ATEŞ ÇİÇEK: LALE
Lâlenin ve lâle kültürünün Anadolu'ya Türklerle birlikte geldiği kesindir.
Roma ve Bizans'ın nedense hiç ilgilenmediği bu çiçek, 13. yüzyıldan itibaren stilize edilmiş olarak Selçuklu tezyinatında, yazma kitap ve kaplarında görülmeye başlar.
Şiirde ise 14. yüzyılda uç verir. 15. yüzyılda en önemli sembollerden biri haline gelen lâle, renginden dolayı, kan, mum, şarap, yanak, yara gibi unsurların; şeklinden dolayı da genellikle kadehin benzetilenidir.
Dindarlar ve tabiata sufiyâne bir heyecanla bakanlarsa lâle'de ismi Celâl'i okurlardı.
Mîyârü'l Ezhar adlı bir de eseri bulunan Tabib Mehmed Aşkî Efendiye göre, lâle rütbesinin yüksekliğini, cevahiri hu-rûfla, yani Allah lafzındaki harflerle yazılmasına borçluydu. Bir şiirinde şöyle diyordu:
Mazhari ismi Celâl olmasa âyâ lâle
Bulamazdı bu kadar rütbei vâlâ lâle
(Mostar Dergisi'nden)
Lâlenin ve lâle kültürünün Anadolu'ya Türklerle birlikte geldiği kesindir.
Roma ve Bizans'ın nedense hiç ilgilenmediği bu çiçek, 13. yüzyıldan itibaren stilize edilmiş olarak Selçuklu tezyinatında, yazma kitap ve kaplarında görülmeye başlar.
Şiirde ise 14. yüzyılda uç verir. 15. yüzyılda en önemli sembollerden biri haline gelen lâle, renginden dolayı, kan, mum, şarap, yanak, yara gibi unsurların; şeklinden dolayı da genellikle kadehin benzetilenidir.
Dindarlar ve tabiata sufiyâne bir heyecanla bakanlarsa lâle'de ismi Celâl'i okurlardı.
Mîyârü'l Ezhar adlı bir de eseri bulunan Tabib Mehmed Aşkî Efendiye göre, lâle rütbesinin yüksekliğini, cevahiri hu-rûfla, yani Allah lafzındaki harflerle yazılmasına borçluydu. Bir şiirinde şöyle diyordu:
Mazhari ismi Celâl olmasa âyâ lâle
Bulamazdı bu kadar rütbei vâlâ lâle
(Mostar Dergisi'nden)