Portal
Geri git   Yenidendogus > Edebiyat Konulari > Güzel Sözler ve Edebi Yazılar
Portal Forum Kayıt ol [Yardım Masası] Kuran-ı Kerim Dinleme Arapça Dersleri Konularım Cevaplarım Arama Son 24 Saatteki Konular Forumları Okundu Olarak İşaretle

Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar

Üye Etiketleri


Cevapla
 
Paylaş Seçenekler Stil
Alt 16.04.2019, 23:35   #1
turangida
Özel Üye
 
Üyelik tarihi: 23.06.2010
İletiler: 3.159
Aldığı Beğeniler : 6566
Beğendiği Mesajlar : 5273
Standart Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar

Tolstoy'da, her hatıranın, tıpkı zamanın dalgalarının altında kalan bir çakıltaşı gibi, ne kadar net, ne derece açık ve seçik bir şekilde
kaldığını anlatabilmek için bu nokta üzerinde durmak gerekir. Goethe ve Stendhal, ancak yedi ya da sekiz yaşlarındaki izlenimlerini hatırladıkları halde, Tolstoy, daha iki yaşındayken, birtakım karmaşık izlenimleri, ilerde bir sanatçı olduğu zamanki kadar kuvvetle hissedebiliyordu; bu izlenimlerde, duyularının zenginliği ve çeşitliliği açıkça belli oluyordu. Bedeniyle ilgili ilk izlenimlerini anlatan şu satırları okuyun: -Tahta bir banyo teknesi içinde oturuyordum, benim için yepyeni
ama hoş bir koku sarmıştı etrafımı: Bedenimi ovaladıkları bir sıvının kokusu. Bu, hiç şüphesiz, beni temizlemek için kullanılan kepekli suyun
kokusuydu; izlenimin yeniliği beni etkiledi ve ben ilk defa, küçücük bedenimi, göğsümün ön tarafında gözle görülebilen kaburga kemiklerimi, dadımın esmer ve gergin yanaklarını ve elbisesinin sıvanmış kollarını, sıcak ve buharlı kepekli suyu ve suyun şıpırtısını, özellikle küçük ellerimi banyo teknesinin iç yüzünde gezdirdikçe cilalı yüzeyin bende uyandırdığı izlenimi memnunlukla fark ettim.
Şimdi lütfen bu çocukluk hatıralarını tahlil edelim ve duyu alanlarına göre sınıflayalım; o zaman Tolstoy'un iki yaşında bir çocuğun minicik kozası içerisinde, çevresindeki dünyayı ne kadar tam ve kusursuz bir şekilde algıladığını görüp şaşıracağız: Onu temizleyen kişiyi görüyor; kepeğin kokusunu duyuyor; bu yeni izlenimi hemen fark ediyor; suyun sıcaklığını hissediyor; gürültüyü işitiyor; tahta teknenin cilalı yüzeyine dokunuyor ve çeşitli sinir liflerinin aynı anda aldıkları bütün bu
izlenimleri, çocuk, bütün hayati duyuların toplu olarak gerçekleştiği ortak bir yüzey olarak kendi bedeniyle ilgili genel bir -memnunluğa-
dönüştürebiliyor. Duyularının, nasıl bir vaktinden önce gelişmeyle, vantuslarını daha o yaşta hayata yapıştırdıklarını, çocuğun dış
dünyadan aldığı çeşitli duyumların nasıl bir güçle, nasıl bir bilinçli kesinlikle, daha o yaşta açık ve seçik izlenimlere dönüştüğünü açıkça
görüyoruz. Çocuk olgunluk çağına ulaştığı, duyuları geliştiği ve güçlendiği, algıları bilinçle bilendiği ve sinirleri hayata duyduğu merakla
gerildiği zaman, yetişkin bir hale gelen bu organizmanın, her izlenime nasıl bir dakiklik ve şiddet kazandırabileceği kolayca tahmin edilebilir. İşte o zaman, oynamaya çalışan çocuğa, daracık banyodaki minicik bedenini hissettiren bu ilkel rahatlık duygusu gelişerek vahşi ve nerdeyse çılgınca bir yaşama zevkine dönüşecektir; ve bir zamanlar o küçük çocukta olduğu gibi, tek bir sarhoşluk duygusu içerisinde dışarısı ile içerisi, dünya ile benlik, tabiatla hayat birleşecektir.
...
1869'da, bunalımdan önce, ama bunalıma yakın bir zamanda, böyle bir beklenmedik saldırıyı -insanın kanını donduran bir korku- (onun
deyimidir bu) olarak nitelemiştir. -Yatmaya çalışıyordum, ama yatağa uzanır uzanmaz, bir korku düştü içime, bir dehşet duygusuna kapıldım ve bu yüzden yataktan kalkmak zorunda kaldım. Kusmadan önce hissedilen bir çeşit bulantıyla karışık bir sıkıntıydı bu; bir şey varlığımı parça parça ediyordu sanki, ama büsbütün yok etmiyordu. Bir kere daha uyumaya çalıştım, ama korku hala oradaydı, insanın içini yakan ve kanını donduran bir korku; birşey varlığımı parçalıyordu, ama aynı
zamanda sıkıştırıyordu.- Korkunç olay tamamlanmıştı: Ölüm, Tolstoy'un bedenine parmağını dokundurmadan önce, hayatının gerçekten son bulmasından kırk yıl önce, ölümün önsezisi canlı ruha girmişti ve onu
oradan kovmak hiçbir zaman mümkün olmayacaktı. Büyük bir endişe, bütün gece yatağının baş ucundan ayrılmadı; yaşama sevincini can alacak noktasından kemiriyor, kitaplarının sayfaları arasına giriyor ve
daha şimdiden çürümeye başlayan karanlık düşüncelerini parça parça ediyordu.
Tolstoy'daki ölüm korkusunun, tıpkı hayat dolu oluşu gibi, insan-üstü olduğu görülüyor. Bunu, mesela Edgar Allan Poe'nun nevrastenik
korkusuna, Novalis'in şehvetli ve mistik ürperişine, Lenau'nun melankolisine benzeyen sinirli bir korku olarak nitelemek doğru olmaz:
Cesaret gösterip bu korkunun adını koymak gerekir. Burada vahşi ve yalın bir korku, katkısız bir dehşet, bir endişe kasırgası, yok olma
tehlikesi içerisindeki hayat içgüdüsünün paniğe kapılması söz konusudur. Tolstoy, düşünen bir adam olarak, güçlü ve yiğit bir zeka olarak korkmuyor ölümden; kıpkızıl hale gelmiş demirle dağlanmışçasına ve bundan böyle bu korkunun tutsağı haline gelerek, bütün varlığı ile titriyor... Ancak varlığı böylesine bir yaşama gücüyle hisseden bir insan, bunun tamamlayıcısı olan bir olayla, yokluktan da bu derece bir şiddetle ürker; yalnız bu kadar aşırı bir sağlık, çok daha güçlü olan ölümün gerçekliği karşısında böyle bir korku duyacaktır.
... O zaman Tolstoy, insanın, kaçınılmaz bir şekilde ölüme mahkum olduğu düşüncesiyle birlikte yaşamaya devam etmesinin mümkün olup olamıyacağını araştırıyor: Ölüme karşı
savaşarak yaşamak mümkün olmadığına göre, ölümle birlikte yaşamak mümkün olamaz mı acaba, diye soruyor? Bu yeni ışık sayesinde, Tolstoy'un ölümle olan ilişkilerinde ikinci bir
safha, bu sefer verimli bir safha açılıyor. Artık onun varlığından - kurtulmaya- çalışmıyor; artık bilgelik sayesinde onu bir yana itebileceği
ya da iradesinin kuvvetiyle düşüncelerinin dünyasının dışında tutabileceği gibi bir yanılgıya düşmüyor; onu kendi varlığına sokmaya çalışıyor, yaşama duygusuyla birleştirmeye, kaçınılmaz olan şeye karşı alışmaya çalışıyor... Tolstoy da her gün iradesini kullanarak yaptığı sürekli egzersizlerle, kendi kendine telkinde
bulunarak, hiç ara vermeden bir memento mori uyguluyor (ölümü hatırlıyor); ölümden korkmadan, hiç durmadan ölümü düşünmeye
zorluyor kendini. Günlüğündeki her not üç esrarlı harfle başlıyor: S.j.v. (-Si je vis-, yaşarsam eğer).../ Stefan Zweig- Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar

turangida isimli üye şu anda  çevrimiçi.  
Alıntı ile Cevapla

Reklamsız bir forum için sitemize destek olun...
Cevapla

Seçenekler
Stil


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Var Son İleti
Şiirini Topladı Rüzgâr... ilminur Şiir Penceresi 2 06.09.2012 16:34
kurbanlar Allah rızası için bi yardım edin bu sitede yazanlar kafamı çok karıştırdı. hsyn Soru - Cevap Köşesi 2 23.12.2011 10:08
Çocuklar, dünya hayatının süsüdür LeyL Islamda Aile Hayatı 3 26.12.2009 15:32
Şairin şiirini dinlerken! Mustafa CİLASUN Şiir Penceresi 6 01.12.2008 04:07
son yazanlar mihri-ban Site ici Yardimlasma 11 02.01.2006 03:24


Saat : 19:11 |

Powered by vBulletin® Version 3.8.9 Beta 1
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1
Yandex.Metrica