- Üyelik Tarihi
- 11 Ocak 2009
- Mesajlar
- 608
- Aldığı Beğeniler
- 7
- Takım
- Diğer
Adanmış Bir Gönül İnsanı HACI ATA.. çok çok değer verdiğim ve her satırını okurken "ah keşke hala yaşasaydı" dediğim bir insan.. o kadar mükemmel bir insan ki gerçekten de kendini tüm benliğiyle hizmete adamış bir insan.. anlatmak yetmez.. kesinlikle tavsiye ediyorum.. HACI ATA'yı okumalısınız..
kitabda paylaşmak istediğim o kadar çok bölüm oldu ki.. çok önemli kıssalar var.. inşallah uzun diyipde okumamazlık yapmazsınız..
Selamunaleykum..
"ORadan Ayrılma Sakın"
Fatih Koleji 1982'de eğitime açılır ama henüz ruhsat işlemleri devam etmektedir. Her şey prosedüre uygun olacaktır fakat yinede bir aksilik çıkmaması için Hacı Kemal kendine göre bir formül bulur. O günlerde Fatih Koleji'nde görevli olan Özcan Hasyiğit anlatıyor:
"Ben rahmetli Kemal abiyi İzmir'den çok öncelerden beri tanıyorum. 1983'te İstanbul'a tayinim çıktığında Hacı Ağabey çok sevindi.
Rahmetli Hacı Ağabey bana "Hoş geldin Özcan" dedi. "Hoş bulduk Hacı Ağabey" dedim.
"Sana bir vazife vereyim" dedi.
"Ver bakalım Hacı ağabey nedir?" dedim.
"Muzaffer Somay adında bir zat var, Vakıflar Genel Müdürü. Çok mütevazi evliya gibi bir adam, mert biri fakat bizi bilmiyor. Okul da yeni açıldı, okula ruhsat almamız lazım. Milli Eğitim'den gelecekler.Muzaffer Bey bize yardımcı olabilir. Ona Hocaefendi'nin vaaz kasetlerinden birini vermek istiyorum. Veremezsek işimiz yürümeyecek." dedi.
Hacı ağabey bu yolla Muzaffer Bey'i okula ve eğitim hizmetlerine ısındırmak istiyor ama onun nasıl tepki vereceğini bilmediği için kaseti doğrudan kendisi vermek istemiyor.
"Hacı ağabey...."dedim. "Senin konumunla mı halledeyim, yoksa ben, İzmir Eşrefpaşa Yahanilerli olarak kendi konumumla mı hareket edeyim?"
"Oğlum nasıl istersen yap, zarar verdirme de adama... Okula gidip geleceği zaman onu sen getir götür." dedi. Böylece ben onun soförlüğünü yapmaya başladım. Hakikaten çok mütevazi biriydi. Osmanlı'nın son beyfendilerindendi.
Muzaffer Somay, çok titiz bir insan olduğundan, Hacı ağabey başkasını görevlendirmek istememişti. Yanlışlık yapar, saygısızlık eder diye. Çok hassas davranıyordu yani. Şoförlüğünü bana verdirdi, başka kimse araya girmesin diye. Ben de çok hassas davrandım. Arabaya bindirdim, ceketini, foterini ve çantasını aldım. Bir de bastonu ve eldivenleri vardı. "Buyrun efendim, müsaade ederseniz, ben size hizmet etmekle mükellefim. Bana karşı son derece rahat olabilirsiz." dedim. Baktı hoşuna gitti. "Nerelisin sen evladım" dedi, kaşlarını çatarak. "İzmir Eşrefpaşa Yahanilerliyim, efendim." dedim. Böyle üç-beş konuştuk filan, ardından ben birkaç gün hiç konuşmadım. Sonra dedi: "Evladım sen neden hiç konuşmuyorsun?" Dedim ki: "Efendim ben Eşrefpaşa'da, külhanbeylerin arasında büyüdüm, siz ise hakimlik, savcılık yapmış, okumuş nezih bir insansınız. Yanlış bir kelime söylerim, siz de incinirsiniz..." "ALlah ALlah ya " dedi.
Sonra üç-beş gün yine geçti. Ben "Efendim, siz ne de olsa hakimlik, savcılık yapmışsınız, benden çok çok iyi bilirsiniz.Bana birileri bir kaset verdi. Biraz dinledim ama birşey anlamadım." Hacı ağabey verdi de diyemiyorum şimdi. "Ben de bilemiyorum, dinleyeyim mi dinlemeyeyim mi? Bir dinleseniz efendim... Eğer güzelse siz bana 'evladım tamam bunu dinleyebilirsin..' eğer güzel değilse 'Evladım, dinleme...' dersiniz bende kaldırır atarım. Yani ne de olsa siz baba adamsınız." dedim. "Hele koy bakalım bir dinleyelim." dedi. Hocaefendi'nin çok duygulu bir vaazı vardı. Koydum, dinledi. Karagümrük'ten ticaret odasına kadar indik. Ben arabayı yavaş kullanıyorum, bir 15-20 dakika kadar dinledi. İndik, ben çantayı aldım. "Benim odaya çıkalım" dedi. "Ya" dedi. "Bu, müthiş bir adam! Kimdir bu evladım? "
Güya bende bilmiyorum da şimdi, onun onayını bekliyorum. "Dinle be evladım ya. Dinle be ya! " dedi. "Ya ben otuz yıllık hakimim, savcıyım. Bende bir vasıf vardır, insanları bir bakışta tanırım. İçini okurum. En berduşunuz böyleyse, efendiniz kim bilir nasıldır?" dedi. Hocaefendi için söylüyor. "Kim verdi sana bu kaseti" dedi. "Hacı ağabey verdi." dedim. "Yapma ya" dedi, "O, bunları dinliyormuydu!" Hacı ağabey'e bunu anlatınca çok sevindi.
Sonra ben bir gün: "Muzaffer abi bak, ben sana bir kıyak yapacağım." dedim. "Nedir, söyle bakalım?" dedi. "Bak, sen önce ölürsen ben sana bir yasin okuyacağım, ben önce ölürsem de sen bana bir yasin okursun" dedim.
"Bak!" dedi. "Bunca yıldır vakıflardayım, kimse bana böyle birşey söylemedi." Aradan epey zaman geçti. Sene 1986-87, ben İzmir'e izne gittim, geldim. Hastaneye yatmış, etüt yapmışlar, bakmışlar kanser! Vefat edeceği zaman demiş ki: "Hacı Kemal Bey'in yanında, onun bir adamı vardı, Özcan Hasyiğit. Beni gömerken muhakkak orada olacak o, bana bir yasin okuyacak. Söyleyin, Yasin'i okusun!" Neyse, vefat etti. İki gün sonra rüyamda görüyorum ben, Muzaffer Somay hoca'yı, ALlah rahmet eylesin, cennete girmiş. Herkes mutlu, hopluyor, zıplıyor, koşuyor,oynuyor filan... "Hoca buraya nasıl girdin ya " dedim. Bana "ORADAN AYRILMA SAKIN" dedi, "EĞİTİM HİZMETİNE AZ BİR EMEĞİM OLDU YA, O GÖTÜRDÜ BENİ CENNETE." Hacı Ağabey'e geldim rüyamı anlattım, ikimiz de ağladık. Sonra söz verdiğim gibi ilk fırsatta kabrine gidip Yasin okudum."
Adanmış Bir Gönül İnsanı
HACI ATA
-Muhittin KÜÇÜK-
kitabda paylaşmak istediğim o kadar çok bölüm oldu ki.. çok önemli kıssalar var.. inşallah uzun diyipde okumamazlık yapmazsınız..
Selamunaleykum..
"ORadan Ayrılma Sakın"
Fatih Koleji 1982'de eğitime açılır ama henüz ruhsat işlemleri devam etmektedir. Her şey prosedüre uygun olacaktır fakat yinede bir aksilik çıkmaması için Hacı Kemal kendine göre bir formül bulur. O günlerde Fatih Koleji'nde görevli olan Özcan Hasyiğit anlatıyor:
"Ben rahmetli Kemal abiyi İzmir'den çok öncelerden beri tanıyorum. 1983'te İstanbul'a tayinim çıktığında Hacı Ağabey çok sevindi.
Rahmetli Hacı Ağabey bana "Hoş geldin Özcan" dedi. "Hoş bulduk Hacı Ağabey" dedim.
"Sana bir vazife vereyim" dedi.
"Ver bakalım Hacı ağabey nedir?" dedim.
"Muzaffer Somay adında bir zat var, Vakıflar Genel Müdürü. Çok mütevazi evliya gibi bir adam, mert biri fakat bizi bilmiyor. Okul da yeni açıldı, okula ruhsat almamız lazım. Milli Eğitim'den gelecekler.Muzaffer Bey bize yardımcı olabilir. Ona Hocaefendi'nin vaaz kasetlerinden birini vermek istiyorum. Veremezsek işimiz yürümeyecek." dedi.
Hacı ağabey bu yolla Muzaffer Bey'i okula ve eğitim hizmetlerine ısındırmak istiyor ama onun nasıl tepki vereceğini bilmediği için kaseti doğrudan kendisi vermek istemiyor.
"Hacı ağabey...."dedim. "Senin konumunla mı halledeyim, yoksa ben, İzmir Eşrefpaşa Yahanilerli olarak kendi konumumla mı hareket edeyim?"
"Oğlum nasıl istersen yap, zarar verdirme de adama... Okula gidip geleceği zaman onu sen getir götür." dedi. Böylece ben onun soförlüğünü yapmaya başladım. Hakikaten çok mütevazi biriydi. Osmanlı'nın son beyfendilerindendi.
Muzaffer Somay, çok titiz bir insan olduğundan, Hacı ağabey başkasını görevlendirmek istememişti. Yanlışlık yapar, saygısızlık eder diye. Çok hassas davranıyordu yani. Şoförlüğünü bana verdirdi, başka kimse araya girmesin diye. Ben de çok hassas davrandım. Arabaya bindirdim, ceketini, foterini ve çantasını aldım. Bir de bastonu ve eldivenleri vardı. "Buyrun efendim, müsaade ederseniz, ben size hizmet etmekle mükellefim. Bana karşı son derece rahat olabilirsiz." dedim. Baktı hoşuna gitti. "Nerelisin sen evladım" dedi, kaşlarını çatarak. "İzmir Eşrefpaşa Yahanilerliyim, efendim." dedim. Böyle üç-beş konuştuk filan, ardından ben birkaç gün hiç konuşmadım. Sonra dedi: "Evladım sen neden hiç konuşmuyorsun?" Dedim ki: "Efendim ben Eşrefpaşa'da, külhanbeylerin arasında büyüdüm, siz ise hakimlik, savcılık yapmış, okumuş nezih bir insansınız. Yanlış bir kelime söylerim, siz de incinirsiniz..." "ALlah ALlah ya " dedi.
Sonra üç-beş gün yine geçti. Ben "Efendim, siz ne de olsa hakimlik, savcılık yapmışsınız, benden çok çok iyi bilirsiniz.Bana birileri bir kaset verdi. Biraz dinledim ama birşey anlamadım." Hacı ağabey verdi de diyemiyorum şimdi. "Ben de bilemiyorum, dinleyeyim mi dinlemeyeyim mi? Bir dinleseniz efendim... Eğer güzelse siz bana 'evladım tamam bunu dinleyebilirsin..' eğer güzel değilse 'Evladım, dinleme...' dersiniz bende kaldırır atarım. Yani ne de olsa siz baba adamsınız." dedim. "Hele koy bakalım bir dinleyelim." dedi. Hocaefendi'nin çok duygulu bir vaazı vardı. Koydum, dinledi. Karagümrük'ten ticaret odasına kadar indik. Ben arabayı yavaş kullanıyorum, bir 15-20 dakika kadar dinledi. İndik, ben çantayı aldım. "Benim odaya çıkalım" dedi. "Ya" dedi. "Bu, müthiş bir adam! Kimdir bu evladım? "
Güya bende bilmiyorum da şimdi, onun onayını bekliyorum. "Dinle be evladım ya. Dinle be ya! " dedi. "Ya ben otuz yıllık hakimim, savcıyım. Bende bir vasıf vardır, insanları bir bakışta tanırım. İçini okurum. En berduşunuz böyleyse, efendiniz kim bilir nasıldır?" dedi. Hocaefendi için söylüyor. "Kim verdi sana bu kaseti" dedi. "Hacı ağabey verdi." dedim. "Yapma ya" dedi, "O, bunları dinliyormuydu!" Hacı ağabey'e bunu anlatınca çok sevindi.
Sonra ben bir gün: "Muzaffer abi bak, ben sana bir kıyak yapacağım." dedim. "Nedir, söyle bakalım?" dedi. "Bak, sen önce ölürsen ben sana bir yasin okuyacağım, ben önce ölürsem de sen bana bir yasin okursun" dedim.
"Bak!" dedi. "Bunca yıldır vakıflardayım, kimse bana böyle birşey söylemedi." Aradan epey zaman geçti. Sene 1986-87, ben İzmir'e izne gittim, geldim. Hastaneye yatmış, etüt yapmışlar, bakmışlar kanser! Vefat edeceği zaman demiş ki: "Hacı Kemal Bey'in yanında, onun bir adamı vardı, Özcan Hasyiğit. Beni gömerken muhakkak orada olacak o, bana bir yasin okuyacak. Söyleyin, Yasin'i okusun!" Neyse, vefat etti. İki gün sonra rüyamda görüyorum ben, Muzaffer Somay hoca'yı, ALlah rahmet eylesin, cennete girmiş. Herkes mutlu, hopluyor, zıplıyor, koşuyor,oynuyor filan... "Hoca buraya nasıl girdin ya " dedim. Bana "ORADAN AYRILMA SAKIN" dedi, "EĞİTİM HİZMETİNE AZ BİR EMEĞİM OLDU YA, O GÖTÜRDÜ BENİ CENNETE." Hacı Ağabey'e geldim rüyamı anlattım, ikimiz de ağladık. Sonra söz verdiğim gibi ilk fırsatta kabrine gidip Yasin okudum."
Adanmış Bir Gönül İnsanı
HACI ATA
-Muhittin KÜÇÜK-