Portal
Geri git   Yenidendogus > İslam > Peygamberler
Portal Forum Kayıt ol [Yardım Masası] Kuran-ı Kerim Dinleme Arapça Dersleri Konularım Cevaplarım Arama Son 24 Saatteki Konular Forumları Okundu Olarak İşaretle

Hz. Hud'dan Asrımıza Dersler

Üye Etiketleri


Cevapla
 
Paylaş Seçenekler Stil
Alt 12.07.2007, 08:42   #1
Bir_Katre
RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Bir_Katre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 04.08.2006
Nereden: Ağrı
İletiler: 5.650
Aldığı Beğeniler : 725
Beğendiği Mesajlar : 0
Standart Hz. Hud'dan Asrımıza Dersler

Kuran'ın en büyük mucizelerinden biri, değerli Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e ilk vahyedildiği tarihten bu yana, her asırda yaşayan tüm insanlara hitap etmesidir. Rabbimiz, kıyamete kadar insanlara değişmeyecek bir yol gösterici olarak indirdiği Kuran'da, peygamberlerimizin hayatlarından haberler vermiş, kullarına önemli hikmetler bildirmiştir. Hem imani dersler içeren hem de içinde yaşadığımız devirde nasıl davranmamız gerektiğini gösteren bu kıssalardan biri de, Ad kavmine elçi olarak gönderilen Hz. Hud'un kıssasıdır.

Üstün güç sahibi Rabbimiz Alah, insanları, ancak Kuran ahlakını yaşadıklarında mutlu olabilecekleri şekilde yaratmıştır. Kuran ahlakı insanlara; asil, mütevazı, güvenilir, şefkatli, fedakar, olgun ve içli bir yapı kazandırır. Her insan, bu güzel ahlak özelliklerine hem kendisinin hem de çevresindeki kimselerin sahip olmasını ister. Bu durum, genç-yaşlı, kadın-erkek herkes için geçerlidir. Bir ayette şöyle buyrulur:

Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi, 30)

Allah rızası temel alınmadığında, insanın kendisinin veya içinde yaşadığı toplumun belirlediği pek çok kural, onun hayatına yön verir. Ne var ki, ortam ve şartlar değiştiği anda, böyle bir kişi, nefsinin o anki istekleri doğrultusunda bu kurallardan kolaylıkla taviz verebilir. Bu yapıdaki bir insanın, hayatına yön veren, sağlam bir karaktere sahip olmasını engelleyen ve mutlak doğru olduğuna inandığı bir yol göstericisi yoktur. Tavırları çoğu zaman istikrarsız olabilir.

Bu istikrarsızlık nedeniyle de Rabbimiz'in samimi iman sahibi kullarına vaat ettiği mutlu ve huzurlu bir hayatı yaşayamaz.

Sonsuz rahmet sahibi Rabbimiz, Kuran'ı rehber edinen kullarının öğüt alıp düşünmeleri ve kendi nefisleri için dersler çıkarmalarına vesile olması için, Kuran'da bazı peygamberlerin kıssalarını haber vermiştir. Bu kıssaların önemini ve peygamberlerin döneminde yaşamasalar da müminlerin onları örnek almaları gerektiğini bildirmiştir. Ad kavmine peygamber olarak gönderilen Hz. Hud da; müminlerin imani olgunluğunu ve kararlılığını örnek almaları gereken bu değerli hidayet önderlerindendir.

"Andolsun, onların kıssalarında "öz sahipleri" için ibretler vardır. (Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir." (Yusuf Suresi, 111)

Müminler Tebliğ Yaparken Karşılığını Yalnızca Allah'tan Beklerler

Bir mümin hangi devirde ve kimlerle beraber yaşarsa yaşasın, insanları Allah'ın beğendiği ahlaka çağırmakla, yaklaşmakta olan hesap gününü hatırlatmakla sorumludur. Bundan dolayı ise kimseden bir karşılık beklemez, yalnızca görevini en iyi biçimde yerine getirmeyi ve Allah'ın kendisinden razı olmasını ister.

Ancak Kuran ahlakını ve müminleri tanımayan bir kişi, kendisine din ahlakını samimiyetle ve ciddi bir çaba ile tebliğ eden mümine karşı ön yargılı yaklaşabilir. Bunun nedeni, çevresinde bulunan kimselerin çoğunluğunun Kuran ahlakına göre yaşamaması ve herşeyi muhakkak bir çıkar karşılığında yapmalarıdır. Dolayısıyla aklına, bu kişinin din ahlakını neye karşılık anlattığına dair birtakım sorular gelebilir.

Kendi düşünce sisteminde her şey bir çıkar ilişkisi içinde olduğu için, Allah'a inanan insanların yalnızca Allah'ın rızasını gözettiklerini kavrayamayabilir. Bu nedenle tebliğ yapılan kişinin tüm bu endişelerini ve kuşkularını, onun dile getirmesini beklemeden gidermek, müminin tebliğ öncesinde üzerine düşen sorumluluklardan biridir.

Nitekim Kuran'da bildirildiği üzere değerli peygamberlerimiz hayatları boyunca insanlara din ahlakını anlatarak tebliğ yapmış, onlardan hiçbir karşılık beklememiş ve tebliğ sırasında bu gerçeği önemle vurgulamışlardır. Hz. Hud'un da bu üstün ahlakı sergilediği ve kavmini din ahlakına çağırırken hiçbir karşılık beklemediği Kuran'da şu şekilde bildirilmektedir:

"Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni Yaratandan başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek misiniz?" (Hud Suresi, 51)

"Rabbinin nimetini durmaksızın anlat." (Duha Suresi, 11)


Rabbimiz her nimeti bir ihtiyaca karşılık olarak ve en kusursuz detaylarla yaratmıştır. Bu nedenle insan dünyaya geldiği ilk andan itibaren sahip olduğu her nimet, aynı derecede önemli ve değerlidir. Ancak yalnızca çevrelerini hikmetli bir şekilde gözlemleyen müminler, herşeyin Allah'ın verdiği bir lütuf olduğunu ve kendileri için yaratıldığını kavrarlar. Ancak bazı insanlar ise bu nimetleri verenin Yüce Allah olduğunu ve bunlar için Allah'a şükretmeleri gerektiğini hatırlarına getirmezler. Allah'ın, dilediği anda bu nimetleri kendilerinden geri alabileceğini de düşünmezler. Bu yüzden elçiler, gönderildikleri kavimlere Allah'a yönelip dönmelerini, sahip oldukları herşeyin Allah'tan gelen bir nimet olduğunu ve bunlar için O'na şükretmeleri gerektiğini hatırlatmışlardır. Hz. Hud'un da kavmine, Allah'ın verdiği nimetleri hatırlattığı, onları yalnızca Allah'tan korkup sakınmaya çağırdığı Kuran'da şöyle haber verilmiştir:

"Sizi uyarmak için aranızdan bir adam aracılığıyla Rabbiniz'den size bir zikrin gelmesine mi şaşırdınız? (Allah'ın) Nuh kavminden sonra sizi halifeler kıldığını ve sizin yaratılışta gelişiminizi artırdığını (veya üstün kıldığını) hatırlayın. Öyleyse Allah'ın nimetlerini hatırlayın, ki kurtuluş bulasınız." (Araf Suresi, 69)

Yaşadığımız dönemde de Ad kavmi gibi gaflet içinde olan bazı insanların, yaşadıkları bu ruh halinden kurtulabilmelerinin en etkili yöntemlerinden biri, çevrelerindeki iman hakikatlerini, Allah'ın varlığının ve yüceliğinin delillerini görebilmelerini sağlamaktır. Sonsuz güç sahibi olan Allah'ın, Kuran'da "Rabbinin nimetini durmaksızın anlat." (Duha Suresi, 11) ayetinde buyurduğu üzere, müminlerin Allah'ın insanlar için yaratmış olduğu tüm nimetleri, içinde bulundukları çağın en etkili tebliğ yöntemlerini kullanarak, insanlara durmaksızın anlatmaları gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki nimetler için Allah'a şükretmek, Allah'ın verdiği tüm nimetleri zikretmek ve yine Allah rızası için kullanmakla olur. Mümin, kendisine verilen herşeyi, Allah'ın emrettiği hayırlı işlerde kullanmakla yükümlüdür. Allah'ın kendisine verdiği maddi imkanların yanı sıra, sahip olduğu bilgi ve yetenekleri de O'nun rızası için, O'nun yolunda çaba göstermek için kullanır ve Allah'ın hoşnutluğunu, rahmetini ve sürekli nimetlerle donatılmış olan cennetini kazanmayı umut eder:

"Hiç şüphesiz Allah, müminlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır&" (Tevbe Suresi, 111)

Müminler Allah'ı Vekil Edinir, Yalnızca O'ndan Korkarlar

Yüce Rabbimiz Kuran'da, iman sahibi olan samimi kullarına, karşılaştıkları her türlü durum ve şartta Kendisi'ne güvenmelerini emretmiştir. Nitekim tüm peygamberler, Allah'ın bildirdiği din ahlakını anlatırken birçok zorlukla karşılaşmış, hitap ettikleri topluluklar çoğu zaman onlara düşmanca davranmışlar, ancak elçiler, Allah'ın birliğini, O'nun emir ve yasaklarını anlatma konusunda her zaman cesur ve kararlı bir tutum sergilemişlerdir. Hep Allah'ı vekil edinmişler, yalnızca O'ndan korkmuş ve O'nun hoşnutluğunu gözetmişlerdir. Hz. Hud da bu peygamberlerimizden biridir.

Tüm çağrılarına rağmen Ad kavmi Hz. Hud'a karşı gelmiş, onun kendilerini çağırdığı yola tabi olmayı kabul etmemişlerdir. Tarihte tüm inkarcıların yaptığı gibi onlar da peygamberlerinden mucize istediklerini, aksi takdirde iman etmeyeceklerini söylemişlerdir. Bunun üzerine Hz. Hud'un, onların Allah'a şirk koştuklarından uzak olduğunu ve kendisine kuracakları tuzaklardan dolayı bir korku duymadığını belirttiği, ayetlerde şöyle bildirilmiştir:

" ... Dedi ki: Allah'ı şahid tutarım, siz de şahidler olun ki, gerçekten ben, sizin şirk koştuklarınızdan uzağım. Onun dışındaki (tanrılardan). Artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra bana süre tanımayın." (Hud Suresi, 54-55)

Hz. Hud ayrıca, Allah'ın kutlu bir peygamberi olarak herşeyi Allah'ın yarattığını, Allah'ın samimi kullarını koruyacağını ve bu yüzden de Allah'a tevekkül ettiğini belirtmiştir. Bu nedenle kendisine yöneltilen iftiraların, kurulan tuzakların boşa çıkacağından emin bir şekilde Allah'a duyduğu güveni büyük bir imani kararlılıkla dile getirmiştir. Hz. Hud'un sözleri Kuran'da şöyle bildirilmektedir:

"Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. Onun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)" (Hud Suresi, 56)

İnkar Edenlerle Fikri Mücadelenin Önemi

Hz. Hud, çok büyük bir kararlılık ve şevkle inkar edenlere karşı fikri bir mücadele yürütmüş ve Allah'ın rızası ve rahmeti, dışında hiçbir karşılık beklememiştir.

Önemle vurgulanmalıdır ki, içinde bulunduğumuz ahir zamanda tüm Müslümanların sorumluluğu; Peygamber Efendimiz (sav)'i, Hz. Hud'u ve diğer değerli peygamberlerimizi örnek alarak "yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar" fikri mücadeleye devam etmektir. Yüce Allah'ın bildirdiği Kuran ahlakının tüm yeryüzünde hakim olması için, dinsizlikle ve inkar edenlerle fikri mücadele yürütme şerefine talip olan müminler, Allah'ın izniyle galip gelecek olanlardır. Rabbimiz'in bu vaadi bir ayette şöyle bildirilmiştir:

"Allah, yazmıştır: "Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır." (Mücadele Suresi, 21)

Tüm Müslümanların birlik ve beraberlik içinde, samimiyetle yürütecekleri bir fikri mücadele, Rabbimiz'in Kuran-ı Kerim'de vaad ettiği gibi "Hakkın üstün gelip, batılın yok olmasına" vesile olacaktır. Yüce Allah'ın bu vaadi tüm iman edenler için büyük bir şevk ve heyecan kaynağıdır:

"Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size." (Enbiya Suresi, 18

İlmi Araştırma Dergisi
__________________
YENİDENDOĞUŞ AİLESİ OLARAK SENİ RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM

MEKANIN CENNET OLSUN

http://www.yenidendogus.net/vb/duyurular/21725-selamun-aleykum-kardeslerym-11.html#post183264



"Milletimin imanını selamette görürsem,
Cehennem'in alevleri arasında yanmaya razıyım."

Bediüzzaman Said-i Nursi

Bir_Katre isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alıntı ile Cevapla

Reklamsız bir forum için sitemize destek olun...
Alt 12.07.2007, 14:43   #2
MuhacirEnsar
Onursal Üye
 
MuhacirEnsar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 31.10.2005
Nereden: MEDİNE
İletiler: 6.537
Aldığı Beğeniler : 469
Beğendiği Mesajlar : 163
Standart

Allah razi olsun....

MuhacirEnsar isimli üye şu anda çevrimdışı  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil



Saat : 11:31 |

Powered by vBulletin® Version 3.8.9 Beta 1
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1
Yandex.Metrica