Portal
Geri git   Yenidendogus > İslam > Dini Içerikli Yazılar
Portal Forum Kayıt ol [Yardım Masası] Kuran-ı Kerim Dinleme Arapça Dersleri Konularım Cevaplarım Arama Son 24 Saatteki Konular Forumları Okundu Olarak İşaretle

İslâm Bilim İlişkisi ve İslâm Dünyasının Geri Kalmasının Nedenleri

Üye Etiketleri


Like Tree1Beğeni
  • 1 Mesaj Yazan Sonosmanlı
Cevapla
 
Paylaş Seçenekler Stil
Alt 17.10.2010, 20:07   #1
Sonosmanlı
Üye
 
Üyelik tarihi: 17.10.2010
İletiler: 23
Aldığı Beğeniler : 17
Beğendiği Mesajlar : 0
Standart İslâm Bilim İlişkisi ve İslâm Dünyasının Geri Kalmasının Nedenleri

İslâm ve Bilim ilişkisi son dönemde, eskisi gibi hararetli olmasa da, tartışılan meselelerden biridir. İslâm dünyası, an itibariyle dünyayı gerilerden izlediği için bu konu genelde birkaç türlü incelenmektedir.

İlk olarak; İslâm’ın bilime karşı olmadığı, hatta bilimi desteklediği yönündeki görüş. Bu görüşe göre günümüz Müslümanlarının dünyayı gerilerden izlemesinin nedeni, İslâm’dan uzaklaşarak ‘Oku’ emrinin gereklerini yerine getirmemesidir. Ortaçağ’da Müslüman düşünürlerin dünya bilim tarihine katkılarına vurgu yapılarak sorunun İslâm-Bilim çatışmasından değil Müslümanların ataletinden kaynaklandığı dile getirilmektedir.

İkinci olarak İslâm ve Bilimin birbirine ters olduğunu, İslâm’ın bilimi desteklemek bir yana bilimle çatıştığını dile getiren görüştür.

Üçüncü görüş ise her ikisinin dışında gözükmesine rağmen temelde her iki yaklaşımdan beslenmektedir. Bu görüşe göre ise, Ortaçağ’da Müslümanlar her alanda ilerlemiş iken İslâm dünyasında Gazali ekolünün ağırlık kazanarak Mutezile çizgisinin dışlanması ve farklılıkların baskı altında tutulmasıyla Müslümanlar gerilemiştir. Bu görüş İslâm’ın bilimle çatışmadığını kabul ederken Gazali çizgisinin İslâm dünyasını geride bıraktığını ileri sürmektedir.

Bu tartışmalara değinmeden önce ilk olarak Ortaçağ’da İslâm dünyasının ilim-bilim alanındaki ilerlemelerini ele alarak aynı dönemde Avrupa’nın içinde bulunduğu durumu inceleyeceğiz. Daha sonra İslâm dünyasının gerileme nedenlerine bakacağız ve bu gerilemede Gazali çizgisinin rolü olup olmadığını sorgulayacağız. Sonuç bölümünde ise genel bir değerlendirme yaparak yazıyı nihayete erdireceğiz.

GİRİŞ

Bilindiği gibi İslâm’ın ilk emri ‘Oku’ olup Müslümanlar her vesileyle, ayet ve hadislerle, okumaya, araştırmaya yönlendirilmiş, ilim-bilim tedrisi için teşvik edilmiştir. Kur’an’ın 750 ayeti, yani yaklaşık sekizde biri, inananları tabiatı incelemeye, nihai gerçeği arayışlarında akıllarını en iyi şekilde kullanmaya çağırmakta, bilgi elde etmeyi ve ilmî düşünmeyi toplum hayatının bir parçası kılmaya teşvike etmektedir ve Peygamberimiz (s) bilgi ve ilim arayışının, kadın erkek her Müslüman’a farz olduğunu bildirmiştir. Tanınmış İngiliz Oryantalisti ve sonradan Müslüman olan Marmaduke Muhammad Pickthall ise, “Kur’an’ın özellikle tabiat ilimleri konusunda ilme yön verdiğini ve bütün modern buluşlara önderlik ve kaynaklık etmiş olan Tümevarım yönteminin bu tabiat ilimlerinin eseri olduğu doğruysa modern maddî ilerlemelerin itici gücünün Kur’an-ı Kerim olduğunu’’ ifade etmiştir.

Ortaçağ’da İslâm’ın gerekleri doğrultusunda hareket eden Müslümanlar dünya tarihine pek çok katkıda bulunmuşlar ve R.V.C Bodley’in de itiraf ettiği gibi Avrupa’nın Rönesans’ı yaşamasına vesile/neden olmuşlardır. Müslümanların en büyük keşifleri bir kaynakta, Macellan yıldızının keşfi ve yerküre çapının ölçülmesi olarak verilmektedir. Ancak en az bu buluşlar kadar önemli pek çok buluş vardır ve hemen her alanda paha biçilmez örnekler mevcuttur. Bu gerçeği Philip Hitti, Kısa Arap Tarihi adlı eserinde, “ Ortaçağın başlarında insanların ilerlemesine Müslümanlar kadar hizmet etmiş başka bir millet yoktur!’’ diyerek dile getirmiştir. Şimdi bu buluşlardan mütevazı bir kısmına bakalım.

MÜSLÜMANLARIN İLİM VE MEDENİYETE KATKILARI

MÜSLÜMANLARIN ASTRONOMİ ALANINDAKİ ÇALIŞMALARI

Müslümanlar, Astronomi alanında pek çok çalışma yapmışlardır. Bağdat, Kahire, Kurtuba, Meraga, Semerkand, Buhara ve diğer İslâm merkezlerinde kurulan rasathanelerde çalışmalar yapılmış, bilim adamları Tûl dairelerini hesaplamışlar, yeri ölçmüşler, yerin yuvarlaklığını bulmuşlar, birçok zîcler, hesap cetvelleri yapmışlar, usturlabı kullanmışlar, güneş lekelerinden ilk olarak bahsetmişler, sabit yıldızlara dair cetveller yapmışlar, hatta yıldız adlarının % 50’si Müslümanlar tarafından konulmuştur. Şüphesiz bu çalışmalarda İslâm’ın Astronomiye bakışının rolü büyüktür.

İslâm’da Astronomiyi teşvik eden pek çok ayet vardır:

“Görmediniz mi ki Allah, yedi göğü birbiriyle âhenk içinde nasıl yaratmış? Ay’ı oraya bir nur yapmış, Güneşi de bir kandil olarak asmış.’’ (Nuh Suresi, 15, 16.)

“Geceyi ve gündüzü, Güneşi ve Ayı yaratan O’dur. Onların her biri bir yörüngede yüzüp gider.’’ (Enbiya Suresi, 33.)

“ De ki, göklerde ve yerde ne var, bir bakın.’’ (Yunus Suresi, 101.)

“Üstlerindeki göğe bakmazlar mı, onu nasıl kurup süsledik ki hiçbir gediği yoktur.’’ (Kâf Suresi, 6)

“Yemin ederim ki yıldızların mevkilerine. Bu bir yemin ki, bilseniz ne büyüktür.’’ (Vâkıa Suresi, 75, 76.)

“Yedi gökle yer ve onarlın içindekiler O’nu tesbih eder. Hiçbir şey yoktur ki O’nu övüp tesbih etmesin, lâkin siz onların tesbihini anlamazsınız.’’ (İsra Suresi, 44.)

“Muhakkak ki göklerin ve yerin yaratılışında ve gece ile gündüzün değişmesinde akıl sahipleri için Allah’ın varlık ve birliğine, kudret ve rahmetine işaret eden pek çok delil vardır.’’

“Onlar ayakta iken de, otururken de, yatarken de, daima Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratışını tefekkür ederler. ‘Bunları boş yere yaratmadın, ey Rabbimiz’ derler. ‘Seni bütün noksanlardan tenzih ederiz. Sen de bizi Cehennem ateşinin azabından koru.’’ (Âli İmran Suresi, 190, 191.)

Bu be buna benzer Ayet ve Hadisler, Müslümanları gökyüzü ve gökyüzü cisimlerini incelemeye yöneltiyordu. İslâm dünyasında, özellikle Felsefeye karşı çıktığı için Müslümanları geri bıraktığı şeklinde eleştirilere maruz kalan İmam Gazali de “Astronomiyi bilmeyen Allah’ı tanımada noksan kalır.’’ diyerek bu ilmin önemine dikkat çekmiştir. Öte yandan, Hıristiyanlar, XVI. yy’da bile tek bir astronomi bilgini yetiştirememişlerdi

Astronomi alanında Bettâni, Buzcâni, İbn-iŞâtır, Uluğ Bey, Kadızâde Rûmi, Ali Kuşçu, Abdurrahman Sufi, önemli çalışmalar yapmıştır.

MÜSLÜMANLARIN DİĞER İLİMLERE KATKILARI

MATEMATİKTE Harezmi, Sâbit Bin Kura, Biruni, Hayyam, rakkasın mucidi İbn-i Yunus, Nasir-i Tusi, Mirim Çelebi, İsmail Gelenbevi, İsmail Çınari, Sıfırın kaşifi Muhammed Bin Ahmed, İshak Efendi, FİZİK ve KİMYA’DA Cabir İbn-i Hay yân, Hasan İbn-i Heysem, Hazini, Cabir b. Cafer, TIPTA Ebu Bekir Razi, İbn-i Sina, Ebul Kasım Zehravi, İbn-i Bace, kan dolaşımını bulan İbn-i Nefis, Ali b. Abbas, Sabuncuoğlu Şerefeddin, Hacı Paşa, Davud Antakî, NEBATAT ve HAYVANATTA, İbn-i Vahşiye, Reşidüd Din, İbn-i Sûri, İbn-i Baytar, ibn-i Avâm, Câhız, Kazvinî, Demirî, COĞRAFYADA, İbn-i Kavkal?, Makdisî, İdrisî, İbn-i Batuta, Yakut el Hamavi, Katip çelebi, İ.Hakkı, TARİHTE Taberi, Mes’udi, İbn-i Miskeveyh, İbn-i Esir, İbn-i Haldun, Reşidüddin, Hoca Sadedin, Nâima ve Cevdet Paşa, FELSEFEDE Kindî, Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Rüşd gibi şöhretler yetişmiştir.

Yukarıda sayılan isimler ve daha niceleri Ortaçağda İlim ve Bilim adına paha biçilmez eserler vermişlerdir. Yazıyı gereksiz yere uzatıp asıl konuyu gölgede bırakmamak için bu buluşları ve bilimsel çalışmaları tekrarlamaya gerek görmüyoruz. Ancak aşağıda Batıya mal edilen; ancak temelde Müslümanlara ait olan buluşların bir kısmını vererek bu eksiği telafi edeceğiz. Astronomiyi biraz geniş biçimde ele almamızın nedeni ise bu bilimin günümüzün Uzayla ilgili faaliyetlerini kapsamasıdır. Yani Avrupa’nın uzayda olduğu günlerde, Ortaçağ’da bu alanla ilgili çalışmalara değinerek gelinen noktayı gözler önüne sermeyi amaçladık.

Bu örnek, “Avrupa uzaya çıktı, İslâm dünyası ise burnunun dibini görmekten aciz!’’ eleştirilerinin muhatabının İslâm değil de İslâm’dan uzaklaşan Müslümanlar olduğunu gözler önüne sermektedir!

DOĞU DÜNYASININ BATI’YA MAL EDİLEN BULUŞLARI/AVRUPA’NIN BİLİM İNTİHALİ

Avrupa’nın özellikle son yüzyıllarda bilim ve teknoloji alanında önemli aşamalar kaydederek evrensellik iddiasına girişmesi sonrasında pek çok alanda olduğu gibi ilim ve teknik alanında da ortaya çarpık sonuçlar çıkmış ve Avrupa, temeli İslâm dünyasına uzanan buluşları kendi kültürüne mal etmiştir.

Mesela İbn-i Firnas (?-80, Wright kardeşlerden 1023 sene önce uçağı yapıp uçmayı gerçekleştirmiş, Cabir İbn-i Hayyan (721–805), John Dalton, Otto Hahn, Enrich Fermi ve Albert Einstein’den 1000 sene önce atom üzerinde çalışarak ilk defa atomu tarif edip atom bombasının şiddetinden bahsetmiştir. İbn-i Nefis (128 ilk defa kan dolaşımını bulmuşken bu buluş XVI. yy’da Michael Servitüs ve W. Herwey’e maledilmiş, Sabit bin Kura (835–902) Anesteziyi ilk kez bulmuş, Ali bin İsa (XI. yy) ise bunu ilk defa göz ameliyatlarında uygulamış, göz hakkında ilk defa müstakil bir eser hazırlamış, fakat bu, 1850 yılında Junkey’in buluşu gibi takdim edilmiştir.

Yine Kaşânî (1436) binomal denklemleri kurup ilk defa çözmesine rağmen bu buluş yıllar sonra gelen Newton’a mal edilmiş, Gök cisimlerinin elips yörüngede hareket ettiğine dair fikir Biruni’nin (973–1051) fikri olmasına rağmen Kepler’a mal edilmiş, İbn-i Şatır’ın (1304–1376) Güneş Teorisi ise Kopernik tarafından kopya edilerek sahiplenilmiştir.

Paleontoloji (Fosil ilmi) ve Sedimentoloji’yi (Tortul ilmi) tecrübî olarak ele alan ve bu konuda ilk eser veren âlim İbn-i Sina olmasına rağmen Albert adlı bilim adamı bu çalışmaları ilk kez yaptığını iddia ederek ‘Büyük’ ünvanı almıştır. Yine Akşemseddin (1389–1459) mikronu Pastör’den 400 yıl önce keşfetmiş; ancak bu buluş Pastör’e mal edilmiştir. İbn-i Yunus (?-1009) saat kadranını keşfetmesine rağmen bu buluş Galile’ye mal edilmiştir. Verem mikrobunu bulduğu gerekçesiyle Nobel ödülü alan R. Koçh’dan 150 sene önce verem mikrobunu Kambur Vesim (?-1761) bulmuş, Einsten’in birkaç Matematik problemiyle örterek sahiplendiği İzafiyet Teorisini el Kind’i ortaya atmış, hava basıncını ilk kez bulan kişi Farabi olmasına rağmen bu buluşa Toricelli konmuştur.

Subap, otomatik silindir, otomatik çeşme ve sürahileri ilk olarak yapan ve sibernetiğin de kurucusu olan Cezerî (1136–1206) iken ve aynı âlim teorik olarak bilgisayar mantığını ortaya atan mucid iken, bu, günümüzde Charles Babağe’ye mal edilmektedir. Günümüzde üniversitelerde Genel jeoloji derslerinde okutulan İzosti Teorisini ilk olarak Kazvini (1203–1283) ileri sürmüş iken bu teori 1950’lerde Airy ve Partt’i meşhur etmiştir. Kazvini, Volkanoloji biliminin de kurucusu olup jeotermal alanlarla ve manyetiğin yüzeyin değişmesi ile ilgili ilk bilgilerin sahibidir. Yerçekimini, dünyanın hem kendi ekseni, hem de Güneş etrafında döndüğünü, dünyanın yuvarlaklığını delillerle ispat edip dünyanın dönüş hızını hesaplayan Biruni (973–1052) iken ve bu konularda Muhyiddin-i Arabî (1164–1240), Ebul Heysem (965–1039) gibi bilginlerin de eserleri bulunmasına rağmen Newton ve Galile (1564–1642) bunları sahiplenmiştir.

Bütün tabiat olaylarını enerjiyle açıklayan felsefe doktrini olan Enerjitizmin fikri Davüd-ül Kayseri’ye ait iken Wilhem Ostvald’a (1553–1632) mal edilmiş, atomun parçalanabileceği fikri ilk defa Mevlana ve Pir Ali Nevi tarafından ortaya atılmıştır. En az yukarıda sayılan buluşlar kadar icat/buluş Müslümanlar tarafından gerçekleştirilmiş olmasına rağmen Batı Dünyasınca sahiplenilmiştir. Bunun dışında Dante’nin İlahi Komedyası’nın İbn-i Sina’nın Hay İbn-i Yakazan adlı eserinden, Daniel de Foe’nin Robenson Crouse adlı eserinin İbn-i Tufeyl’in eserinden mülhem olduğu açıktır. Her yazar ve düşünürün belli eserlerden, fikirlerden etkilenmesi bir yere kadar normaldir. Ancak ilhamın normalüstü oluşu olağan bir durum değildir! Gerçekler böyle iken, akla İslâm dünyasının neden gerilediği sorusu gelecektir. Bu soruya cevap vermeden önce aynı dönemlerde Avrupa’nın durumuna bakalım.

ORTAÇAĞ KARANLIĞININ TEMSİLCİSİ: AVRUPA

İslâm dünyası ileri bir düzeyde iken o dönemlerde ve daha öncesinde Avrupa’nın durumu içler acısıydı. Kanlı bir geçmişin şekillendirdiği Avrupa zihniyeti, Ortaçağ’a sürekli Öteki üreten, ilim-bilim düşmanı bir gelenekle merhaba demiştir! Süreç içerisinde Hıristiyanlık tamamen saptırılmış, asliyetini kaybetmiş, batıl kilise ile krallar kendi menfaatleri istikametinde birleşerek halkı sömürmek, sindirmek için bütün yolları mübah kabul etmişlerdir. Masum halk aldatılmış, inanç ve duyguları suiistimal edilmiş, engizisyon mahkemelerinin acımasızlığı karşısında fikir hürriyetleri tamamen ellerinden alınmıştır.

Hıristiyanlığın yozlaştırıldığı bu tarihlerde kilise nazarında ilim, Hıristiyanlığın saldırıp yok etmek istediği putperestlikle bir tutulmuş, bu düşmanlık 1233’te Engizisyon Mahkemelerinin kurulmasıyla adeta resmi hale gelmiş ve 1781 yılında bu mahkemelerin kaldırılacağı güne kadar en cani usullerle devam etmiştir. Aynı karanlık Avrupa, Floransa arşivindeki belgeye göre, Dante’nin diri diri yakılmasına karar verecek ve daha pek çok karanlık eyleme imza atacaktır. Avrupa’nın dünya coğrafyasındaki karanlık yüzü ortada iken bu zihniyet karşısında İslâm dünyasının neden geri kaldığı önemli bir tartışma konusudur.

ORTAÇAĞ KARANLIĞINDA DÜNYAYI AYDINLATAN İSLÂM DÜNYASI NEDEN VE NASIL GERİ KALDI?

Yukarıda örneklerle açıklandığı gibi İslâm dünyası ileri seviyede iken Batı karanlıklar içinde yüzmekteydi. Burada İslâm dünyasının neden geri kaldığı sorusu belirecektir! Bu konuda farklı görüşler vardır.

Nobel ödüllü Abdüsselam’a göre bu gerilemede Moğol İstilası da rol oynamakla birlikte asıl etkenleri daha geride aramak gerekecektir. Cengiz’den 60 yıl sonra torunu Hülagu’nun, Merağa’da Nâsırüddin Tusi’nin çalıştığı bir rasathane kurması önemlidir. Gerileme daha çok dâhili sebeplerden kaynaklanmaktadır. İlk olarak ilim teşebbüslerimizin içine kapanması ve tecridi, ikinci ve asıl olanı da yeniliklere karşı cesaretin kırılmasıdır. (Taklit) Gerilemenin başladığı XI. asır sonları ve XII. Asır başları Siyasî kaynaklı şiddetli mezhep çatışmalarına rastlamaktadır.

George Sarton ise İslâm Tarihindeki ilk 5 asrı bilimin gelişmesi için Altın Çağ olarak kabul etmekte ve Moğol istilası ile Türk sülalelerinin hâkimiyet alanını genişlettiği dönemde İslâm tarihinde gerilemenin başladığını ifade etmektedir. Alexandr Koyre’nin tespitleri de Sarton’la paraleldir. Koyre, ‘Barbar’ Türk ve Moğol saldırıları olmasa Arap Felsefesinin Latin skolastiğine benzer bir gelişim göstereceğini ve Arap düşünürlerinin Gazali’nin eleştirilerine yanıtlar bulup Aristotales’i İslamlaştırmalarının olası olduğunu ifade etmektedir.

İslâm Kültürünün Garbı Medenileştirmesi ile ilgili nitelikli bir eserin müellifi Ahmet Gürkan ise Müslümanlarının geri kalışının ilk nedenini Tarih boyunca karşılaşılan savaş ve tahrip felaketlerine bağlamaktadır. Yine Müslüman idareciler de bu durumda sorumlu görülmektedir. Müslümanlar arasındaki mezhep kavgaları, Sünnilik, Şiilik mefkûreleri yüzünden yaşanan Mezhep savaşları da önemlidir. Gürkan, Şii bir vezirin ihanetine de değinmektedir. Ona göre, Mutasım’ın veziri Alkami, Sünnileri imha etmek için plan yapmış ve onu Hülagu’nun tehlikesiz olduğuna inandırmış, bu Halife ise iyi niyetle gittiği Moğol canavarının çadırında katledilmiştir.( 125 Bu tarihte Moğollar 40 gün boyunca korkunç bir kıyıma girişmiş, bu arada Camiler, Kütüphaneler ve kitaplardan ele geçen her şey kül yığını haline getirilmiştir. Bu tarihten 234 yıl sonra İspanya’daki Endülüs ışığı da bir başka tahripçi güç tarafından söndürülecekti. Ancak bu meşaleden sıçrayan ışık Avrupa’yı Rönesans’la tanıştırmıştır.

Konuyla ilgili olarak hayli kapsamlı çalışmaları olan Cengiz Özakıncı ise “İslâm’da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü’’ adlı eserinde İslâm dünyasını geri bırakan etkenin Moğollar ve Türkler değil Haçlı Seferleri ve Gazali çizgisi olduğunu ifade etmektedir. Özakıncı, Gazali’nin Hıristiyan Kilisesinin bilim ve felsefe düşmanı yargılarını aynen benimseyip Müslümanlığa soktuğunu iddia etmekte ve bu çizginin bilime zarar verdiğini savunmaktadır. Özakıncı’nın diğer iddiası ise oldukça ilginçtir. Ona göre Haçlı Seferleri sırasında Haçlıların Müslüman topraklarından kovulabilmesi için Müslüman yığınların da Haçlılar gibi akıla dayalı bilimsellikten uzak kalması, tıpkı Haçlı askerleri gibi beyinlerinin yıkanması gerekiyordu. Bu sırada Gazali, Mezhep kavgalarına son verip halkı Haçlılara karşı Din birliğine çağırmakla görevlendirilmiş ve devlet, halkı savaşa sürebilmek için akla dayalı bilimsel eğitim ve öğretim nedeniyle kolayca savaşa sürülemeyen halkı akıldan uzaklaştırıp hiç sorgulamadan gözü kapalı ölüme atılabilecek bir Din anlayışıyla yoğurma görevi vermiştir.

Kısaca özetlersek Abdüsselam’a göre gerilemenin nedeni içe kapanma, cesaret kaybı, taklit, Ahmet Gürkan’a göre savaş ve istilalar, Alexandr Koyre ve Sarton’a göre Türklerin İslâm dünyasındaki hâkimiyeti ve Moğol etkisi, Cengiz Özakıncı’ya göre ise Haçlı Seferleri ve akılcılığı reddeden Gazali çizgisidir. Bu görüşlerin dışında da fikirler vardır şüphesiz. Fakat genel anlamda Müslümanların geri kalış nedenleri, Moğol istilası-savaşlar ile içe kapanma ve Gazali çizgisi olarak ifade edilmektedir.

İlimlerin gerilemesinin nedenlerini sorgularsak; öncelikle savaş ve yağmaların başat rolü ile Müslümanların İslâm’ın emirlerinden uzaklaşmasının etkisi ortaya çıkacaktır. Moğol istilasına kadar bilim merkezi olan Bağdat gibi mekânlar 1258’den sonra harabeye dönmüş, yüz binlerce eser yakılmış, bilim, sanat, kültür adına ne varsa tahrip edilmiş ve bu yıkım İslâm dünyasını olumsuz etkilemiştir. Öte yandan zamanla gevşeyen Müslümanlar İslâm’ın ‘Oku’ Emri doğrultusunda faaliyet göster-e-memiş ve İslâm dünyası önce yerinde saymaya, sonra ilerleyen Avrupa’nın gerisinde kalmaya başlamış ve son olarak gerilemiştir. Yine Abdüsselam’ın da dediği gibi içe kapanma gerçekleşmiş ve süreç içerisinde taklitçilik batağına düşülmüş, bunun sonucunda Avrupa’nın gerisinde kalınmıştır. Koyre ve Sarton’un, Moğol tespiti yerinde olmakla birlikte, Türklerin İslâm dünyasını geride bıraktığı iddiası ile Özakıncı’nın Gazali çizgisini hedef alan tespitleri tutarsızdır. Çünkü Kutadgu Bilig’de ve daha bir çok eserde belirtildiği gibi Müslüman Türklerin bilim karşıtlığı gibi bir özelliği yoktur. Özakıncı’nın Haçlı Seferleri ile ilgili tespiti ise Haçlı Seferlerinin tahribinin İslâm dünyasını geride bıraktığı şekliyle bir yönüyle doğrudur; ancak idarecilerin Müslümanları savaşa gözü kapalı sokmak için akılcılığı devre dışı bırakarak Gazali çizgisini devreye koyduğu iddiası komplo teorisinden başka bir şey değildir. Zaten o dönemde ülkesi ve Dini için savaşmak, her Müslüman için şart olan bir eylemdir. Bu eylem Cihaddır. Cihad ise her Müslüman’a farzdır. Yani Haçlı istilasına karşı mücadele etmek için böylesi bir adıma gerek yoktur.

Görüldüğü gibi İslâm dünyasının geride kalışıyla ilgili farklı görüşler vardır. Ancak savaş ve yağmaların buradaki etkisi oldukça önemlidir. Yine Müslümanların gevşemesiyle eş zamanlı olarak Avrupa gelişmeye başlamıştır. Meselenin bir yönü de Avrupa’nın Rönesans, Reform ve Coğrafi Keşifleri İslâm dünyasına borçlu olmasıdır. Bu ise Haçlı Seferleriyle gerçekleşmiş, bu seferlerden sonra Avrupalılar barut, pusula, matbaa vd icatlarla tanışarak ilim-teknik, sanat gibi alanlarda gelişmiştir. İslâm dünyasının geride kalışı konusu incelenirken dikkatten kaçan bir nokta da Müslümanlar karşısında Avrupalıların hızlı biçimde gelişmesi olayının göz ardı edilmesinde gizlidir. Yani Müslümanlar ilim-bilim alanında çalışmalarda bulunurken bile Avrupa hızlı gelişmeyle İslâm dünyasının geride olduğu imajını üretmiş, zamanla Müslümanlar yerinde saymış; ancak bu olay ileri gidememe yerine gerileme olarak anlam kazanmıştır! Müslümanların gerilemesi ise süreç içerisinde net biçimde gözlenecektir.

GERİLEMENİN NEDENİ GAZALİ ÇİZGİSİ MİDİR?

İslâm Dünyasının geri kalışıyla ilgili görüşlere bakıldığında farklı tezlerin odağında belirgin biçimde gözlenen bir bakış açısı dikkati çekmektedir. Bu görüşe göre Gazali, İslâm dünyasında akılcılığın önünü kesmiş, Felsefeyi dışlamış ve Müslümanlar gerilemeye başlamıştır. Burada Gazali’nin bazı çevrelerce tasvir edildiği gibi bilim düşmanı olmadığını vurgulayalım. İmam Gazali, İslâm toplumunun gelişmesi için gerekli olan ilimlerin elde edilmesi üzerinde ısrarla durmuş, matematik ve tıp ilimlerinden özellikle bahsetmiş, hatta bu ilimleri farz-ı kifaye olarak değerlendirmiştir. El Munkız-u Mined Dalal adlı eserinde,

“Aslında Dine karşı işlenmiş acı bir suç, Matematik ilimlerini reddederek İslâm’ın savunulabileceğini hayal eden bir kişi tarafından işlenir. Bu ilimlerde vahiy hakikatlerine, Dinin hakikatine muhalefet eden hiçbir şey yoktur!’’ ifadeleriyle pozitif ilimlere karşı olmadığını bildirmiştir. Ancak Gazali’nin Felsefecilere eleştirileri vardır.

Gazali’ye göre Felsefeciler 3 gruba ayrılmaktaydı:

Birinci grup Dehriyyun yani Materyalistler, ikinci grup Tabiiyyun yani Naturalistler, üçüncü grup ise Meşşaiyyun, yani Yeniplatoncu-Aristoculardı. Dehriyyun evrenin müdebbir, Alim ve Kadir bir yaratıcısını inkar eden ve evrenin bizatihi mevcut olduğunu ileri süren grup iken Tabiiyyun Müdebbir, Alim ve Kadir bir Saniin varlığını kabule etmekle birlikte onun yoktan var eden bir yaratıcı olmadığını, onunla birlikte ebedi ve ezeli olan başka varlıkların da bulunduğunu iddia eden gruptur. Meşşaiyyun ise Dehrî ve Tabiî fikirleri reddetmekle beraber, İslâmî açıdan birçok hususta bidat ve küfrü gerektiren düşünceleri benimseyen gruptur.

Gazali’nin Felsefeye bakışı ana hatlarıyla bu şekildedir. Bir görüşe göre ise Gazali, Kur’an Ayetlerinin tevilinden hareket ederek İslâm akideleriyle yeni Platoncu Felsefeyi yakınlaştırıp birbirine bağlamış, Yeni Platonculukta var olan fikir ve görüşleri hakkıyla tahlil ederek onlara İslamî bir nitelik kazandırmıştır.

Gazali salt akılcı görüşe karşı çıkmış ve Felsefecilerin tutarsız davranışlarını eleştirmiştir. Ona göre Dinden bağımsız olarak akıl, eşyayla ve hayatla ilgili bütün meseleleri kavramakta ve izah etmekte tek başına yeterli değildi. Yalnızca akla uyup onunla yetinen, vahyin ışığıyla görmeye çalışmayan ve aydınlanmayan doğru yolu bulamaz. Aklın adımları kısa, sahası ise dar ve sınırlıdır. Aklı Vahiyle birleştirerek dağınıklığı yok edemeyen kimse başarıya ulaşamayacağı gibi kaçınılmaz bir biçimde sapkınlığa düşecektir. Filozofların durumu işte budur!

Kısaca özetlersek Gazali yalnızca akılla yol alınamayacağını, akıl-vahiy dengesinin kurulması gerektiğini savunmuştur. Bu durum bazı kalemlerce yıllardır ‘Gazali’nin Bilim-Felsefe düşmanlığı’ şeklinde yansıtılmakta ve İslâm dünyasının geri kalışı İmam Gazali’ye mal edilmektedir. Burada şu gerçeği de sorgulamak gerekecektir. Gazali çizgisi gericiliği tetiklemişse, Gazali ve Gazaliciler, akılcılığı, Felsefeyi eleştirip yeni bir akım başlattığında zorla kimseyi bu görüşe dâhil etmediklerine göre yalnızca bu görüşü benimseyenlerin geri kalmış olması gerekirdi. Hatta bir görüşe göre el Kindî, Farabi, İbn-i Heysem, İbn-i Sina gibi bilim adamları fert olarak birer Müslüman olmalarının dışında Gazali çizgisiyle yakınlığı yoktur. El Kindi Mutezile inançlarına bağlıyken İbn-i Heysem Aristocudur. Bu örnek de gösteriyor ki Gazali çizgisine rağmen akılcılığı savunanlar da ilim-bilim alanındaki çalışmalarını devam ettirmişlerdir. Yani Gazali çizgisinin akılcılığı baskı altına alması gibi bir durum söz konusu değildir. Esasen İbn-i Sina, İbn-i Rüşd çizgisi de Gazali çizgisi de İslâm Kültürünün ürünüdür. Burada her iki görüş de farklı yol tutmasına rağmen süreç içerisinde bir bütün olarak ilerleyememe sorunsalı ortaya çıkmıştır. Bir toplumda kalıp düşünceler dayatılsa bile farklı fikirlerin bastırılamayacağı bir gerçek iken ortada belirgin bir baskılama yokken, sayıları yabana atılmayacak kadar çok olan Akılcı çizgi mensuplarının süreç içerisinde İslâm dünyasını ileri taşıyacak adımları atamaması, meselenin sanıldığı gibi basit olmadığını gözler önüne sermektedir! Burada her iki çizgiyi de etkileyen bir yakım söz konusudur! Çünkü İslâm dünyası bir bütün olarak gerilemiştir!

Bu durumda, Gazali çizgisinin bilim dışılığı da savunulamaz; çünkü süreç içerisinde bu çizginin meydana getirdiği tesirler ortadadır. Hatta Osmanlı Devleti’nde de istisnalara rağmen Gazali çizgisi olduğuna dair kuvvetli ipuçları mevcuttur. Fatih Sultan Mehmed’in huzurunda, Gazali ile İbn-i Rüşd’ü konu alan tartışmada ‘Gazalinin haklı olduğu’ sonucunun çıkması oldukça önemlidir. Meselenin bir başka boyutu ise Moğol İstilasından çok daha sonra bile Osmanlı Devleti’nde bilimsel gelişmelerin oldukça itibar görmesidir. Gazali çizgisi sanıldığı gibi gerici olsaydı, bilim adamları yüklü maaşlarla Osmanlı başkentine getirilmez, rasathâneler yapılmaz, bilimsel çalışmalar tavan yapmaz ve 8 dil bilen, İstanbul’un fethinde kullandığı ve füzelerin atası kabul edilen aşırtma güllelerin planlarını çizen padişahlar çıkmazdı. Osmanlı’nın klasik döneminde akıl ile nakil bir arada olduğu için her alanda zirveyi yaşayan bir cihan devleti portresi ortaya çıkmıştır.

Ancak zamanla İslâmî bakış açısından kaynaklanmayan sorunla ortaya çıkmıştır. Beşik Ulemalığının yaygınlaşması gibi nedenlerle ilim adamı vasfını kaybeden İstemezükçü zihniyet etki alanını genişletmiş ve Rasathane yapan kimseler ‘Meleklerin bacaklarını gözlüyor!’ zırvalarıyla engellenmiş, üçgenine göre alan hesaplayan tipler ortaya çıkmıştır!

Öte yandan savaşların yıkıcı etkisiyle birlikte bakış açılarının değişmesi de etkisini hissettirecektir. Çünkü Moğol İstilası gibi yıkımların da önemli etkisi olmakla birlikte bu yıkımdan sonra Osmanlı örneğinde olduğu gibi Bilimsel çalışmaların devam etmesi, meselenin daha da karmaşık olduğunu göstermektedir ve konu daha derin araştırmalar istemektedir! Ancak bu karmaşıklık içindeki en belirgin tespit İslâm’ın bilimle ters düşmediği, aksine bilimsel çalışmaları desteklediği hakikati olacaktır. Bugün İslâm dünyasının gerilediği/ileri gidemediği hakikati gün gibi ortadadır. Bu aşamada gerilemenin nedenlerinin tespit edilmesi elbette önemlidir; ancak daha önemli olan husus, yeniden nasıl dünyanın tepesinde yer alınacağı olmalıdır.

Görüldüğü gibi İslâm dünyasının duraklamasına/ileri gidememesine ve gerilemesine Gazali çizgisi neden olmamıştır! Gazali’nin İbn-i Sina, İbn-i Rüşd gibi ilim-bilim adamlarını eleştirmesi İslâm dünyasını geri bıraksaydı, bugüne dek pek çok ilim bilim adamınca eleştirilen ortalama Avrupa felsefesi- bilimi çökmüş ve Avrupa çoktan yok olup gitmişti!

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Görüldüğü gibi İslâm, bilimle çatışmak bir yana ilimi, bilimi desteklemektedir. Yani İslâm’ın bilimle ters düştüğü fikri tutarsızdır. Yine İslâm dünyasının Gazali çizgisi nedeniyle geri kaldığı, akılcı çizginin dışlanmasının gerilemeyi tetiklediği tespitleri yanlıştır. Gazali’den çok sonraları, üstelik aynı çizginin müdavimi olan Osmanlı ihtişamının dünyadaki faaliyetleri bu gerçeği gözler önüne sermektedir.

Nihai gerçek ise ilk emri oku olan İslâm’ın emir ve yasaklarına bakış açısında gizlidir. Bu tespiti çok iyi örnekleyen bir olayı aktararak sorunun temeli olan bakış açılarını gözler önüne serelim. Burada Yavuz ile Memluk sultanı, İslâm dünyasının iki lideri, aynı anda muhtelif zamanlardaki bakış açılarını, doğru bakış açısı ile kıyası ve yenilenememeyi, bir bakıma Kadızâde benzeri çizgileri, farklı konumlarda gözler önüne sermektedir.

Yavuz Sultan Selim, Mısır Seferinden sonra Memlük Sultanıyla görüşür ve neden kendilerine karşı topla mukabele edilmediğini sorar. Sultan, kendisinin savaşta top kullanmak niyetindeyken ulemanın devreye girerek Peygamberimizin (s) , “Düşmana karşı kılıçla (Veya ok ile yay) mukabele edin!’’ emrini hatırlattığını ve bu adımdan zoraki biçimde vazgeçmek zorunda kaldığını ifade eder. Yavuz’un cevabı oldukça önemlidir ve iyi düşünülürse, belki de yazımızda yanıtını aradığımız soruların can alıcı noktası, burada gizlidir!

Peygamberimizin (s), “Düşmana karşı onun silahıyla silahlanın!’’ emri de vardı. Neden bunu görmediniz de ötekini gördünüz!

29 Ağustos 2010, Erciş.

KAYNAKÇA

Abdurrahman Bedevî, Batı Düşüncesinin Oluşumunda İslâm’ın Rolü, Çev. Muharrem Tan, İst: İz Yay. 2002.

Abdüsselâm, İdealler ve Gerçekler, İst: Yeni Asya Yay. 1991.

Ahmet Gürkan, İslâm Kültürünün Garbı Medenileştirmesi, İst: Feza Gazetecilik A.Ş, [Tarihsiz].

Cengiz Özakıncı, İslâm’da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü, İst: Otopsi Yay. Eylül 2007, 11. Basım.

Fazlurrahman Ensari, İslâm Açısından Bilim ve Felsefe, Çev: Cemal Karaağaçlı, İst: Çığır Yay. Şubat 1979.

Gazali, el Munkız-u Mined Dalâl, İst: MEB Basımevi, 1994.

Harun Yahya, Tarihi Bir Yalan Kabataş Devri, İst: Araştırma Yay. Mart 2006, 4.Baskı.

Mehmet Kemal Gündoğdu, İslâm ve Bilim, İst: Nesil Yay. Temmuz 2004

Müslüman İlim Öncüleri, Ed: Ümit Ergül, Kalender Yıldız, İst: Işık Yay. Temmuz 2005.

Neşet Toku, Risale-i Nur’da Felsefe Eleştirisi, İst: Nesil Yay. Aralık 2009.

Osman Keskioğlu, Müslümanların İlim ve Medeniyete Hizmetleri, Diyanet İşleri Başkanlığı Yay. 4.Baskı, [Tarihsiz]

Seyyid Hüseyin Nasr, İslâm ve Bilim, İst: İnsan Yay. 2006, YeniŞafak Kültür Armağanı.

Şaban Döğen, İslâm ve Astronomi, Gençlik Yay. Aralık 1996, 3. Baskı.


Şaban Döğen, İslâm ve Coğrafya, İst: Gençlik Yay. Kasım 1997.
Geceler isimli üye bu mesajı beğendi.

Sonosmanlı isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alıntı ile Cevapla

Reklamsız bir forum için sitemize destek olun...
Alt 17.10.2010, 22:07   #2
makbergülü
~~makbergülü~~
 
makbergülü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 01.09.2010
İletiler: 772
Aldığı Beğeniler : 631
Beğendiği Mesajlar : 412
Standart

Bu araŞtirmalarin Özellİkle yenİ nesİl tarafindan okunmasini İsterdİm.kİ ozaman batinin İÇ yÜzÜnÜ daha İyİ kavrarlardi...İslamin getİrdİĞİ medenİyetİ anlarlardi....İnŞ.tarİhİ okuyan genÇlerİmİz ÇoĞalsin...
__________________







Cânım diyeceğim...
Canımdan geçerek cânânıma ereceğim...
Bu can cânânındır zaten
Can içinde bileceğim...
Hz. Mevlana

makbergülü isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alıntı ile Cevapla
Alt 18.10.2010, 00:09   #3
Geceler
Sükut_u Sonbahar
 
Geceler - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 11.04.2007
İletiler: 23.811
Aldığı Beğeniler : 19239
Beğendiği Mesajlar : 35801
Standart

EyvAllah paylasimlariniz icin tesekkürler

Forum kurallarimiz geregince günde sadece 3 konu acma hakkimiz vardir bilginize...
__________________





Suskunluğumu Bağışla, Tüm Sözcüklerim Sana Duâda...

Henüz Resmedilmemis Bir Hüznün Cizgilerini Tasir Suretim...
Iste Bu Yüzdendir Icten Ice Döküntülerim...

Geceler isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alıntı ile Cevapla
Alt 18.10.2010, 09:25   #4
LAZOĞLU
LAZOĞLU
 
LAZOĞLU - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 11.10.2010
Nereden: KARADENİZİN FIRTINALI YERİNDEN
İletiler: 1.125
Aldığı Beğeniler : 1445
Beğendiği Mesajlar : 771
Standart Allah rizasi

rızası için biraraya gelmek



Evlerinize sağanak sağanak meleklerin inmesini ister misiniz? Sizler için sevinç çığlıklarıyla Arş a uçup Ya Rab bu mü min kullarını affet çünkü senin Rızan için seni anıyorlar. diye dua etmesini ister misiniz?

Sohbet ortak bir dille dertleşmek ve aynı hayatı paylaşmaktır. Bu paylaşımda yürekler benzer duygu ve heyecanlarla hep aynı meseleler etrafında çarpar. Böyle bir beraberlikte Birimiz hepimizdir görüşü hâkimdir ve tam bir vahdet-i ruhiye söz konusudur. Bu vahdet-i ruhiye ile insan dertlerinin çaresini bulur hüzünlerini ve sevinçlerini paylaşır ilim ve irfanını artırır. Zikir fikir tefekkür güzel sohbetlerin önemli bir derinliğidir. İşte Ahmet ve arkadaşları bu meselenin şuurunda olarak haftada bir gün bir araya geliyorlar ve sohbet ediyor ı tesbih ediyorlardı.



O gün yine sohbet akşamıydı. Ahmet arkadaşlarıyla beraber sohbet ediyordu. O gün aralarına yeni gelen bir arkadaş daha vardı. Bu kişinin niyeti aslında sohbet dinlemek değildi. Sadece arkadaşının ısrarlı ricasını kıramamıştı. İçinden



- Bu akşam burada takılayım. Hem karnımı da doyurmuş olurum. Bir daha da buraya uğramam zaten diyordu.



Sohbet devam ederken mana âleminden bir grup melek de o eve gelmişti. Bu meleklerin vazifesi ın adının anıldığı O nun sevgisinin ve rızasının işlendiği meclisleri ziyaret edip oradaki kimseleri a bildirmekti. Melekler sohbeti dinledikten sonra göğe yükselip a şöyle dediler:



- Ya Rabbi! Ahmet kulun ve arkadaşlarının yanından geliyoruz. Onlar bu akşam Seni zikrettiler verdiğin nimetlerden dolayı Sana şükrettiler imanlarını artırdılar Senin rızanı talep ettiler.



Bundan sonra Cenab-ı Hak ile melekler arasında şu diyalog yaşandı:



- Onlar beni görmüşler mi ki beni bu şekilde övüyorlar?



- Hayır Seni görmediler ya Rabbi!



- Ya beni görselerdi ne yaparlardı?



- O zaman Sana daha çok ibadet ederler Seni daha çok yüceltip anarlardı.



- Peki onlar benden ne istiyorlar?



- Senden cennetini istiyorlar.



- Cenneti görmüşler mi?



- Hayır ya Rabbi cenneti görmediler.



- Ya görselerdi ne yaparlardı?



- Cenneti görselerdi onu daha çok isterler ve cenneti kazanmak için daha fazla çalışırlardı.



- Onlar neden korkuyorlar?



- Cehenneme girmekten korkuyorlar.



- Cehennemi görmüşler mi?



- Hayır ya Rabbi görmediler.



- Ya cehennemi görselerdi ne yaparlardı?



- O zaman ondan daha fazla korkarlar ve oraya girmemek için daha dikkatli yaşarlardı.



- Siz şahit olun Ben bu kullarımın hepsini affettim. Onları cennetime kabul edeceğim. Onlar cehennem ateşinden uzak olacaklardır.



Bu sıra bir melek şunları söyledi:



- Ya Rabbi! Yalnız içlerinden birisinin niyeti Seni övmek değildi. O kimse oraya sohbeti dinlemek için gelmedi. Niyeti başkaydı.



Bunun üzerine Cenab-ı Hak şöyle buyurdu:



- Ben onu da affettim. Onlar öyle güzel bir topluluktur ki onlarla beraber olanlar cehennemlik olmazlar. Onların yüzü suyu hürmetine o kişiyi de affettim. (Buhari 6045; Müslim 2689)

LAZOĞLU isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Var Son İleti
Hak Yol İslâm Yazacağız vakkas Şiir Penceresi 1 07.01.2009 13:28
Ey İslâm Gençleri...!!! Vukuf-i Kalbi Paylasmak Istediklerim 7 21.05.2008 13:12
Hak Yol İslam Yazacağız Ahiretime Duamsın Şiir Penceresi 7 21.08.2007 19:38
İslam BÜyÜklerİ MuhacirEnsar Dini Içerikli Yazılar 2 09.04.2007 22:42


Konu Etiketleri
, , , , islam medeniyetinin gerileme sebepleri , , , , , ,


Saat : 20:57 |

Powered by vBulletin® Version 3.8.9 Beta 1
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1
Yandex.Metrica