Portal
Geri git   Yenidendogus > İslam > Büyük Şahsiyetler
Portal Forum Kayıt ol [Yardım Masası] Kuran-ı Kerim Dinleme Arapça Dersleri Konularım Cevaplarım Arama Son 24 Saatteki Konular Forumları Okundu Olarak İşaretle

Vefatının 25. yılında Mehmed Zahid Kotku hazretlerini rahmetle anıyoruz

Üye Etiketleri


Konu Kapatılmıştır
 
Paylaş Seçenekler Stil
Alt 14.11.2005, 10:56   #1
Hekimoglu
Portal Yerlisi
 
Hekimoglu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2005
Nereden: Amerika
İletiler: 1.968
Aldığı Beğeniler : 186
Beğendiği Mesajlar : 51
Standart Vefatının 25. yılında Mehmed Zahid Kotku hazretlerini rahmetle anıyoruz

Vefatının 25. yılında Mehmed Zahid Kotku hazretlerini rahmetle anıyor ve arıyoruz. Aralarında bakanlar, başbakanlar, siyasi parti liderleri ve üniversite profesörleri gibi binlerce insan yetiştirerek Görünmeyen Üniversite olarak adlandırılan Mehmed Zahid Kotku hazretlerini en yakın talebelerinden Prof. Dr. Cevat Akşitten dinledik. Hocaefendi ile 1956 yılında imamlık yaptığı Zeyrek Ümmügülsüm Camiinde müezzinliğe başladığında tanıştığını, keramet sahibi olduğunu anladığını, dinlediğini ve hep kazandığını belirten Prof. Dr. Cevat Akşit ile yaptığımız sohbeti sunuyoruz.

Hocası, Ümmügülsüm Camiinde imamken kendisinin de müezzinliğe başladığını belirten Cevat Akşit diyor ki:

Hocam, güneş gibi parlıyordu

Ben de o zaman 16-17 yaşlarında bıyığı yeni terleyen genç bir delikanlıyım. Gittim, elini öptüm. Hocaefendi elimi bırakmadan bana dedi ki: Sağda-solda dolaşma, seni bana emanet ettiler Tasavvufu ve kerameti bilen bir insanım. Dedelerim de benim hep şeyh ve müderris. Babam da rahmetli Ömer Nasuhi Bilmenin oda arkadaşı. Yani o zaman Hocaefendinin keramet sahibi olduğunu anladım, dinledim ve kazandım.

Hocam, önce sizden başlayalım Nerede doğdunuz, tahsil hayatına nerede ve nasıl başladınız?

Ben Denizlinin Yatağan kasabasında doğdum. İlkokuldan sonra, 2 sene medrese tahsili gördüm. Isparta İmam-Hatip Lisesine girdim. Derslerim çok iyi, her sene takdirname alırken, bende İstanbula gitme hevesi başladı. Müdürün gitme diye yalvarmasına rağmen, İstanbula geldim. İstanbul İHL müdürü, her sene sınıfımı takdirname ile geçmeme rağmen, hemen beni okula almadı. Anadoludan sürgünler ve suçlular gelir diye.

O zaman İstanbul İHLnin müdürü kimdi?

Gündüz Akbıyık diye biri. Benim ilkokul hocam Samatyada öğretmen idi. İstanbula gelmemi de o istemişti. Neyse, 15 gün Tahtakalede Rüstempaşa Camiinin yanında fırın işinde çalışan hemşehrilerimin yanına sığındım. Sonra okula kaydoldum. Şehreminide İlim Yayma Yurdunda kalıyordum. O zamana kadar yurtta kalmamışım. Yurt hayatı nedir bilmiyordum. Sonra Ispartada hep takdirname aldığım için hocalarım ve arkadaşlarım yanında kıymetliydim. İstanbula gelince burada tabi herkes mevlidhan, vaiz camide böyle. Biz onların arasında çok şey kaldık. Kimse hoş geldin demedi. Kimsesiz, garip, geceleri hep ağlardım. Böyle bir senem geçti. Param da yoktu. Pardüsöm yok. Soğukta Şehreminiden Vefa İlim Yayma Yurdunun oradaki İmam-Hatip Lisesine 55 dakikada yürüyerek giderdim.

Toplu taşımacılık yok mu?

Tramvay çalışıyor ama 3 kuruşluk bilet alacak param yok. Tramvaylar da tıklım tıklım dolar, bazen salkım saçak kapılardan asılarak giderdik. İlim Yayma Cemiyeti okulda ekmek ve mercimek çorbasından oluşan öğle yemeği verirdi. Ben çorbanın yanı sıra bir somunu tüketir, 24 saat onunla idare ederdim. Birinci dönemden sonra Matematik, Cebir, Fransızca, Biyoloji derslerinde çok başarılı olduğum için arkadaşlar beni yanlarına almak istediler. Ben o zaman arkadaş seçtim.

Kimi seçtiniz?

Burdurlu Hafız İsmail Karaçamı seçtim. Şimdi Kuran-ı Kerim Profesörü. Bayazıdtan Kumkapıya inerken eski meşhur Zekai Dedenin torunu olan imam Münir Dede vardı. Münir Dede yaşlı olduğu için Yatsı ve Sabah namazlarını İsmail (Karaçam) hafız kıldırıyor. Aynı zamanda İmam-Hatipte okuyor. Münir Dedenin evinin altında bir oda var. Beni oraya aldı. İkimiz orada kalıyoruz. Sonra ben müezzinlik imtihanına girdim. Daha sonra Profesör olan Nazif Şahin birinci oldu. İstanbul Merkez Vaizliğine yükselen İhsan Toksarı ikinci oldu.

Toksarı o zaman vaiz, ama müezzinlerin tayini meşrutalı camiye çıktığı için müezzinlik imtihanına girdi. Aynı zamanda vaizliğe de devam ediyor. Ben üçüncü oldum ve bana Fatih Camii çıktı. Ziyaretçisi çok. İmamlar, müezzinler, mevlidhanlar. Fatih Müftüsü Kamil Küçük idi. Ankaradan senatörlerin kendisine baskı yaptığını, orada mevlidhan olmak gelirli bir iş. Amcam Doktor Baha Akşit de Adnan Menderesin Demokrat Partisinde Grup Başkan Vekiliydi. Müftü Kamil Küçük Amcana söyle, yoksa senin hakkını yiyeceğiz dedi.

Bu durumda siz ne yaptınız?

Amcama telefon ettim. Öyle şey olur mu? Sen haklıysan kimse hakkını yiyemez. Ben o adamlarla konuşurum dedi ama bir mevlidhan arkadaş Fatih Camiine müezzin tayin edildi. Ben edilemedim. Amcam ki istese kabineden bakan çıkarıp, bakan sokuyor. Buna rağmen beni Fatih Camiine müezzin aldıramadı.

Daha torpilli kimdi? Ya da o nerden torpil yaptırmış?

İşte ben de onu söyleyecektim. Eğer ben Fatih Camiine müezzin olsaydım, iyi bir mevlidhan olurdum. Orası olmayınca, Müftü beni çağırdı ve dedi ki: Oğlum senin hakkını yedik, ama elimde değil. Fakat sakın üzülme. Orası olmadı ama, Zeyrekte bir Hocaefendi var. İyi bir Hoca. Seni Onun yanına göndereceğim. Ben sana meşrutalı (lojmanlı) bir cami buluncaya kadar sen o camiye yerleş, idare et. Ondan sonra alırız oradan Ben de: Peki dedim. Zeyrekteki Ümmügülsüm Camiine girdim ki: (Aynen o sahneyi hatırlıyorum) Hocaefendi sanki camiyi doldurmuş, Güneş gibi parlıyordu. Benim gözüme öyle görünüyordu. Ben de o zaman 16-17 yaşlarında bıyığı yeni terleyen genç bir delikanlıyım. Gittim, elini öptüm. Hocaefendi elimi bırakmadan bana dedi ki:

Sağda-solda dolaşma, seni bana emanet ettiler. Dedelerim de benim hep şeyh ve müderris. Babam da rahmetli Ömer Nasuhi Bilmenin oda arkadaşı. Babam ben üç buçuk yaşındayken vefat etmiş. Hatta vefatına yakın babamın üzerine gitmişim. Annem, Babası Mustafa sana geliyor deyince, Babam da ona: Al, al çocuğu, benim o zamanım değil. Benim duam ona yeter demiş. İşte biz o duaların bereketiyle Mesela dedem medrseler kapanmadan evvel 1000e yakın talebesi olan bir medresenin müderrisiydi. Köyümüzde ilk medreseyi kuran Hacı Bektaş-ı Velinin (r.a.) halifesi Yatağan Baba Osman Efendi, Ondan sonra müderrislik dedelerime geçmiş.

Denizli Yatağanda öyle bir medrese ki Burdur, Muğla, Aydın, Denizli civarının en meşhur medresesiymiş. Padişah fermanlı bir kurum. Oradan çıkan tam teşekküllü bir medrese. Sadece dini dersler okunmuyor, mesela belediyecilik dersi okunmuş. Kitaplarını buldum, astronomi okunmuş. Oradan dedelerim Hoca Efendiyle görüşmüşler demek ki, o öyle Dolaşıp, durma, seni bana emanet ettiler dedi. Ben Baba görmemişim. Derslerim çok iyi ama bir görgü bilmiyorum. Hep de böyle yalnız kalmışım. Sosyal yönüm sıfır. İşte bizi aldı. Elhamdülillah. Onun da oğlu yok. İki kızı vardı. Benim de babam yok. Beni evlat edindi. Birebir artık Ondan ders okumaya başladım. Bana özel ders veriyordu. İki kızı vardı, ben kızlarını görmedim.
vakkas, Acizane ve Ahiretime Duamsın bu mesajı beğendi.
__________________


Do not put Question(?) mark where Allah put a period(.)...

Hekimoglu isimli üye şu anda çevrimdışı  

Reklamsız bir forum için sitemize destek olun...
Alt 14.11.2005, 10:58   #2
Hekimoglu
Portal Yerlisi
 
Hekimoglu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2005
Nereden: Amerika
İletiler: 1.968
Aldığı Beğeniler : 186
Beğendiği Mesajlar : 51
Standart

HOCA EFENDİ ÖYLESİNE CÖMERT BİR MÜRŞİD İDİ Kİ:

Misafirsiz sofraya oturmazdı

Her gün evlerinde yer içeriz. Elbiselerimi onlar alır. Çamaşırlarımı onlar yıkarlar. Birebir her gün orada işte kuşluk vakti, (Okula gitmediğim günler) ders okuyordum. Yazı dersleri verdi bana.

Hüsn-ü Hat mı?

Evet, Hocaefendi aynı zamanda iyi bir hattattı. Hamit Aytaç (hattat) gelmiş de Onun yanında da yazmış. Onunla da ortak eserleri vardı. Allah nasip ederse, inşallah bana verdiği yazılarını neşredeceğim. Mesela Hocaefendi bir cümle yazar, Bunu 20 kere yaz gel derdi.

Hocaefendiyle kaç yılında tanıştınız?

1956 yılında tanıştık. Yine emekli Binbaşı Ethem Gürgen vardı. Mimar Orhan Gürgen vardı. Onların babaları. O da benim Münir Dedemin camisine yakın bir yerde oturuyordu. O vesileyle O da Hocaefendiden bahsederdi. Hocaefendinin sevenlerinden birisiydi. Hocaefendiyle böyle başladık ve vefat edinceye kadar ayrılmadık. Anadolunun neresine gidersem gideyim, Hocaefendi ile irtibat kurdum.

Hocaefendi hangi yemekleri severdi? İftarı ne ile açardı?

Hocaefendinin hiçbir yemek seçtiğini hatırlamıyorum. Ne gelirse gelsin, Hayrut taam ma hazar, yani  Yemeğin en güzeli hazır olanıdır derdi. Besmeleyi çekerdi. İtikafa girdiğimiz zaman tuz, su ve hurma ile iftar açardık. Hocaefendi hiç aksatmadan her Ramazan ayında itikafa girerdi. Ben de onunla birlikte itikafa girerdim. İmam-Hatipte okurken derslerim olduğu için girmiyordum. Sonra girdim. Benim dedemin de Denizli Yatağanda çilehanesi vardı. Müsaade ederdi. Orada girerdim. İtikafta yapacağım ve yapmayacağım şeyleri tarif ederdi, orada girerdim. Ancak vefatına yakın 4-5 sene kala izin vermedi. Hayır buraya geleceksin, burada birlikte itikafa gireceğiz dedi. İskenderpaşaya geldim. Orada birlikte girdik itikafa.

Misafirlerine karşı nasıl bir ev sahibiydi?

Hocaefendi, misafirlerine mükrim ve çok cömert bir ev sahibiydi. Öylesine cömert bir mürşid ki: misafirsiz sofraya oturduğunu hatırlamıyorum. Valide hanım şafakla mutfağa girer, yaz-kış yemek pişirir, gece yarısı mutfaktan çıkardı. Elden hizmetçi almaz, kızlarını da mutfağa sokmazdı. Misafirlere yemekleri kendisi yapardı. Sofrayı ben kurardım. Mutfak dediğim de bahçede, evlerin önündeki camsız çit, büyük bir ocak, ortada bir su kuyusu, altı beton.

Hocaefendinin aldığı maaş, mutfak masrafına yetmezdi. Bakkal ve manavdan evin ihtiyaçlarını ben aldığım için biliyorum. Meşin bir cüzdanı vardı. Köşeleri aşınmış. Cüzdanı cebinden çıkarırdı, ihtiyaçları karşılayacak para vermek için. Para yok. Bakkala ya da Manava selam söyle derdi. Ben de Hocaefendinin selamını söyler, veresiye defterine yazdırır, ihtiyaçları alırdım. Hocaefendiyi esnaf tanır, ve hürmet ederdi. İskenderpaşada her şey değişti.

Mesela neler değişti?

Artık veresiye defterine borç yazdırmıyorduk. Lokanta kuruldu. Aşçı tutuldu. Yemek düzeni değişti. Zeyrekte Ümmügülsüm Camiinde, ki o camide Beşiktaşta Abdülhay Efendinin (r.a), O da Meşayih-i Nakşibendiyeden (Nakşibendi Şeyhlerinden) imamlık yaptığı yer orası. Hocaefendiden evvel orada Abdülaziz Bekine Efendi (r.a.) imamlık yapmış.

Ondan sonra Bursanın İzvat köyünden Hocaefendi önce Bursanın merkezine, daha sonra Zeyrekteki Ümmügülsüm Camiine, oradan da İskenderpaşa Camiine geldi. Ben Hocaefendi ile (O imam, ben müezzin) Ümmügülsüm Camiinde görev yaptım.

Hoca Efendiyi, Abdülaziz Bekkine (k.s.a.) çağırdı

Hocaefendi, ahlâkı ile bize bir nümûneydi. Abdülaziz Bekkine Hazretleri son hastalığında: -Benim yerime Bursadan Hacı Mehmet Zahid Efendiyi getirin! O bizim tekkemizin en genç halifesidir demiş. Abdülaziz Bekkinenin sadık talebeleri de Onu Bursadan İstanbula getirmişler. Talebeleri, Bekkine hazretlerini kaybettikleri zaman çok üzülmüşler. İlk zamanlar Mehmed Zâhid Kotku hazretlerine hemen koşamamışlar. Fakat Mehmed Zahid Efendi hazretleri, hanımını da yanına alıp eski ihvanları teker teker dolaşmış. Güleryüzlü yumuşak ahlâkıyla ihvânı kendisine bağlamış.

Hocalarımın camiine imam tayin edildim

Cami yıkılacak diye Hocaefendiyi İskenderpaşaya tayin ettiler. Ben de o sene İmam Hatip Lisesinin bitirdiğim için Ümmügülsüm Camiine imam tayin edildim. Abdülhay Efendi, Abdülaziz Bekine Efendi ve Hocaefendiden sonra imam olarak iki katlı ahşap evde de ben oturdum.

Bodrum katı da vardı. Yalnız merdivenden çıkarken, yıkılacakmış gibi sallanırdı. O evde ben tam dokuzbuçuk sene oturdum. O ev; merhum Nureddin Topçunun hidayete erdiği evdir.

Ayasofyada Cuma namazından sonra ver elini Gümüşhanevi Dergahı

Gümüşhânevî Dergâhı şeyhi Mustafa Feyzi Efendinin önde gelen talebelerinden. İsmi Mehmed Zâhid, soy ismi mütevazi manasına gelen Kotku. Hoca Efendi lakabıyla tanınır. Babası İbrâhim Efendi, annesi Sâbire Hanım. 1897 de (H.1315) Bursada doğar. 13 Kasım 1980de (H.1401) İstanbulda dünyayı değişir. Kabri, Süleymâniye Câmii hazîresinde. Ailesi ipekçiliğiyle meşhur olan Kafkasyadan Osmanlı-Rus Harbi sırasında Anadoluya gelir ve Bursaya yerleşir. Babası İbrâhim Efendi, Bursada çeşitli câmi ve mescidlerde imâmlık yaparken Mehmed Zâhid Efendi Kaleiçi mevkiindeki evlerinde dünyâya gelir. Daha üç yaşında annesi Sâbire Hanım vefât eder. İlk tahsilini Bursa Oruçbey İbtidâîsinde, Orta öğrenimini ise Maksem İdâdîsi ve Bursa Sanâyi-i Nefîse Mektebinde yapar. O sıralarda patlak veren Birinci Dünyâ Harbi sebebiyle on sekiz yaşındayken askere gider. Yıllarca askerlik yapar, çok tehlikeli günler ve hastalıklar geçirir. Ordumuzun Suriyeden çekilmesi üzerine bin bir güçlükle İstanbula döner. Yirmi beşinci Kıta Şûbe Yazıcılığıyla askerliğe devâm eder. Askerlik vazifesi sebebiyle İstanbulda kaldığı müddet içinde çeşitli dînî toplantılara, özel derslere ve câmilerdeki vaazlara devâm eder. Cumâ namazını Ayasofya Câmiinde kıldıktan sonra, Vilâyet karşısındaki Fatma Sultan Câmii yanında bulunan Gümüşhânevî Dergâhına gider. Dağistanlı Şeyh Ömer Ziyâüddîn Efendiye intisab edip, talebe olur. Onun sohbet ve derslerinde bulunarak tasavvuf yolunda ilerler.
__________________


Do not put Question(?) mark where Allah put a period(.)...

Hekimoglu isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alt 14.11.2005, 11:01   #3
Hekimoglu
Portal Yerlisi
 
Hekimoglu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2005
Nereden: Amerika
İletiler: 1.968
Aldığı Beğeniler : 186
Beğendiği Mesajlar : 51
Standart

Felsefeci Nureddin Topçu, hidayetine vesile olan Abdülaziz Efendiyi Prof. Dr. Cevat Akşite şu cümle ile fade etmiş:

Onu dinlerken mest oldum

Gece saat üç, ben yelkenleri indirmişim. Hocaefendinin sorularıma verdiği cevapları karşısında mest olmuşum. Beynimdeki bütün şeytani sorulara Rahmani cevaplar almışım. Bu sırada Abdülaziz Bekkine Hazretleri arkadaşım Sırrı Beye işaret etti ve Bu iş tamam, Nureddin beyi götür dedi.

Konu biraz değişecek ama, Nureddin Topçunun hidayete nasıl erdiğini anlatır mısınız?

Konu aslında değişmiyor. Çünkü Abdülaziz Bekkine hazretleri, vefatından önce Hocam Bursalı Mehmed Zahid Efendinin yerine getirilmesini isteyen Allah dostu. Nureddin Topçu ise beni sever ve bana: Hocamın Camisinin imamı derdi. Biz İmam Hatip Lisesinde okurken Nureddin Topçu, Felsefe, Mantık, Sosyoloji, Din Psikolojisi ve Pedagoji derslerimize gelmişti. Paristen (Sorbonne Üniversitesinden) Felsefe Doçenti olarak inkarcı haliyle döndüğünde inanmakla inanmamak arasında bocalıyormuş. Bunu bizzat Nureddin Topçunun kendisinden dinledim. Topçu diyor ki: Sultanhamamdaki liseden arkadaşım olan Tüccar Sırrı beye durumumu anlattım. Sırrı Bey de bunu Abdülaziz Bekkine hazretlerine söylemiş. Abdülaziz Bekkine hazretleri de Pazartesi günü Onu bana getir demiş. Tüccar Sırrı Bey ile Abdülaziz Bekkine hazretlerinin evine gittik. Bize Yukarı çıkın işareti yaptı ve başındakileri savdıktan sonra yukarı çıktı. Yukarıda bir kanepe, aşağıda kılabı var.. Tozlu bir tahta. Ben ise çok titiz bir insanım. Elbisem toz olur diye arabaya binmez, okula yayan gider gelirdim. Baktım, kanepe tozlu. Kenarına iliştim. Abdülaziz Bekkine hazretleri geldi ve o kanepeye oturdu ve: Sor bakalım evlat, ne soracaksın? dedi. O Mübarek zatın sorularıma verdiği cevaplar karşısında ağzım açık kalmış, hayran hayran dinliyordum.

Topçunun Abdülaziz Bekine hazretlerine neler sorduğunu da hatırlıyor musunuz?

Tabi, haşa Allah var mı?, Bu kainat gerçekten yoktan nasıl var edildi?, Öldükten sonra nasıl dirileceğiz? , Ahiret hayatı gerçekten var mı? gibi imana müteallik felsefi sorular. Nureddin bey diyor ki: Her soruma aldığım cevap karşısında Abdülaziz Bekkine hazretleri ile öylesine yakınlaşmışız ki, sonunda diz dize, göz göze gelecek şekilde yaklaşmışız. Gece saat üç. Ben yelkenleri indirmişim. Hocaefendinin sorularıma verdiği cevapları karşısında mest olmuşum. Beynimdeki bütün şeytani sorulara Rahmani cevaplar almışım. Bu sırada Abdülaziz Bekkine hazretleri arkadaşım Sırrı Beye işaret etti ve Bu iş tamam, Nureddin Beyi götür dedi. Öyle güzel tatmin oldum ki. Hocaefendiye verdiği cevaplar karşısında hayran oldum. Hiç gitmeyecek gibi böyle gözünün içine bakıyorum, ağzından çıkanları can kulağı ile dinliyorum. Sırrı Bey: Kalk gidelim, sabah oldu. dedi. Eyvah saat 3 olmuş. Niye haber vermedin? dedim. Sırrı Bey: Haydi haydi dedi, tam kapıdan çıkacağız, benim bir ayağım dışarıda öteki içeride, Sırrı bey dışarıda: Sırrı bey, haydi dönelim yahu diye teklif ettim; Sırrı bey: Yürü ulan, zaten Hocaefendiyi uykusuz bıraktık. Bundan sonra çok gelirsin dedi. O günden sonra Abdülaziz Bekkine hazretleri vefat edinceye kadar Nureddin Topçu her gün onun sohbetine katılırmış. Abdülaziz Bekkine hazretleri çok seviyeli konuşan, deha sahibi bir insan. Hutbede bile az konuşurmuş, ancak Topçu, Onun söylediği bir kelimeden bile alacağını alırmış.

Ahmed Davudoğlu da hocamdı

Hocanız Mehmed Zahid Efendi nasıl hitap ederdi?

Hocaefendi, halk adamıydı. Halka hitap ederdi. Son derece mütevazı, böyle herkesle bir olur, amma, herkese göre konuşan bir insandı. Çok yönlü bir insandı. Ben ona doçentlik tezi jürimde bulunmuş, Hukuk Fakültesinden hocam olan Anayasa Profesörü rahmetli Ahmet Selçuk Özçeliki götürdüm. Ben fakültede okurken Özçelik Doçent idi.

Hukuk Fakültesi ile İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünü aynı sene bitirdiğiniz doğru mu?

Doğrudur, Yüksek İslam Enstitüsü ile Hukuk Fakültesini aynı yıl bitirmekle yetinmeyip, her iki fakültede okurken aynı zamanda imamdım ve geceleri de Fransız Konsolosluğundaki dil kursuna gidiyordum.

Ahmet Davutoğlu Hocaefendiden de ders aldınız mı?

Evet, hem İstanbul İmam Hatipte hem de Yüksek İslamda dersimize geldi. Rahmetli Davutoğlu Hocam da beni çok severdi. Adıma imzaladığı kitapları vardır.

Adapazarında Hukuk hocasıyken 1402lik olup Edirneye nasıl gönderildiniz?

Sakarya Üniversitesi daha Akademi iken Doçent olarak Ticaret Hukuku okutuyordum. Müftü Efendi, camide konuşma yapmamı istedi. Ben Ticaret Hukuku Doçentiyim. Camide konuşma yapmam hoş olmaz dediysem de Müftü Efendiyi ikna edemedim. Vali beye gitmiş. İki fakülte mezunu, üç yabancı dil biliyor. Camide konuşmasında fayda var diye beni övmüş. Vali bey de: Halk tarafından istendiğiniz için, filanca camide konuşmanız rica olunur diye resmi yazı gönderdi. Vali beyin yazısını emir telakki ederek Ramazanda camide vaaz vermeye başladım. Hocaefendi o zaman sağ. Bütün enerji ve desteği evvel Allah sonra Hocaefendiden alıyorum. Konuşmalarım çok tutuldu. İçimden geldiği gibi, halk tipi de konuştuğum için, cami çok kalabalık oldu ve haftalık vaazımı 2 güne çıkardılar. Yine camide yer kalmıyor. İşte o zaman ismini veremeyeceğim Müslümanlardan bir grup beni Sıkıyönetim Komutanına şikayet ediyorlar.
sakireer isimli üye bu mesajı beğendi.
__________________


Do not put Question(?) mark where Allah put a period(.)...

Hekimoglu isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alt 14.11.2005, 11:03   #4
Hekimoglu
Portal Yerlisi
 
Hekimoglu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 17.08.2005
Nereden: Amerika
İletiler: 1.968
Aldığı Beğeniler : 186
Beğendiği Mesajlar : 51
Standart

Müfteriler boş durmuyor...

Sizi neden Sıkıyönetim Komutanına şikayet ediyorlar?

Bir sürü iftira&Koyu şeriatçı, Cumhuriyet rejimi ve Atatürk düşmanı filan diye şikayet ediyorlar. Tabi bu iftira şikayetler üzerine Sıkıyönetim Komutanı benim konuşmalarımı takip ettirmek için tam beş tane subayı görevlendirmiş. Ben konuştukça, onlar da konuşmalarımı kayıt altına alıyorlarmış. Haftalardır seni dinliyoruz, konuştuklarını teyp bandına kaydediyoruz. Fakat hala suç unsuru bir sözünü duymadık dediler. Sonra onlarla tanıştık ve dost olduk. Daha sonra bir müfettiş geldi.

Diyanetten mi?

Yok, canım Sıkıyönetim Komutanlığından. Canım sıkıldığı için adamın sorularına da biraz ters cevaplar verdim. Camide konuşma yapmayı benim istemediğimi, valinin emriyle konuştuğumu söyledim. Müfettiş, beni Askeri Mahkemeye şikayet etmiş. Askeri savcı şikayet dilekçesini okumuş, konuşma bantlarını dinlemiş, müfettişin raporunu incelemiş ve işi anlamış. Daha beni mahkemeye çağırmadan Askeri Savcı, Adamın konuşmalarında suç unsuru olmadığından, camideki konuşmalarını da valinin emriyle yaptığından diyerek hakkımda takipsizlik kararı vermiş.

Cami konuşmalarınızda nelerden bahsediyordunuz?

Ramuz el- Ehadisten Hadis-i şerifler okuyordum. Çünkü Ramuz el-Ehadis okumamı Hocaefendi (Mehmed Zahid Kotku) istemişti. Daha ben İzmirde Avukat iken Hocaefendi Ramuz el-Ehadis oku dedi. Ben, Estağfirullah deyince, kızdı ve Okuyacaksın emrini verdi. Ben de ondan itibaren devamlı Ramuz el-Ehadis okuyorum. Bütün enerjimi Ondan alıyorum. 1402den Adapazarından Edirneye sürgün olunca bir ara bırakmıştım. Mübarek Hocaefendi hem rüyama girdi hem de İstanbula geldiğimde bizzat aşikara söyledi: Ramuz el-Ehadise başla diye. Yeniden okumaya başladım. Sonra İstanbula döndüğümde Müftülükten izin aldılar. Burada 26 senedir Böcekli Camiinde Ramuz el-Ehadisden okuduklarımı anlatıyorum.

İlim ve irfan önderlerimizin imamlık yaptığı Ümmügülsüm Camii

Hocaefendi, Ömer Ziyâüddîn Efendinin vefâtı üzerine, yerine geçen Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendinin sohbetlerine devâm eder. Tasavvuf yolundaki vazîfesini tamamlayıp, hilâfet alır. Râmuz el-Ehâdîs, Hizb-i A'zam, Delâil-i Hayrât ve Kasîde-i Bürde okutmak üzere icâzet verilir. İlim ve irfan sevdalısı Hocaefendi, bu arada Bâyezîd, Fâtih ve Ayasofya Câmii ve medreselerindeki derslere devâm eder. Bu sırada hâfızlığını tamamlar. Ayrıca Hacı Hasîb Efendiden kırâat ilmi ve fıkıh icâzeti alır. Hocasının işâreti üzerine çeşitli kasaba ve köylere giderek halkı irşada başlar, İmâm-Hatiplik yapar ve insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatır. Tekke ve zâviyelerin kapatılmasından sonra Bursa'ya dönen Mehmed Zâhid Efendi, 1929 senesinde babası İbrâhim Efendinin vefâtından sonra onun yerine Bursa'nın İzvat köyünde İmâm-Hatiplik vazîfesine başlar. On beş yıl kadar süren bu vazîfeden sonra, Bursa il merkezindeki Üftâde Câmii Şerîfi İmâm-Hatipliğine tâyin edilir. Kaleiçi'ndeki baba evine yerleşir. 1945ten 1952ye kadar buradaki vazîfesine devâm eder. 1952nin Aralık ayında Gümüşhânevî Dergâhı postnîşini ve eski dergâh arkadaşı Kazanlı Abdülazîz Bekkîne'nin vefâtı üzerine talebelerinin ve sevenlerinin ısrarlı dâvetleriyle İstanbul'a taşınır. Fâtih-Zeyrek'teki Ümmügülsüm Camiinde İmâm-Hatiplik yapar. Ekim 1958 târihinde Fâtih İskenderpaşa Câmiine tayin olur ve dünyasını değiştirene kadar bu vazîfede kalır.

Yarın: Paşadan itiraf: Suçun yok ama emri geri alamam

MILLI GAZETE
iskenderpaşa isimli üye bu mesajı beğendi.
__________________


Do not put Question(?) mark where Allah put a period(.)...

Hekimoglu isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alt 14.11.2005, 11:40   #5
keremm
Bilgili Üye
 
keremm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 07.09.2005
Nereden: AĞRI ( İSTANBUL - İstinye)
İletiler: 1.243
Aldığı Beğeniler : 35
Beğendiği Mesajlar : 0
Standart RE: Vefatının 25. yılında Mehmed Zahid Kotku hazretlerini rahmetle anıyoruz

RABBİM MEKANLARINI CENNET EYLESİN,
BİZ ACİZ KULLARININDA ŞEFAATÇİSİ EYLESİN.
__________________
Yokuşlar kaybolur çıkarız düze
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze
Sapan taşlarının yanında füze
Başka alemlerle farkımız bizim

NFK.

keremm isimli üye şu anda çevrimdışı  

Reklamsız bir forum için sitemize destek olun...
Alt 14.11.2005, 12:57   #6
ExELaNcE
Onursal Üye
 
ExELaNcE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.09.2005
İletiler: 3.491
Aldığı Beğeniler : 117
Beğendiği Mesajlar : 15
Standart RE: Vefatının 25. yılında Mehmed Zahid Kotku hazretlerini rahmetle anıyoruz

Alıntı:

Orjinal Yazarı keremm
RABBİM MEKANLARINI CENNET EYLESİN,
BİZ ACİZ KULLARININDA ŞEFAATÇİSİ EYLESİN.


Amin...

M. Zahid Kotku Hocaefendi'nin tatlı üslubu, derin mânalı ama çok sade ifadelerle açıkladığı hadis-i şerifler, güne sevgi ve coşkuyla başlamamızı sağlıyor... dinlemek isteyeneler [GLOW=red]burayı ziyaret etsin[/GLOW]

Her sabah 07.45'te, tekrarı 18.05'te...
S&S 15 isimli üye bu mesajı beğendi.
__________________

Ölüler gibi donmuş bizlere de Belki Mescid-in ateşinden bir köz düşer de Buzlarımız çözülür
ey yahudi..
Sezai Karakoç

ExELaNcE isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alt 17.11.2008, 14:33   #7
vakkas
Sonsuzluk Yolcusu
 
vakkas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 06.10.2008
Nereden: karaman,almanya
İletiler: 7.032
Aldığı Beğeniler : 3701
Beğendiği Mesajlar : 3517
Standart

rabbim cenneti ile ve cemali ile de müserref kilsin
bizleride sefaatlerine nail eylesin insaallah mehmet zait hoca efendinin

kardesim elinize saglik
__________________













ATMASINA IZIN VERDIGIN SU KALBIM:SENIN.ASKINLA ATSIN SENIN ASKINLA DURSUN YARABBIM:


vakkas isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alt 23.03.2009, 17:20   #8
ExELaNcE
Onursal Üye
 
ExELaNcE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 03.09.2005
İletiler: 3.491
Aldığı Beğeniler : 117
Beğendiği Mesajlar : 15
Standart

İskenderpaşa camaatinin bu adla bir şeyhi olduğunu ilk defa buradan duydum..
Bunun sahte olduğu gerçeği yansıtmadığı aşikar..
bu isim neden ön plana çıkarılıyor anlamadım..
__________________

Ölüler gibi donmuş bizlere de Belki Mescid-in ateşinden bir köz düşer de Buzlarımız çözülür
ey yahudi..
Sezai Karakoç

ExELaNcE isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alt 29.04.2009, 08:23   #9
S&S 15
EHLİ HİZMET
 
S&S 15 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 23.04.2009
Nereden: İstanbul-Başakşehir
İletiler: 804
Aldığı Beğeniler : 864
Beğendiği Mesajlar : 628
Standart

rabbim şefaatlarına nail etsin

S&S 15 isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alt 19.05.2009, 13:23   #10
celveti
Yeni Üye
 
Üyelik tarihi: 19.05.2009
İletiler: 1
Aldığı Beğeniler : 2
Beğendiği Mesajlar : 0
Standart

SİLSİLE-İ ŞERİF

01- Hazret-i Muhammed Mustafâ SAS

02- Hazret-i Ebû Bekir-i Sıddîk RA

03- Hazret-i Selmân-ı Fârisî RA

04- Hazret-i Kâsım İbn-i Muhammed Rh.A Hazretleri

05- Câfer-i Sâdık Rh.A Hazretleri

06- Bâyezîd-i Bistâmî Rh.A Hazretleri

07- Ebu’l-Hasan-ı Harkânî Rh.A Hazretleri

08- Ebû Aliyyini'l Fârmedî Rh.A Hazretleri

09- Yûsuf Hemedânî Rh.A Hazretleri

10- Abdülhâlık-ı Gucdüvânî Rh.A Hazretleri

11- Ârif-i Revgirî Rh.A Hazretleri

12- Mahmûd İncir-i Fağnevî Rh.A Hazretleri

13- Ali-i Râmitenî Rh.A Hazretleri

14- Muhammed Baba es-Semmâsî Rh.A Hazretleri

15- Emir Külâl Rh.A Hazretleri

16- Şâh-ı Nakşibend Muhammed Behâeddîn-i Buhârî Rh.A Hazretleri

17- Alâeddîn Attâr Rh.A Hazretleri

18- Yâkûb-u Çerhî Rh.A Hazretleri

19- Ubeydullah-ı Ahrâr Rh.A Hazretleri

20- Muhammed Zâhid Parsâ Rh.A Hazretleri

21- Muhammed Derviş Rh.A Hazretleri

22- Hâcegî Muhammed Emkenekî Rh.A Hazretleri

23- Muhammed Bâki Billah Rh.A Hazretleri

24- İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fâruk Serhendî Rh.A Hazretleri

25- Muhammed Ma’sûm Serhendî Rh.A Hazretleri

26- Muhammed Seyfüddîn-i Serhendî Rh.A Hazretleri

27- Nur Muhammed Bedvânî Rh.A Hazretleri

28- Şemseddin Cân-ı Cânân Mazhâr Rh.A Hazretleri

29- Abdullah ed-Dehlevî Rh.A Hazretleri

30- Mevlânâ Hàlid-i Bağdâdî Rh.A Hazretleri

31- Ahmed İbn-i Süleyman el-Ervâdî Rh.A Hazretleri

32- Ahmed Ziyâüddîn-i Gümüşhânevî Rh.A Hazretleri

33- Kastamonu'lu Hasan Hilmi Rh.A Hazretleri

34- Safranbolulu İsmâil Necâti Rh.A Hazretleri

35- Ömer Ziyâüddîn-i Dağıstânî Rh.A Hazretleri

36- Tekirdağlı Mustafa Feyzi Rh.A Hazretleri

37- Hacı Hasib Efendi Rh.A Hazretleri

38- Abdülaziz Bekkine Rh.A Hazretleri

39- Mehmed Zâhid Kotku Rh.A Hazretleri

40- Mahmud Es'ad Coşan Rh.A Hazretleri

41- Halid Yaşar MUTLU Hazretleri
Fatihmakas ve iskenderpaşa bu mesajı beğendi.

celveti isimli üye şu anda çevrimdışı  

Reklamsız bir forum için sitemize destek olun...
Konu Kapatılmıştır

Seçenekler
Stil



Konu Etiketleri
, , , , , , , delaul hayrat , , ,


Saat : 01:43 |

Powered by vBulletin® Version 3.8.9 Beta 1
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1
Yandex.Metrica