşi



http://www.esv-gersthofen.de/assets/images/kerze.jpg (http://www.esv-gersthofen.de/assets/images/kerze.jpg)
Aşk-ı İlahi
Mahluk hilkâtine vesile benim,
Zerrât ve gezegenleri döndüren,
Mahlukta Hâkk’ın mührünü gösteren,
Allah’a (c.c) muhâbbette zirve benim…
Kâinat dar gelir yerim gönüller,
Benden nasipsize zordur ölümler,
Nasiplime ölüm olur düğünler,
Ölümü Şeb-i Arus kılan benim…
Fânilerde arama bulamazsın,
İlâhiyse tadıma doyamazsın,
Yerime hiçbir şeyi koyamazsın,
Kâinatın özü odağı benim…
Kırmızı güldeki saklı mânâyım,
Gözlerde damla gönülde deryayım,
Neyin hasretle dolu feryadıyım,
Kulu Mevla’ya ulaştıran benim…
Bülbülü güle tutsak eylemişim,
Numunemi faniyle göstermişim,
Gülün kısa ömrüne yetmemişim,
Bülbüle serenât yaptıran benim…
Mecnun’un Leyla’da aradığıyım,
Ferhat’ın Şirin ile yandığıyım,
Kerem’im Aslı ile andığıyım,
Fani muhabbette aranan benim…
Adem’e (a.s) Havva ile göründüm,
İblis’in iddiasıyla ölçüldüm,
Tövbe gözyaşıyla dirildim,
Habil’i Kabil’den ayıran benim…
Nuh’un (a.s) gemisi benimle yükseldi,
Tufanın öfkesi sayemde düzeldi,
Balığın karnında Yunus (a.s) seslendi,
Çareyi imdada koşturan benim…
Ad da Semud da beni tanımadı,
Bana çağrılınca kulak asmadı,
Beni unuttu da çaresiz kaldı,
Yerine musibet getirilen benim…
Musa’nın (a.s) Tur Dağında düştüğü,
Yakub’un (a.s) Yusuf (a.s) ile güldüğü,
Nemrut’un İbrahim’den (a.s) ürktüğü,
Kıssaların ardındaki asıl benim…
Aziz Mahmut’a Hüdâi dedirten,
İbrahim Ethem’i tahttan geçirten,
Oğlundan vuslatta yüz çevirten,
Uğrunda dünyadan geçilen benim…
Ahmed’i (s.a.v) âlemlere rehber eden,
Mevlana’yı insanlara sevdiren,
Yunus’a Tabdug ile huzur veren,
Sebepler ardındaki sırlar benim…
Mu’sab’ı (r.a) her şeyinden geçirtenim,
Zeyd’i (r.a) taşlar önünde set çekerim,
Hamza’yı (r.a) şehitler piri edenim,
Yollarında canlar verilen benim…
Allah’ı idrakte en üst noktayım,
Gönlün kendini bulduğu safhayım,
Can kafesindeki kalbi saftayım,
Beden ölse de ebedi yaşarım,
Zira aşktır adım, bendeniz AŞK’ım…..
Şair:Adem Kaçar

YaRêN
13.10.2012, 21:06
http://i216.photobucket.com/albums/cc138/SweetiGirl87/blaue_Rosen_mit_Tropfen.jpg


Aşk
Tarifi olmayan lezzetlerin en üst seviyesi,
Kelimelerin aciz kaldığı üç harf.
Girdiği gönülleri altüst eden kulağı sağır gözü kör eden aklı gideren
akıl alırmı aklı gidereni
aklı gideriyor ama gönül direniyor
direnirken yanıyor yandıkça direniyor
aşka yürekmi dayanır yanıyor gönül cayır cayır kül oluyor.
Kül gönülde hastalıkmı kalır tertemiz bir gönül ve Aşk yerleşiyor oraya.O gönül gül oluyor sonra kul
Ruh haykırıyor aşk aşk diye.Nerdesin aşk kimin gönlündesin kimi yaktın ezelden bugüne,
hangi yürek dayandıki buna nerde o aşk nerde
çöller gezen mecnundamı
dağları delen ferhattamı
Şemsde eriyen Mevlanadamı
Allah diyen dildemi o dil benim aşkım,
sırat-ı müstakimde yürüyen ayakmı o ayak benim aşkım,
Zikir eden dudaktamı o dudak benim aşkım,
Allah diyen yürektemi o yürek benim aşkım.
Öldür nefsini artık ne verdiki bunca zaman.
Mevlam aşkı yaratmış aşkla bulalım diye.
Allah aşkla bulunur.Aşktır ibadeti ibadet yapan.Aşktır kulu kul yapan.Aşktır kula Maşuğu bulduran
Aşkın varsa bulursun kurtulursun
Aşkın yoksa sen yoksun,yoksun!
http://img6.imageshack.us/img6/4028/kalpresimleri.jpg (http://img6.imageshack.us/img6/4028/kalpresimleri.jpg)
http://img189.imageshack.us/img189/8835/3aaak2.gif (http://img189.imageshack.us/img189/8835/3aaak2.gif)




http://islamcokguzel.files.wordpress.com/2009/04/beraberyanalim_islamcokguzel.jpg?w=400&h=377&h=303 (http://islamcokguzel.files.wordpress.com/2009/04/beraberyanalim_islamcokguzel.jpg?w=497&h=377)
Gel Beraber Yanalım..
Eğer ki O kerem sahibine firkat acısıyla yanarken biçare dilinle bir dem dahi “Hû” demediysen, kalbin zelzeleleri aşıkan meclisinde bikes olarak bitap düşmüş halde Rahim olana “Rabbim sana geldim” derken bir damla gözyaşını veremediysen..
Gel Beraber Yanalım..


Gözün açık iken bile uyanmamışsan, gönül kuşun ruh kafesinde çırpınırken bidayet ile hidayet arasında derbeder olmuşsan, aşk gönlüne düşmesine rağmen fermana teslim olmaya gücün yoksa..
Gel Beraber Yanalım..


Gaflet uykusu bir dilenci yapmadıysa halen seni, inzivayı halk içinde arıyorsan, kevseri dünyada, hakikati rüyada soruyorsan, letaiften ahfaya geçip, sırdan mehduş oluyorsan, fakirliği kabul ediyorsan..
Gel Beraber Yanalım…


Aşkın şarabını içmeden kendinden geçiyor, yunusun adını duyunca uçuyor, Mevlana ile dönüp, Arabi ile sönüyorsan, daha zaman var deme sakın, ölüm dediğin nedir, göz açmaktan başka, artık zaman geldi.. işte mahbub gidelim biz büyük aşka, var mı hakikatten daha başka…
Gel Beraber Yanalım..


Yanalım da “HÛ” ya kanalım, masivayı bırakıp Rahman ile dolalım, gerekirse aç susuz kalıp biçare bir nalân gibi solalım.. Düşten çıkıp aşıklar meclisine konalım…
Gel Beraber Bir Olalım..







http://img2.blogcu.com/images/r/u/v/ruveydacelik/allah7.jpg (http://img2.blogcu.com/images/r/u/v/ruveydacelik/allah7.jpg)
Bir dem ki Huzura ermek
Bir dem ki dertlerin yok olması
Bir dem ki aşığın maşuğuna kavuşması
Vuslatı

Mevlam istedimki bu sayfayı
sana olan özlemimi dindirebilecek bir hatırlatıcı yapayım,
istedim ki dağılan halimi toparlayabileyim,
istedim ki sana sevgimi
dem dem gelip anlatabileyim
hasbihal edebileyim ….

http://www.9sn.net/resim/Kalp-mumlar.jpg (http://www.9sn.net/resim/Kalp-mumlar.jpg)
Senin aşkın öyle bir iksir ki Mevlam,
geldiği anda yürekte ne sızı,
ne hüzün bırakıyor….
Şiddetli bir kış geçiren yeryüzü nasıl ki
ilkbahar neşvünemasıyla dirilirse
senin aşkında
bela ile yoğrulan,
kışa dönen gönülleri
bahar gülleri ile dolduruyor…
Sarmaşık gülleri sarıyor tüm benliğimizi
öyle bir sarıyor ki
benliğimiz senin aşkında yok oluyor eriyor….





http://img2.blogcu.com/images/r/u/m/rumimevlevidergisi/496.jpg (http://img2.blogcu.com/images/r/u/m/rumimevlevidergisi/496.jpg)
Aşk: “SARMAŞIK”
BAŞI; “Karışık”
ORTASI; “Karmaşık”
SONU; “Karmakarışık”
Aşk: “SARMAŞIK”
“Aşk, muhabbetin seveni kavraması, bütün vücûduna yayılması âdeta onu SARMAŞIK dalları gibi kucaklamasıdır.”
“Aşk yapışkan bir bitkidir. İnsanların sevgisine aşk denmesi, kalbe yapışmasındandır.”(Ferra)
Bu yapışkanın adı; “SARMAŞIK” tır. Ve “Işk” kelimesinden alınmıştır. SARMAŞIK sarıldığı yeri nasıl kaplarsa, aşk da girdiği kalbi öyle sarar, sarmalar, kök salar. Kalpte yeşerir, zamanla sararır ve sâhib-i kalbi de sarartır. Aşkın kolları öyle güçlüdür ki; ne aşka tutunanlar, ne de aşkta tutuklu kalanlar ondan kurtulamazlar. Karışan kafalarında aşka dâir sonu gelmeyen sorular belirir.
Aşk mıdır cân u dil mülkünü yağma eyleyen
Aşk mıdır sînemin içre gelip câ eyleyen
Aşk mıdır boynuma takıp belâ zincîrini
Gezdirip Mecnûnleyin âlemde rüsvâ eyleyen
(Muhibbî)
Aşk; âşıkların ışığıdır. Bütün yangınların âteşidir. Mansur’un celladı, Şîrin’in Ferhad’ıdır. Halîl’in “Verd” i, Züleyhâ’nın “Derd”idir.
Aşk imiş ışık veren âşıklara
Aşk imiş âteş veren yanıklara
Aşk imiş derde bırakan dem’i
Aşk imiş deva veren âşıklara
(Hicrânî)

http://img338.imageshack.us/img338/7196/hgmd0.png (http://img338.imageshack.us/img338/7196/hgmd0.png)
VE İNCE BİR nimettir! Ve dahi hikmetle anlaşılmaya, şefkatle sevilmeye lâyıktır. İbrahimî “Lâ uhibbu’l-âfilîn” feryadının üç harf ve altı noktaya dökülmüş halidir aşk.
Güzelliğe iştiyaktır ve hakikî güzeli gösteren bir pusuladır.
Batıp yitenin sevgili olamayacağını haykıran bir dellâldır.
Kalbimin ebedî aşk için yaratıldığını ve sadece ama sadece Ona ayna kılınan o kalbe, kaybolup giden zeval mahkûmlarının giremeyeceğini anlatan bir işarettir.
Aşk ile ebede yönelirim ve aşk gözyaşlarıyla Ebedî Sevgili’yi ararım.
Geldim Mevlam kabul edermisin bu aciz kulunu

http://img145.imageshack.us/img145/2660/elizanys0pc8.jpg (http://img145.imageshack.us/img145/2660/elizanys0pc8.jpg)
Ey Allah’ımSana aşkımı ilan ediyorum..
Seni Seviyorum! Seni Seviyorum Allah’ım!
Ne olur, ne olur sen de beni sev! Ne olur sen de beni sev!…
Beni sevginle yaşat ve Sevginle canımı al!
Sevginle dağıt bedenimi, Tekrar sevginle bir araya getir!
Sevginle çıkayım kabirden,
Sana koşayım yüreğimdeki sevginle!
Ya Nur! Alemleri ve gönülleri aydınlatan,
nur üstüne nur olan Allah’ım!
Nurunla nurlandır yüzümü,
Nurunla nurlandır bedenimi,
Nurunla nurlandır yüreğimi…
Ya Sultan! Kendine esir et beni!
Ya Canan! Kendine meftun et beni!
Ya Allah!
Ya Allah!
Ya Allah!
Ey En Büyük Sevgili!
Ben seni çok seviyorum yarabbi, ne olur sen de sev beni!
Varsın hiç kimse bilmesin beni,
Varsın hiç kimse sevmesin beni,
Yeter ki sen sev beni Allah’ım, yeter ki sen sev beni!….

http://i106.photobucket.com/albums/m265/azrash_puo/Allah_swt.jpg (http://i106.photobucket.com/albums/m265/azrash_puo/Allah_swt.jpg)
Neyleyim Dünyayı Bana Allah’ım Gerek
Neyleyim Ukbayı Bana Allah’ım Gerek
Neyleyim Sensiz Yazı Kışı Baharı
Neyleyim Seni Bilmeyen Bir Beni
Mevlam Cemalullahına kavuştur bizleri

YaRêN
13.10.2012, 21:11
http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/krgul1.gif?w=234&h=245 (http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/krgul1.gif)



***…Aşkın Kanunu…***

***…Aşkın Kanunu…***

Aşkın adına ‘hizmet’ diyenlere

ithaftır!

Aşka dair bütün sözler taze, yazılanların hepsi de yenidir aslında. Her bir aşk cümlesinde yeni açmış bir gülün kokusu, bir papatyanın rengi vardır. Bir de az önce vücut bulmuş, az sonra da hayata veda edecek bir kelebeğin deseni gizlidir o cümlede. “Nicelerini gördüm, taklitten öteye geçemediler” diye itiraz etme hemen. Onların taklitleri bile aşkla okunur, iştiyakla dinlenilir. Eğer birkaç dakikan varsa gel, beraber dinleyelim. Varsın taklit olsunlar!

http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/y1p_-3chavxcoinohbnxtvvu5a6pzxlqaiwraawwzvrlez04hil1bqn 9zt7gzckl6hi9almb-k5skk.gif?w=209&h=105 (http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/y1p_-3chavxcoinohbnxtvvu5a6pzxlqaiwraawwzvrlez04hil1bqn 9zt7gzckl6hi9almb-k5skk.gif)

Ey aşka tâlip olan gönül!

Lambanın etrafında dönüp dolaşan ve içindeki ateşten haberler bekleyen pervaneye ne kadar çok benziyorsun! Sorular sorup duruyorsun fasılasız: Aşk nedir? Aşkın kanunu var mıdır? Aşık kimdir? Ben aşık mıyım? Aşıksam aşkımı nasıl anlatabilirim? Hem anlatmalı mıyım? Değilsem nasıl aşık olabilirim?.. Ve daha yüzlercesi soruların. Ne var ki düşenler ateşe, ondan hiç haber vermiyorlar. Haber verenler de ateşten, doğrusu pek bir şey bilmiyorlar. Tabiî sen soruyorsun, fakat elin boş; durmadan dönüyorsun.
Aşk hakkında bu işin erlerinden birkaç cümleyi sana okumama izin ver. Bütün aşkların ötesinde, en yüce ve hakîki aşkı tarif ederken bir kutlu “O ezel ve ebed Sultanı’na karşı duyulan kalbî alâka ve muhabbettir” diyor, “Asıl aşk kendini tamamen maşûkuna vermendir ki, o zaman senin varlığın aradan çekilir ve tamamen yok olursun” diyor bir başkası. Aşıklardan bir diğeri şöyle diyor, aşkı tarif ederken: “Aşk, bir şeye bütünüyle kendini vermen, sonra da o şeyi canına, malına tercih edip, ona gizli ve açık her durumda sadakatini ispat etmen, sonra da ona karşı kusur ettiğini anlamandır.”

Aşk Talibi!
Şu sözleri duyunca niçin birkaç adım geriye çekildin, ürperdin ve titremeye başladın hemen? Korkarım ki, aşkı sen de yanlış anlamışsın. Onu kanunsuz zannedip, kolay sanmışsın. Aldanmışsın. Fakat dönüp gitme! Vazgeçme! Biraz daha dinle aşk talibi, ümitlerini söndürme.. ümitlerimi söndürme.. bir kere de sen hayal kırıklığına uğratma beni!
Aşk meydanında söylenmiş sözlerin en güzellerini şüphesiz şairler söylemişlerdir. Ve şiirlerin en güzelleri aşk hakkında söylenenlerdir. Aşkın zorluğundan nasıl haber veriyor şair, gel, beraber kulak verelim:
“Bir demir dağı delip boynuna almak gibidir
Her kişi aşık olurdu eğer âsân olsa.” (Taşlıcalı Yahya)
Anlaşılan o ki, her şeyden önce bu işin zorlardan daha zor olduğunu kabullenmen gerekecek. O halde gel biraz daha konuşalım:
Eğer Dost’un rızasını istiyorsan, nefsin hevasını terketmelisin. Ve masiva bütünüyle silinip gitmeli gözünden. Cânân derdine düşmüşsen eğer, can derdinden ve benlik davasından vazgeçmelisin. Anladın ve biliyorsun ki, iki kıble var; biri Hak diğeri bâtıl: Hüdâ ve hevâ. İlla ki, birini seçmelisin. Dost’un yolunda malını, canını, her şeyini vermeyi en büyük saadet bilmelisin. Kim bilir aşıkların en mümeyyiz vasfı belki de söz sahibinin dediği gibidir: “Gerçek aşıklar, ne servet ü sâman ne de şöhret ü nam peşindedirler.” Hem aşık maşukuna sürekli mektuplar göndermekle meşgulken ve bir cevap, bir kapı aralanması beklerken başka neye vakit bulabilir, ne ile meşgul olabilir ki!?

“Masivaya meyleden aşık Hüda’dan dûr olur,
Defter-i uşşakta onun namı nâ-malûm olur” diyor Fuzûlî ve yine o konuşturuyor gönül nağmelerini:

“Ya Rab! Bana cism ü can gerekmez
Cânan yok ise cihan gerekmez.”

http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/y1p_-3chavxcoinohbnxtvvu5a6pzxlqaiwraawwzvrlez04hil1bqn 9zt7gzckl6hi9almb-k5skk.gif?w=209&h=105 (http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/y1p_-3chavxcoinohbnxtvvu5a6pzxlqaiwraawwzvrlez04hil1bqn 9zt7gzckl6hi9almb-k5skk.gif)

Evet, aşk bir sarmaşık gibi sarıyor kalbi, ruhu ve bütün ufku kaplıyor. Böylece aşığı başka her şeyden müstağnî kılıyor; aşığın en seçkin vasfı da ‘adanmışlık’ oluyor. Aşka adanmışlık, aşkın lüzumuna adanmışlık. Zaten denizdeki balığın o deryaya nisbetle benlik davasına girişmesi sana da komik gelmez mi? Peki ateşin içinde eriyen demir, ateş değil de ya nedir? Hayatını bütünüyle aşka adamış, mustarip şairin kırık mızrabından bütün bir cihana yayılan şu nağmeler bizim gönüllerimizde de en müstesna yerlerine otursunlar:

“Ey aşk, artık anladım meğer sen her şeymişsin
Hem öldüren bir zehir, hem dirilten bir iksir;
Allah’a götüren yollarda dirilten sesin,
Diriliş üflemekte ölü ruhlara bir bir…” (M.F.Gülen)

Sûfî şair Niyazi-i Mısri’nin şu beyti de hemen hemen aynı nağmeyi terennüm eder:

“Ey gönül gel gayrıdan geç, aşka eyle iktida
Zümre ehl-i hakikat ânı kılmış mukteda.”
Evet, gerçek aşıklar biricik Maşûk’a, sadece O’na, ellerindeki her şeyi öylesine feda ederler ki, ruhlarını ölüm meleğine bile teslim etmek istemezler:
“Vermem sana çek benden elin ey Melekü’l-mevt,
Cânânıma nezreylediğim cana dokunma!” (Aşık Ömer Konevî)
Aşk yolcusu! Eğer bir kere açmışsan gözünü Dost’a; artık gözün ayrılmamalı O’ndan ve kaymamalı başkasına. Yoksa aşık olamazsın ve hiçbir zaman da aşkı bulamazsın. Zira bilirsin ki, ancak arayanlar ve arayışlarında gayet derecede ciddi olanlar aradıklarını bulabilirler. Yola sabah erken koyulmayıp da menzile ulaşan herhangi birisini gösterebilmek ne mümkün! Zaten öteden beri de hep öyle olagelmiş değil midir? O yolun yolcularından birisi “Ben bulacağımı tam altmış sene aradıktan sonra buldum” demiyor mu? Hem asıl ve önemli olan er ya da geç ama mutlaka bulmaksa, o yolda harcanmış senelerin ve feda edilmiş bilumum azm ü cehdlerin ne ehemmiyeti kalır ki!



http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/y1p_-3chavxcoinohbnxtvvu5a6pzxlqaiwraawwzvrlez04hil1bqn 9zt7gzckl6hi9almb-k5skk.gif?w=209&h=105 (http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/y1p_-3chavxcoinohbnxtvvu5a6pzxlqaiwraawwzvrlez04hil1bqn 9zt7gzckl6hi9almb-k5skk.gif)

Aşk Tâlibi!
Bu yolda aklınla hareket etmeye de kalkışma sakın. Mantığını devreye sokma. ”İlmim, amelim” deme. Hani demiştik ya şairler söylemiştir sözlerin en güzellerini. Kulak ver ve dinle:
“Bir dil olursa aşk ile şûride cihan,
Akl ile aşinalığı artık muhal olur.” ( Nakiye Şerife Hanım)
Aşk konuşuyorsa bir mecliste akla bir köşede oturup sessizce dinlemek düşer. Hz. Mevlânâ da gönlünün içini “aklı sat, aşkı satın al” diyerek dökmeye çalışıyordu. Fuzûlî’ye bir kez daha söz verelim ve o enfes beyanı bir kere daha şereflendirsin kulaklarımızı:
“Aşk imiş her ne var alemde,
İlm bir kıyl ü kâl imiş ancak.”
Evet, aşk eline alınca mızrabı ve başlayınca söylemeye içten ve samimi, herşey susuyor ve bayrağı ona teslim ediyor.

http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/y1p_-3chavxcoinohbnxtvvu5a6pzxlqaiwraawwzvrlez04hil1bqn 9zt7gzckl6hi9almb-k5skk.gif?w=209&h=105 (http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/y1p_-3chavxcoinohbnxtvvu5a6pzxlqaiwraawwzvrlez04hil1bqn 9zt7gzckl6hi9almb-k5skk.gif)

Ey Gönül!
Şöyle-böyle birşeyler hissetmeye, duymaya başladığını düşünüyorsan şayet, daha konuşacak başka şeylerimiz de var demektir. Hem de önemli şeyler…
Başta aşık olduğunu zannedip gururlanman ne kadar yanlışsa, şimdi aşkından bahisler açman da bir o kadar yanlış oluyor. Söylemek istediğim, herkes seni her zaman sükût içerisinde ve münzevî görmeli; sen de göründüğün gibi olmalı ve hep öyle kalmalısın. Ateşe yeni atılan odun parçaları ne kadar çok ses çıkarırlar, bilirsin. Halbuki onlar henüz tutuşmamıştır bile. Kor haline gelmişlerse, içten içe, cayır cayır yanarlar ve hiç sesleri çıkmaz. Sen ikinciler gibi ol ve bil ki; aşığın sinesinde nice mağmalar köpürür durur ve o sinede nice cevherler gizlidir ama o hiç hissettirmez. Onun susması olmadığından ve bilmediğinden değil, sadece edebindendir.
“Aşk-ı Cânân ile mamûre-i alemdir dili,
Gerçi bîderd olanlar onu virane sanır.” (Adnî) mısralarında şair, aşığın derinliğini ve aynı zamanda mukassîliğini ne güzel dile getirmiştir!

http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/y1p_-3chavxcoinohbnxtvvu5a6pzxlqaiwraawwzvrlez04hil1bqn 9zt7gzckl6hi9almb-k5skk.gif?w=209&h=105 (http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/y1p_-3chavxcoinohbnxtvvu5a6pzxlqaiwraawwzvrlez04hil1bqn 9zt7gzckl6hi9almb-k5skk.gif)

Gönül!
Bu yolun şakaya tahammülü olmadığını, vefa ve çile yolu olduğunu, bir kor gibi yanmak fakat hiç ses çıkarmamak gerektiğini herhalde idrak etmiş bulunuyorsun. Şunu da bilmelisin ki, bu yolun en önemli kanunlarından biri de aşkı, cana şifa, yutulması zor, biraz da acı bir ilaç gibi yudumlamak ama hiç şikayet etmemektir. Evet, aşkta maşuka naz olur, şekva olmaz. Aşkla şikayet uyuşmaz. Sürekli ayrılık şikayetini dillendirip duran aşıklar, o dertten aldıkları hazdan öyle konuşuyorlar. Zira firkatte bitip tükenmek bilmeyen bir vuslat arzusu var ve işte o arzu aşığa hayat üflüyor, can veriyor. Nâmütenahî bir yolculuğa yetebilecek kadar can…

http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/y1p_-3chavxcoinohbnxtvvu5a6pzxlqaiwraawwzvrlez04hil1bqn 9zt7gzckl6hi9almb-k5skk.gif?w=209&h=105 (http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/y1p_-3chavxcoinohbnxtvvu5a6pzxlqaiwraawwzvrlez04hil1bqn 9zt7gzckl6hi9almb-k5skk.gif)

Ey Gönül!
Aşka sözlüklerde karşılık arama zahmetine hiç girme! Zira onlar öyle yazsa da, yazmasa da aşkı en iyi karşılayan kelime hiç şüphesiz ‘dert’tir ; belki de kendisine derman aranmayan yegâne dert. Aşk derdine derman arayan biriyle herhalde sen de hiç karşılaşmamış, öyle birini hiç duymamışsındır. Zaten biri çıkıp arasa bile hangi tabib o derde derman olabilir ki?
“Aşığım dersin belay-ı aşktan ah eyleme,
Ah edip derdinden ağyarı agah eyleme!”

“Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib,
Kılma derman kim helakim zehr-i dermanındadır.” diyen Fuzûlî, aşk derdinin ilacının yine aşkın kendisinde olduğunu ne güzel ifade ediyor. Evet, aşık yarasına merhem aramaz. Aslında aşığın yarası da merhem kabul etmez. Aşığın sinesindeki ateşi okyanuslar söndüremez. Onun ateşine bir nebze serinlik verecek bir şey varsa o da yine aşkın en büyük şahidi gözyaşlarıdır. Gözyaşlarından mahrum kalmış zavallı bir gönülde –ona da gönül denecekse– aşk ateşi tutuşmaz. Ve o gönlün sahibine aşık denmez.
Biz böyle konuşaduralım; bazı aşıklar da der ki, gözyaşları aşkın şahidi değil onun katilidirler. Çünkü onlar aşkı açığa vuruyor ve aşkın ‘gizlilik’ kanununu deliyorlar. Hem de aşkın ateşini söndürüyorlar. Halbuki aşık bir ömür boyu yanıp durmalıdır. Zaten aşkın bir manası da yanmaktır. Fasılasız, cayır cayır yanmak.. bir ömür boyu yanmak.
Yine de biz, hem içten içe yanan hem de gözyaşlarını içine akıtan gönül ehlini nazara alıp:
“Ol aşıka zehî aşık demezler,
Akuben gözyaşı sel olmayınca” (Muhyiddin Abdal) deyip geçelim.
Aşktan, aşıklardan bahsedince onların sığınağı geceleri zikretmemek olur mu hiç!

“Gece, sevdalı ruhların otağı,
Gece, aşıkların sırlı durağı..” (Kırık Mızrap)

Evet, aşığın en mümeyyiz vasıflarından birisi de ‘apaydınlık’ gecelere sahip olmasıdır. O, hiç kimseye açmadığı esrarını gecelere açar ve bir ömür boyu paylaşırken hüznünü, gamını onlarla, aşkını da onların koynunda besler, büyütür. Doğrusu aşık kadar sırdaş, onun kadar kadir kıymet bilen de yoktur geceler için. Aşıkların halinden de ancak geceler anlar ve aşıklarla sadece geceler hemhâl olur.
Aşk, kalabalıkların işi de değildir hani; hiçbir zaman da olmamıştır; bilakis o yalnızlığın ve ıztırabın arkadaşıdır. Gecelerin haline tercüman gam yüklü şair de, aşık olsa gerektir. Gamını şöyle döker mısralara:

“Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir,
Mübtelay-ı gama sor kim geceler kaç saat!”

……………………………………
Aşka dair bu kadar uzun konuşmak doğru muydu, bilemem? Bildiğim bir şey varsa o da aşk hakkındaki bütün sözlerin aşkın varlığından âlemi haberdar etmekten başka bir anlam taşımadığıdır. Ve onlar misilsiz, nazirsiz, Güzeller Güzeli yegâne Maşûk’a çağrıdan başka bir şey de değillerdir.
“Keşke sevdiğimi sevse kam u halk u cihan,
Sözümüz cümle heman kıssa-ı Cânân olsa!” (Yahya Bey) diyen şair ne kadar muzdarip, onun çağrısı ne kadar kutlu ve himmeti de ne kadar yücedir!

Ey aşk yolunun yolcusu olan divâne gönül!
İstersen bu hasbihâl son bulsun burada ve biz son bir adım daha atıp şöyle diyelim: Aşk için söylenmiş ve bir kelebek kadar ömür sürmesi mukadder bütün sözler boş, bütün yazılanlar da manasızdır aslında. Çünkü bu meydan sözün değil, özün konuştuğu meydandır. Allah aşkına, Mecnun’dan, Ferhat’tan, Kerem’den, Yusuf’tan geriye kaç kelime kalmıştır ki! Halbuki onların aşk vadisindeki dert, ızdırap ve çile yüklü serencamını hepimiz adım adım ezbere biliriz.

http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/y1p_-3chavxcoinohbnxtvvu5a6pzxlqaiwraawwzvrlez04hil1bqn 9zt7gzckl6hi9almb-k5skk.gif?w=209&h=105 (http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/y1p_-3chavxcoinohbnxtvvu5a6pzxlqaiwraawwzvrlez04hil1bqn 9zt7gzckl6hi9almb-k5skk.gif)

Ey gönül!
Aşk, senin de benim de ve daha nicelerinin de sevdalısı olduğumuz, hevadan Hüda’ya bir hicrettir; çok ama çok yüce, bir o kadar da derin manalar yüklü mukaddes bir hicret. Bitmek tükenmek bilmeyen, hayatını bütünüyle senden alıp kendi zimmetine geçiren, çile ve derdin vatanına yani seni sabrın en zor olanına mecbur eden nâmütenahî bir yolculuktur o. Kendi ayrı, vuslatı ayrı bir yolculuk. Biz bu yolun yolcularına müjdeler olsun diyelim ve Fuzuli’nin dilinden münacatımızı burada bir kez daha tekrar edelim!
“Ya Rab! Belay-ı aşk ile kıl âşina beni,
Bir dem belây-ı aşktan etme cüdâ beni!”

Furkan S. Yılmaz

YaRêN
13.10.2012, 21:12
http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/489476_5922.jpg?w=170&h=170 (http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/489476_5922.jpg)
(http://ilahiask.files.wordpress.com/2008/04/y1p_-3chavxcok7uxuux9uc0nrjilbf7ktminomedwto2dk_-sfzq3gznlbj-y2f7wrm3t9tpzxre8.gif)
AŞK…



yürek de damla damla akar mı böyle..

gül kokusu, gül muhabbeti, yürekten damla damla süzülür mü böylesi..

aşk, taneyi mücevher yapan,
faniyi baki yapan..
bir kainatı aşk ile dolduran Rabb’e aşk…
olmazları olduran,
kabımızı güllerle dolduran Rabb’e aşk…
bir zerreye bile akla sığmaz kanunları sığdıran,
nice fabrikalar işletip en güzel suretiyle bize sunan
Suyu Rahmet, Gülü Muhabbet eyleyen Rabb’e aşk…

Ancak aşk ile dönebilir bu dünya,
Aşk olmazsa bir elektron dahi yörüngesinde duramaz..
Su molekülleri biraraya gelemez..
Yağmur yağamaz,
Güneş doğamaz o ilahi Aşk olmasa..

Halık-ı Kerim’in “ol” emri olmasa..
Ne alem olur, ne zerre, ne katre, ne güller, ne gülistanlar
ve ne biz insanlar..

Ama “Ol” dedi Rabbim..
“Gel” dedi dünyaya..
Ve bizleri bu fani misafirhaneye misafir eyledi,
Tüm cihazatları verdi Rabbim..
Görmeye, Bilmeye, İnanmaya, İtaate, Sevgiye, Aşka ve Teslimiyete dair,
Tüm cihazlarla donattı bizi…
Halk eyledi, Rahmeyledi, nur eyledi..

Alemi melekleriyle donattı, herbirini emrimize memurlar eyledi..
Hizmetkarlarıyla doldurdu dörtbir yanımızı,
ve “en sevdiğini” gönderdi bizlere…
Nelerden nelerden nasipdar eyledi…

Mahbub-u Hakiki olan Rabbimiz, O aşk’a teveccüh ettirsin bizi
O’na sevk etsin bizi,
O’nunla eylesin bizi..

Amin….






http://img.blogcu.com/uploads/ozguryelken_Allah-gun_batimi.jpg (http://img.blogcu.com/uploads/ozguryelken_Allah-gun_batimi.jpg)



Vesile-i Aşk

Aşk ne zaman, ne de mekân arar. İlle de mekân derseniz kalbim derim. Zaman ise; geldiği andır. . . O gelmeden hissettirir kendini, olaylarla belli eder geleceğini. Sanki geleceğini bilir gibi beklerim onu. Bir hassasiyet bir durgunluk başlar yüreğimde, fırtına öncesindeki sessizlik gibi bir sükûn kaplar etrafımı. Sanki bir şeyleri hisseder ama ne olduğunu kestiremem bir türlü. İşte o an aşk kapıdadır, içeri girmek için davet bekler benden.

Ben aşkı bilsem de O’nun kadar aşkı hiç kimse bilemez. O sevenlerin en sevenidir, çünkü aşkı yaratan O’dur. O aşkın ta kendisidir. Sevmeseydi zaten yaratmazdı beni. O, istenmeyi istemeseydi, istemeyi içime vermezdi. O sevilmeyi ister, o istenmeyi bekler. Ve yine insanla ayna tutar insana.



Aslında aynada o dur, sevgide o dur, aşk da odur. O benim kapıma gelen deli sevdamdır.





“İnsan benim sırrımdır. Ben insanın sırrıyım ”der.





Sır nedir? Aslında aşktır kâinattaki en büyük sır.



Sev der, çok sev ama en çok beni sev. Sevdirir birleştirmez, gösterir yaklaştırmaz, özletir hasret bırakır, âşık eder kavuşturmaz. Zaten kavuşsa adı aşk olmaz. Yan ama tutuşma der, tutuşacaksan sadece benim için tutuş.





Bir baş eğmezliktir insanın hayata karşı hırçınlığı. Ve kendini bildiği andan itibaren aşkı arar. Kâinattaki her şey onu arayıştır aslında, onu keşfetmek üzere programlanmıştır hayat.





Her şeye rağmen AŞK tektir.





Gecelerce yıldızların parıltısını seyredersiniz, ne güzel, ne ulaşılmazdır onların ışığı. Ama onlarda güneşten alırlar parlaklıklarını. Güneşi seyredemezsiniz gözleriniz kamaşır.



Gaye-i ışıktır güneş, vesile-i ışıktır yıldızlar, güneşi yansıtırlar.Vesile-i aşktır insan, gaye-i aşktır ALLAH



Ve perde-i aşktır insanı sevmek. İnsanla perdeler kendini hasret bırakır, özletir, göstermez.





Aşk-ı dünyevidir insan ve Aşk-ı uhrevidir ALLAH .





O kulunun kalbine nazar etmeye görsün, kıvılcımı yaktı mı artık hiç kurtuluşunuz yoktur. O yarattığı kulunu sevdirerek yaklaştırır kendine. Sevgilinin zatında aslında kendi nuru vardır. Seven O’nu sever, isteyen O’nu ister, özleyen O’nu özler. Peşinden koştuğumuz da O, kavuşmak istediğimizde O, sarılmak istediğimizde O’dur.





AŞK; tekdir. Aslında en büyük lütuftur bu kulunun kalbine koyduğu ateş.





“Her göz etmez fark, İşitmez her kulak,



Saklı olmaz birbirinden CAN ve TEN






Canı görmek için izin yok ki bil ki sen




Bir ateştir, yel değildir ney sesi;



Kim ki ateşsizdir; Yok olsun böylesi ” der Mevlana.





İşte bu yangınla gelir kul O’na. Mucibince amel ederse dünyevi aşktan uhrevi aşka geçiverir. Aslında Mecnun’a Leyla’dan tecelli eden de O’nun aşkının nurudur. Ama O kalbe kendi sevgisinden daha şiddetli bir sevginin girmesine müsaade eder mi hiç? Kulunu kullanır, gönlüne lezzet tat verir. Güllerin kokusunu gül kokusuyla duyurur, bülbüllerin sesini dinletir, şakayıkların renklerini gösterir, fark ettirir hayatı, aldığı soluğu hissettirir. Sonsuz sevgi pınarından su içirir. Sevmeyi böyle öğretir kuluna. Sevince İlkbahar olur Sonbaharlar âşıklara. Ve aşkı insana insanla efsane eder ve aşığı aşka müptela eder.



Leylalar Mecnunlar, Yusuflar Züleyhalar, Ferhatlar Şirinler ve daha nice efsaneler bu aşkla ona erdiler. Anne sevgisi, eş sevgisi, kardeş sevgisi, evlat sevgisi, sevgili sevgisi hepsi birdir. Hepsi tek pınardan beslenir.





Çünkü sevgi tektir. Bilmeden Allah’ı sevmektir âşık olmak, işte budur aşka mecaz katmak. O zatını kulunda gizler görünmez, ama O kulunu görür. O bilir, o çok sevdiği kulunun bir gün kendine âşık olacağını da bilir.





Bu aşkla Mahmut Hüdai-ye kadılığı bıraktırır. İbrahim Ethem’i atlas yorganından çıkartır. Bişr-i Hafî’ye bütün varlığını tükettirir. Niyazi-i Mısri’ye mum yaptırıp sattırır. Ferhat’a dağları deldirir, aşığa acı çektirir.




Âşık sadece sever, o sevmeyi sever ve “Seni seviyorum” demeyi sever. Âşık aşka âşıktır, âşık aslında Sana âşıktır.



Aşk tektir, bende tek Seni sevdim kulun zatında.

YaRêN
13.10.2012, 21:19
http://ilahiask.files.wordpress.com/2007/11/sgunu5c.gif?w=655 (http://ilahiask.wordpress.com/2007/11/27/mevlana-da-ask/788/)



Mevlâna der ki,

“Aşk geldi. Damarımda, derimde kan kesildi; beni kendimden aldı, sevgiliyle doldurdu. Bedenimin bütün cüzlerini sevgili kapladı. Benden kalan yalnız bir ad, ondan ötesi hep o..”
Uğruna bir ömür bağışlanan, yanıp yakınılan bu eşsiz sevgili. Allah’tır. Âşk’da Allah’a karşı aşırı sevginin kemale erişi, âşığın âşkta yok oluşudur. Gerçek ilhama mazhar olmuş, gerçek yokluğu zevk edinmişlerin en büyük arzusu ilâhî vuslat’tır. Mevlâna, bu yolun coşkun âşığıdır, aşktan doğmuş, aşkla yoğrulmuştur.
“Bizim peygamberimizin yolu âşk yoludur. Biz âşk çocuklarıyız; âşk bizim anamızdır,”
der ve hakiki diriliğin aşkta yok olmakla mümkün olabileceğini söyler “Aşksız olma ki ölü olmayasın. Âşkta öl ki diri kalasın..” Mevlâna’nın âşkı, ömrünün üç merhalesinde olgunlaşmış, bir ömür bu uğurda harcanmıştır. Mevlâna bunu bir beytiyle şöyle ifade eder: “Bütün ömrümün hülâsası şu üç sözden fazla değil: Hamdım, pişdim, yandım.” Tahsil ve yetişme devresinin hamlığını Tebrizli Şems pişirmiş, ondan sonra yokluğu ile Mevlâna’yı yakmış, kavurturmuştur. Mevlâna’ya göre, gerçek âşığa aşktan başka herşey haramdır. İlâhi âşk ve ma’şuk herşeyin üstünde ve içindedir. İnsan, kendisini yoktan var edeni nasıl sevmez? Bu sevgi, aslında onun özündedir, herşeyin sonu ona varır. “Fîhi Mâ-fih” adlı eserinde şöyle buyurur: “Aslolan sevmektir. İnsan’ın mayasındaki bu duyguyu arıtmalı. açıklamalıdır. Bedenimiz bir kovan gibidir. Bu kovanın balı ne mumu da ilâhî aşktır…”
Mevlâna’nın Şems’e karşı yakınlığı ve âşkı da budur: Şeyh Şelâhaddin ve Çelebi Hüsameddin’e olan aşk da bu.. Onlarda mutlak varlığın kemâlini, cemâlinde Allah nurlarını gören Mevlâna, gerçek âşkı. yani “Zât-ı ilâhiye”yi sembolleştirerek terennüm etmiştir. Mesnevi’sinde, “Hakiki maşuk olan Allah’dan başka bir temaşası bulunan âşk. âşk olamaz, saçma-sapan bir sevda olur” buyurdukları gibi, Mevlâna’daki âşk, tam anlamıyla ilâhi âşk’tır; başka hiç bir şey değildir ve olamaz.
Mevlâna, coşkun âşkını Şems’in adında sembolleştirmiştir. Kendisinden yirmi yaş fazla 60-70 yaşındaki bu derviş, Mevlâna’da öz cevherini bulduğu ilâhî âşkı olgunluğa ulaştırmış, yokluğu ile de Mevlâna, O’nu âşkın sembolü yapmıştır. Bu sembol Allah’ın cemâl ve celalim imâ eder. Mevlâna, ezeli maşukun yüzünün aksını ve nurlu ışıklarını her yerde görür. Tebrizli Semseddinde bu nurlar; gören Mevlâna onu bunun için över. İlâhî vecdin verdiği mestligi, şarabın mestliğine benzetmiş, şarabı da âşk şarabı olarak sembolleştirmiştir. ilâhî âşkın, yakıcı sarhoşluğu bu.. Şiirlerindeki bağ, gül ve bülbül, hepsi de birer semboldür. Asıl maksat Allah’tır. Bir rubaisinde bunu şöyle dile getirir:
“Başımı koyduğum her yerde secde ettiğim O’dur. Attı yönde ve altı cihet dışında Mâbud O’dur. Boğ, bülbül, semâ ve sevgili.. Hepsi bahane, maksat daima O’dur.” İşte Mevlâna’daki âşk ve sevgili..
Çünkü o, herkesi seviyor, herkesi kabul ediyordu. Onca insanlar ceset ve kalıp itibariyle çok, fakat maya ve ruh bakımından tekli. Bir rubaisinde “Yine gel, yine gel.. Her kim olursan ol. yine gel.. İster kâfir ol, ister mecûsi, ister putperest. İster yüz kerre bozmuş o! tövbeni..” diyor ve ilâve ediyordu: “Umutsuzluk kapısı değil bu kapı. Nasılsan öyle gel..” Bütün bir insanlığı çağırıyor, aydınlık, nurlu kapısında, onlara gerçek yolu, Hak yolunu gösteriyordu.
Bu çağrıya uyanlar, onun etrafında kümeleşiyor. hidayet yolunu seçiyorlardı. Bilgini, cahili, zengini, fakiri, köylüsü-kentlisi, sultanından çobanına kadar Mevlâna’nın kapısında, ona uyanlar arasındaydı. Bu ilâhî bir çağrıydı. Konya bir gönüller yurdu, âşıklar kabesı olmuştu. Nitekim bu çağrı Mevlâna devrinde de, Mevlâna’dan sonra da gönüllerde aksini bulmuş, onun mübarek türbesi, onu sevenlerin bir sığınağı, zıya retgâhı olmuştu. Artık simdi Mevlâna cağrılıyordu. Gecen yılların Mevlâna ihtifallerinde biz de Ona şöyle sesleniyorduk artık: Gel. yine de gel. yine de…
Gel, cana can ver, imâna imân, Gel vuslatı hasretinden güç olan..
Dillerde senin adın. gönüllerde sen…
Umutsuzlara umut, çaresizlere çare sen.. Her yüzde sen, her yönde sen.
Ey köpük köpük aşk olup coşan
Ey semâ semâ dökülen, taşan..
Gel.. Ölümsüzlük tahtından haber ver bize..
Bizi bizden al götür, O Mesnevi ummanına. O İlâhî aşk kervanına.
Ey yılları yıllara ulayıp aşan,
Ey nesillerden nesillere ulaşan..
Doyumsuz sevgine doymuyor ihvan.. Sulha, sükûna susamış cihan..
Yetiş imdada aman ey büyük dost.. Ey koca Sultan. Bir kerre değil asla, bin kerre gel. Yine de gel, yine de gel, yine gel.



http://img264.imageshack.us/img264/6849/animasyonlu20gul16wk4dt6.gif



Hz. Şems ve AŞKI



Bir gece sohbet ederlerken kapı vurulmuş, dışarıdan kalabalık bir güruh;

”Şeeeems dışarı çıkkk!” diye bağırmıştı.

Mevlana yaklaşan acı kaderi sezmişçesine:

”Çıkma” diye yalvardı.

Zat boyutundan, Hikmetten öte Kudretten bakan Şems gülümsedi:

”Telaşlanma, verdiğimiz sözü tutma vakti gelmiştir” diyerek kapıya yöneldi.

Mevlana: “Ne sözü, nereye, niyeee?” diye yapıştı ellerine…

Şems, yıllardır sakladığı sırrı söyledi:

“Şam’da Rabbime yalvarmış, aşkımı seyredeceğim bir ayna istemiştim. Rabbim seni verdi, sende seyrettim…”

İyi işte, seyre devam edelim, dedi Mevlana.

Şems; ”Rabbim de bana demişti ki, o aynayı verirsem ne bağışlarsın?

Tereddütsüz şöyle demiştim; Başımı veririm!…”

Şems dışarı çıktı. Sadece bir “ALLAH” nidası duyuldu.

Ay ışığında yerde üç beş damla kan seçiliyor, ama ne baş, ne ceset, ne de katiller gözükmüyordu!…

Aşkları sır olmuştu.

Mevlana’yı sahiplenenler, Onu paylaşmak istemeyenler şehit etmişti Şems’i.

Aşkın doğasıydı en yakın çevrenin tahammülsüzlüğü!…

Aşkın doğasıydı Firkat!..

YaRêN
13.10.2012, 21:20
” Aşk nedir? dediler Mansur’a.
Sabredip bekleyin dedi. Üç güne varmaz görürsünüz. Önce kollarını ayaklarını kestiler Her uzvu Aşk dedi. Astılar, bedenini o yine Aşk dedi. Yakıp küllerini nehre saçtılar Her bir zerresi Aşk ile Enel-Hak dedi.”

”AŞK’TA ABDESTİ, SAHİBİNİN KANIYLA ALINACAK İKİ REKAT NAMAZ VARDIR”
Aşk, insan duygusal alanı içinde en karşı konulmaz olanlarından biri. Çağlar boyunca insanın insana, insanın hayvana, doğal dünyaya hatta kendine duyduğu sevgi karşı konulmaz seviyelere gelince bu isimle anılmış. Ümitsiz aşıklar, efsaneler, aşkı için ölenler, öldürenler, bir prensesin aşkı için savaşan toplumlar, işgaller, yazılan şiirler, her yere kazınan baş harfleri, balkon altı serenatlar, gönderilen çiçekler, parfümler, yemekler, dijital aşklar, platonik aşklar, hayali aşklar, tek yanlı ümitsiz aşklar, ömür boyu süren aşklar ve anlattıkça uzayan milyarlarca aşk öyküsü.


Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dünü günü
Bana seni gerek seni
”Ben bu sûretten ileri adım Yunus değil iken
Ben olidim, ol benidim, bu aşkı sunandayıdım.”
Sus Yunus Sus Söyleme Seni de Mansur gibi asarlar.
Yunus Emre

Anam aşk, babam aşk, Peygamberim aşk, Allahım aşk,
Ben bir aşk çocuğuyum,
Bu aleme aşkı ve sevgiyi söylemeye geldim.
Mevlana

Varoluşuyla başlayan kimlik arayışı insanı çeşitli uygulamalara itmiş. Her araştırma yeni bir fikir yeni bir duygu getirmiş. Ancak dünyanın çeşitli zamanlarında ve yerlerinde bazı insanlar benzer şeyleri söylemiş, hissetmiş ve yansıtmış.
İşte Aşk, burada imdada gelir. Boşluk kadar sonsuz sessizlik kadar yakan kavuran önünde durulmayan bir Aşk her birinin hem dilinden hem eylemlerinden dökülür.
Aşk diyerek anlattıkları durumda çevrelerindeki herşeyi sevdikleri tanım ötesi olan hakkında konuşulamayan bilinç durumunun yansıması olarak görürler. Artık onlar ölümsüz bir oluş ve farkındalık içindedirler. Bilinç ve akıl doğacak ve ölecektir onlarsa dünyanın kendi içlerinde cereyan ettiğini söyleyecektir.
İlahi Aşk sırlarla dolu bir sırdır. Anlatması sırdır. Anlaması sırdır. Paylaşması sırdır.
Aşk öylesine bütünseldir ki ”Onları affet” der ”Ne yaptıklarını bilmiyorlar” Bu sevgi öylesine bütündür ki bir ata vurulduğunda kendi bedeninde hisseder acısını, öylesine nefes aldırmazdır ki semalara koşturur, şiirler dillendirir, en kötüye bağışlama yüreğini açar, en karanlığa ışık götürür.
İnsanlar benleriyle sevdikçe bu Aşk bilinmez. Sadece o Aşka dalanların pervaneler gibi o ışığın aşkıyla daldıklarını duyarsınız ateşe yanıp dirildiklerini tekrar yandıklarını tekrar attıklarını görürsünüz o ateşe. Mecnunlar bile utanır onların sevgisi karşısında İlahi Aşk işte öyle birşeydir …

YaRêN
13.10.2012, 21:22
Ey Yüce AllahımBir aşk ver ki bana hiç yaşanmamış olsun



Bir aşk ver ki sana durmaksızın koştursun

Bir aşk ver ki bana samimi muhabbet oluştursun

Bir aşk ver ki sana aşkla şuurla çoştursun

Bir aşk ver ki bana hep tevekkül ile andırsın

Bir aşk ver ki sana gönlüm alev alev yansın

Bir aşk ver ki bana rızanı tam kazandırsın

Bir aşk ver ki sana hamdü sena ile yaşatsın

Bir aşk ver ki bana nur cemalullahına ulaştırsın

Bir aşk ver ki sana çok ama çok yaklaştırsın

Amin Amin Amin




http://ilahiask.files.wordpress.com/2007/10/bekaya-giden-yol.jpg?w=655 (http://ilahiask.wordpress.com/2007/10/12/ask-uc-harftir/768/)



Aşkın en güzel varisi neydir. Cansız bedeni, ölü bedeni hiç aldırış etmeden nameler döker. Peygamberimizin sünnetleri, hadisleri bizlere nasıl kalmışsa neyde nameleriyle anlatır bir şeyleri. Seni görseydi, sesini duysaydı ne olurdu hali.

Her şey, her yer, her hal, her ses, tabiat seni anlatır. Bülbülleri uyutmayan hulara gark eden, arıları ibadete hem de hiç durmadan, karıncaları mecnun eden, hiç durmadan yürüten, çiçekleri gündüz açılıp gece kapanmaya yönelten, gülü güldüren, bülbülü inleten o aşktır. Aşkınla solar bedenimiz, aşkınla görmez gözlerimiz, açılır kalbimiz, aşkın gideriz mürşidimize, çağırır bizi, uzak diyarlarda olsa dahi her an yanımızdadır ruhen, yakarışlar yükselir, göğün derinliklerine semanın zirvelerine, dağlarda yankılanır, taşlara çarpar başı aşkın hükümranlarıdır hoş sedalar, aşıktan haber götürür saba yeli hoş vakitlerde, duaların kabul olduğu anlarda coşar aşık, yönelir sevgilisine, döker dertlerini. Tüm alem-i ezkar O’nunla dolup taşar diller susar, coşar kalpler, kapanır gözler açılır gönüller, rahmet kapıları sonuna kadar açılır. Kim inanmaz buna, kim, kim inkar edebilir Seni? Kim şirk koşar Sana? Kahhar isminle kahret onları, aşıklar üzülmesin, kalksın tüm engeller aşıkların önünden, aşk ehillerini Seninle ve sevginle, rüyalarda birleştir aşıklarla mürşitleri.



Aşk sarmaşık kökünden gelir, sarıp sarmalar kendine, kendine bağlar aşığı, öyle bir sarar ki hiç bir şeyden engelleyemez onu. “Kalu bela” demiştik, beli evet demektir. Belaya gark olmak, bela ile hem-hal olmak, aşk belasına tutulmak demektir. Senden gelen her şeye evet demektir. Orada anlaşmıştık. Senden ayrılmıştık, diyar-ı belaya düşmüştük. Sen orada Sana ilk secde edeni habibin, sevgilin, nebin seçmiştin. Bizler onu öyle özlüyoruz ki görememe ızdırabı yürekleri parçalıyor, onun kokusunu duyamama, ayaklarının tozunu öpememe acısı hiç terk etmiyor bizleri. Aya her bakışımda onun parmaklarını hatırlıyor, onun güzelliğini görmek istiyoruz. Cemalini cemaline yansıtmıştın. Gönülleri aşkınla doldurup cümle aşıklara rüyalarında seyrettirdin habibini. Şevk-i aşkına doyum olmaz, firakte, visalde ağlar yanarız cemalini görme arzusuyla. Tadı yok sensizliğin, Senin büyüklüğünü düşünmekle akıl sırra eremiyor, zerreden de daha küçük olan bizler Seni anlayamıyoruz. Öğret bize bilmediklerimizi. Mevlana’nın şeb-i aruzudur aşk, Yunus’un düz odunları, Emir Sultan’ın çıralarıdır, Birinci Ahmed’in başındaki tacıdır, Kanuni’nin seferleri, fatih’in gülleri, gemileridir aşk.







Aşıkların aşkı artar,



Gönül odu şu’le saçar,

Ab ister yandıkça yanar,

Alev içinde İbrahim olayım mı?

YaRêN
13.10.2012, 21:26
Çoban Ve Aşkı
Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini:
- Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kâr etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki “sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine” dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim…
İhtiyar adam bu esnada gözlerini dikmiş, iskeletinin üstüne deriden bir zırh giydirilmişcesine zayıf, çelimsiz, saçı sakalına karışmış, uzaklara dalıp dalıp giden, gözlerinde aşktan gayrısı kalmayan diğer çobanı süzüyordu. Sonra bir ah çekti, yüzünü nefes almadan konuşmasını sürdüren delikanlıya çevirip tebessüm etti.
- Kolay evlat kolay, dedi, çaresizseniz çare sizsiniz. Ve tane tane anlatmaya başladı.
İki genç çobanın, çökmek üzere olan bu kulübesinde dertlerine derman aradıkları ihtiyar adam, aslında padişahın bütün dertlerini paylaştığı, her meselesini danıştığı bir bilge idi. Yıllar önce padişah kendisini tanıyıp sevdiğinde bir tek şey istemişti ondan; burada yaşamaya devam edecekti ve kimsecikler bilmeyecekti kim olduğunu. O günden beri de bu kulübede yaşıyar, gelen geçene ikram edip, gül alıp gül satıyordu. Padişahın kızının aşkıyla eriyip muma dönen genç çoban ve yanındaki kadim dostu nereden bilsindi bu garip ihtiyarın padişahın gönlüne sultan olduğunu.
Aşık genç, ihtiyar adamın anlattıklarını dinledikten sonra, her şeyin bittiği anda başlayan son ümide sımsıkı sarılanların o saf ve tertemiz teslimiyetiyle:
- Sahiden bu kadar kolay mı efendim, dedi, yani o mağarada elimde tesbih, kırk gün Allah dersem sevdiğime kavuşabilir miyim, onunla evlenebilir miyim?
- Evet, dedi bilge, kırk gün o mağarada gece gündüz Allah diyeceksin, kırk gün sonra padişahın kızı senindir.
İki dost hemen yola çıktılar, aşık çobanın yüzüne kan, dizlerine derman, yüreğine yeniden can gelmişti. Arkadaşına sarılıp, elinde tesbih, gönlünde aşk, yüzünde ümit çiçeklerinden örülme bir tebessüm, mağaranın yolunu tuttu. Gelir gelmez hiç vakit kaybetmeden diz çöktü, dualar etti, gözlerini kapattı, kalbini padişahın kızına bağladı, eline tesbihi aldı ve dudakları kıpırdamaya başladı: Allah, Allah, Allah…
Günler günleri padişahın kızının hayaliyle tespih taneleri gibi kovalayadursun, mağaranın yakınındaki köyleri bir söylenti çoktan sarmıştı. Herkes birbirine karşı dağdaki mağarada gece gündüz Allah diyen gençten bahsediyordu. Cami çıkışında ihtiyarlar, çeşme başında kadınlar, tarlada işçiler, top oynarken çocuklar, herkes onu konuşuyordu:
- Şu karşı mağarada bir genç varmış, kendini Allah’a adamış, gece gündüz durmadan Allah diyormuş, Allah Allah…”
Aşık dostunun ne halde olduğunu merak eden genç çoban, mağaraya geldiğinde üç hafta geride kalmıştı bile. Bizimkinin gözleri kapalıydı, dudaklarının da kıpırdamadığını görünce, uyuyakaldı herhalde diye düşündü. Tespih tanelerinin parmaklarının arasında dolaşmaya devam ettiğini görünce de, bu nasıl uyku diye sordu kendine. Bu sırada gözlerini açan genç adam, karşısında arkadaşını görünce, günlerdir yalnızlığıyla paylaştıklarını birbiri ardına anlatmaya başladı: Kırk günün yarıdan fazlası geçmişti, o durmadan Allah diyordu, ama ne padişahın kızı vardı, ne bir haber, ne bir ümit kırıntısı… Acaba, diyecek oluyor, yutkunuyor, hayır diyor, tespihine bakıyor, bir kalp gibi atan sağ el işaret parmağını sabitlemeye çalışıyor, avuçlarını sıkıyor, gözleri doluyordu. Vedalaştılar.
Ay ışığında dostunun gözlerine yayılan başkalık dikkatini çekmişti genç çobanın.
Aşık çoban yeniden eline tesbihini aldı, gözlerini kapattı, boynunu neye bağlayacağını bilemediği kalbine doğru büktü, dudakları kıpırdamıyordu artık, sustu gece, mağaranın duvarları sustu, tükendi her şey, hiç tükendi, an bitti, sadece bir söz kaldı: Allah…
Kırk günün dolmasına üç-beş gün kala, mağaradaki dervişin namı bütün ülkeyi sarmış, nihayet sarayın koridorlarında konuşulur olmuştu. Meselenin aslını merak eden padişaha, bu insanların bir yerde sürekli kalmadıklarından, bulundukları mekâna bereket getirdiklerinden, ne yapıp edip bu dervişi ülkelerinde yaşamaya ikna etmeleri gerektiğinden uzun uzun bahsetti başveziri.
Ne yapması gerektiğini artık bilen padişah, nasıl yapması gerektiğini bilemediği bütün zamanlarda yaptığı gibi, dağ kulübesinin yolunu tuttu. Hürmetle diz çöktü bilge ihtiyarın önünde. Derdini anlattı, derman diledi. Sarayının yanına bir saray yaptırmaktan, o dervişi veziri yapmaya, sancak-tuğ vermeye kadar saydığı her şey, bilgenin:
- Hünkârım, gönül erleri mala-mülke, makama-mansıba itibar etmezler, demesiyle son buldu.
Kaderdi bu, padişahlarla köleleri aynı eteğin önünde diz çöktürür, birinin derdini diğerine derman eyler, ikisini de aynı tebessümle bahtiyar ederdi. Güldü ihtiyar:
- Neden kerimenizin nikâhını teklif etmiyorsunuz sultanım, dedi. Şaşırma sırası padişaha gelmişti.
- Nasıl yani, diyebildi, bu şerefi bize lütfederler mi, kabul ederler mi?
Kırkıncı günün güneşi batmak üzereydi genç aşığın mağarasının üstünden… Padişah ve ihtiyar bilge en önde, arkalarında vezirler, onların arkasında halktan meraklı bir kalabalık ve en arkada da olup bitenlere bir mana vermeye çalışan aşık çobanın arkadaşı, mağaraya doğru yürümeye başladılar.
Bu arada bizim aşık kendinden öylesine geçmiş, tesbihiyle öylesine bir olmuştu ki, gelenler içeri girseler ve bir tesbihten başka bir şey bulamasalar şaşırmazlardı.
Padişah edepte kusur etmemeye çalışarak içeri girdi, ellerini birbirine bağladı, duyulması güç bir sesle;
- Efendim, dedi, sizi ziyarete geldik.
Yavaşça başını çevirdi aşık, sonra bütün vücuduyla döndü, gözlerinde en ufak bir şaşkınlık emaresi yoktu, sapsarı bir heykel gibiydi. Herkes heyecan içinde. Vezirler, halk, genç çoban, mağara, tespih, sessizlik, duvar… Hatta güneş bile batmaktan vazgeçmiş, kafasını mağaranın içine doğru uzatarak olan biteni görme telaşındaydı.
Padişah meramını anlattı, türlü tekliflerde bulundu. Ne saray, ne vezirlik, ne tuğ ne de sancak, hiç birinde gözü yoktu dervişin.
- Efendim, diyebildi en son, sessizce, benim bir kızım var efendim, zat-ı âlinize layık değil belki, ama lütfeder nikâhınıza alırsanız bizi bahtiyar edersiniz…
Kırk günlük çile nihayet bitmiş, olmaz denilen olmuştu. İşte aşık maşukuna kavuşacak, murad hasıl olacaktı. Bizimkinin arkadaşı sevinçten ağlıyordu. Soru ve cevap sanki bu soru sorulsun, cevabı verilsin diye yaratılmıştı. Sessizlik ilk defa bağırmak, haykırmak istiyordu ve bütün gözler genç adamdaydı.
Usulca doğruldu oturduğu yerden, etrafını şöyle bir süzdükten sonra, gözlerini padişahın gözlerine dikti, sarhoş gibiydi. Kendinden emin bir ifadeyle:
Hayır, dedi, kızınızı istemiyorum.
Birden ortalığı bir sessizlik kaplayıverdi. Padişah mahzundu, halk hayret içindeydi, vezirler şaşkınlıkla birbirine bakıyor, bilge tebessüm ediyordu. Aşık çobanın genç arkadaşı yaşlı gözlerini silip, birden ileri atılarak bozdu sessizliği. Dostunun yanına geldi, kulağına eğilip:
- Sen ne yapıyorsun, dedi, kırk gündür bu çileyi ne diye çektin sen, neyi reddettiğinin farkında mısın?
Güldü aşık çoban gözleriyle ihtiyar bilgeyi arayarak:
- A dostum, dedi, ben kırk gün padişahın kızı için Allah dedim, Allah padişahla vezirlerini ayağıma getirdi. Ya bir de Allah için Allah deseydim…

YaRêN
13.10.2012, 21:26
Aşk: “SARMAŞIK”

BAŞI; “Karışık”

ORTASI; “Karmaşık”

SONU; “Karmakarışık”

Aşk: “SARMAŞIK”

“Aşk, muhabbetin seveni kavraması, bütün vücûduna yayılması âdeta onu SARMAŞIK dalları gibi kucaklamasıdır.”

“Aşk yapışkan bir bitkidir. İnsanların sevgisine aşk denmesi, kalbe yapışmasındandır.”(Ferra)

Bu yapışkanın adı; “SARMAŞIK” tır. Ve “Işk” kelimesinden alınmıştır. SARMAŞIK sarıldığı yeri nasıl kaplarsa, aşk da girdiği kalbi öyle sarar, sarmalar, kök salar. Kalpte yeşerir, zamanla sararır ve sâhib-i kalbi de sarartır. Aşkın kolları öyle güçlüdür ki; ne aşka tutunanlar, ne de aşkta tutuklu kalanlar ondan kurtulamazlar. Karışan kafalarında aşka dâir sonu gelmeyen sorular belirir.

Aşk mıdır cân u dil mülkünü yağma eyleyen

Aşk mıdır sînemin içre gelip câ eyleyen

Aşk mıdır boynuma takıp belâ zincîrini

Gezdirip Mecnûnleyin âlemde rüsvâ eyleyen

(Muhibbî)

Aşk; âşıkların ışığıdır. Bütün yangınların âteşidir. Mansur’un celladı, Şîrin’in Ferhad’ıdır. Halîl’in “Verd” i, Züleyhâ’nın “Derd”idir.

Aşk imiş ışık veren âşıklara

Aşk imiş âteş veren yanıklara

Aşk imiş derde bırakan dem’i

Aşk imiş deva veren âşıklara

(Hicrânî)

Aşk nefisleri teslim alıp, kalpleri tutsak eden bir hükümdardır. Kimi efendileri köle, kimi köleleri de efendi kılar. Hükümranlığı dillere destandır. Kahredici pençeleriyle Aslan’ları titreten sultanlar dahi, “Ceylan gözlü bir sevgiliye esîr” olmaktan kendisini kurtaramamıştır:

“Şîrler pençe-i kahrından olurken lerzân

Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek.”

(Yavuz Sultan Selim)

Aşkın bir tür dîvânelik olduğunu söyleyenlerin sayısı az değildir.

“Gel gör beni aşk neyledi” diyen âşıklar, içine düştükleri hâl-i pür melâli, ancak “Gel de gör” çağrısıyla dillendirebilmişlerdir. Aşkın yakıcılığı karşısında şaşkınlığa düşen âşıklar, bir nefeste dünyayı yakacak kadar derin bir “Âh”ın sahibi olduklarını bile iddia edebilmişlerdir.

“Âh edersem bir nefes dünyâyı oda yakuben

Yedi çarhı âhım odı cümle bir dem yandırır

(İbrahim Gülşenî (k.s.)

Onlar, varlık âlemine geliş sebeplerini de, yedi feleği bir anda yandıracak olan derin bir “Âh” ile açıklamışlardır:

Sanman taleb-i devlet ü câh etmeğe geldik

Biz âleme bir yâr için âh etmeğe geldik

(Yeni Şehirli Avni)

Bir şu’lesi var ki şem’-i cânın

Fânûsuna sığmaz âsmânın

(Şeyh Gâlib)

“Âh” kelimesinde, üst üste iki “A” harfi mevcuttur. Bunlar ebced hesabına göre; bir+bir= iki eder. “H” harfi de yine aynı hesaba göre beş rakamını gösterir. O halde; AAH=yedi yapar ki,âşıkların derinden çektikleri “AAH”, gönlün yedi kat semâsından gelmektedir. İşte bu yüzdendir yakıcılığı…

“Âh mine’l-ışkı ve hâlâtihî

Ahraka kalbî bi harârâtihi”

Mâ nazara’l-aynü illa gayrikum

Uksimu billâhi ve âyâtihî”

(Mevlânâ)

“Âh! Aşkın elinden ve onun hallerinden.

Âh! Yüreğimi yakan yandıran harâretinden

Andolsun! Allah’a ve O’nun âyetlerine

Ki; nazar etmezem senden gayrı güzele”

“Aşk bir şûledir ki, parlayınca mâşuktan başkasını yakar, mahveder.”

Aşkın yakıp kavuran harâretine karşın; âşıklar hem şikâyet eder, hem de aşk âteşinden ayrı kalamaz. “Aşk öyle bir yangındır ki, âşıkın içini yakar kavurur da âşık hâlâ; “Daha âteş yok mu?” diye bağırır.”

(M. İkbal)

“Yâ Rab, belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni

Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni”

(Fuzûlî)

Çünkü aşk; “Bir şem’-i ilâhîdir.” Ve her âşık; şem’-i ilâhîye pervânedir. Aşk öyle bir kimyâdır ki, o ancak cân madeninde bulunur. O öyle bir cevherdir ki, kaynağı sadece Allah Teâla’dır.

“Aşk bir şem’-i ilâhîdir benem pervânesi

Şu bir zencirdir gönlüm onun dîvânesi”

(Hayâlî Bey)

“Aşk ki; kalbe gıdâdır. Ne yenir ne yutulur. Bir demir leblebidir. Çiğneyebilene “AŞK” olsun!”

(Şinâsî)

Her gönül bir tek sevgiliye müştâktır aslında.

Ne var ki,kıblesi yanlıştır. Bulduğunu sandığı şey, gerçekte aradığı değildir. Kimisi bir gözleri âhûya zebûn, kimisi bir gül yüzlü güzele meftûn, kimisi de bir ceylan bakışlıya mecnûndur.

Bazısı dünyanın âlâyişine kanmış, bazısı mâl u mülke aldanmış, bazısı da hayal âlemini, gerçek sanmıştır. Oysa her birisi, bir tek sevgili tarafından sınanmıştır.

“Fânîlerin aşkında bekâ yoktur. Çünkü bu aşk tendedir. Bâkî olan aşk cânda ve gönüldedir. Her an goncadan da ter ü tâzedir. Bâkî olanın aşkını tercih et ki; O dâim ve bâkîdir. Câna cân katan bâde-i aşkın sâkîsidir.”

(Yaman Dede)

Aşk da O, şık da O, Mâşuk da O’dur.

Ve her vücûdun cânı “AŞK” tır…

Hakîkat her vücûdun cânı AŞK tır

Ne cân kim cân içinde cânı AŞK tır

Bu AŞK elinde âciz cümle eşya

Ne sır kim kamu ser-gerdân-ı AŞK tır

Gehî Leylî olur Mecnûn gözünden

Geh olur Leylâ’nın hayrânı AŞK tır

Ene’l- hak çağırır Mansûr dilinden

Cüneyd’de cübbev ü irfân-ı AŞK tır

Vücûdun cübbesin AŞK ile çâk et

Dala gör ona kim ummân-ı AŞK tır

(Yunus Emre)

YaRêN
13.10.2012, 21:27
http://img208.imageshack.us/img208/7449/vavei41ps9.jpg
Aşkın Vav Hali
Ey aşkın binbir başlı vav hali
Ey sonsuz kavram
Gaflet vaktinde
Gel gönlümün üstüne
Usta bir hattatım ben
Aşkı çizerim mekânlara
Aşk sığmaz ki bu ummana
Vav olur gözlerimiz
Bürünürüz canlara
Bir seyyah gibi
Gelip göçen, göçüp giden
Bu mekândan mekân’a
Demem o ki
Tarifini yapamam ben imkâna
Bir hattatım
Zamana vav çizmekteyim
Hilalin dolunaya
Dolunayın hilale dönüştüğü zamana
Ve mahlukat
Nefes nefes aşk çekerken Mevla’ya
Üstümde aşk kokusu var
Yaşadıkça beni yontar
Ve benzetir insana
Elimde vav
Gönlümde vav
Gözümde vav
Dem dem vav kesilirim
Beni insan yapana
Ey kalbimden geçeni bilen Allah’ım
“Kulum” de kâfi bana
İster nârına garket
İster nuruna
Mehmet Ekici

YaRêN
13.10.2012, 21:29
http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_031.gif (http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_031.gif)

VÂLİHÎ-İ KADÎM (Kurd zâde Edirneli Şeyh)


“Bir gonca sevdim eyledim ağyâr âlemiŞekvâ-yi hâr eden de benim, gül diken de ben”
Gonca kadar taze ve güzel bir dilber sevdim, bütün dünyayı kendime düşman ettim. Fakat bunda kimsenin kusuru yok. Bahçemde gül fidanını diken de benim, dikenlerden şikâyet eden de ben…

http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_htmlkod_divider15.gif (http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_htmlkod_divider15.gif)
ÂGÂH (Semarkandlı)
“Bir dilde iki sûz-i mahabbet olmaz
Bir fânus içre iki şem’ etmez câ”


Bir fenerin içine iki tane mum konmadığı gibi, gönülde de iki aşk barınmaz…

http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_htmlkod_divider15.gif (http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_htmlkod_divider15.gif)
HÂLETÎ (Azmî zâde)“
Yâri görünce kaldı gönül arz-ı hâlden
El değmedi şikâyete şükr-i visalden”
Sevgiliye söyleyecek bir çok sözlerim vardı ve gönlümdeki şikayetleri ona bir bir açacaktım.
Fakat kendisini görür görmez her şeyi unuttum.Bu kavuşma saadeti içinde ona minnettarlığımı anlatmaktan derd yanmağa vakit bulamadım..

http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_htmlkod_divider15.gif (http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_htmlkod_divider15.gif)
HÜDÂÎ (Üsküdarlı Şeh Aziz Mahmud)
“Aşk u misk olmaz nihan ânı bilür hak-i cihan
Âşık-i bîçâreye mümkün müdür ihfâ-yi aşk”

‘Aşk’ ile ‘Güzel koku”u saklamanın imkânı yoktur; bunu herkes bilir. Öyleyse biçare âşık, aşkını nasıl saklasın?

http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_htmlkod_divider15.gif (http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_htmlkod_divider15.gif)
NÂİLÎ-İ KADÎM (Mustafa)
“Vâr ise seng-i siyah-i kalbe aşıkdır mihenk
Yoksa ol şûhun ıyâr-î hüsn ü ânın küm bilür”

Kalb için en mükemmel mihenk taşı aşığın kendisidir. Yoksa sevgilinin güzellik derecesini ve değerini kim takdir edebilir?

http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_htmlkod_divider15.gif (http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_htmlkod_divider15.gif)
YAHYA (Şeyhülislam –Efendi) “
Hiçbir bela mı var ki gönül ânı bilmeyeSeyyâh-ı bîkarârın olur âşinâsı çok”

Güzelden güzele, emelden emele gezip tozan gönlümün bilmediği, tatmadığı bela mı kaldı? Çok gezenin çok tanıdığı olur, derler; ben de onlara benzedim…

http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_htmlkod_divider15.gif (http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_htmlkod_divider15.gif)
FİTNAT (Zübeyde Hanım)

“Mihrin görür kemalde her gün zevâlini Âkıl, felekde, câh ile mağrur olur mu hiç”

Güneşin her gün, en yüksek noktaya çıktıktan sonra tekrar alçalıp battığını gören akıllı bir insan, işgal ettiği mevkiin yüksekliği ile kibirlenir mi? Hangi insan ikbal mevkiini ebediyen muhafaza edebilmiş ki…

http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_htmlkod_divider15.gif (http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_htmlkod_divider15.gif)
GAALİB (Şeyh Dede )
“Tedbirini terk eyle takdir Hüda’nındır
Sen yoksun o benlikler hep vehm ü gümanındır”

Sen, tedbir alacağım, hadiselere karşı koyacağım diye uğraşıp duruyorsun; boş emek. Takdir, alın yazıları hep Allah’ın emir ve iradesiyle kurulmuş ve yazılmıştır. Hakikatte zaten sen yoksun. Kendini var zannediyorsun, bu, hep senin kuruntundan ibarettir. Hakikatte var olan yalnız O’dur…


http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_htmlkod_divider15.gif (http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_htmlkod_divider15.gif)
NABİ (Yusuf)

“Keman misal geç ol maksadın tekarrüb ise Atılma ok gibi yâbâna istikamet ile”

Maksadın büyüklere ve nüfuzlulara yaklaşmak ise, her zaman ok gibi dümdüz olup kapılardan koğulma, sırasında, yay gibi eğri olmayı bil!

http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_htmlkod_divider15.gif (http://img.blogcu.com/uploads/ebedisevgiliyedogru_htmlkod_divider15.gif)
RÂSİH (Enderûnî Balıkesirli Ahmed)

“Dilde gam var, şimdilik lûtf eyle gelme ey sürûr Olamaz bir hanede mihmân mihmân üstüne “
Ey sevinç! Gönlümde kederlerim var, lütfet de sen bari şimdilik gelme. Zira bir evde misafir üstüne misafir olmaz, ağırlanması zor olur…

YaRêN
13.10.2012, 21:30
AŞK BiLeKTe YaŞaNMaZ,YüReKTe YaŞaNıR…



http://ilahiask.files.wordpress.com/2007/08/sumeyye23334ke8fhdo9.gif?w=655

Ben kaçtıkça o beni kovalıyor. “Bir daha aşka dair yazmayacağım! Bana aşkı yazdırmayın!” diye düşünsem de, ya aşk beni buluyor, yada aşıklar. Ya aşk vuruyor yüreğime, yada yüreğimde aşk acıyor.



Bu sefer “aşk cinayetleri” başlıklı haberler takıldı gözlerime ve yüreğime. Neredeyse her gün gazete köşelerine yansıyor aşk cinayetleri. Yazık… Hem kızıyorum hem de üzülüyorum. Aşkından intihar edenlere de katil olanlara da… Ölenlere de, kalanlara da… Yakanlara da yananlara da…

“Aşk” zehir olmamalı. Aşk gibi bir duyguyla, “cinayet” gibi bir kavramı yan yana nasıl yakıştırıyorsunuz?

Aşk su gibi hayat vermeli insana… Ama zehir oluyor bazılarına. Neden?

Ne yaşamayı öğretebiliyoruz gençlere, ne de sevmeyi.

Ne mutluluğu anlatabildik, ne de imtihanı.

Ne hayatı anlatabiliyoruz gençlere, ne de ölümü.

Yaşamı, sevmeyi, mutluluğu, imtihanı, hayatı ve ölümü anlamayan bir gençten “aşkı” anlamasına beklemeye hakkımız yok.

Her şey birbirine karıştı.

* * * * *

Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçen hemen yaşlı beyi en yakın sağlık ocağına ulaştırmışlar.

Hemşireler, yaşlı adamın yaralarına pansuman yapmışlar, ama ‘biraz beklemesini ve röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini’ söylemişler. Yaşlı bey huzursuzlaşmış, ‘acelesi olduğunu, röntgen istemediğini’ söylemiş.

Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuşlar. Adamcağız da “Karım huzurevinde kalıyor. Her sabah onunla kahvaltı yapmaya gidiyorum. Geç kalmak istemem” demiş.

“Karınızın siz gecikince sizi merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde?” demiş hemşireler.

Adam üzgün bir ifadeyle, “Ne yazık ki benim karım Alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bile bilmiyor!” demiş.

Hemşireler hayretle, “Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor, neden onunla her sabah kahvaltı yapmak için koşturuyorsunuz?” diye tekrar sormuşlar.

Adam buruk bir sesle “Ama ben onun kim olduğunu biliyorum!” demiş.

* * * * *

Aşkı kavuşmak sanan, kavuşamadığı zaman kendi hayatını da karşısındaki insanın hayatını da zehir eden gençler için aldım bu hikayeyi buraya.

Gençler!

Kavuşmak için sevilmez. Bilmelisiniz ki “kavuşmak” kadar “özlemek”de güzeldir. Kim bilir belki “aşkın kendisi” kavuşmaktan daha güzeldir?

Gençler!

Kulak verin bu sese!

Aşk bilekte yaşanmaz, yürekte yaşanır.

Yürekte yaşanan aşk, kavuşamadığını kırmaz… Kıramaz… Çünkü kıyamaz…

“Mangal gibi yürek!” derler ya… “Aşk” içinde mangal gibi bir yürek lazım, yumruk olmuş bir bilek değil!

Aşkı yüreğinizde değil de bileğinizde yaşarsanız, o bilek yumruk olur… O bilek tetik çeker… Hem kendine hem sevdiğine zarar verir, bileklerde yaşanan aşklar…

Hatırlarsınız belki o sahneyi. “Gönül Yarası” filminde Meltem Cumbul, sözlerini anlamadığı ama yüreğini titreten Kürtçe şarkıya ağlarken, “Abi bu türküye ağlamak için Kürtçe bilmek mi gerek?” diyordu. Ben çok beğenmiştim o sahneyi.

Aşk’ta öyle bir duygu işte… Anlayamaz, anlatamazsınız… Ağustos sıcağında üşümek, kış soğuğunda terlemek gibi…

* * * * * * *

“İster bu cihanın aşkı olsun, ister o cihanın aşkı olsun, gerçek maşukta suret yoktur” diyor Mevlana. Ey her kıyıya vuran okyanus… Ey her ülkeden geçen gür ırmak… Coşmana devam et, akmanı sürdür. Çünkü sana muhtacız. Sana ve seni anlamaya ne kadar muhtacız ey Mevlana! Hele de konu “aşk” olunca…

Nasıl tanımlar, nasıl algılarsanız algılayın. Ama “aşk cinayeti” kavramı asla doğru bir kavram değildir.

Bencil, egoist, merhametsiz insanlar aptallıklarını tescil ettirmiş oluyor aşk cinayetiyle. Bu sadece duygusal bir cinnet…

Sevdiğinin canını alan bir insanın sevgisine kim inanır? Evladını boğarak öldüren bir annenin sevgisi ne kadar sevgi ise, aşk cinayeti de o kadar aşktır.

* * * * * *

Aşka dair yazmayacaktım ama yine yazdım. Aşk yazılacak bir duygu değil. Yazılamaz, yaşanır. Aşkı yazmakta zor yaşamakta…

Allah yaşayanlara sabır versin!

Aşkı yazarken bazen ellerim acıyor…

Tıpkı yüreğim gibi…

Sait ÇAMLICA

Eğitimci – Yazar



http://ilahiask.files.wordpress.com/2007/08/sumeyye23334ke8fhdo9.gif?w=655

YaRêN
13.10.2012, 21:33
GERÇEK AŞK ! (Tasavvufta AŞK)



“Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın Adıyla”
“Kalpler ancak ALLAH’ı anmakla mutmain olur.” Râd/28

Rabbim, Rabbim, bu işin bildim neymiş türkçesi, Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi.

“Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten, Affet Senden habersiz aldığım her nefesten.” Necip Fazıl Kısakürek

Aşık olan kişiler deli olagan olur,
Aşk nedir bilmeyenler âna gülegan olur,
Sakın gülme sen âne , deli değildir sane,
Kişi neye gülerse başa gelegân olur,
Aşık Yunus sen dahi, incitme aşıkları,
Aşıkların duası kabul olagan olur….

Cenab-ı Hakk’ın muhabbet(aşk) zinciri kimin ayağına takılmışsa onun için korku yoktur, gam çekmekte yoktur. Bu zincir, dünya zincirini kıranlara takılır. Evet zinciri aşk, takınmayan kimse henüz manevi hayata kavuşmamış demektir.

Züleyha’nın, Hz Yusuf’a (AS) olan aşkı…
Züleyha Hz Yusuf’a AS olan aşkı uğruna güzelliğinive servetini bu yolda vermiş, yetmiş deve yükü mücevher ve gerdanlığı bu yolda harcamış. “Bu gün Yusuf’u (AS) gördüm” diyen herkese eline geçeni zengin edecek bir mücevher vere vere elinde bir şey kalmamış. Aşkından dolayı karşılaştığı herşeyi Yusuf diye çağırır olmuş. O kadar ki başını göğe kaldırdığı zaman Hz Yusuf AS adını yıldızların üzerinde yazılı görürmüş.Daha sonra Züleyha iman edip Hz Yusuf AS onunla evlendikten sonra eski aşığı ve yeni kocasından ayrı yaşamaya yönelerek kendini ibadete vermiş varlığını tamamen ALLAH’a C.C. adamış, Hz Yusuf AS kendisi gündüz yatağa çağırsa “akşama” diye savar, akşam çağırınca “yarına” diye ertelermiş. Nihayet bunun sebebini Yusuf’a AS şöyle söyler “Ben sana ALLAH’ı C.C. tanımadan önce aşık olmuştum”. Bunun üzerine Yusuf AS “Seninle birleşmemi emreden yüce ALLAH’dır. Senden iki çocuğum olacağını ve bunları peygamber olarak görevlendireceğini bana bildirdi.”

Hz İsa AS birgün bahçe sulayan bir delikanlı ile karşılaştı, delikanlı Hz İsa’ya AS “Rabbinin sevgisinin zerre ağırlığındaki bir kısmını bana bağışlamasını dile” der. Hz İsa AS “sen zerre kadarına dayanamazsın” diye karşılık verir. Delikanlı “O halde zerre kadarının yarısını versin” der. Bunun üzerine İsa AS “Ya Rabbi bu gence sevginin zerre kadarının yarısını bağışla” diye dua eder ve yoluna devam eder. Bir müddet sonra Hz İsa’nın AS yolu yine oraya düşer, delikanlıyı sorar. “Delirdi dağlara çıktı” derler. Hz İsa AS delikanlıyı kendisine göstermesi için ALLAH’a dua eder. O sırada delikanlıyı dağlar arasında görür, onu gözlerini gökyüzüne dikmiş ve bir kaya üzerinde dimdik ayakta dururken bulur.Hz İsa AS delikanlıya selam verir, selamını almaz “Ben İsa’yım AS” diye kendisini tanıtarak delikanlının ilgisini çekmeye çalışırken Yüce ALLAH’tan C.C. kendisine şu vahy gelir “Kalbinde Benim sevgimin yarım zerresini taşıyan kimse insanoğlunun sözünü duyar mı? İzzet ve Celâlim Hakkı için sen onu testere ile ikiye biçsen, onun acısını bile duymaz.”

Adamın biri Efendimiz’e SAV “Ben seni seviyorum” dedi. Efendimiz SAV “Yoksulluğa hazır ol” buyurdu. “ALLAH’ı da çok seviyorum” deyince “O halde belaya’da hazır ol” buyurdu. Tirmizi (Başka bir rivayette: “Beni sevene fakirlik, hedefine koşan selden daha süratli gelir” buyurmuştur.)



ALLAH’u Teâlâ Musa AS’a şöyle vahyetti “Bir kulumu sevdiğim vakit ona, sadakatini görmek için dağların bile dayanamayacağı belalar veririm. Şayet sabrederse onu Kendime veli ve dost edinirim. Şayet acziyet gösterir, feryad ederse onu perişan ederim” buyurmuştur.

Zatın birisi der ki: “Sevdiğim herşeyi ALLAH C.C. sevdiği için sevdim, hatta ateşi sevseydi, oraya da girmeyi severdim.”

Cüneyd sordu: “Seven kimse belanın acısını duyar mı? Seriyyüs Sakati dedi ki “Hayır”. Cüneyd “Kılıç darbesi yesede mi?” Sakati “Evet yetmiş kılıç yarası alsa da acısını duymaz” dedi.

Bişr RA diyor ki:”Gençliğimde Abadan’a gitmiştim. Cüzzamlı deli ve kör bir adam ile karşılardım.Sara’sı tutmuş, karıncalar vücuduna üşüşmüş etini yiyorlardı. Başımı kaldırıp kucağıma aldım, ayıldığı vakit “Benimle Rabbim arasına giren bu adam kimdir? Rabbim beni parça parça yapsa, benim O’na ancak sevgim artar.” Dedi.”

ALLAH’u Teâlâ, Peygamberlerden birine: “Ben dostluğum için Beni zikirden yorulmayan, Benden başka gayesi olmayan ve Benim üzerime başka hiçbirşeyi tercih etmeyen, ateşte yansa bile ondan acı duymayan, neşterlerle parça parça edilse de acısını hissetmeyen kimseleri seçerim.” Buyurdu.

Muhabbet şarabını bardak bardak içtim, ne şarab tükendi ve nede ben kandım. Şibli RA

ALLAH’u Teâlâ C.C., İsa AS’a: “Ben kulumun sırrında dünya ve Ahiret sevgisinden bir şey bulmadığım vakit, onu Benim sevgimle doldurur ve Kendi himayem altına alırım.” Buyurdu.

ALLAH’u Teâlâ C.C., Musa AS’a “Bern” isimli siyah bir köle için: “Bern, Benim için çok sevimli bir kuldur, ancak bir kusuru vardır” buyurdu. Musa AS “Kusuru nedir, Ya Rabbi?” diye sorunca, ALLAH’u Teâlâ C.C. “Seher rüzgarı onun hoşuna gider ve ondan zevk alarak onunla huzur bulur. Halbuki Beni seven, başka hiçbirşey ile huzur ve sükûn bulamaz.” buyurmuştur.

Mevla C.C. uzun ve edebiyat yüklü dualara değil kalbi yanık, aşka uğramış, iki kellimeyi bir araya getiremeyen aşıkların semayı inleten “Ya Rabbi duasına” daha fazla itibar eder.

Her büyük sevginin ve sevgilinin bile üç paraya satıldığı bu günde, siz parayla asla satın alınamayan ve daim olan sevgiyi arayın. O sevgi ki onu bulanlar ebediyen kaybolmayan sevgiye ve aşk’a kavuştular. Onu uzakta aramayın, gönlünüze/kalbinize bakın göreceksiniz ki o sevgi : “ALLAH C.C. ve Râsulü’nün SAV sevgisidir”

Üstad’dan Aşk (N. Fazıl’dan)
Tam otuz yıl saatim işlemiş be durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.


Diyorlar Bana, kalsın şiirde sözde yerde , Sen araştır, göklere çıkan merdiven nerde.

Anladım işi; San’at ALLAH’ı aramakmış, Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.

Zehirle pişmiş aşı yemeye kimler gelir? Dilsizce, yalnız ALLAH (C.C.) demeye kimler gelir?

Seni aramam için beni uzağa attın, Alemi benim, beni Kendin için yarattın.

Tel tel iplik iplikte dikseler ağzımı, Tek ses duysalar; ALLAH (C.C.) yoklayanlar nabzımı.

Tutuşturanlar, lûgat kitabını elime, Bilsin; ALLAH’tan (C.C.) başka bilmiyorum kelime.

Ellerime uzanan dudakları tepeyim, ALLAH (C.C.) diyen gel seni ayağından öpeyim.

Ne var ki pazarlığa girişecek ecelle, sermayem tek kelime ALLAH (C.C.) Azze ve Celle.



Güzel ALLAH’ım (C.C.), Senden ne gelecekse gelsin, Sen ki Rahmetinle de Kahrınla da güzelsin.

Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık, Anlaki yok ALLAH’tan (C.C.) başkasıyla yakınlık.

Kudret O’nun, gayrında ne mecal var ne tüvan, Alim ilmine yansın, pazusuna pehlivan.

Rabbim, Rabbim, bu işin bildim neymiş türkçesi, Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi.

Neye baksam aynı şey neyi görsem aynı şey, Olan Sensin, hey gidi hakikat Sultanı hey.

Bu yük Senden ALLAH’ım (C.C.), çekeceğim naçarım, Senden Sana sığınır, Senden Sana kaçarım.

“ALLAH C.C. bir” demektense ecel teri dökerken, Ölüversem, beklenmez bir anda “ALLAH C.C. bir” derken.

Sana şah damarından daha da yakın ALLAH (C.C.), Günah mı dedin, Ondan uzağa düşmek günah.

Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten, Affet Senden habersiz aldığım her nefesten.

ALLAH (C.C.) dostunu gördüm bundan altı yıl evvel, Bir akşamdı ki, zaman donacak kadar güzel,
Bana yakan gözlerle bir kerecik baktınız, Ruhuma, büyük temel çivisi çaktınız.



Düşünüyorum O’ndan evvel zaman varmıydı? Hakikatler boşluğa bakan aynalarmıydı?

O ALLAH’ın (C.C.) emriyle kâinat Efendisi (SAV), Varlığın tacı, varlık nurunun ta kendisi.

Müjdecim, kurtarıcım, Efendim, Peygamberim, Sana uymayan ölçü hayat olsa teperim.

Gözüm, aklım, fikrim var deme, hepsini öldür, Sana göl gibi gelen, O göl diyorsa göldür.

Eklense de başıma dünyada kaç baş varsa, Başım onlarım hepsi içinsecdeye varsa.

O yüz, her hattı tevhid kaleminden bir satır, O yüz ki göz değince ALLAH’ı (C.C.) hatırlatır.

Sual: Ey veli, insan nasıl olmalı söyle, Cevap: son anda nasıl olacaksa, hep öyle.

Biri aşk, biri nefret, bizim kanadımız çift, Ateş saçmalı ki Nûr, erisin kapkara zift.

Büyük Randevu, bilsem nerede saat kaçta, Tabutumun tahtası bilsem hangi ağaçta.

Hasis sarraf, kendine bir başka kese diktir, mezarda geçer akça, neyse onu biriktir.

Dostlarım ev, eşyamdı, birbir gitti diyorum, Artık boş odalarda ölümü bekliyorum.

Bu dünyada renk, nakış, lezzet, ne varsa küsüm, Gözümde son marifet, Azrail’e (A.S.) tebessüm.

Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var, Oh ne güzel bayramda tahta ata binmek var.

O demde ki perdeler kalkar, perdeler iner, Azrail’e (A.S.) “hoş geldin” diyebilmekte hüner.

Öleceğiz, müjdeler olsun, müjdeler olsun, Ölümüde öldüren Rabb’e secdeler olsun.

Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber, Hiç güzel olmasaydı, ölürmüydü Peygamber (SAV) ?

Tasavvuf’da, Aşıklardan inciler;

İlletli olarak Seni istemiyorum. Yani hem Senin muhabbetin, hemde gayrinin muhabbeti yok.

Zahir, aşıkın halinden haberdar değildir. Onun için hoşda konuşsa, nahoşda konuşsa mazur görülür. ALLAH C.C. aşkının yolunun azığı belalardır unutma.

Ey Yüce ALLAH’ım C.C. hiç kul dergahına gelirde kovulur mu? Hem Padişahın kapısına eli dolu mu gidilir? O ne büyük cür’ettir. Kerem kapısı ile yarışa kalkılır mı?

Kasa, masa, rütbe, şöhret geçicidir. Aşk-u muhabbetin belasını tadanda, bu kayıtların kederi bulunmaz

Kâinatı bir halden diğer hale çevirenin, Yâkinen (şüphesiz) ALLAH C.C. olduğunu görürsen. Kâinat birbirine karışsa, kalbin semavatı ve arz’ı nurlandıran ALLAH C.C. iledir.

RASULULLAH’a SAV olan aşkımız, Sana olan itaatın kilididir. Bu vücud kafesinde ki gönül kuşu hep O’nun aşkıyla tutuşur.

Biz de iman budur, başkasının imanına uymaz. Bundan dolayı ALLAH’tan C.C. gayrıya ihtiyacımız yoktur. Gönlümüz ALLAH’ı C.C. Rezzak tanıyıp, halimizle kimsenin kapısını çalmayız.

Nur’u Muhammediye SAV kavuşan göz eşyayı istediği gibi kullanır. Onun kalbi Arş-ı Rahman’dır. Siyah kalp bile onunla karşılaşsa, derhal nur gibi parlar. Kâinat baştan başa zulüm ile kararsa, onun kalbinde toz bulunmaz, O Hakk’a vasıl olduktan sonra saltanatını kurmuştur.

Dünya malıyla zengin oldum zanneden gaafil; mağrur olur, Ahireti unutursa, Hakk’ın dostunu incitir, oda onun helâkı için yegâne sebeptir. Malına mağrur Karun, Musa’nın AS kalbini kırdı da, hala yerin dibinde, hala aşağı gidiyor.

Gördüğüm nurdan haber veremeyeceğim çünkü kendimde değilim. Aşık olduğumdan kalbimdeki nuru hiçbir rüzgar söndüremez zira iman, aşk fenerinde durduğu müddetçe hiçbir rüzgar onu söndüremez.

Hadisat senin kalbini kırmışsa üzülme, HÜDA onu mahsus kırdırtmıştır. Kendi bulunsun için ! “Ben kırık kalplerdeyim” Buyurmadı mı? Sakın bu yolda ümitsizliğe düşme, zira Hakk kapısının seher vakti gözyaşına açılacağına ilan vardır. Sonra ALLAH C.C. kapısından kovarsa, kuluna naz ediyor demektir. Ümitsiğe düşme, yine dön dolaş gir, o kapıda bekçi yasakçı yoktur. Yine içeriye gir. Aşk gölünde büyü de Maşukun nazını anla.

Dost ile konuşmak için siyah çadırın çekildiği vakti fırsat bil, yani gecenin ganimet olduğunu anla ! Çünkü ağyar uyurken, yâr ile konuşmanın tadı başka olur.

ALLAH C.C. kulu gibi değildir. Pişmanlığı ibadet kayd eder. Yalnız senin tam boynunun büküldüğünü görsün.

Kendinle meşgul ol bizim kusurlarımızla uğraşma, çünkü bizim hissemize aşk ayırdılar.

Ayağıma bağlanan aşk zincirini yokladım, meğer Senin kapına bağlıymış. Bana yine merhamet etmişsin, ayağımı o kapının zincirine bağlamışsın. Ya Rabb, merhamet et çözme.

Gaflet şarabı içen kuru vaiz’in sözüne aldanma ! O seni aşk şarabından mahrum eder.

Ya Rabb, beni aşk makamından konuşdurtta, sözüm ölü olmasın. Aşka uğramayan söz ölü vücuda benzer.

Kendinle yalnız kalmanın çaresine bak, sözü yanlış anlama, çokluktan ayrılda tenhada yaşa demek istemiyorum, çokluk içinde CANAN’ınla başbaşa kal. CANAN’ını istiyorsan da, canından geç.

Aşk yolu ehli heva’ya kapalıdır. Bu yol ancak ciğeri yanık sadıklara açıktır. O caddeden giden susamaz, aşık susarsa, arif konuşursa helâk olur.

Kalb günahlardan temizlenmedikçe, Beyt-i İlahi olamaz, bunu da aşk şarabından başka bir şey temizleyemez.

Mevlanın C.C. dayağından lezzet almayan, muhabbet davasında sadık olmadığını bilsin. Rabia-ı Adeviyye

Bu dünya meyhanesinde iki türlü şarab vardır. Bir gaflet şarabı, bir muhabbet şarabı.Vücudunu aşk şarabıyla yıka, bu hırkayı onun ile yıkamadıkça zahiri ibadetinde riya’dan kurtulamayacağını anla.



Aşk meyhanesinin eşiğinden ! Yalvar peymaneni doldursunlar. İç de aklın nur’a inkilab etsin, eşyanın içyüzünü gör. El temas etmeyen o kadehe, gönülden gönüle geçerken hizmette kusur etme.

Her ilim okuyanın manadan haberi olduğunu sanma, kokusuna bak misk-i Muhammedi SAV geliyorsa kokla

Ey nur arayan, gönlümün kırıklarına şaşma ! Aşk’ın harab yerleri aradığını, mamureleri viran edindiğini bil !

Maşuk (MEVLA C.C.) sert söylesede, aşık söylemez, hakikatte Maşukun kahrı da lütuftur.

Aşk yolunda gözünü sakın Maşuktan ayırma, bir parça kaydımı kovulmana sebep olur. “Bizimle oturma, bir gönülde iki sevgi olmaz, kalb-i selim isteriz” nida edilir.

Kalb yaşla sulandığı zaman duayı ganimet bil, bu yaşa kıyamayanlara aşk yoluna sefer haram kılınmıştır. Yalnız ağlamakla kalma gözyaşını, aşk şarabı yapabilecek bir aşık bul ! Aşk derdine sabır ilaç, feryâd yasaktır. İçi yananın, dışını ateş yakmazmış !

Hakiki derviş, çorba için tekke beklemez. Onun için ekmeğe kul olanlara aşk şarabı verilmez. Cennete, can feda edilmedikçe girilmez. Sakın zannetme ki bu fedâda ziyan vardır, bilakis faniyi verip baki ile kalmaktır.

Aşık yamalı vücud hırkasını, bir kırık kalbe satar. Aşk caddesinde ulu orta pek kendi kendine gidilmez, imdadcı lazımdır.

İnsanın vücuduna çöreklenmiş olan “nefs” putunu ne kazma kırabilir, nede balta parçalayabilir. İşte onu ancak aşk ateşi eritebilir.

Aşıkda kalb zenginliği vardır, padişahda o bulunmaz. Onun için kırk derviş bir kilimde huzur ile oturur, yatar, kalkarlar da iki sultan bir dünyaya sığamaz.

Olmasa kibr ile riya, Sensin ol Beyt-i Kibriya. Gönül tahtına sultan ol da cihan padişahları sana boyun kessin.


alıntıdır

YaRêN
13.10.2012, 21:35
http://www.resimmax.com/data/media/435/coeur.jpg


AŞK İMİŞ…



‘Aşk imiş her ne var âlemde
İlim bir kıyl–ü kâl imiş ancak.’


Aşk; sevgi ve muhabbetin kaynayarak koyulaşması ve süzülmesidir. Aşk, muhabbet ufkunun zirvesidir. Aşk, insan yaratılışındaki güzellik ve varlığın temelidir.
‘Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeyi istedim ve âlemi yarattım.’ kutsî sözünün içinde aşk vardır… İnsan, ahsen–i takvîm, Allah ise, hüsn–i mutlaktır. Aşkın temelinde güzellik vardır. Güzelliğin temeli, Allah’ın tarifsiz güzelliğidir. Allah’a karşı duyulan aşk, maddeden mânaya, halktan Hakk’a, fâniden bâkiye, cisimden rûha yönelir.
Aşk, Allah Teâlâ’ya karşı aşırı sevginin kemâle erişi, âşığın aşkta yok oluşudur.
Aşk, tasavvuf düşüncesinin temel sözcüklerindendir. Tasavvufta aşk, varlığın aslı ve yaratılış sebebi, sevenin sevgilide kendini yok etmesi; âşığın yok, mâşukun var olması, her şeyin ondan ibâret olmasıdır.
‘Aşk, her an secde hâlidir, aşk, imanın kemâlidir.’ (K.Rifâi)
‘Aşk hâline, arzularını azaltıp, şükrünü artırarak erişebilirsin.’
‘Aşk yoluna revan olmak istersen, dikkat et, o yolda ezelî ahde vefâ isterler…’
‘Allah’ın huzuruna kabul edilenlerden olmayı istiyorsan, tevâzu içinde yaşamaya çalış.’
‘Unutma ki Hak, hidâyetini ancak kendisine muhabbet edene verir! ..’
‘Bil ki, hazineyi açan anahtar, aşktan başka bir şey değildir.’
‘Aşk semtinden başka yolda oturma; aşksız hayat boştur…’
‘İlâhî aşkın lezzetinden mahrum, dünya hayatına mağrur, hayvânî maîşete meftûn, rûhânî lezzetten yoksun olanlardan uzak ol.’
‘Eğer bu dünyada belâlara uğramışsan, Hakk’ın seni sevdiğini bil. Bu ezel kısmetidir anla.’ (Yeşil)
‘Mevlâ’nın dayağından lezzet almayan, muhabbet davasında sâdık olmadığını bilsin.’ (Rabiatü’l–Adeviyye)
‘Bin düşmanın yıktığını, bir aşk yeniden yapabilir.’
‘Hayır, hayatın değil, hakikatin, muhabbetin, aşkın adamını yetiştirmeliyiz.’
‘Hayatın hesapları, aşkımızın düşmanıdır.’ (Topçu)
‘Aşk yolu, ehl–i hevâya kapalıdır. Bu yol ancak ciğeri yanık sâdıklara açıktır.’
‘Evet, gözyaşı olan yere rahmet yağar. Allah Teâlâ’nın korkusundan akan bir damla, cehennemleri söndürür.’
‘İlâhî aşka nisbeti olan kimsenin yanında güneş, bir lamba dahi olamaz.’
‘Aşkın tatlı ateşiyle yanan kalpten çıkan âh, âşıkı, hakikî mâşûku olan Allah’a bir anda vâsıl edecektir.’
‘Rahmet deryasının feryâd ve figân ile cûşa geldiğini unutma! ‘
‘Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dünü günü
Bana seni gerek seni’ (Yunus)
‘Değil mi ki, bir aşk yarası taşımayan yürek, ya deliye aittir, ya ölüye.’
‘Aşk olmadıktan, kalp yanmadıktan sonra muhteşem kubbelerin altında haykırarak ‘Allah’ demekten ne çıkar? ..’
‘Evet, boynuna aşkın zinciri takılmayan kimse, henüz mânevî hayata kavuşmamış demektir. Hakikî hayata kavuşmayan, hayatı ‘cidal’ diye tarif eder.’
‘Aşk ve muhabbet sarayına girmek istersen, bırak bütün sûrî amellerini yağma etsinler… Gözyaşı ile abdest alabiliyorsan, ne mutlu. O namazda mi’rac muhakkaktır. Yalnız bu iş, ilâhî aşk ile olur. İlâhî aşk da, akl–ı maaş ile alınır. Yani o fedâ edilmeden, bu şarâb içilmez.’ (Yeşil)
‘Ey aşk, ey gönlümüzün derûnî mânası! Ey ektiğimiz tohum! Ey biçtiğimiz mahsul! Şu hâle bir bak; tıyneti toprak olan insanlar artık eskidiler… Bizim çamurumuzdan şimdi bambaşka ve bize yabancı bir insan meydana geldi…’ (Mevlânâ)
Muhammed İkbal şöyle feryâd ederdi:
‘Yazıklar olsun! Artık aşkın vecdi ve heyecanı kalmadı… Artık Müslümanların damarlarındaki kan dahi kurudu. Namazlara bakın; saflar eğri, secdeler ruhsuz, kalplerde huzur yok! İçten gelen o ilâhî cezbe kaybolmuş! ..’
‘Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryân düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyân düştü’ (N.Genç)
Akşemseddin Hazretlerini dinleyelim:
‘Ben aşkı böyle bilmezdim. Bu aşk bir acâyip sevdâ imiş.
Onun bir zerresi ay ve güneş, bir damlası derya imiş.’
‘Bu aşkı ben bilmez idim, bu bir acep sevdâ imiş
Bir zerresi ây–u güneş, bir damlası deryâ imiş’
‘Aşka esirdir ehl–i hâl, bu aşka sığmaz kıyl–ü kal
Aşkın acep hâlleri var, kul eyledi sultanları.’ (Akşemseddin)
Misali, Fâtih Sultan’dan:
‘Bir şâha kul oldum ki, kulu sultan–ı cihandır
Bir şâha kul oldum ki, cihan ona gedâdır.’ (Avnî)
‘İnsan her şeyiyle yağma edilecek bir metâ gibidir: Azrâil canını alınca varisler malını, makamına göz dikenler makamını, kabirdeki haşereler cesedini, alacaklı olanlar da hasenâtını–sevaplarını yağma ederler.’
‘Yüce Mevlâ’dan başka bir temâşâsı bulunan aşk, aşk olamaz.’ Niceler aşkı bilmiyor, şehveti aşk sanıyorlar.’
‘Aşk eri Hak’tan ayrı değildir, o daima öndedir, baştadır. Onlar dağlara baksalar, baktıkları dağı altın ederler.’ (Akşemseddin)



İsyan etme kalbim,
İtaat et. AŞK seni bekliyor. Koş O’na yetişirsin.
Sana, O’ndan başka güzel yok..!




(alıntı)

YaRêN
13.10.2012, 21:36
http://img.blogcu.com/uploads/vaktivisal_ates.jpg (http://img.blogcu.com/uploads/vaktivisal_ates.jpg)



Kabil kanı seçti,Habil aşkı…





Televizyon ekranında bir doktor konuşuyordu…

Bir trafik kazasında ölen ve organları babası tarafından bağışlanan bir Filistinli çocuğun kalbini,kalbi değişmesi gereken İsrailli bir çocuga nakletmişti….



Doktorun dudaklarından şu kelimeler dökülüyordu:

“Bir elimde Filistinli çocuğun,diğer elimde İsrailli çocuğun kalbi duruyordu ve ikisi de birbirinin aynısıydı.”



Kalpler aynıydı…Gözler,kirpikler,parmak uçları,göğüs kafesi ve insanı ayakta tutan kemikler hep aynıydı…Çünkü bütün bunları yaratan Sanatçı tekti.Aynı tabloyu farklı renklerde ama aynı biçimde resmediyordu…

Peki neydi yaratılırken aynı olan insanı daha sonra farklı kılan?

Yine insandı…yine insan…

Her şey kanın ilk döküldüğü an başladı…

Tabiatın içinden koparılıp alınan vahşi bir hayvanın,günün birinde kan kokusunu duyduğu anda tekrar vahşileşmesi gibi,yeryüzünde ilk cinayetin işlendiği anda insanlığın kaderine yayılan kan kokusunu duyuyor ve içindeki katili dinliyordu insan…

Kabil kanı seçti,Habil aşkı…

Adem ile Havva’nın ilk çocuklarıydı onlar…

Henüz yaratılmış olan iki insandan yaratılmışlardı…İkisinin de kalplerinin duvarı aynı dokudandı.Tıpkı bugün onlarca faklı renk,dil ve dinden milyarlarca insanın kalp duvarlarının aynı İlahi malzeme ile dokulu olması gibi…

Kan ve aşk arasındaki tercih,dokusu aynı olan iki ayrı kaplten çıktı…

Kabil kanı seçti,Habil aşkı…

O günden sonra iki yol açıldı insanoğlunun önünde…

Birisinden kan aktı,diğerinden aşk…

Aşkın içinde kanın,kanın içinde aşkın aktığını gördü insanoğlu ve ikisinin de aslında birbirinden doğduğunu anladı…

İyiliğin kötülüğü,kötülüğün iyiliği içinden çıkarması gibi,korkunun cesareti,cesaretin korkuyu içinde taşıması gibi taşıdılar birbirlerini…

Kabil kanı seçti,Habil aşkı…

İkisinin tadını da bilen İblis,harmanladı onları ve sundu her yeni doğan ruhun önüne…

İsteyen istediğini seçti…





Ahmet Savaş

samanyolu
15.10.2012, 13:20
Mahbub-u Hakiki olan Rabbimiz, O aşk’a teveccüh ettirsin bizi
O’na sevk etsin bizi,
O’nunla eylesin bizi..

Amin….

YaRêN
26.07.2013, 20:10
http://img.blogcu.com/uploads/ozguryelken_Allah-gun_batimi.jpg

..........AŞK

Bir yol varsa hakikate varan
Bir yolcu lazım kendini arayan
Bir hancı varsa yolcuları ağırlayan
Bir Aşk lazım yola koyduran..
Yolcu yolsuz olmaz
Gönül ehli yolda kalmaz
Aşk olmadan yol alınmaz...

YaRêN
28.07.2013, 00:58
http://lal38.files.wordpress.com/2012/04/hc3bczc3bcnki_lg.jpg?w=523


Ne de olsa biz mahzun bir Peygamberin ümmeti değil miyiz?
Hüzün taze tutar aşk yarasını.
Şems-i Tebrîzî

YaRêN
28.07.2013, 01:05
http://www.mass-mavi.com/wp-content/uploads/images/2011/03/leylidem.jpg


Ey Sebeb-i Med’den Giryan Olduğum Hemzem . Ey Benim Feryad-ü Figan Vaktim. Ey Benim AŞK‘ın Yürür Vaziyetteki Secde Halim, Eğri Sütunlardan Cümle Alem’e İklab Eylediğim .. Bilmez misin – Görmez misin Halimi . . Kelam-ı Hadr’ımı Kıyamet’e Bürüyenim RAHMAN Aşkına, KUR’ÂN Aşkına, MUHAMMED MUSTAFA Aşkına ,Mekki Sure Gibi Yeminlerdeyim . Tefsiri Muhkem Edilenim . Yar’im , Yar Bildiğim .. Gönlüne Hicret Ettiğim , Beşer-i Alemler’den Yüreğime Nakşeylediğim
Ey Leyl-i Lem! Ey Katre-i Dem , Ey Benim Perde Arkası GERÇEĞİM Söyle Hangi Nar’ın Firkatı Yakacak Bu Sineyi Şimdi Sensiz !
Kâh-roman/Mass-Mavi

^HakikaT^
29.07.2013, 01:02
http://byfiles.storage.live.com/y1p-ckIF1IZ1aO05fS56FvBn65zTQb6-Hi1ow_Is0neHkvJhKUB2hYwrSBD91K8FWkxbf8kyuJ61kg



Sevmek zoru gördüğünde kaçmak değil
Çıplak ayakla ateşe yürüyebilmektir..
Sevmek sevdiğinin her mutluluğunu paylaşmak değil
Üzüntülerinde de yanında olabilmektir..
Sevmek sevdiğine sözle seni seviyorum demek değil
Yüreğinle seslenebilmektir..
Sevmek günlük haftalık değil
Ömrünün sonuna kadar seninim diyebilmektir...

YaRêN
29.07.2013, 01:44
http://lal38.files.wordpress.com/2012/02/sevmek_lg.jpg?w=523

Sevmek; Rabb’imin olduğu bir kalpte, yer isteyebilmektir.

Mehmet Kayaokay

nesligul
29.07.2013, 14:52
MasALLAH hebsi birbirinden guzel .
Bugun bitirebildim paylastiklarini
Yarenim ask seni burumus masALLAH
Muhabbetle askla yola devam ;)
Bu yazilari okuyuncu su hadise aklima geldi..


Bir gün Efendimiz s.a.v. Hz.Ali’ye sorar;

"Ya Ali Allah'ı seviyor musun?"
"Evet, Ya Resûlallah."
Peki beni seviyor musun?
Evet, Ya Resûlallah.
"Peki eşini seviyor musun?"
"Evet, Ya Resûlallah."
"Peki çocuklarını?"
"Evet, Ya Resûlallah."
"Peki bunların hepsini bir kalbte nasıl yapıyorsun?"

Hz.Ali r.a. beklemediği bu soru karşısında şaşırır ve cevap veremez.
Bunu düşünmem gerek diyerek oradan ayrılır.
Hz.Ali r.a. düşünceli bir şekilde dolaşırken eşi Hz.Fatıma r.a. düşünceli olduğunu fark ederek sorar,

"Nedir bu halin Ya Ali?
Eğer bu düşünceliğin dünyevi kaygılardan dolayı ise sana yakışmaz bırak gitsin.
Yok, bu halin Rahmani kaygılardan dolayı ise anlat birlikte çözüm bulmaya çalışalım" der.
Hz.Ali, Efendimiz s.a.v.'le geçen konuşmayı birebir Hz. Fatma'ya anlatır.
Hz.Fatıma r.a. durumu öğrenince tebessüm eder.
Hz.Ali'ye der ki;

"Ya Ali, babama git ve de ki;

Kişi Allah'ı aklıyla ve ruhuyla sever,
Peygamberimizi kalbiyle sever,
Eşini nefsiyle sever,
Çocuklarını şefkatiyle sever."
Hz.Ali r.a. aldığı bu cevap karşısında memnun olur ve Efendimiz s.a.v.'in yanına gelir.
Hz.Fatıma’dan öğrendiklerini Efendimiz s.a.v.'e anlatır.
Efendimiz cevabını alınca tebessüm eder.
Ve derki:
"Ya Ali bu bana getirdiğin gül, nübüvvet ağacından koparılmıştır."
Yani bu yorumun bir Peygamber kızından,
kendi kızı Fatıma'dan geldiğini anlar.:G::G:

YaRêN
29.07.2013, 14:57
Rabbim kendi aşkıyla yandırsın bizleri inşAllah...Allah razı olsun geçen günde okumuştum bunu....

Yoriyos
29.07.2013, 15:12
Allahrazı olsun

^HakikaT^
29.07.2013, 21:56
https://fbcdn-sphotos-e-a.akamaihd.net/hphotos-ak-frc3/998198_493061564120472_639470974_n.jpg


Kalbim şiddetle atıyor aklımsa karmakarışık

Bedenim üşüyor düşünüyorum

Ne zaman çıkacak karşıma hayallerimdeki kişi

Düşünüyorum soruyorum kendime acaba oda seviyor mu beni …

YaRêN
01.08.2013, 00:34
http://lal38.files.wordpress.com/2012/01/lg_belkiask.jpg?w=451&h=430


Belki de Aşk, aşık kendini dinlediğinde kalbinde Sevgili’nin dillenmesidir…
Belki de Aşk tenhada yari ana ana, kalbi ağyara tenha kılmaktır.
Belki de Aşk, Sevgilinin eline diken batsa senin parmağından kan damlamasıdır…
Belki de Aşk, belkisiz yanmaktır…
Belki de Aşk, eller duaya açıldığında Sevgili’den, Sevgili’den başka isteyecek bir şey bulamamaktır.
Belki de Aşk, Aşka’a dair belkili cümleler kurmamaktır.
.
Serdar Tuncer

YaRêN
01.08.2013, 00:35
http://lal38.files.wordpress.com/2011/06/semazen3.jpg?w=257&h=332

Ben diyorum ki: Vuslatı beklerim, Yâr, Gaffâr…
Âşk diyor ki: El-intizâr eşeddü min-en-nâr…….*
*Beklemek, ateşten şiddetlidir..
Neslihan Nur Türk

YaRêN
01.08.2013, 00:36
http://lal38.files.wordpress.com/2011/01/13943_201297395830_198924360830_4505811_5294785_n. jpg?w=523


Göz… Savaşı başlatan haberci.
Bakış… Elde olmayan kader; ilahi kaza.
Ve aşk… Kalp ile göz arasındaki kutlu bir hadise.
İskender Pala

YaRêN
01.08.2013, 00:37
http://lal38.files.wordpress.com/2011/01/ewqrt45y.jpg?w=523


“Aşk” için Nefs-i emmareyi bir kenara koyar mısın ?
Yüreğin başka şems görmesin diye, benim ile boyar mısın ?
Gözünden yaş geleceğini bilsen, Acı soğan olsam soyar mısın ?
Haktan günde bir dilim ekmek nasip olsa, doyar mısın ?
Söyle sevgili,
O yâr mısın ?

^HakikaT^
01.08.2013, 00:51
https://fbcdn-sphotos-e-a.akamaihd.net/hphotos-ak-ash3/p480x480/936104_10151691655235337_284377939_n.jpg


Ve Kalp Öylece Geride Kaldı..
Acılı ve Yarım...
Dilinde de Hazin Bir Dua
Beni Yakanı Yakma Allahım...

YaRêN
02.08.2013, 01:25
http://www.kenzay.com/pimages/432_2b.jpg


Uyan ! Yan ! An! tesbihe diz Aşkı ...

Zikret ...
Son nefesin iki dudağının arasına gizlenmiş ...
Hay'dan gelir nefesin ve Hu 'ya gider ....

YaRêN
02.08.2013, 01:47
http://i43.tinypic.com/156ek2b.jpg




Mevlâna Celaleddin Rûmî, Divan’ında aşkla ilgili şunları söyler:


“Âşıkların gönülleri ateşe benzer, bedenleri mangala.


Aşk uçuşuna dünya dardır.


Aşkla, taş yürekler bile yumuşar, yumuşar da gönül taş bile olsa mücevher kesilir.


Aşk yüreklere hayat verir.


Aşk atına bin, artık yolu düşünme çünkü aşk atı pek rahvandır.”



Aşkın bedeli sevgili uğruna canını verebilmektir

YaRêN
06.08.2013, 00:19
http://lal38.files.wordpress.com/2008/12/015.jpg?w=450&h=271



Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum


-Sezai Karakoç

YaRêN
06.08.2013, 00:20
Ask, zamanin her saniyesinde seni düsünmekmis.
uykusuz gecelere mahkum olmakmis.
hayat damarlarinin sadece sana bağlanmasi imis.
güne seninle baslayip seninle bitirmekmis.
sen uyurken, uzaklarda sana siir yazmakmis.
Ask uğruna söylenen her şarkida seni aramakmis.
Ask, icerken Alkolik degil, Askkolik olmakmis.
sadece seni görmek için dağlar, ovalar aşmakmis.
insanin içinde sönmek bilmeyen bir yanginmis.
seni senden müsade almadan hayal etmekmis.
senin etrafindaki esyalari bile kiskanmakmis.
senin icin firsat bulabilmekmis.
yalnizliga terk edilmekmis.
ayriligin acisini hissetmekmis.
umutla seni beklemekmis.
sana doyamamakmis.
kalbin en degerli yerini sana parsellemekmis.
kalbin derinliklerinden konusmakmis.
düsünceleri pesine düsürmekmis.
hislerin kagida dökülmesi imis.
sana özlem duymakmis.
adini bagira bagira söyleyememekmis.
yaninda soguktan degil heyecandan titremekmis.
sabahin köründe bunlari sana yazmakmis.
seninle beslenmek, susuzlugunu gidermekmis.
kisacasi AŞK sana tutulmak, baglanmakmis.

http://blufiles.storage.live.com/y1p5U0FV6d3E91LVrlfkkMNkfYmYKkururiY5riT9_REWYVsZr jSYufryTmQh15ihl0KIxUyIflsZ4 (http://blufiles.storage.live.com/y1p5U0FV6d3E91LVrlfkkMNkUU8Pe062vmMRkJmOjVX7plB1lL 19AZbkjkxHcwkLjil8skQaCay6qw)http://blufiles.storage.live.com/y1p5f48iIUjfleBrHbioJYXQmBa0U3hvaBNquBRvM6P8hgCX5S OASkVYgGLevya1pc_ufbXpi1Augo (http://blufiles.storage.live.com/y1p5f48iIUjfleBrHbioJYXQgPtaEe8sHwub9BN9b8sjm6wSf0 FkzRb9P1V2KwFMe0PUJG-X8B0H44)

YaRêN
06.08.2013, 00:22
Mum'un Aşkı

Mum ateşe gönül vermiş,
ateş onu eritip
tüketse de razıymış;
çünkü çok seviyormuş..
Bu sevdaya hayatını
adayan mum’un ise
tek korkusu,
eridiğinde ateşin sönmesiymiş…!

Mum, içindeki can ipliğini yakmaya başlar. Gözlerinden yaşlar akar ve vücudu erir. O eridikçe gözlerinden akan yaşlar ayaklarının altında denizler oluşturur. Veee bir müddet sonra, can ipliği yanmaktan, vücudu erimekten bitap halde, kendi gözyaşlarında boğulur. Aşk, ikisini de mahveder. Var mıdır ötesi artık…?
http://blufiles.storage.live.com/y1pX9JpmNw1ecS2AAibusGCIXj6ovq4eimlajeYOvA8DZNaTvd Tjj_GqXBHL8o69FvoZaOaLmrCjOA (http://blufiles.storage.live.com/y1pX9JpmNw1ecS2AAibusGCIauLH37e6NTMx6JmoibYPVZyDqS Wzsa5gcf3TMukVkyWQE87yZ1FTjY)http://blufiles.storage.live.com/y1pMZvmP7eadndccTuNemvplU-h363FoxBSfdi7a7tp0lNBFJy98nn_HSxQyAAolkQkE-klOrDj7J8 (http://blufiles.storage.live.com/y1pMZvmP7eadndccTuNemvplV87rS-qqsZ7WgtllA6nyGgqxqvpQ4QeODUqVHtjgA75YdDgVtN1YMg)

YaRêN
06.08.2013, 00:23
Aşk dediğin beklemektir Ey Sevgili!
Kays gibi Mecnun olana kadar, Hz. Yakup gibi aydınlığa hasret kalana kadar beklemek
bekleye bekleye gözden olmak, sözden olmaktır.
Ve beklemek dünyanın en asil eylemidir, eğer beklenene değecekse. Bilesin!


Aşk; yanmaktır Ey Sevgili!
Yanıp kül olmaktır, Kerem gibi Aslına ermektir.
Ateşin ortasına hesapsız girmektir İbrahim misali.
Ki onun gönlünün yangınıdır ateşi gülistana çeviren.
Ki yanmak insanı kurtarır hamlıktan çiğlikten. Hem ne diyordu şair;
"Yanmışın halinden ne bilsin ham/ Sükut gerektir bize gayrı vesselam..
Gözlerinden ayrı geçen her an yanmaktayım. Bilesin!


Aşk; bedel ödemektir Ey Sevgili!
Bülbül, gonca Gül’ü görebilmek için her seher uyanık olmak
ve güle ulaşmak için yüreğini Gül’ün dikenine asmak, kanını akıtmak zorundadır.
Ya ben yüreğimi nereye asayım Ey Sevgili.
Çünkü Aşk bedel ister, külfetsiz nimet olmaz.
Beklemek bedel ödemekse eğer hâlâ ödüyorum o bedeli. Bilesin!


Aşk; vazgeçmektir Ey Sevgili!
Mecnun gibi aklından, Kerem gibi bedeninden vazgeçmek.
Yardan gayrısından, cümle cihandan vazgeçmek.
Yemeden, içmeden, uykudan uyanıklıkdan ve vazgeçmekten bile vazgeçmektir gün gelince.
Senin için senden vazgeçmişim. Bilesin!


Aşk; bilmektir Ey Sevgili!
Bir tek yârı bilmek, onu candan daha aziz bilmektir.
Ondan gayrı bildiklerinin hiçbir şey olduğunu dünyanın onunla mana bulduğunu bilmektir.
Onun selamı ile gelen bela olsa EyvALLAH (c.c.) diyebilmektir.
Kızmana, gülmene, gelmene, gitmene hepsine Eyvallah. Bilesin!


Aşk; susmaktır Ey Sevgili!
Onun güzelliğini, iyiliğini tarif etmeye gücün yetmediği an susmaktır.
Kelâmın, kalemin, sözün tükendiği yerde, manayı sessizliğe yükleyip susmaktır.
Artık sustum Ey Sevgili. Bilesin!
Aşk dediğin susup beklemektir,
Aşk dediğin….

YaRêN
06.08.2013, 00:24
aşk sevdiğinin kalp atışında hayatın gizli olmasıydı belki..
aşk alsalarda yüreğini itirazsız sevmekti belki..
boyun eğmek ..
yaralansanda yurumektı vazgeçmeden o yolda..
en güzeli aşk seni sevmekti
sonunda yoklugun bana kalsada..

YaRêN
06.08.2013, 00:24
HARFLERİN AŞKI


Ayn, Sin ve Kaf
Harfler adını yazdı
Küfürden ve siyahtan sonra
Mürekkepten, hokkadan, fırçadan ve âhtan sonra
Sayfalarda görünen beyazdı
Kalem, coşuyordu nehirlerce
Kelâm, koşuyordu şiirlerce
Günlerce, gecelerce…
Anbean
İnleyen insan
Dinleyen Kur’ân
Râzı olursan rızânaydı
Rahlenin önünde saf tutuyor alfabe
Elifbe kanat kanat
Kat kat açılıyor aşk
Gül gibi…
Gül gibi lâleye dönüyor kâinat
Kol kola girsin artık noktalar
Yüzyılların sevdâsı bu
Duyuyor musun ey yâr!
Semaya yükselen harflerin sedâsı bu
Kitabim damla damla
Elif gibi, Lâm gibi
Vahdet boyundan, kesret saçından düştü
Dudağımın payına hiç yoktan Mim düştü
Gâlib’e pâre pâre gönül
Banaysa alev alev, kül kül
Elem düştü
Belî dendi ilkin, oysa dünyâ hep belâ
Sonra arza indi sayfalarca elifbâ
İllâ!
İllâ gözlere harfler dokunsun
Ezanlar okunsun
Ezanlar…
Mihrapta ebru niyetine
Mehtapta hilâl hürmetine
Râ’nin oklarına kurbanlar, dünyâlar kadar
Bırak Dal sûretinde iyice bükülsün beller
Bırak Vav sûretinde secdeye dökülsün eller
Ve seller…
Bırak Nun gemisi süzülsün hicran denizinde
Kur’an-ı Kerîm izinde
Adını harfler yazdı
Küfürden ve siyahtan sonra
Mürekkepten, hokkadan, fırçadan ve âhtan sonra
Sayfalarda görünen beyazdı
Ayn, Sin ve Kaf
Harfler adını yazdı
Aşk, Aşk, Aşk…
Senem Gezeroğlu

^HakikaT^
06.08.2013, 00:58
Tükenmiş bir mürekkebim şimdi
Açılan yaraları sarmaya gücüm kalmadı
Beni anlatacak tek bir kelime bulamıyor dilim
Bu yüzden hüzünlüdür bu şiirim

Verilen emanete sahip çıkamayan bir aciz kulum
Senden gelenlere tamamda yarattıklarından yediğim vurgunlardan yorgunum
Şikayetim isyanım sana değil kendini bir başkasından üstün bulanlara
Gönül kapısını çalmak yerine cehennem ateşine odun atanlara


Geçmişimden ötürü yarınımdan kaygılıyım
Kefenlemişim hayallerimi gömmüşüm kalbimin en ücra köşesine
Dönmüşüm tüm benliğimle sana
Senden gelecek hayra muhtacım ne olur yardım et ALLAH ım..

^HakikaT^
07.08.2013, 23:13
https://fbcdn-sphotos-h-a.akamaihd.net/hphotos-ak-ash3/p480x480/5518_350228765091124_832196758_n.jpg


Niyeti kalu beladan edilmiş bir aşktın
şimdi kazaya bıraktığım bir yarasın

Yasin.. sessizliğinde ...

nesligul
09.08.2013, 14:04
Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç.
Her insan için bir âşık olma zamanı vardır,
bir de ölmek zamanı.
Şems-i Tebrizi

nesligul
09.08.2013, 14:06
Bakmak Başka , Görmek Başka !
Diller Yalan Söylerde, Gözler Asla !
Sevmek Başka , Âşk Bambaşka Ama Dilde Değil !,
Yürekte Yaşayana !.

^HakikaT^
14.08.2013, 20:36
https://fbcdn-sphotos-g-a.akamaihd.net/hphotos-ak-ash3/1098342_137282149815337_220782307_n.jpg


Çay karası, gönül yarası derler, bilir misiniz..?
İşte çayın karasında gizlenir sevdalar, bu yüzden bazen çay içerken sızlar yüreğiniz..!
Ve her yudumda özlenir yara sahibiniz..!
Hayat Leyla'yla geçer ama gönül her zaman Mevla'yi seçer..
Leyla belki bırakıp gider ama ne biz Mevla'dan ne de 'O' bizden Vazgeçer..

- Hz. Mevlana

YaRêN
14.08.2013, 21:35
http://lal38.files.wordpress.com/2010/12/glblbl.jpg?w=459&h=300

Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı firâkız
Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden
Muhibbî – Kânûnî Sultan Süleyman


[Biz ayrılığın gül bahçesinde yanık ve ateşli şarkısıyla meşgul bir bülbülüz
Sabah rüzgârı gül bahçemizden geçecek olsa, serinletmek yerine ateş olur yakar.]

YaRêN
14.08.2013, 21:37
http://files.myopera.com/SukutuHayal/blog/155145_167215699966485_128607250493997_425310_2975 929_n.jpg
Libâs-ı AŞK derd ehline pîrâhendür âteşden
Derûn-ı ehl-i derdün var kıyâs it niçedür nâr
-Mostarlı Ziyaî-


[Dert sahipleri, AŞK elbisesi olarak ateşten bir gömlek giydiklerine göre,
onların gönüllerinin derununda nasıl bir ateş yandığını varın hesap edin]

YaRêN
20.08.2013, 21:38
http://byfiles.storage.live.com/y1pQU2itBv4n_VPwOYWt8OSMDvaeXVtffvUHDiVzZ4StRwcb1J J0bzDOBVMtVGc-l7x

Âşık öldürmek tutalım muktezâ-yı hüsn imiş
Tîğ-ı hicrân ile katl etmek kimin fermanıdır
Ahmet Paşa



[Diyelim ki âşık öldürmek, güzelin güzellik hakkıdır. Peki de, âşıkı ayrılık denen kılıca mahkûm ederek canını almak, kimin fermanıdır? ]

YaRêN
22.08.2013, 22:56
http://t3.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcRS7wlasuuVZ7WDlIFSLHIlGvaFi50O6 47d0JrS7xyijQI4_CLE0E-43tr29Q


Aşık olmakla sevmek arasındaki farkı sormuşlar (?) Cevaplamış Şems:
Senin baktığına herkes bakar; ama senin onda görebildiğini herkes göremez. Herkes aşık olabilir; ama hiçkimse senin gibi sevemez. Tek fark sensin. Seni özel kılan sevdiğin değil, sevgin...

-Şems-i Tebrizi-

Kul Tanesi
03.09.2013, 08:27
Insanın sadece " la ilahe illallah" derken dudağı kıpırdamaz ♥

^HakikaT^
03.09.2013, 19:13
https://encrypted-tbn0.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcSNP6lX0kWGutyT5fh1rTMcaH2lslxV2 6rrohRfMMhWR-EklhIt


Sessizliklerle dolu bir gemidir yüreğim.
Sensiz geçen ve geçecek zamanlara inat
Dalgalara karşı gider yüreğim.
Ben giderim hiç durmadan.
Çünkü kaderdir kavuşamamak bir ömür sana
Anlatamamak seni sana çok benzeyen bir küçük kıza
Ne sabahları uyanmak sıcaklığına
Ne de gece uyutmak seni başucumda.
Dedik ya kaderdir haykıramamak ismini
Ve adamaktır mutluluğuna kendini...

Gözyaşım.
07.09.2013, 13:04
http://img442.imageshack.us/img442/4269/neyyor5st0.png

Aşk olsun..
Öyle bir aşk olsun ki,baki olsun..
Her yerde anacağım,karşılıksız olsa bile sevebileceğim bir sevgi olsun bu!
Ya Rabbi,
ben bu aşkı Sen'den başka kimde bulabilirim ki?

YaRêN
10.09.2013, 18:23
Aşığa sormuş acı ?
Beni bile bile neden çekiyorsun ?
Aşık demiş ey acı ... SEVILEN BILSEYDI NE KADAR SEVILDĞINI UTANIRDI NE KADAR SEVILDĞINDEN....
~ÇÖL ABI~

Gözyaşım.
11.09.2013, 16:43
http://3.bp.blogspot.com/-LnR_6yOugz0/Uf4QWt9bAJI/AAAAAAAAA2s/p5Ed7HvZS0M/s400/Kabe.jpg

Akıl hac için deve ararken,
Aşk kabeyi tavaf etmiştir.

Hz.Mevlana Celaleddin Rûmî

^HakikaT^
14.10.2013, 01:26
O göremediğin koskoca derya gönlümdür...Gördüğün sahil ise dilim...Kıyılarıma vuran dalgalara şaşırma...Onlar aşktan gel-git'im...Beni kendinde,kendimde arama...Ben hem bende hem sende bir gizim...Beni Mecnun'dan Leyla dan sorma...Ben sadece MEVLA dan bir izim ...

^HakikaT^
14.10.2013, 23:40
Ne Çıkar Yanımda Olmasan
Kalbim Senden
İbaret Değil mi...
Uzaktan Sevmek zor Demişsin.. Etme
Yüreğim
İçinde ALLAH Varsa Görmeden Sevmek
İbadet Değil mi..

Gözyaşım.
15.10.2013, 18:30
https://fbcdn-sphotos-h-a.akamaihd.net/hphotos-ak-ash3/547802_505302226172449_1549967845_n.jpg

Gözyaşım.
15.10.2013, 18:33
Sevmek, Sevdiğin kişiyle birlikte olmak değildir unutma! Çünkü aşk; onunla yaşamak değil, onu yaşamaktır aslında.... Nazım Hikmet RAN

https://fbcdn-sphotos-g-a.akamaihd.net/hphotos-ak-ash3/47825_10151334475865178_786011583_n.jpg

Gözyaşım.
15.10.2013, 19:59
http://www.estanbul.com/attachments/39089d1367350783-guzel-bir-resim-guzel-bir-soz-anlamli-sozler.jpg1f60414a9e44f6ea6b1075c5bb44289a.jpg

Gözyaşım.
15.10.2013, 20:55
http://sphotos-f.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-prn2/s403x403/972043_10201712584322076_457406286_n.jpg

Aşk"ı sözlere sığdırmaya çalışıyordum... Kan revan içinde düğümlendi cümlelerim. Meğer, aşk semâsına sükutla çıkılırmış!... " Aşk"; bir "Hû" ile, ufacık gönüle doluşurmuş!... Şems-i Tebrîzî(k.s)

Gözyaşım.
18.10.2013, 09:18
https://fbcdn-sphotos-f-a.akamaihd.net/hphotos-ak-prn1/q71/1234989_572882996105146_2090985931_n.jpg

YaRêN
21.01.2014, 10:06
http://img338.imageshack.us/img338/7241/image48904afd1662.jpg (http://img338.imageshack.us/img338/7241/image48904afd1662.jpg)


Sana yönelmek!
vechimizi yalnız Sana döndürmek!
Sen döndürmeden aslımıza
cüzi iradelermizde kul gayretinde Sana yürümek varya!
hayat bu demek

ruku Sende
secde Sende/ kalp Sende
aklı Sende
olsa gerek!

YaRêN
21.01.2014, 10:07
http://th04.deviantart.net/fs27/300W/f/2008/072/f/c/Allah____by_saeed33.jpg (http://th04.deviantart.net/fs27/300W/f/2008/072/f/c/Allah____by_saeed33.jpg)


Adın'la bütünleşmek,
Adın'la kocaman bir ufka yol almak,
Adın'la gönlüme yansıyan sıcacık bir huzura sahip olmak, ne güzel!...
Ucu bucağı olmayan o bahçede gülleri koparmadan koklamak, incitmemek gülün yaprağını...

Kainatın en güzel melodisi...

İki hece, tek yürek atışı...

Al-lah, Al-lah, Al-lah, Al-lah, Al-lah...

Adın ne güzel...

Adın güzel ötesi, Rabbim...

Vahy16
21.01.2014, 10:40
Böyle güzel şeyleri nerden buluyorsunuz :utang:

YaRêN
22.01.2014, 08:52
arayan bulur kardeşim (:

istersen adres gösterebiliriz:))

Vahy16
22.01.2014, 10:24
arayan bulur kardeşim (:

istersen adres gösterebiliriz:))

Tembel olmayım ::Smiley (119): bulmaya çalışalım yaren ablam benim :Roflol::Roflol::utang:

Gözyaşım.
21.05.2014, 20:31
https://scontent-b-fra.xx.fbcdn.net/hphotos-prn2/t1.0-9/968940_381221475323452_1120465377_n.jpg

~Yüreğin Feryâdından Sessiz Bir CümLe Yazar KaLem...
~Bir CümLe Yangın OLur Yanar Bütün KaLb-î ÂLem....

Gözyaşım.
30.05.2014, 12:02
http://i61.tinypic.com/10xan9u.jpg

Aşk suskunluğumdu benim!..
Aşk yangınımdı benim!
Aşk vurgunumdu benim!
Aşk yazımdı benim!
Aşk yasağımdı benim!
Aşk itirafımdı benim!
Aşk heyecanımdı benim!
Tek varlığım ve tek yokluğum...
Yaram ve merhemim...
Kazanmadığım ama hep kaybettiğim.
Evet buydu aşk!
Özledim ey Şems özledim.
Çık gel Allah aşkına!


Hz. Mevlana...