Portal
Geri git   Yenidendogus > Edebiyat Konulari > Yürek Esintileri
Portal Forum Kayıt ol [Yardım Masası] Kuran-ı Kerim Dinleme Üye Listesi Konularım Cevaplarım Arama Son 24 Saatteki Konular Forumları Okundu Olarak İşaretle

Aşk ve Ruh..../// İLAHİAŞK ///

Aşkını gönlüme akıttın Yıllarca hasretinle yaktın Adını kalbime, elime, kollarıma, alnıma, kaderime yaz Silinmesin hiç, kalbimde ki mührün gibi Aldın beni benden, Sende erittin Aradım kendimi her yerde Bulamadım gölgemi bile Ta ki andığımda adını
User Tag List


Like Tree110Likes
Cevapla
Paylaş Seçenekler Stil
Okunmamış 13.10.2012, 21:42   #1
YaRêN
GüIefşaN
 
YaRêN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.05.2012
Nereden: Olduğum Yerden
İletiler: 2.879
Aldığı Beğeniler : 3386
Beğendiği Mesajlar : 4552
Arrow Aşk ve Ruh..../// İLAHİAŞK ///


Aşkını gönlüme akıttın
Yıllarca hasretinle yaktın
Adını kalbime, elime, kollarıma, alnıma, kaderime yaz
Silinmesin hiç, kalbimde ki mührün gibi
Aldın beni benden, Sende erittin
Aradım kendimi her yerde
Bulamadım gölgemi bile
Ta ki andığımda adını,
Varlığımı hissettim Mansur gibi…
Aşkın derdime ilaç
Aşkın yarama şifa
Aşkın ruhumun kanadı
Aşkın gözümün nuru
Aşkın hayatımın anlamı
Aşkın damarımda ki kanım
Aşkın kalbimin perdelerini açan rüzgarım
Aşkın parmaklarımda ki enerjim
Aşkın hüznümün kaynağı
Aşkın kelimelerimin ruhu
Aşkın yüzümün gizli sırrı
Aşkın sanatımın kaynağı
Aşkın ışığım
Aşkın kaybettiklerimin tesellisi
Aşkın hayallerimin burağı
Aşkın dünya zindanımın ufuk penceresi
Aşkın ahiretimin ümidi
Aşkın ezelimin cevabı
Aşkın ebedimin müjdesi
Aşkımsın Aşkım ilahiaşkım
Bezm-i Elest…
dehale54, samanyolu, Yusufça ve diğer 1 kişi bu mesajı beğendi.
__________________

YaRêN isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alıntı ile Cevapla

Reklamsız bir forum için sitemize destek olun...
Okunmamış 13.10.2012, 21:48   #2
YaRêN
GüIefşaN
 
YaRêN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.05.2012
Nereden: Olduğum Yerden
İletiler: 2.879
Aldığı Beğeniler : 3386
Beğendiği Mesajlar : 4552
Standart


Ebedi Sevgiliye Doğru
Kâbe’ye yürüyerek giden kazakları neydi bu zorlu yolculuğa böyle niyetlendiren…
Nabi’nin Medine’ye varmadan okuduğu beyitleri minarelerden duyuşundaki sır…
Geçmişte Hacca gidenlerde Medine’ye birden girilmezdi. Önce konaklama olurdu. izin gelirse girilirdi. Şimdilerdeki gibi dört saatte Medine’de olmak değildi…
İlahi Aşk ile aşılıyordu yollar. Aylarca süren bir yolculuktu bu.
Günahlarla kirlenen kalbe verilen en büyük ceza; ibadette feyzin kesilmesi. HUZUR’dan uzak kalmak.
Eskiler gece günah işlediklerinde sabah kapılarında yazılı bulurlarmış. Bizim de yazılsa halimiz ne olurdu?..
Ahh kirlenen bardaklar, acilen yıkanmalısınız!.
Temiz bardaklara temiz içecekler doldurulur…

Bezmi elestte sana hayran olmuşuz Ebedi Sevgilimiz.
Dünya sevgisinden ayır kalbimizi, Senin İlahiaşkınla dolsun.
İçimizdeki sevgi; saf ve tertemiz. Menfaatsiz, beklentisiz, çocuk kalbindeki masum sevgiler gibi…
Cennet sevdasıyla yada cehennem korkusuyla değil, taze bir bebeğin annesine duyduğu özlem ne ise, biz de onu duyuyoruz. Ney sesinin verdiği huzur ile elest bezmini hatırlıyoruz. Anımsatıyor bize ne için yaratıldığımızı. Geçmişten bir seda idi, kulaklarımızdan gönlümüze giren ve gönlümüzü titreten. Görmeden sevdiğimiz Mevlamız…Ebedi Sevgilimiz…
Biz sende tamamlandık. Zerreydik. Bütün olduk. Yarımlığımız bitti. Aşkına aşık olduk. Aşkınla var olduk. Bundandı belkide diğer aşkların yarım kalışı…Vuslatsız aşkların sırrı Senin Vuslatına ermekti belkide…
Biliyormusun, hüzünlermiş bizi sana yaklaştıran sır. Ne zaman rahatlasak, senden uzaklıkla imtihan oluyoruz. En acısı da bu biliyormusun…Senden uzak kalmak. Hasretinde ateşi varmış, yakıp kavuran bir ateş ve acı. Aşıkların neden gözleri yaşlı olurmuş, sonbahar yağmurları gibi.Toprağın yanan bağrını gözyaşları dindirirmiş.
Gecelerimizde Sen varsan kaybetmedik.
Ömrümüz bereketlenir.Öyle bir pencere ki bu, gecelerde tüm aleme bir davet var …
Aşkınla demli olanlara açılan bir seda bu.
Hiç istemezler sabah olsun. Sabah olması Sevgiliyi paylaşmak demek.
Gündüzler de, öyle bir gürültü olur ki, Sevgiliyi hissiyatımızda duymamız zorlaşır. Ancak namaz zamanlarında hasretimiz diner.
Geceler öylemi ya…
Geceler hasretin değil, vuslatın yoğun yaşandığı bir dem…
Allah dostlarından uzak kalmak aşkımızın ateşini azaltıyor. Bizim dinimiz sohbet dini. Peygamberimiz H.z Muhammed {s.a.v} sahabelerine yaptığı sohbetleri ile elmaslar haline gelmelerine vesile oldu. Ya bizler sohbetsiz nasıl canlanırız.
O aşk dolu gözleri seyredemedik. O gözlerde neler gördüler kimbilir; H.z Ebu Bekir{r.a.},H.z Ömer {r.a.}, H.z Ali {r.a.}, H.z Zeyd {r.a.}, H.z Hatice {r.a.}, H.z Aişe {r.a.}, H.z Fatıma {r.a.}, H.z Hüseyin {r.a.}, H.z Hasan {r.a.}, H.z Caferi Tayyar {r.a.} ,H.z Sad bin ebi Vakkas {r.a.}, H.z Bilal {r.a.},H.z Hamza {r.a.}, H.z Ukkaşe {r.a.}
H.z Habbab bin Eret {r.a.}
Ne olaydı bir kez göreydik rüyamızda, o aşk dolu gözleri…


Gönül dostu ile sohbet; pillerin iki kutbu bir araya gelince nasıl enerji üretirse, gönlü ilahiaşk ile yanan dostlar ile sohbette bizim gibi ışıksız, aşksız kalmışlara demdir, ilaçtır, şifadır.
Yüreğimiz kanatlanır coşar.
Bulut oluruz.
Damlalar buharlaşır .
Yeryüzü zindanından bir pencere bulur, özgürlüğe kanat çırparız.
Öyle bir iksir ki bu sevda…
Mekke’de başladı. Medine’den tüm dünyaya dağıldı. Güneşimiz doğmamış olsa idi nereden bilecektik aşkın sırlarını. Peygamberimiz H.z Muhammed {s.a.v} aşk için yaratılmıştı. Sen olmasan onsekiz bin alemi yaratmazdım demişti, Ebedi Sevgilisi.
(Ey Resulüm, İbrahim’i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim Senden daha sevgili hiç bir şey yaratmadım Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için, dünyayı ve dünya ehlini yarattım Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım) [Mevahib-i ledünniyye]
Hira’da buluştular. Aşk ile yanan gönlü uzaklaştırdı, O’nu; ailesinden, evlatlarından, akrabalarından, dostlarından.
Hira’da sakinleşti. Müjdelendi.
Şükür makamını tattı.Maşukluğun,Naz makamının sırlarını keşfetti.
Nasıl şükretsek azdır gönül nimeti için.
Gönül olmasa idi nasıl bulurduk Ebediyyet sırlarını.
Bir aşk ile Allah nidası, gönüldeki tüm dertleri sıkıntıları pasları temizliyor.Yüreğimiz kaynıyor, ağyardan ne varsa yakıp yok ediyor.
İnsan bir fener gibi yanmazsa rahat bulamaz. Gönül fitilini tutuşturacak aşkîler lazım.Bir mum bin mumu tutuşturur. Sönmeyen bir nur aleme yayılır.Önce gönüller aydınlanır . Zulmetler yok olur. Dalga dalga bu nur tüm aleme yayılır.
Dünya karanlıklardan kurtulur. Barış, kardeşlik,dostluk hakim olur.
Kapılar kilitlenmez artık, çünkü hırsız kalmamıştır, herkes zengindir.
Aşk yoksa Namaz ruhsuzdur
Aşk yoksa Yemek tatsızdır
Aşk yoksa Meclis feyizsizdir
Aşk yoksa Çocuk neşesizdir
Aşk yoksa Evlilikler, soğuk-robotvaridir.
Aşk yoksa Sanatlar devamsızdır
Aşk yoksa Secdeler açılmayan kapılardır
Aşk yoksa Hac turizmdir,seyahattir.
Aşk yoksa Mesafeler çoktur
Aşk yoksa Ruhlar uzak birbirinden uzaktır
Aşk yoksa Ümmet peygambersizdir
Aşk yoksa İstanbul ilimsizdir
Aşk yoksa Türbeler garip, ziyaretçisizdir
Aşk yoksa Yollar zikirsiz, korna gürültüleri doludur
Aşk yoksa Eyüp Sultan tanınmaz
Aşk yoksa Aziz Mahmut Hüdayi’nin kalbiyle ısıttığı su anlaşılmaz
Aşk yoksa Merkez Efendinin merkezi bilinmez
Aşk yoksa Şehidin kurbanlığı anlaşılmaz
Aşk yoksa Gelinlerin kınası bilinmez
Aşk yoksa Kurban bayramının hakikati nereden bilinir
Aşk… ah… aşk
Aşk yoksa Kelebek neden ateşe atlar bilinmez
Aşk yoksa Bedenen kavuşamayan canların rabıtası nereden bilinir
Aşk yoksa Dört mevsimin hikmeti nasıl bilinir
Aşk yoksa Kabz ve bast halleri nasıl çözülür
Aşk yoksa Hasret ve vuslatın
Kerem ile Aslı’nın
Leyla ile Mecnun’un neden kavuşamadığı nasıl bilinsin
Leyla’dan Mevla’ya geçmenin tadını
Fenafillaha ermeyi, gönül haccını tadmayı
Bekabillah’ta hizmet aşkıyla tutuşup, Ebedi Sevgiliye; lekesiz, kusursuz,en nadide nakışlar ile en güzel çeyizleri (salih amelleri) hazırlamayı
Ölümün bu kadar güzel oluşu, Sevgiliye kavuşmanın heyecanı,
Kur’anın kölesi olmayı, H.z Muhammed (a.s)ın yolunun tozu olmayı,
Ezanların buluşma davetiyesi oluşları, sıcacık yataklardan o eşsiz davet ile Sevgilinin evine toplanıp, O’nun manevi ikramları ve aşkı ile nasiplenmenin güzelliğini nereden bileceğiz.

İlahiaşk ile Huzura erdik
Kamil insana mutlak sevgi ikramdır.
Çektiği ahların mükafatıdır
Aşık maşuğu ile buluşur
Damla deryada yok olur
Yüzünde güller açar
Gönül sarayı ağyardan temizlenir.
Açılan dua ellerine damla damla nurdan feyiz yağar.
Saatin tiktakları aşk aşk diye atar
Kuşlar nağmelerini aşk aşk diye öter

Allahım aç kapılarını
Allahım aşk kapılarını
Aç…
Bizleri ilahiaşkın ile canlandır yeniden.
Yeni Fetihler nasip et.
İlahiaşkın ile dolsun cümle alem…
İlahiaşk. Bezm-i elest
05:56 20.06.2011
dehale54, Yusufça ve Yoriyos bu mesajı beğendi.
__________________

Konu YaRêN tarafından (14.10.2012 Saat 19:24 ) değiştirilmiştir..

YaRêN isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 13.10.2012, 21:51   #3
YaRêN
GüIefşaN
 
YaRêN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.05.2012
Nereden: Olduğum Yerden
İletiler: 2.879
Aldığı Beğeniler : 3386
Beğendiği Mesajlar : 4552
Standart

Neyleyim sen yoksan eğer, dünyanın servetini
Neyleyim sen yoksan eğer,ahretin cennetini
Neyleyim sen yoksan eğer, sahilleri,kırları
Neyleyim sen yoksan eğer, yazı, kışı, baharı
Neyleyim sen yoksan eğer, İstanbul’da
Ne de haklıymış meğer, Aşk uğruna yananlar…

Nağmelerini hatırlıyorum sadece… İşte… İşte … Bu anlardı…İlahi sevgiye, ilahi aşka yüreğimin kaydığı, manevi köprüden geçtiğim saniyeler…

Artık savaş bitmiş,huzur hakim olmuştu. Ve ben camdan dışarıyı farklı gözler ile seyreder olmuştum. Dünya artık gözlerime başka görünüyordu.Yüreğime taklidi olarak yaptırmaya çalıştığım ibadetlerin sevgisi,Mevlamın sevgisi tahkiki bir sevgiye dönüşüyordu. Özümde yanan bir ateş tutuşmaya başlamıştı.
Değişim demek buydu. Bir an da, bir nefes te,hiç beklenmeyen bir dem de…


Ey aşkını yüreğime kor bir alev gibi yakan Yar
Neyleyim Sen Olmasan dünyanın servetini
Neyleyim Sen olmasan ahretin cennetini
Neyleyim Sen olmasan sahilleri, kırları
Neyleyim Sen olmasan yazı, kışı, baharı
Neyleyim Sen olmasan İstanbul’da
Seninle güzel yaşamak
Seninle güzel nefes almak
Seninle güzel…Mevlam…


dehale54, Yusufça ve Yoriyos bu mesajı beğendi.
__________________

YaRêN isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 13.10.2012, 21:54   #4
YaRêN
GüIefşaN
 
YaRêN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.05.2012
Nereden: Olduğum Yerden
İletiler: 2.879
Aldığı Beğeniler : 3386
Beğendiği Mesajlar : 4552
Standart


Bir Leyla Düşlemesi
Osman ALAGÖZ

Bir Leyla düşlemesidir aşk. Yanmaktır bir gülün kırmızısında, türküler yakmaktır sevgiliye. Gün batımlarında tutulan sevdaları gün doğumlarında aramanın adıdır aşk. Seherlerde bülbülün yanık nağmelerinde gül hasreti çekmektir; güle rengini veren, yüreğini veren bülbül olmaktır aşk.
Ve biz şimdi büyüsü kaybolmuş zamanlarda aşkın peşine düştük. Pazar pazar gezinen Zeliha olduk aşkımıza bir Yusuf bulmak için. Yusuf, esrarını gizleyen ebedi iffetti.
Mecnun’a özendik sevdamızı bir Leyla’ya yüklemek için. Leyla bir ışıktı, ab–ı hayattı aşkı filizlendiren.
Ferhat olup Şirin’ler hatırına gönül kazmasını yamaç yüreklere vurmak istedik. Şirin, gönül aynasında aşkı büyüten bir suretti.
Bitmeyen özlemler büyütüyoruz bağrımızda. Leyla’ya, Şirin’e, Aslı’ya adadığımız yüreklerimiz vardır. Suretten öte aradığımız bir yâr vardır. Yârin adıyla yan yana bilinsin istediğimiz adlarımız vardır.

“Aşk” ile “ilgi duyma”nın karıştırıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Artık güllerimiz Leyla kokmuyor, sevda kokmuyor. Aşkın ilk basamağına dahi çıkamadık. Tutkulara takılıp kaldık. Dergâha gelen delikanlıya şeyhin “Sen git, âşık ol da gel, aşkı bil de gel!” dediği kadar dahi olsa, yüreklerimize işleyemedik aşk nakışını. Gönül toprağına atamadık aşk tohumunu. Nadasa bırakılmış yüreklerimize bir Leyla tohumu düşmedi.


Biz ölümsüz ve günahsız aşklara değil, günübirlik sevdalara takılıp kaldık. Cismaniyetin ağında ateş böceklerini yıldız sayanlar gibi, tutkuları aşk sandık. Talihsiz yanılgılarla yanlış ateşlerde yandı ruhumuz.
Sonu “kaf”la biten, “aşk”ta kalb vardır. Kaf, kalbidir aşkın. Aşkın kalbini çıkarıp aldığınızda geriye “aş” (k) kalır, ceset kalır, madde kalır.
Mecnun’un aşkına özenip de yürüdüğümüz yollar, çöl değil. Oysa aşk, çölde haz verir insana. Kalb, çöl yanmışlığında kanıyorsa aşk vardır. Aşk, yanmışlıkla daha bir lezzet verir aşığa. Susuzluktan çatlayan dudaklardan dökülen Leyla adı, cânân adı, can verir ölür ruhlara. Çölde ceylanların sürmeli gözlerinde Leyla’yı görenler, aşka uyanır seherlerde. Ve aşkın büyüsü örülür seherlerde. Toprak öperken alınlarımızdan, aslında Leyla’dır buseler konduran.
Bizim seherlerimizde ceylanlar yok artık. Biz seherlerimizi uykulara feda ettik, göremiyoruz Leyla bakışlı ceylanları. Üstümüze güneşler doğar oldu. Geceler boyu yıldızlarla söyleşip de onlara elveda diyemedik gün doğumlarında. Biz, ceylanların gözlerini öpemedik, bu gözler Leyla’nın gözlerine benziyor diye. Uykulara feda ettiğimiz seherlere ağlayamadık. Leylasızlığa akmadı göz yaşlarımız.


Biz sevemedik yaratılanı Yaratan’dan ötürü. Yunus mektebinde diz çöküp okuyamadık aşk kitabını.
Oysa, varlığın özünde sevda hamuru vardı. O hamuru besleyen aşkın pişmanlık gözyaşı vardı. Adem ile Havva’dan dökülen. Şimdi ezeli pişmanlıklara değil, günübirlik sancılara akar oldu gözyaşlarımız.

En sevgiliye iltifatlar vardı sevgililer sevgilisinden, “Ben sana âşık olmuşam ey şerif!” hitabının tatlı sıcaklığı vardı. “Levlake…” hitabıyla başlayan bin bir renkte iltifatlar vardı. Âşık ile mâşûkun ezelde yazılı, göklerde yan yana asılı adı vardı.
Aşk medeniyetinin sevda pazarında, gönlümüzü bir Leyla’ya, son Leyla’ya, en Leyla’ya sunmanın hesabındayız. Yere göğe sığmayan Sevgililer Sevgilisini gönül Kâbe’sinde misafir etmenin telaşındayız. Misafirlikler bir olmak içindir, tek olmak içindir.Tıpkı kapısına gelen âşıkına seslenen sevgilinin tek olma hayali gibi.
“Kimsin?” diye seslenir kapısını çalana. Aşka tutulan âşık “benim” der. Ve tekrar seslenir sevgili. “Burada iki kişiye yer yok. Gönlüm teki arzular.” Tekrar kapının tokmağına dokunan ve ısrarından vazgeçmeyen âşık, benlik libasından sıyrılır. “Sen’im” der. Vahdete adım atar, bırakır ikiliği, küfrü bırakır, çokluğu bırakır. Sevdiğinde fânî olur. Aşkın bekâsını bulur.

Ebedî aşkı arzulayanlar, sevdiğinde fânî olup ölümsüzlüğe kucak açanlardır.

Ve sevenlerin dilinde sevilenlerin adı bayraklaşır. Dillerde hep Leyla kitabı okunur. Kulağa gelen her nağmede Leyla, esen her rüzgârda Leyla… Buram buram hep Leyla… Kuşların ötüşünde, güllerin kan kırmızı kıvrımlarında, göğün mavisinde, ağacın yeşilinde hep Leyla vardır. Yağmur damlaları vuslata koşar, düşer toprağa. Toprak, Leyla’sıdır yağmurun; toprağın Leyla’sı yağmur…
Mecnun’a adını sorarlar, Leyla der. Geldiği yeri sorarlar, gideceği yeri sorarlar yine Leyla, hep Leyla der. Hep aşk…


Gönlünü Leyla’ya kaptırmışların şafaklarında, güneşin ışıldayan çehresinde gamzeli tebessümler saklıdır. Dağların doruklarında hiç kaybolmayan beyazlıklar, Leyla’nın yüreğe serinlikler bahşeden sevdasıdır. Aşk, kar beyazı vefalar saklar bağrında.

Yüreğine yasak koyanlar, vefalara bezenmiş aşklarında ölümsüzlüğün kapılarını aralar. Gecenin mavi karanlığında yıldızlardan taç yapan âşıklar. Leyla durağında sevda yağmurlarıyla ıslanırlar.
“Cennet gözlüm” dediğimiz ve yarım kalmış yanımızı tamamlayan sevgiliyi alıp da yanımıza…
“Sen ey cenneti müjdeleyen Sevgili, Sevgilim!” deyip düşüp de peşine, tutunup da eteğine aradık mı hiç gecenin ve gündüzün Leylasını? Sevdanın ve Leyla’nın aşkına kaç gün doğumlarını sancıyla yaşadık? Gün batımlarında kaybettiğimiz Leyla’yı bir gülün kırmızısında bir bülbülün feryadında aradık mı hiç? Leyla’dan başkasını görmez oldu mu gözlerimiz?

Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendisini aşka çağıran çöldedir Mecnun. Dolaşır bir baştan bir başa. Yüreğinden aşka ırmaklar akar çöl kumlarında. Gönlünü avutur. Dolaştığı günlerden bir gün… Fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtiğini. Leyla’dan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez, namaz kılan dervişi. Namaz biter. Kırk yıllık bekleyiş yükünü bilen derviş kızar Mecnun’a. Özür kuşanmış kelimelerin ardından, paslı vicdanlara bir hançer gibi, saplanan sözler dökülür Leyla kitabı okuyan dudaklardan. “Kusura bakma derviş baba, ben Leyla’nın aşkından seni göremedim. Ya sen, huzurunda bulunduğun Mevla’nın aşkından beni nasıl gördün?”

Aşk yanılgısıyla avunan yürekler sıtmaya tutulur. Yeni bir sevdanın, ezelî ve ebedî Leyla’nın eşiğinde aşka uyanır canlar, Leyla’ya uyanır. Vuslat kokan düşler Leyla’ya uzanır.

dehale54 ve Yusufça bu mesajı beğendi.
__________________

YaRêN isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 13.10.2012, 22:00   #5
YaRêN
GüIefşaN
 
YaRêN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.05.2012
Nereden: Olduğum Yerden
İletiler: 2.879
Aldığı Beğeniler : 3386
Beğendiği Mesajlar : 4552
Standart

İçinde yanan ilahiaşk ile kainatı tavaf etmeye başlar

Gönlünün sarayında büyük bir yangın yaşamıştır
ve
bir tek O(c.c) Sultanlığını ilan etmiştir….
Yüreğinde taşıdığı ebedi sevdayı ilmine akıtmıştır…
Artık sağ elimi kaldırdım(Mevlasından aldığı ilahiaşk enerjisiyle)
sol elimi daldırdım (Halka hizmet şuuruyla bir canı daha Mevlasıyla buluşturma şevk ve gayretiyle, eli Kârda gönlü Yar’da….)

HİZMETLERE İMZASINI ATMIŞTIR….

İlahiaşk Can güneşi



Aşk-ı İlahi
Mahluk hilkâtine vesile benim,
Zerrât ve gezegenleri döndüren,
Mahlukta Hâkk’ın mührünü gösteren,
Allah’a (c.c) muhâbbette zirve benim…
Kâinat dar gelir yerim gönüller,
Benden nasipsize zordur ölümler,
Nasiplime ölüm olur düğünler,
Ölümü Şeb-i Arus kılan benim…
Fânilerde arama bulamazsın,
İlâhiyse tadıma doyamazsın,
Yerime hiçbir şeyi koyamazsın,
Kâinatın özü odağı benim…
Kırmızı güldeki saklı mânâyım,
Gözlerde damla gönülde deryayım,
Neyin hasretle dolu feryadıyım,
Kulu Mevla’ya ulaştıran benim…
Bülbülü güle tutsak eylemişim,
Numunemi faniyle göstermişim,
Gülün kısa ömrüne yetmemişim,
Bülbüle serenât yaptıran benim…
Mecnun’un Leyla’da aradığıyım,
Ferhat’ın Şirin ile yandığıyım,
Kerem’im Aslı ile andığıyım,
Fani muhabbette aranan benim…
Adem’e (a.s) Havva ile göründüm,
İblis’in iddiasıyla ölçüldüm,
Tövbe gözyaşıyla dirildim,
Habil’i Kabil’den ayıran benim…
Nuh’un (a.s) gemisi benimle yükseldi,
Tufanın öfkesi sayemde düzeldi,
Balığın karnında Yunus (a.s) seslendi,
Çareyi imdada koşturan benim…
Ad da Semud da beni tanımadı,
Bana çağrılınca kulak asmadı,
Beni unuttu da çaresiz kaldı,
Yerine musibet getirilen benim…
Musa’nın (a.s) Tur Dağında düştüğü,
Yakub’un (a.s) Yusuf (a.s) ile güldüğü,
Nemrut’un İbrahim’den (a.s) ürktüğü,
Kıssaların ardındaki asıl benim…
Aziz Mahmut’a Hüdâi dedirten,
İbrahim Ethem’i tahttan geçirten,
Oğlundan vuslatta yüz çevirten,
Uğrunda dünyadan geçilen benim…
Ahmed’i (s.a.v) âlemlere rehber eden,
Mevlana’yı insanlara sevdiren,
Yunus’a Tabdug ile huzur veren,
Sebepler ardındaki sırlar benim…
Mu’sab’ı (r.a) her şeyinden geçirtenim,
Zeyd’i (r.a) taşlar önünde set çekerim,
Hamza’yı (r.a) şehitler piri edenim,
Yollarında canlar verilen benim…
Allah’ı idrakte en üst noktayım,
Gönlün kendini bulduğu safhayım,
Can kafesindeki kalbi saftayım,
Beden ölse de ebedi yaşarım,
Zira aşktır adım, bendeniz AŞK’ım…..
Şair:Adem Kaçar


Yusufça isimli üye bu mesajı beğendi.
__________________

YaRêN isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alıntı ile Cevapla

Reklamsız bir forum için sitemize destek olun...
Okunmamış 13.10.2012, 22:06   #6
YaRêN
GüIefşaN
 
YaRêN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.05.2012
Nereden: Olduğum Yerden
İletiler: 2.879
Aldığı Beğeniler : 3386
Beğendiği Mesajlar : 4552
Standart



Aşk
Tarifi olmayan lezzetlerin en üst seviyesi,
Kelimelerin aciz kaldığı üç harf.
Girdiği gönülleri altüst eden kulağı sağır gözü kör eden aklı gideren
akıl alırmı aklı gidereni
aklı gideriyor ama gönül direniyor
direnirken yanıyor yandıkça direniyor
aşka yürekmi dayanır yanıyor gönül cayır cayır kül oluyor.
Kül gönülde hastalıkmı kalır tertemiz bir gönül ve Aşk yerleşiyor oraya.O gönül gül oluyor sonra kul
Ruh haykırıyor aşk aşk diye.Nerdesin aşk kimin gönlündesin kimi yaktın ezelden bugüne,
hangi yürek dayandıki buna nerde o aşk nerde
çöller gezen mecnundamı
dağları delen ferhattamı
Şemsde eriyen Mevlanadamı
Allah diyen dildemi o dil benim aşkım,
sırat-ı müstakimde yürüyen ayakmı o ayak benim aşkım,
Zikir eden dudaktamı o dudak benim aşkım,
Allah diyen yürektemi o yürek benim aşkım.
Öldür nefsini artık ne verdiki bunca zaman.
Mevlam aşkı yaratmış aşkla bulalım diye.
Allah aşkla bulunur.Aşktır ibadeti ibadet yapan.Aşktır kulu kul yapan.Aşktır kula Maşuğu bulduran
Aşkın varsa bulursun kurtulursun
Aşkın yoksa sen yoksun,yoksun!





Gel Beraber Yanalım..
Eğer ki O kerem sahibine firkat acısıyla yanarken biçare dilinle bir dem dahi “Hû” demediysen, kalbin zelzeleleri aşıkan meclisinde bikes olarak bitap düşmüş halde Rahim olana “Rabbim sana geldim” derken bir damla gözyaşını veremediysen..
Gel Beraber Yanalım..


Gözün açık iken bile uyanmamışsan, gönül kuşun ruh kafesinde çırpınırken bidayet ile hidayet arasında derbeder olmuşsan, aşk gönlüne düşmesine rağmen fermana teslim olmaya gücün yoksa..
Gel Beraber Yanalım..

Gaflet uykusu bir dilenci yapmadıysa halen seni, inzivayı halk içinde arıyorsan, kevseri dünyada, hakikati rüyada soruyorsan, letaiften ahfaya geçip, sırdan mehduş oluyorsan, fakirliği kabul ediyorsan..
Gel Beraber Yanalım…

Aşkın şarabını içmeden kendinden geçiyor, yunusun adını duyunca uçuyor, Mevlana ile dönüp, Arabi ile sönüyorsan, daha zaman var deme sakın, ölüm dediğin nedir, göz açmaktan başka, artık zaman geldi.. işte mahbub gidelim biz büyük aşka, var mı hakikatten daha başka…
Gel Beraber Yanalım..

Yanalım da “HÛ” ya kanalım, masivayı bırakıp Rahman ile dolalım, gerekirse aç susuz kalıp biçare bir nalân gibi solalım.. Düşten çıkıp aşıklar meclisine konalım…
Gel Beraber Bir Olalım..








Bir dem ki Huzura ermek
Bir dem ki dertlerin yok olması
Bir dem ki aşığın maşuğuna kavuşması
Vuslatı

Mevlam istedimki bu sayfayı
sana olan özlemimi dindirebilecek bir hatırlatıcı yapayım,
istedim ki dağılan halimi toparlayabileyim,

istedim ki sana sevgimi
dem dem gelip anlatabileyim
hasbihal edebileyim ….


Senin aşkın öyle bir iksir ki Mevlam,
geldiği anda yürekte ne sızı,
ne hüzün bırakıyor….
Şiddetli bir kış geçiren yeryüzü nasıl ki
ilkbahar neşvünemasıyla dirilirse
senin aşkında
bela ile yoğrulan,
kışa dönen gönülleri
bahar gülleri ile dolduruyor…
Sarmaşık gülleri sarıyor tüm benliğimizi
öyle bir sarıyor ki
benliğimiz senin aşkında yok oluyor eriyor….





Aşk: “SARMAŞIK”
BAŞI; “Karışık”
ORTASI; “Karmaşık”
SONU; “Karmakarışık”
Aşk: “SARMAŞIK”
“Aşk, muhabbetin seveni kavraması, bütün vücûduna yayılması âdeta onu SARMAŞIK dalları gibi kucaklamasıdır.”
“Aşk yapışkan bir bitkidir. İnsanların sevgisine aşk denmesi, kalbe yapışmasındandır.”(Ferra)
Bu yapışkanın adı; “SARMAŞIK” tır. Ve “Işk” kelimesinden alınmıştır. SARMAŞIK sarıldığı yeri nasıl kaplarsa, aşk da girdiği kalbi öyle sarar, sarmalar, kök salar. Kalpte yeşerir, zamanla sararır ve sâhib-i kalbi de sarartır. Aşkın kolları öyle güçlüdür ki; ne aşka tutunanlar, ne de aşkta tutuklu kalanlar ondan kurtulamazlar. Karışan kafalarında aşka dâir sonu gelmeyen sorular belirir.
Aşk mıdır cân u dil mülkünü yağma eyleyen
Aşk mıdır sînemin içre gelip câ eyleyen
Aşk mıdır boynuma takıp belâ zincîrini
Gezdirip Mecnûnleyin âlemde rüsvâ eyleyen
(Muhibbî)
Aşk; âşıkların ışığıdır. Bütün yangınların âteşidir. Mansur’un celladı, Şîrin’in Ferhad’ıdır. Halîl’in “Verd” i, Züleyhâ’nın “Derd”idir.
Aşk imiş ışık veren âşıklara
Aşk imiş âteş veren yanıklara
Aşk imiş derde bırakan dem’i
Aşk imiş deva veren âşıklara
(Hicrânî)


VE İNCE BİR nimettir! Ve dahi hikmetle anlaşılmaya, şefkatle sevilmeye lâyıktır. İbrahimî “Lâ uhibbu’l-âfilîn” feryadının üç harf ve altı noktaya dökülmüş halidir aşk.
Güzelliğe iştiyaktır ve hakikî güzeli gösteren bir pusuladır.
Batıp yitenin sevgili olamayacağını haykıran bir dellâldır.
Kalbimin ebedî aşk için yaratıldığını ve sadece ama sadece Ona ayna kılınan o kalbe, kaybolup giden zeval mahkûmlarının giremeyeceğini anlatan bir işarettir.
Aşk ile ebede yönelirim ve aşk gözyaşlarıyla Ebedî Sevgili’yi ararım.
Geldim Mevlam kabul edermisin bu aciz kulunu


Ey Allah’ımSana aşkımı ilan ediyorum..
Seni Seviyorum! Seni Seviyorum Allah’ım!
Ne olur, ne olur sen de beni sev! Ne olur sen de beni sev!…
Beni sevginle yaşat ve Sevginle canımı al!
Sevginle dağıt bedenimi, Tekrar sevginle bir araya getir!
Sevginle çıkayım kabirden,
Sana koşayım yüreğimdeki sevginle!

Ya Nur! Alemleri ve gönülleri aydınlatan,
nur üstüne nur olan Allah’ım!
Nurunla nurlandır yüzümü,
Nurunla nurlandır bedenimi,
Nurunla nurlandır yüreğimi…
Ya Sultan! Kendine esir et beni!
Ya Canan! Kendine meftun et beni!
Ya Allah!
Ya Allah!
Ya Allah!
Ey En Büyük Sevgili!
Ben seni çok seviyorum yarabbi, ne olur sen de sev beni!
Varsın hiç kimse bilmesin beni,
Varsın hiç kimse sevmesin beni,
Yeter ki sen sev beni Allah’ım, yeter ki sen sev beni!….



Neyleyim Dünyayı Bana Allah’ım Gerek
Neyleyim Ukbayı Bana Allah’ım Gerek
Neyleyim Sensiz Yazı Kışı Baharı
Neyleyim Seni Bilmeyen Bir Beni
Mevlam Cemalullahına kavuştur bizleri





dehale54 ve Yusufça bu mesajı beğendi.
__________________

YaRêN isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 13.10.2012, 22:11   #7
YaRêN
GüIefşaN
 
YaRêN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.05.2012
Nereden: Olduğum Yerden
İletiler: 2.879
Aldığı Beğeniler : 3386
Beğendiği Mesajlar : 4552
Standart





***…Aşkın Kanunu…***

***…Aşkın Kanunu…***

Aşkın adına ‘hizmet’ diyenlere

ithaftır!

Aşka dair bütün sözler taze, yazılanların hepsi de yenidir aslında. Her bir aşk cümlesinde yeni açmış bir gülün kokusu, bir papatyanın rengi vardır. Bir de az önce vücut bulmuş, az sonra da hayata veda edecek bir kelebeğin deseni gizlidir o cümlede. “Nicelerini gördüm, taklitten öteye geçemediler” diye itiraz etme hemen. Onların taklitleri bile aşkla okunur, iştiyakla dinlenilir. Eğer birkaç dakikan varsa gel, beraber dinleyelim. Varsın taklit olsunlar!



Ey aşka tâlip olan gönül!

Lambanın etrafında dönüp dolaşan ve içindeki ateşten haberler bekleyen pervaneye ne kadar çok benziyorsun! Sorular sorup duruyorsun fasılasız: Aşk nedir? Aşkın kanunu var mıdır? Aşık kimdir? Ben aşık mıyım? Aşıksam aşkımı nasıl anlatabilirim? Hem anlatmalı mıyım? Değilsem nasıl aşık olabilirim?.. Ve daha yüzlercesi soruların. Ne var ki düşenler ateşe, ondan hiç haber vermiyorlar. Haber verenler de ateşten, doğrusu pek bir şey bilmiyorlar. Tabiî sen soruyorsun, fakat elin boş; durmadan dönüyorsun.
Aşk hakkında bu işin erlerinden birkaç cümleyi sana okumama izin ver. Bütün aşkların ötesinde, en yüce ve hakîki aşkı tarif ederken bir kutlu “O ezel ve ebed Sultanı’na karşı duyulan kalbî alâka ve muhabbettir” diyor, “Asıl aşk kendini tamamen maşûkuna vermendir ki, o zaman senin varlığın aradan çekilir ve tamamen yok olursun” diyor bir başkası. Aşıklardan bir diğeri şöyle diyor, aşkı tarif ederken: “Aşk, bir şeye bütünüyle kendini vermen, sonra da o şeyi canına, malına tercih edip, ona gizli ve açık her durumda sadakatini ispat etmen, sonra da ona karşı kusur ettiğini anlamandır.”

Aşk Talibi!
Şu sözleri duyunca niçin birkaç adım geriye çekildin, ürperdin ve titremeye başladın hemen? Korkarım ki, aşkı sen de yanlış anlamışsın. Onu kanunsuz zannedip, kolay sanmışsın. Aldanmışsın. Fakat dönüp gitme! Vazgeçme! Biraz daha dinle aşk talibi, ümitlerini söndürme.. ümitlerimi söndürme.. bir kere de sen hayal kırıklığına uğratma beni!
Aşk meydanında söylenmiş sözlerin en güzellerini şüphesiz şairler söylemişlerdir. Ve şiirlerin en güzelleri aşk hakkında söylenenlerdir. Aşkın zorluğundan nasıl haber veriyor şair, gel, beraber kulak verelim:
“Bir demir dağı delip boynuna almak gibidir
Her kişi aşık olurdu eğer âsân olsa.” (Taşlıcalı Yahya)
Anlaşılan o ki, her şeyden önce bu işin zorlardan daha zor olduğunu kabullenmen gerekecek. O halde gel biraz daha konuşalım:
Eğer Dost’un rızasını istiyorsan, nefsin hevasını terketmelisin. Ve masiva bütünüyle silinip gitmeli gözünden. Cânân derdine düşmüşsen eğer, can derdinden ve benlik davasından vazgeçmelisin. Anladın ve biliyorsun ki, iki kıble var; biri Hak diğeri bâtıl: Hüdâ ve hevâ. İlla ki, birini seçmelisin. Dost’un yolunda malını, canını, her şeyini vermeyi en büyük saadet bilmelisin. Kim bilir aşıkların en mümeyyiz vasfı belki de söz sahibinin dediği gibidir: “Gerçek aşıklar, ne servet ü sâman ne de şöhret ü nam peşindedirler.” Hem aşık maşukuna sürekli mektuplar göndermekle meşgulken ve bir cevap, bir kapı aralanması beklerken başka neye vakit bulabilir, ne ile meşgul olabilir ki!?

“Masivaya meyleden aşık Hüda’dan dûr olur,
Defter-i uşşakta onun namı nâ-malûm olur” diyor Fuzûlî ve yine o konuşturuyor gönül nağmelerini:

“Ya Rab! Bana cism ü can gerekmez
Cânan yok ise cihan gerekmez.”



Evet, aşk bir sarmaşık gibi sarıyor kalbi, ruhu ve bütün ufku kaplıyor. Böylece aşığı başka her şeyden müstağnî kılıyor; aşığın en seçkin vasfı da ‘adanmışlık’ oluyor. Aşka adanmışlık, aşkın lüzumuna adanmışlık. Zaten denizdeki balığın o deryaya nisbetle benlik davasına girişmesi sana da komik gelmez mi? Peki ateşin içinde eriyen demir, ateş değil de ya nedir? Hayatını bütünüyle aşka adamış, mustarip şairin kırık mızrabından bütün bir cihana yayılan şu nağmeler bizim gönüllerimizde de en müstesna yerlerine otursunlar:

“Ey aşk, artık anladım meğer sen her şeymişsin
Hem öldüren bir zehir, hem dirilten bir iksir;
Allah’a götüren yollarda dirilten sesin,
Diriliş üflemekte ölü ruhlara bir bir…” (M.F.Gülen)

Sûfî şair Niyazi-i Mısri’nin şu beyti de hemen hemen aynı nağmeyi terennüm eder:

“Ey gönül gel gayrıdan geç, aşka eyle iktida
Zümre ehl-i hakikat ânı kılmış mukteda.”
Evet, gerçek aşıklar biricik Maşûk’a, sadece O’na, ellerindeki her şeyi öylesine feda ederler ki, ruhlarını ölüm meleğine bile teslim etmek istemezler:
“Vermem sana çek benden elin ey Melekü’l-mevt,
Cânânıma nezreylediğim cana dokunma!” (Aşık Ömer Konevî)
Aşk yolcusu! Eğer bir kere açmışsan gözünü Dost’a; artık gözün ayrılmamalı O’ndan ve kaymamalı başkasına. Yoksa aşık olamazsın ve hiçbir zaman da aşkı bulamazsın. Zira bilirsin ki, ancak arayanlar ve arayışlarında gayet derecede ciddi olanlar aradıklarını bulabilirler. Yola sabah erken koyulmayıp da menzile ulaşan herhangi birisini gösterebilmek ne mümkün! Zaten öteden beri de hep öyle olagelmiş değil midir? O yolun yolcularından birisi “Ben bulacağımı tam altmış sene aradıktan sonra buldum” demiyor mu? Hem asıl ve önemli olan er ya da geç ama mutlaka bulmaksa, o yolda harcanmış senelerin ve feda edilmiş bilumum azm ü cehdlerin ne ehemmiyeti kalır ki!





Aşk Tâlibi!
Bu yolda aklınla hareket etmeye de kalkışma sakın. Mantığını devreye sokma. ”İlmim, amelim” deme. Hani demiştik ya şairler söylemiştir sözlerin en güzellerini. Kulak ver ve dinle:
“Bir dil olursa aşk ile şûride cihan,
Akl ile aşinalığı artık muhal olur.” ( Nakiye Şerife Hanım)
Aşk konuşuyorsa bir mecliste akla bir köşede oturup sessizce dinlemek düşer. Hz. Mevlânâ da gönlünün içini “aklı sat, aşkı satın al” diyerek dökmeye çalışıyordu. Fuzûlî’ye bir kez daha söz verelim ve o enfes beyanı bir kere daha şereflendirsin kulaklarımızı:
“Aşk imiş her ne var alemde,
İlm bir kıyl ü kâl imiş ancak.”
Evet, aşk eline alınca mızrabı ve başlayınca söylemeye içten ve samimi, herşey susuyor ve bayrağı ona teslim ediyor.



Ey Gönül!
Şöyle-böyle birşeyler hissetmeye, duymaya başladığını düşünüyorsan şayet, daha konuşacak başka şeylerimiz de var demektir. Hem de önemli şeyler…
Başta aşık olduğunu zannedip gururlanman ne kadar yanlışsa, şimdi aşkından bahisler açman da bir o kadar yanlış oluyor. Söylemek istediğim, herkes seni her zaman sükût içerisinde ve münzevî görmeli; sen de göründüğün gibi olmalı ve hep öyle kalmalısın. Ateşe yeni atılan odun parçaları ne kadar çok ses çıkarırlar, bilirsin. Halbuki onlar henüz tutuşmamıştır bile. Kor haline gelmişlerse, içten içe, cayır cayır yanarlar ve hiç sesleri çıkmaz. Sen ikinciler gibi ol ve bil ki; aşığın sinesinde nice mağmalar köpürür durur ve o sinede nice cevherler gizlidir ama o hiç hissettirmez. Onun susması olmadığından ve bilmediğinden değil, sadece edebindendir.
“Aşk-ı Cânân ile mamûre-i alemdir dili,
Gerçi bîderd olanlar onu virane sanır.” (Adnî) mısralarında şair, aşığın derinliğini ve aynı zamanda mukassîliğini ne güzel dile getirmiştir!



Gönül!
Bu yolun şakaya tahammülü olmadığını, vefa ve çile yolu olduğunu, bir kor gibi yanmak fakat hiç ses çıkarmamak gerektiğini herhalde idrak etmiş bulunuyorsun. Şunu da bilmelisin ki, bu yolun en önemli kanunlarından biri de aşkı, cana şifa, yutulması zor, biraz da acı bir ilaç gibi yudumlamak ama hiç şikayet etmemektir. Evet, aşkta maşuka naz olur, şekva olmaz. Aşkla şikayet uyuşmaz. Sürekli ayrılık şikayetini dillendirip duran aşıklar, o dertten aldıkları hazdan öyle konuşuyorlar. Zira firkatte bitip tükenmek bilmeyen bir vuslat arzusu var ve işte o arzu aşığa hayat üflüyor, can veriyor. Nâmütenahî bir yolculuğa yetebilecek kadar can…



Ey Gönül!
Aşka sözlüklerde karşılık arama zahmetine hiç girme! Zira onlar öyle yazsa da, yazmasa da aşkı en iyi karşılayan kelime hiç şüphesiz ‘dert’tir ; belki de kendisine derman aranmayan yegâne dert. Aşk derdine derman arayan biriyle herhalde sen de hiç karşılaşmamış, öyle birini hiç duymamışsındır. Zaten biri çıkıp arasa bile hangi tabib o derde derman olabilir ki?
“Aşığım dersin belay-ı aşktan ah eyleme,
Ah edip derdinden ağyarı agah eyleme!”

“Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib,
Kılma derman kim helakim zehr-i dermanındadır.” diyen Fuzûlî, aşk derdinin ilacının yine aşkın kendisinde olduğunu ne güzel ifade ediyor. Evet, aşık yarasına merhem aramaz. Aslında aşığın yarası da merhem kabul etmez. Aşığın sinesindeki ateşi okyanuslar söndüremez. Onun ateşine bir nebze serinlik verecek bir şey varsa o da yine aşkın en büyük şahidi gözyaşlarıdır. Gözyaşlarından mahrum kalmış zavallı bir gönülde –ona da gönül denecekse– aşk ateşi tutuşmaz. Ve o gönlün sahibine aşık denmez.
Biz böyle konuşaduralım; bazı aşıklar da der ki, gözyaşları aşkın şahidi değil onun katilidirler. Çünkü onlar aşkı açığa vuruyor ve aşkın ‘gizlilik’ kanununu deliyorlar. Hem de aşkın ateşini söndürüyorlar. Halbuki aşık bir ömür boyu yanıp durmalıdır. Zaten aşkın bir manası da yanmaktır. Fasılasız, cayır cayır yanmak.. bir ömür boyu yanmak.
Yine de biz, hem içten içe yanan hem de gözyaşlarını içine akıtan gönül ehlini nazara alıp:
“Ol aşıka zehî aşık demezler,
Akuben gözyaşı sel olmayınca” (Muhyiddin Abdal) deyip geçelim.
Aşktan, aşıklardan bahsedince onların sığınağı geceleri zikretmemek olur mu hiç!

“Gece, sevdalı ruhların otağı,
Gece, aşıkların sırlı durağı..” (Kırık Mızrap)

Evet, aşığın en mümeyyiz vasıflarından birisi de ‘apaydınlık’ gecelere sahip olmasıdır. O, hiç kimseye açmadığı esrarını gecelere açar ve bir ömür boyu paylaşırken hüznünü, gamını onlarla, aşkını da onların koynunda besler, büyütür. Doğrusu aşık kadar sırdaş, onun kadar kadir kıymet bilen de yoktur geceler için. Aşıkların halinden de ancak geceler anlar ve aşıklarla sadece geceler hemhâl olur.
Aşk, kalabalıkların işi de değildir hani; hiçbir zaman da olmamıştır; bilakis o yalnızlığın ve ıztırabın arkadaşıdır. Gecelerin haline tercüman gam yüklü şair de, aşık olsa gerektir. Gamını şöyle döker mısralara:

“Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir,
Mübtelay-ı gama sor kim geceler kaç saat!”

……………………………………
Aşka dair bu kadar uzun konuşmak doğru muydu, bilemem? Bildiğim bir şey varsa o da aşk hakkındaki bütün sözlerin aşkın varlığından âlemi haberdar etmekten başka bir anlam taşımadığıdır. Ve onlar misilsiz, nazirsiz, Güzeller Güzeli yegâne Maşûk’a çağrıdan başka bir şey de değillerdir.
“Keşke sevdiğimi sevse kam u halk u cihan,
Sözümüz cümle heman kıssa-ı Cânân olsa!” (Yahya Bey) diyen şair ne kadar muzdarip, onun çağrısı ne kadar kutlu ve himmeti de ne kadar yücedir!

Ey aşk yolunun yolcusu olan divâne gönül!
İstersen bu hasbihâl son bulsun burada ve biz son bir adım daha atıp şöyle diyelim: Aşk için söylenmiş ve bir kelebek kadar ömür sürmesi mukadder bütün sözler boş, bütün yazılanlar da manasızdır aslında. Çünkü bu meydan sözün değil, özün konuştuğu meydandır. Allah aşkına, Mecnun’dan, Ferhat’tan, Kerem’den, Yusuf’tan geriye kaç kelime kalmıştır ki! Halbuki onların aşk vadisindeki dert, ızdırap ve çile yüklü serencamını hepimiz adım adım ezbere biliriz.



Ey gönül!
Aşk, senin de benim de ve daha nicelerinin de sevdalısı olduğumuz, hevadan Hüda’ya bir hicrettir; çok ama çok yüce, bir o kadar da derin manalar yüklü mukaddes bir hicret. Bitmek tükenmek bilmeyen, hayatını bütünüyle senden alıp kendi zimmetine geçiren, çile ve derdin vatanına yani seni sabrın en zor olanına mecbur eden nâmütenahî bir yolculuktur o. Kendi ayrı, vuslatı ayrı bir yolculuk. Biz bu yolun yolcularına müjdeler olsun diyelim ve Fuzuli’nin dilinden münacatımızı burada bir kez daha tekrar edelim!
“Ya Rab! Belay-ı aşk ile kıl âşina beni,
Bir dem belây-ı aşktan etme cüdâ beni!”

Furkan S. Yılmaz









Yusufça isimli üye bu mesajı beğendi.
__________________

Konu YaRêN tarafından (14.10.2012 Saat 19:21 ) değiştirilmiştir..

YaRêN isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 13.10.2012, 22:12   #8
YaRêN
GüIefşaN
 
YaRêN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.05.2012
Nereden: Olduğum Yerden
İletiler: 2.879
Aldığı Beğeniler : 3386
Beğendiği Mesajlar : 4552
Standart

AŞK…



yürek de damla damla akar mı böyle..

gül kokusu, gül muhabbeti, yürekten damla damla süzülür mü böylesi..

aşk, taneyi mücevher yapan,
faniyi baki yapan..
bir kainatı aşk ile dolduran Rabb’e aşk…
olmazları olduran,
kabımızı güllerle dolduran Rabb’e aşk…
bir zerreye bile akla sığmaz kanunları sığdıran,
nice fabrikalar işletip en güzel suretiyle bize sunan
Suyu Rahmet, Gülü Muhabbet eyleyen Rabb’e aşk…


Ancak aşk ile dönebilir bu dünya,
Aşk olmazsa bir elektron dahi yörüngesinde duramaz..
Su molekülleri biraraya gelemez..
Yağmur yağamaz,
Güneş doğamaz o ilahi Aşk olmasa..


Halık-ı Kerim’in “ol” emri olmasa..
Ne alem olur, ne zerre, ne katre, ne güller, ne gülistanlar
ve ne biz insanlar..


Ama “Ol” dedi Rabbim..
“Gel” dedi dünyaya..
Ve bizleri bu fani misafirhaneye misafir eyledi,
Tüm cihazatları verdi Rabbim..
Görmeye, Bilmeye, İnanmaya, İtaate, Sevgiye, Aşka ve Teslimiyete dair,
Tüm cihazlarla donattı bizi…
Halk eyledi, Rahmeyledi, nur eyledi..


Alemi melekleriyle donattı, herbirini emrimize memurlar eyledi..
Hizmetkarlarıyla doldurdu dörtbir yanımızı,
ve “en sevdiğini” gönderdi bizlere…
Nelerden nelerden nasipdar eyledi…


Mahbub-u Hakiki olan Rabbimiz, O aşk’a teveccüh ettirsin bizi
O’na sevk etsin bizi,
O’nunla eylesin bizi..


Amin….










Vesile-i Aşk

Aşk ne zaman, ne de mekân arar. İlle de mekân derseniz kalbim derim. Zaman ise; geldiği andır. . .O gelmeden hissettirir kendini, olaylarla belli eder geleceğini. Sanki geleceğini bilir gibi beklerim onu. Bir hassasiyet bir durgunluk başlar yüreğimde, fırtına öncesindeki sessizlik gibi bir sükûn kaplar etrafımı. Sanki bir şeyleri hisseder ama ne olduğunu kestiremem bir türlü. İşte o an aşk kapıdadır, içeri girmek için davet bekler benden.

Ben aşkı bilsem de O’nun kadar aşkı hiç kimse bilemez. O sevenlerin en sevenidir, çünkü aşkı yaratan O’dur. O aşkın ta kendisidir. Sevmeseydi zaten yaratmazdı beni. O, istenmeyi istemeseydi, istemeyi içime vermezdi. O sevilmeyi ister, o istenmeyi bekler. Ve yine insanla ayna tutar insana.



Aslında aynada o dur, sevgide o dur, aşk da odur. O benim kapıma gelen deli sevdamdır.





“İnsan benim sırrımdır. Ben insanın sırrıyım ”der.





Sır nedir? Aslında aşktır kâinattaki en büyük sır.



Sev der, çok sev ama en çok beni sev. Sevdirir birleştirmez, gösterir yaklaştırmaz, özletir hasret bırakır, âşık eder kavuşturmaz. Zaten kavuşsa adı aşk olmaz. Yan ama tutuşma der, tutuşacaksan sadece benim için tutuş.





Bir baş eğmezliktir insanın hayata karşı hırçınlığı. Ve kendini bildiği andan itibaren aşkı arar. Kâinattaki her şey onu arayıştır aslında, onu keşfetmek üzere programlanmıştır hayat.





Her şeye rağmen AŞK tektir.





Gecelerce yıldızların parıltısını seyredersiniz, ne güzel, ne ulaşılmazdır onların ışığı. Ama onlarda güneşten alırlar parlaklıklarını. Güneşi seyredemezsiniz gözleriniz kamaşır.



Gaye-i ışıktır güneş, vesile-i ışıktır yıldızlar, güneşi yansıtırlar.Vesile-i aşktır insan, gaye-i aşktır ALLAH



Ve perde-i aşktır insanı sevmek. İnsanla perdeler kendini hasret bırakır, özletir, göstermez.





Aşk-ı dünyevidir insan ve Aşk-ı uhrevidir ALLAH .





O kulunun kalbine nazar etmeye görsün, kıvılcımı yaktı mı artık hiç kurtuluşunuz yoktur. O yarattığı kulunu sevdirerek yaklaştırır kendine. Sevgilinin zatında aslında kendi nuru vardır. Seven O’nu sever, isteyen O’nu ister, özleyen O’nu özler. Peşinden koştuğumuz da O, kavuşmak istediğimizde O, sarılmak istediğimizde O’dur.





AŞK; tekdir. Aslında en büyük lütuftur bu kulunun kalbine koyduğu ateş.





“Her göz etmez fark, İşitmez her kulak,



Saklı olmaz birbirinden CAN ve TEN






Canı görmek için izin yok ki bil ki sen




Bir ateştir, yel değildir ney sesi;



Kim ki ateşsizdir; Yok olsun böylesi ” der Mevlana.





İşte bu yangınla gelir kul O’na. Mucibince amel ederse dünyevi aşktan uhrevi aşka geçiverir. Aslında Mecnun’a Leyla’dan tecelli eden de O’nun aşkının nurudur. Ama O kalbe kendi sevgisinden daha şiddetli bir sevginin girmesine müsaade eder mi hiç? Kulunu kullanır, gönlüne lezzet tat verir. Güllerin kokusunu gül kokusuyla duyurur, bülbüllerin sesini dinletir, şakayıkların renklerini gösterir, fark ettirir hayatı, aldığı soluğu hissettirir. Sonsuz sevgi pınarından su içirir. Sevmeyi böyle öğretir kuluna. Sevince İlkbahar olur Sonbaharlar âşıklara. Ve aşkı insana insanla efsane eder ve aşığı aşka müptela eder.



Leylalar Mecnunlar, Yusuflar Züleyhalar, Ferhatlar Şirinler ve daha nice efsaneler bu aşkla ona erdiler. Anne sevgisi, eş sevgisi, kardeş sevgisi, evlat sevgisi, sevgili sevgisi hepsi birdir. Hepsi tek pınardan beslenir.





Çünkü sevgi tektir. Bilmeden Allah’ı sevmektir âşık olmak, işte budur aşka mecaz katmak. O zatını kulunda gizler görünmez, ama O kulunu görür. O bilir, o çok sevdiği kulunun bir gün kendine âşık olacağını da bilir.





Bu aşkla Mahmut Hüdai-ye kadılığı bıraktırır. İbrahim Ethem’i atlas yorganından çıkartır. Bişr-i Hafî’ye bütün varlığını tükettirir. Niyazi-i Mısri’ye mum yaptırıp sattırır. Ferhat’a dağları deldirir, aşığa acı çektirir.




Âşık sadece sever, o sevmeyi sever ve “Seni seviyorum” demeyi sever. Âşık aşka âşıktır, âşık aslında Sana âşıktır.



Aşk tektir, bende tek Seni sevdim kulun zatında.



samanyolu ve Yusufça bu mesajı beğendi.
__________________

YaRêN isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 13.10.2012, 22:19   #9
YaRêN
GüIefşaN
 
YaRêN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.05.2012
Nereden: Olduğum Yerden
İletiler: 2.879
Aldığı Beğeniler : 3386
Beğendiği Mesajlar : 4552
Standart





Mevlâna der ki,

“Aşk geldi. Damarımda, derimde kan kesildi; beni kendimden aldı, sevgiliyle doldurdu. Bedenimin bütün cüzlerini sevgili kapladı. Benden kalan yalnız bir ad, ondan ötesi hep o..”
Uğruna bir ömür bağışlanan, yanıp yakınılan bu eşsiz sevgili. Allah’tır. Âşk’da Allah’a karşı aşırı sevginin kemale erişi, âşığın âşkta yok oluşudur. Gerçek ilhama mazhar olmuş, gerçek yokluğu zevk edinmişlerin en büyük arzusu ilâhî vuslat’tır. Mevlâna, bu yolun coşkun âşığıdır, aşktan doğmuş, aşkla yoğrulmuştur.
“Bizim peygamberimizin yolu âşk yoludur. Biz âşk çocuklarıyız; âşk bizim anamızdır,”
der ve hakiki diriliğin aşkta yok olmakla mümkün olabileceğini söyler “Aşksız olma ki ölü olmayasın. Âşkta öl ki diri kalasın..” Mevlâna’nın âşkı, ömrünün üç merhalesinde olgunlaşmış, bir ömür bu uğurda harcanmıştır. Mevlâna bunu bir beytiyle şöyle ifade eder: “Bütün ömrümün hülâsası şu üç sözden fazla değil: Hamdım, pişdim, yandım.” Tahsil ve yetişme devresinin hamlığını Tebrizli Şems pişirmiş, ondan sonra yokluğu ile Mevlâna’yı yakmış, kavurturmuştur. Mevlâna’ya göre, gerçek âşığa aşktan başka herşey haramdır. İlâhi âşk ve ma’şuk herşeyin üstünde ve içindedir. İnsan, kendisini yoktan var edeni nasıl sevmez? Bu sevgi, aslında onun özündedir, herşeyin sonu ona varır. “Fîhi Mâ-fih” adlı eserinde şöyle buyurur: “Aslolan sevmektir. İnsan’ın mayasındaki bu duyguyu arıtmalı. açıklamalıdır. Bedenimiz bir kovan gibidir. Bu kovanın balı ne mumu da ilâhî aşktır…”
Mevlâna’nın Şems’e karşı yakınlığı ve âşkı da budur: Şeyh Şelâhaddin ve Çelebi Hüsameddin’e olan aşk da bu.. Onlarda mutlak varlığın kemâlini, cemâlinde Allah nurlarını gören Mevlâna, gerçek âşkı. yani “Zât-ı ilâhiye”yi sembolleştirerek terennüm etmiştir. Mesnevi’sinde, “Hakiki maşuk olan Allah’dan başka bir temaşası bulunan âşk. âşk olamaz, saçma-sapan bir sevda olur” buyurdukları gibi, Mevlâna’daki âşk, tam anlamıyla ilâhi âşk’tır; başka hiç bir şey değildir ve olamaz.
Mevlâna, coşkun âşkını Şems’in adında sembolleştirmiştir. Kendisinden yirmi yaş fazla 60-70 yaşındaki bu derviş, Mevlâna’da öz cevherini bulduğu ilâhî âşkı olgunluğa ulaştırmış, yokluğu ile de Mevlâna, O’nu âşkın sembolü yapmıştır. Bu sembol Allah’ın cemâl ve celalim imâ eder. Mevlâna, ezeli maşukun yüzünün aksını ve nurlu ışıklarını her yerde görür. Tebrizli Semseddinde bu nurlar; gören Mevlâna onu bunun için över. İlâhî vecdin verdiği mestligi, şarabın mestliğine benzetmiş, şarabı da âşk şarabı olarak sembolleştirmiştir. ilâhî âşkın, yakıcı sarhoşluğu bu.. Şiirlerindeki bağ, gül ve bülbül, hepsi de birer semboldür. Asıl maksat Allah’tır. Bir rubaisinde bunu şöyle dile getirir:
“Başımı koyduğum her yerde secde ettiğim O’dur. Attı yönde ve altı cihet dışında Mâbud O’dur. Boğ, bülbül, semâ ve sevgili.. Hepsi bahane, maksat daima O’dur.” İşte Mevlâna’daki âşk ve sevgili..
Çünkü o, herkesi seviyor, herkesi kabul ediyordu. Onca insanlar ceset ve kalıp itibariyle çok, fakat maya ve ruh bakımından tekli. Bir rubaisinde “Yine gel, yine gel.. Her kim olursan ol. yine gel.. İster kâfir ol, ister mecûsi, ister putperest. İster yüz kerre bozmuş o! tövbeni..” diyor ve ilâve ediyordu: “Umutsuzluk kapısı değil bu kapı. Nasılsan öyle gel..” Bütün bir insanlığı çağırıyor, aydınlık, nurlu kapısında, onlara gerçek yolu, Hak yolunu gösteriyordu.
Bu çağrıya uyanlar, onun etrafında kümeleşiyor. hidayet yolunu seçiyorlardı. Bilgini, cahili, zengini, fakiri, köylüsü-kentlisi, sultanından çobanına kadar Mevlâna’nın kapısında, ona uyanlar arasındaydı. Bu ilâhî bir çağrıydı. Konya bir gönüller yurdu, âşıklar kabesı olmuştu. Nitekim bu çağrı Mevlâna devrinde de, Mevlâna’dan sonra da gönüllerde aksini bulmuş, onun mübarek türbesi, onu sevenlerin bir sığınağı, zıya retgâhı olmuştu. Artık simdi Mevlâna cağrılıyordu. Gecen yılların Mevlâna ihtifallerinde biz de Ona şöyle sesleniyorduk artık: Gel. yine de gel. yine de…
Gel, cana can ver, imâna imân, Gel vuslatı hasretinden güç olan..
Dillerde senin adın. gönüllerde sen…
Umutsuzlara umut, çaresizlere çare sen.. Her yüzde sen, her yönde sen.
Ey köpük köpük aşk olup coşan
Ey semâ semâ dökülen, taşan..
Gel.. Ölümsüzlük tahtından haber ver bize..
Bizi bizden al götür, O Mesnevi ummanına. O İlâhî aşk kervanına.
Ey yılları yıllara ulayıp aşan,
Ey nesillerden nesillere ulaşan..
Doyumsuz sevgine doymuyor ihvan.. Sulha, sükûna susamış cihan..
Yetiş imdada aman ey büyük dost.. Ey koca Sultan. Bir kerre değil asla, bin kerre gel. Yine de gel, yine de gel, yine gel.







Hz. Şems ve AŞKI



Bir gece sohbet ederlerken kapı vurulmuş, dışarıdan kalabalık bir güruh;

”Şeeeems dışarı çıkkk!” diye bağırmıştı.

Mevlana yaklaşan acı kaderi sezmişçesine:

”Çıkma” diye yalvardı.

Zat boyutundan, Hikmetten öte Kudretten bakan Şems gülümsedi:

”Telaşlanma, verdiğimiz sözü tutma vakti gelmiştir” diyerek kapıya yöneldi.

Mevlana: “Ne sözü, nereye, niyeee?” diye yapıştı ellerine…

Şems, yıllardır sakladığı sırrı söyledi:

“Şam’da Rabbime yalvarmış, aşkımı seyredeceğim bir ayna istemiştim. Rabbim seni verdi, sende seyrettim…”

İyi işte, seyre devam edelim, dedi Mevlana.

Şems; ”Rabbim de bana demişti ki, o aynayı verirsem ne bağışlarsın?

Tereddütsüz şöyle demiştim; Başımı veririm!…”

Şems dışarı çıktı. Sadece bir “ALLAH” nidası duyuldu.

Ay ışığında yerde üç beş damla kan seçiliyor, ama ne baş, ne ceset, ne de katiller gözükmüyordu!…

Aşkları sır olmuştu.

Mevlana’yı sahiplenenler, Onu paylaşmak istemeyenler şehit etmişti Şems’i.

Aşkın doğasıydı en yakın çevrenin tahammülsüzlüğü!…

Aşkın doğasıydı Firkat!..


Yusufça isimli üye bu mesajı beğendi.
__________________

Konu YaRêN tarafından (14.10.2012 Saat 19:22 ) değiştirilmiştir..

YaRêN isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 13.10.2012, 22:20   #10
YaRêN
GüIefşaN
 
YaRêN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.05.2012
Nereden: Olduğum Yerden
İletiler: 2.879
Aldığı Beğeniler : 3386
Beğendiği Mesajlar : 4552
Standart

” Aşk nedir? dediler Mansur’a.
Sabredip bekleyin dedi.
Üç güne varmaz görürsünüz. Önce kollarını ayaklarını kestiler Her uzvu Aşk dedi. Astılar, bedenini o yine Aşk dedi. Yakıp küllerini nehre saçtılar Her bir zerresi Aşk ile Enel-Hak dedi.”

”AŞK’TA ABDESTİ, SAHİBİNİN KANIYLA ALINACAK İKİ REKAT NAMAZ VARDIR”
Aşk, insan duygusal alanı içinde en karşı konulmaz olanlarından biri. Çağlar boyunca insanın insana, insanın hayvana, doğal dünyaya hatta kendine duyduğu sevgi karşı konulmaz seviyelere gelince bu isimle anılmış. Ümitsiz aşıklar, efsaneler, aşkı için ölenler, öldürenler, bir prensesin aşkı için savaşan toplumlar, işgaller, yazılan şiirler, her yere kazınan baş harfleri, balkon altı serenatlar, gönderilen çiçekler, parfümler, yemekler, dijital aşklar, platonik aşklar, hayali aşklar, tek yanlı ümitsiz aşklar, ömür boyu süren aşklar ve anlattıkça uzayan milyarlarca aşk öyküsü.


Aşkın aldı benden beni

Bana seni gerek seni
Ben yanarım dünü günü
Bana seni gerek seni
”Ben bu sûretten ileri adım Yunus değil iken
Ben olidim, ol benidim, bu aşkı sunandayıdım.”
Sus Yunus Sus Söyleme Seni de Mansur gibi asarlar.

Yunus Emre

Anam aşk, babam aşk, Peygamberim aşk, Allahım aşk,
Ben bir aşk çocuğuyum,
Bu aleme aşkı ve sevgiyi söylemeye geldim.

Mevlana

Varoluşuyla başlayan kimlik arayışı insanı çeşitli uygulamalara itmiş. Her araştırma yeni bir fikir yeni bir duygu getirmiş. Ancak dünyanın çeşitli zamanlarında ve yerlerinde bazı insanlar benzer şeyleri söylemiş, hissetmiş ve yansıtmış.
İşte Aşk, burada imdada gelir. Boşluk kadar sonsuz sessizlik kadar yakan kavuran önünde durulmayan bir Aşk her birinin hem dilinden hem eylemlerinden dökülür.
Aşk diyerek anlattıkları durumda çevrelerindeki herşeyi sevdikleri tanım ötesi olan hakkında konuşulamayan bilinç durumunun yansıması olarak görürler. Artık onlar ölümsüz bir oluş ve farkındalık içindedirler. Bilinç ve akıl doğacak ve ölecektir onlarsa dünyanın kendi içlerinde cereyan ettiğini söyleyecektir.
İlahi Aşk sırlarla dolu bir sırdır. Anlatması sırdır. Anlaması sırdır. Paylaşması sırdır.
Aşk öylesine bütünseldir ki ”Onları affet” der ”Ne yaptıklarını bilmiyorlar” Bu sevgi öylesine bütündür ki bir ata vurulduğunda kendi bedeninde hisseder acısını, öylesine nefes aldırmazdır ki semalara koşturur, şiirler dillendirir, en kötüye bağışlama yüreğini açar, en karanlığa ışık götürür.
İnsanlar benleriyle sevdikçe bu Aşk bilinmez. Sadece o Aşka dalanların pervaneler gibi o ışığın aşkıyla daldıklarını duyarsınız ateşe yanıp dirildiklerini tekrar yandıklarını tekrar attıklarını görürsünüz o ateşe. Mecnunlar bile utanır onların sevgisi karşısında İlahi Aşk işte öyle birşeydir …
Yusufça isimli üye bu mesajı beğendi.
__________________

YaRêN isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alıntı ile Cevapla

Reklamsız bir forum için sitemize destek olun...
Cevapla

Seçenekler
Stil



Konu Etiketleri
, , , , , goz yasi asiklarin surmesidir , , , seni seveni sende sev , ,


Saat : 02:07 |

Powered by vBulletin® Version 3.8.9 Beta 1
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1
User Alert System provided by Advanced User Tagging v3.3.0 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.
Yandex.Metrica