Hz. Musa İsrailoğulları'na elçi olarak gönderilen ve onları putperest dinlerini terk ederek gerçek din ahlakını yaşamaya davet eden kutlu bir peygamberdir. Allah Mısırlılar tarafından esaret altında tutulan İsrailoğulları'nı Firavun yönetiminden kurtarmak üzere peygamber olarak gönderdiği Hz. Musa'yı, tebliği boyunca kardeşi Hz. Harun'la ve birçok mucizeyle desteklemiştir. Kuran'da detaylı olarak bildirilen bu mucizelerden her biri, bunlara şahid olan kimseleri derinden etkilemiş, iman sahiplerinin ise imanlarının kuvvetlenmesine vesile olmuştur.
Hz. Musa İsrailoğulları'na elçi olarak gönderildiği dönemde, İsrailoğulları, Firavun yönetimindeki Mısır topraklarında yaşamaktaydı. Mısırlılar, ayetlerde bildirildiği üzere İsrailoğulları üzerinde kölelik yönetimi kurmuştu. Köleliğin sürmesi için İsrailoğulları'nı zorlamakta ve işkenceyle baskı altında tutmaktaydılar.
Böyle bir ortamda Allah baskıyı ve zulmü ortadan kaldıracak, insanlara mutlak hakimin Allah olduğunu hatırlatacak, hak din ahlakını anlatacak ve İsrailoğulları'nı esaretten kurtaracak bir elçi olarak Hz. Musa'yı göndermiştir. Allah, tebliğ yaptığı dönem boyunca Hz. Musa'ya yardımcı olarak da Hz. Harun'u seçmiş, aynı zamanda Hz. Musa'yı birçok mucize ile desteklemiştir.
Yüce Allah'ın lütfuyla Hz. Musa'nın gösterdiği mucizeler, Firavun ve kavmine gösterilen mucizeler ve Hz. Musa ile birlikte Mısır'dan çıkan İsrailoğullarına gösterilen mucizeler olarak iki bölümde ele alınabilir. Yazı boyunca inceleyeceklerimiz, Firavun ve kavmine gösterilen "dokuz mucize'dir. Kuran-ı Kerim'de şöyle bildirilmektedir:
"Andolsun, Biz Musa'ya apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik; işte İsrailoğullar'ına sor" (İsra Suresi, 101)
"Ve elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıkıversin, (bu,) Firavun ve kavmine olan dokuz ayet (mucize) içinde(n biri)dir. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdir." (Neml Suresi. 12)
Hz. Musa'nın Asasının Ejderha Olması
Rabbimiz'in Hz. Musa'ya lütfettiği mucizelerden biri, asasının ejderhaya dönüşmesidir. Bu mucizevi olay Kuran'daki ayetlerde haber verildiğine göre şu şekilde gerçekleşmiştir:
Hz. Musa, Allah'ın emri üzerine tebliğ yapmak amacıyla Firavun'a gitmiş ve onu iman etmeye çağırmıştır. Ancak Firavun azgınlık göstererek karşı çıkmış ve Hz Musa'ya çeşitli iftiralarda bulunmuş, aynı zamanda bu iftiralarla, Hz. Musa'nın çevresindekiler üzerindeki etkisini azaltmaya çalışmıştır. Hz. Musa'nın samimi ve etkili tebliği karşısında çaresiz kalan Firavun, Hz. Musa'yı inandıklarından vazgeçmeye zorlamış ve yapmadığı takdirde onu hapse atmakla tehdit etmiştir. Hz. Musa ise Firavun'un bu azgın ve zorba tavrına kararlılıkla karşılık vermiş ve tebliğine devam ederek ona Allah'ın kendisine verdiği ilk mucizeyi göstermiştir:
"(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" (Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir." Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi" (Şuara Suresi, 30-33)
Elinin Bembeyaz Görünmesi
Hz. Musa'nın, Firavun ve çevresindekilere gösterdiği mucizelerden başka biri de elini koynuna sokarak bembeyaz çıkarmasıdır. Hz. Musa'nın bu mucizesi Kuran'da şu şekilde haber verilmektedir:
"Elini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş'." (Şuara Suresi, 33)
Ne var ki Firavun ve çevresi Allah'ın Hz. Musa'ya verdiği mucizeler karşısında da inkarlarında direnmişler ve bu mübarek zatı çeşitli iftiralarla itham etmeye devam etmişlerdir. Bu iftiralarından biri de, Hz. Musa'nın gösterdiği mucizeleri, büyü olarak nitelendirmeleridir. Kendi akıllarınca Hz. Musa'nın tebliğini etkisiz hale getirmeye çalışmışlar, bunun bir büyü olduğunu iddia ederek Hz. Musa'nın amacının farklı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Şüphesiz tüm bu iftiralar, onların akılsızlıklarının bir delilidir. Kuran ayetlerinde, Firavun ve yanındakilerin öne sürdükleri bu iftira şu şekilde haber verilmektedir:
"(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu" dedi, 'Doğrusu bilgin bir büyücüdür. Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" (Şuara Suresi, 34-35)
Hz. Musa'nın Büyüleri Yutan Asası
Firavun zamanında Mısır'da, Firavun'un atalarından kalma putperest bir din hakimdi. Bu putperest dine göre, Firavun kendisini Mısır halkının yanı sıra yeryüzünün de hakimi olarak görüyor, sözde ilahlığını öne sürüyordu. (Allah'ı tenzih ederiz.) Bu nedenle Firavun ve onun etrafındakiler, atalarının bu batıl inanışlarından kaynaklanan yaşam tarzına karşı, Hz. Musa'nın din ahlakını tebliğ ederek kavmini bilinçlendirmesini bir tehlike olarak görmüşlerdi.
Tebliğini etkisiz hale getirebilmek için de Hz. Musa'nın daha önce kendilerine gösterdiği mucizeleri halkın önünde tekrarlamasını istemişlerdi. Çünkü yukarıda da belirttiğimiz gibi Firavun, Hz. Musa'nın gösterdiği mucizelerin doğru olmadığını iddia ediyordu. Bu mucizelerin başka büyücüler tarafından ortadan kaldırabileceğini, aynı zamanda Hz. Musa'yı kavminin önünde yeneceğini ve böylelikle itibarının daha da artacağını düşünüyordu. Ancak Mısır halkının huzurunda belirlenen bir toplanma gününde halkın önünde yapılan büyüler karşısında, Hz. Musa da asasını atmış ve daha önce ejderha olan asası bu defa yapılan tüm büyülerini yutmuştur. Hz. Musa'nın bu mucizesi ayetlerde şöyle bildirilmiştir:
"Biz de Musa'ya: "Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor. Böylece hak yerini buldu, onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı. (Araf Suresi, 117-118)
Orada yenilmiş oldular ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler. (Araf Suresi, 119)
Ayetlerde haber verilen bu mucizevi olay, Rabbimiz'in müminler aleyhinde kurulan tuzakları nasıl yerle bir ettiğini gösteren örneklerden biridir. Firavun tüm kavmini toplayarak, Hz. Musa'yı kendi aklınca etkisiz kılabilmek için bir düzen kurmuştur. Ancak Allah, bu tuzağı, Hz. Musa'yı mucizelerle destekleyerek tersine çevirmiştir.
Hz. Musa'ya İnanmayan Kavmin Uğradığı Felaketler
Kuran'da bildirildiği üzere, Firavun ve çevresi, Hz. Musa'nın göstermiş olduğu bu iki mucizeye rağmen batıl inançlarını ve putperest dinlerini terk etmeyerek büyüklenmeye devam ettiler. Yüce Allah, Hz Musa aracılığı ile öğüt almayan bu kavme beş farklı felaket gönderdi.
Tufan
Çekirge
Buğday güvesi
Kurbağa
Kan
Bu mucizelerin birer imtihan olarak İsrailoğullarına gönderildiği, ayetlerde şöyle bildirilmiştir:
"Onlar: "Bizi büyülemek için mucize (ayet) olarak her ne getirirsen getir, yine de biz sana inanacak değiliz" dediler. Bunun üzerine, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular." (Araf Suresi, 132-133)
Onlar ise bu azaplara rağmen akılsızca inkara devam ettiler. Hatta bunların, inkarları dolayısıyla Allah'tan gelen bir bela olduğunu anladıklarında dahi inkarı sürdürdüler. Firavun ve yakın çevresinin bir başka kötü özelliği de, başlarına gelen belalar arttığında Hz. Musa'dan yardım istemeleri, ancak bu belalar üstlerinden gider gitmez inkarcı tavırlarına geri dönmeleriydi. Bu durum ayetlerde şu şekilde bildirilmektedir:
"Başlarına iğrenç bir azap çökünce, dediler ki: "Ey Musa, Rabbine sana verdiği ahid adına bizim için dua et. Eğer bu iğrenç azabı üzerimizden çekip giderirsen, andolsun sana iman edeceğiz ve İsrailoğulları'nı seninle göndereceğiz. " Ne zaman ki, onların erişebilecekleri bir süreye kadar, o iğrenç azabı çekip giderdik, onlar yine andlarını bozdular." (Araf Suresi, 134-135)
Asasıyla Denizi İkiye Ayırması
Hz. Musa, bu mucizelerin ardından kendisine tabi olan İsrailoğulları ile birlikte Mısır'ı terk etti. (Şuara Suresi, 52)
Ancak Firavun ve askerleri peşlerinden geldiği halde denizin bulunduğu bölgeye kadar yolculuğa devam eden İsrailoğulları, onların görünecek bir mesafeye kadar yaklaşmaları üzerine gidecek yerleri kalmadığı düşüncesi ile ümitsizliğe kapılmış, yakalandıklarını sanmışlardı. Hz. Musa bu durum karşısında tüm inananlara örnek bir tavır gösterdi. Allah'ın kendisiyle ve inananlarla beraber olduğunu ve kendilerine mutlaka bir çıkış yolu göstereceğini ümitsizliğe düşmüş olan kavmine hatırlattı:
"Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir." (Şuara Suresi, 62)
Daha sonra Allah ona bir mucize daha nasip etmiş ve asasıyla denizi ikiye ayırmıştır. Bu durum ayette şu şekilde bildirilmektedir:
"Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu." (Şuara Suresi, 63)
Böylece Hz. Musa ve beraberindekiler denizi geçmiş ve arkalarından gelen Firavun ve ordusu suların eski haline gelmesiyle suda boğulmuşlardır.
Firavun'un kavmine isabet eden felaketler, bazı Eski Mısır kaynaklarında da belirtilmektedir. Ünlü Ipuwer Papirüsü'nde (2. Bölüm, 5-6) aynen şöyle yazılıdır: "Felaketler tüm memleketi sarmıştı. Her yerde kan vardı..."
Hz. Musa İsrailoğulları'na elçi olarak gönderildiği dönemde, İsrailoğulları, Firavun yönetimindeki Mısır topraklarında yaşamaktaydı. Mısırlılar, ayetlerde bildirildiği üzere İsrailoğulları üzerinde kölelik yönetimi kurmuştu. Köleliğin sürmesi için İsrailoğulları'nı zorlamakta ve işkenceyle baskı altında tutmaktaydılar.
Böyle bir ortamda Allah baskıyı ve zulmü ortadan kaldıracak, insanlara mutlak hakimin Allah olduğunu hatırlatacak, hak din ahlakını anlatacak ve İsrailoğulları'nı esaretten kurtaracak bir elçi olarak Hz. Musa'yı göndermiştir. Allah, tebliğ yaptığı dönem boyunca Hz. Musa'ya yardımcı olarak da Hz. Harun'u seçmiş, aynı zamanda Hz. Musa'yı birçok mucize ile desteklemiştir.
Yüce Allah'ın lütfuyla Hz. Musa'nın gösterdiği mucizeler, Firavun ve kavmine gösterilen mucizeler ve Hz. Musa ile birlikte Mısır'dan çıkan İsrailoğullarına gösterilen mucizeler olarak iki bölümde ele alınabilir. Yazı boyunca inceleyeceklerimiz, Firavun ve kavmine gösterilen "dokuz mucize'dir. Kuran-ı Kerim'de şöyle bildirilmektedir:
"Andolsun, Biz Musa'ya apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik; işte İsrailoğullar'ına sor" (İsra Suresi, 101)
"Ve elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıkıversin, (bu,) Firavun ve kavmine olan dokuz ayet (mucize) içinde(n biri)dir. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdir." (Neml Suresi. 12)
Hz. Musa'nın Asasının Ejderha Olması
Rabbimiz'in Hz. Musa'ya lütfettiği mucizelerden biri, asasının ejderhaya dönüşmesidir. Bu mucizevi olay Kuran'daki ayetlerde haber verildiğine göre şu şekilde gerçekleşmiştir:
Hz. Musa, Allah'ın emri üzerine tebliğ yapmak amacıyla Firavun'a gitmiş ve onu iman etmeye çağırmıştır. Ancak Firavun azgınlık göstererek karşı çıkmış ve Hz Musa'ya çeşitli iftiralarda bulunmuş, aynı zamanda bu iftiralarla, Hz. Musa'nın çevresindekiler üzerindeki etkisini azaltmaya çalışmıştır. Hz. Musa'nın samimi ve etkili tebliği karşısında çaresiz kalan Firavun, Hz. Musa'yı inandıklarından vazgeçmeye zorlamış ve yapmadığı takdirde onu hapse atmakla tehdit etmiştir. Hz. Musa ise Firavun'un bu azgın ve zorba tavrına kararlılıkla karşılık vermiş ve tebliğine devam ederek ona Allah'ın kendisine verdiği ilk mucizeyi göstermiştir:
"(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" (Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir." Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi" (Şuara Suresi, 30-33)
Elinin Bembeyaz Görünmesi
Hz. Musa'nın, Firavun ve çevresindekilere gösterdiği mucizelerden başka biri de elini koynuna sokarak bembeyaz çıkarmasıdır. Hz. Musa'nın bu mucizesi Kuran'da şu şekilde haber verilmektedir:
"Elini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş'." (Şuara Suresi, 33)
Ne var ki Firavun ve çevresi Allah'ın Hz. Musa'ya verdiği mucizeler karşısında da inkarlarında direnmişler ve bu mübarek zatı çeşitli iftiralarla itham etmeye devam etmişlerdir. Bu iftiralarından biri de, Hz. Musa'nın gösterdiği mucizeleri, büyü olarak nitelendirmeleridir. Kendi akıllarınca Hz. Musa'nın tebliğini etkisiz hale getirmeye çalışmışlar, bunun bir büyü olduğunu iddia ederek Hz. Musa'nın amacının farklı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Şüphesiz tüm bu iftiralar, onların akılsızlıklarının bir delilidir. Kuran ayetlerinde, Firavun ve yanındakilerin öne sürdükleri bu iftira şu şekilde haber verilmektedir:
"(Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu" dedi, 'Doğrusu bilgin bir büyücüdür. Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?" (Şuara Suresi, 34-35)
Hz. Musa'nın Büyüleri Yutan Asası
Firavun zamanında Mısır'da, Firavun'un atalarından kalma putperest bir din hakimdi. Bu putperest dine göre, Firavun kendisini Mısır halkının yanı sıra yeryüzünün de hakimi olarak görüyor, sözde ilahlığını öne sürüyordu. (Allah'ı tenzih ederiz.) Bu nedenle Firavun ve onun etrafındakiler, atalarının bu batıl inanışlarından kaynaklanan yaşam tarzına karşı, Hz. Musa'nın din ahlakını tebliğ ederek kavmini bilinçlendirmesini bir tehlike olarak görmüşlerdi.
Tebliğini etkisiz hale getirebilmek için de Hz. Musa'nın daha önce kendilerine gösterdiği mucizeleri halkın önünde tekrarlamasını istemişlerdi. Çünkü yukarıda da belirttiğimiz gibi Firavun, Hz. Musa'nın gösterdiği mucizelerin doğru olmadığını iddia ediyordu. Bu mucizelerin başka büyücüler tarafından ortadan kaldırabileceğini, aynı zamanda Hz. Musa'yı kavminin önünde yeneceğini ve böylelikle itibarının daha da artacağını düşünüyordu. Ancak Mısır halkının huzurunda belirlenen bir toplanma gününde halkın önünde yapılan büyüler karşısında, Hz. Musa da asasını atmış ve daha önce ejderha olan asası bu defa yapılan tüm büyülerini yutmuştur. Hz. Musa'nın bu mucizesi ayetlerde şöyle bildirilmiştir:
"Biz de Musa'ya: "Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor. Böylece hak yerini buldu, onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı. (Araf Suresi, 117-118)
Orada yenilmiş oldular ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler. (Araf Suresi, 119)
Ayetlerde haber verilen bu mucizevi olay, Rabbimiz'in müminler aleyhinde kurulan tuzakları nasıl yerle bir ettiğini gösteren örneklerden biridir. Firavun tüm kavmini toplayarak, Hz. Musa'yı kendi aklınca etkisiz kılabilmek için bir düzen kurmuştur. Ancak Allah, bu tuzağı, Hz. Musa'yı mucizelerle destekleyerek tersine çevirmiştir.
Hz. Musa'ya İnanmayan Kavmin Uğradığı Felaketler
Kuran'da bildirildiği üzere, Firavun ve çevresi, Hz. Musa'nın göstermiş olduğu bu iki mucizeye rağmen batıl inançlarını ve putperest dinlerini terk etmeyerek büyüklenmeye devam ettiler. Yüce Allah, Hz Musa aracılığı ile öğüt almayan bu kavme beş farklı felaket gönderdi.
Tufan
Çekirge
Buğday güvesi
Kurbağa
Kan
Bu mucizelerin birer imtihan olarak İsrailoğullarına gönderildiği, ayetlerde şöyle bildirilmiştir:
"Onlar: "Bizi büyülemek için mucize (ayet) olarak her ne getirirsen getir, yine de biz sana inanacak değiliz" dediler. Bunun üzerine, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular." (Araf Suresi, 132-133)
Onlar ise bu azaplara rağmen akılsızca inkara devam ettiler. Hatta bunların, inkarları dolayısıyla Allah'tan gelen bir bela olduğunu anladıklarında dahi inkarı sürdürdüler. Firavun ve yakın çevresinin bir başka kötü özelliği de, başlarına gelen belalar arttığında Hz. Musa'dan yardım istemeleri, ancak bu belalar üstlerinden gider gitmez inkarcı tavırlarına geri dönmeleriydi. Bu durum ayetlerde şu şekilde bildirilmektedir:
"Başlarına iğrenç bir azap çökünce, dediler ki: "Ey Musa, Rabbine sana verdiği ahid adına bizim için dua et. Eğer bu iğrenç azabı üzerimizden çekip giderirsen, andolsun sana iman edeceğiz ve İsrailoğulları'nı seninle göndereceğiz. " Ne zaman ki, onların erişebilecekleri bir süreye kadar, o iğrenç azabı çekip giderdik, onlar yine andlarını bozdular." (Araf Suresi, 134-135)
Asasıyla Denizi İkiye Ayırması
Hz. Musa, bu mucizelerin ardından kendisine tabi olan İsrailoğulları ile birlikte Mısır'ı terk etti. (Şuara Suresi, 52)
Ancak Firavun ve askerleri peşlerinden geldiği halde denizin bulunduğu bölgeye kadar yolculuğa devam eden İsrailoğulları, onların görünecek bir mesafeye kadar yaklaşmaları üzerine gidecek yerleri kalmadığı düşüncesi ile ümitsizliğe kapılmış, yakalandıklarını sanmışlardı. Hz. Musa bu durum karşısında tüm inananlara örnek bir tavır gösterdi. Allah'ın kendisiyle ve inananlarla beraber olduğunu ve kendilerine mutlaka bir çıkış yolu göstereceğini ümitsizliğe düşmüş olan kavmine hatırlattı:
"Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir." (Şuara Suresi, 62)
Daha sonra Allah ona bir mucize daha nasip etmiş ve asasıyla denizi ikiye ayırmıştır. Bu durum ayette şu şekilde bildirilmektedir:
"Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu." (Şuara Suresi, 63)
Böylece Hz. Musa ve beraberindekiler denizi geçmiş ve arkalarından gelen Firavun ve ordusu suların eski haline gelmesiyle suda boğulmuşlardır.
Firavun'un kavmine isabet eden felaketler, bazı Eski Mısır kaynaklarında da belirtilmektedir. Ünlü Ipuwer Papirüsü'nde (2. Bölüm, 5-6) aynen şöyle yazılıdır: "Felaketler tüm memleketi sarmıştı. Her yerde kan vardı..."