Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧
Tarih

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
Hem Orta Asya, hem İran, hem de Anadolunun kaderini etkileyen bir hadisenin yıldönümündeyiz; Çaldıran Meydan Savaşının 501. sene-i devriyesinde.Nükleer anlaşma sonrası yeniden dünyaya açılan ve Ortadoğuyu himaye ve kontrolüne almaya kararlı bir İran karşısında sık sık hatırlanması gereken bir hadise iken Çaldıran nedense sessiz sedasız geçiştiriliyor. Oysa o günlerde Safevilerin Osmanlı engelini devirmesine ramak kalmıştır.

Safevi Devletinin başındaki Şah İsmail, Oniki İmam Şiiliğini Tebrizden başlayarak zorla, Sünni katliamlarıyla resmi mezhep haline getirmiş, siyasî ve dinî başbuğluğu şahsında merkezileştirmişti. Akkoyunluların taht kavgaları ile II. Bayezidin mütereddit politikasını avantaja çevirmiş ve Kızılbaşlığı/Şiiliği Anadolu sathına yaymak için müsait bir zemin yakalamıştı. Dâî veya halife adlarını taşıyan davetçileri Erdebil ocağına bağlı olan Anadolu Türkmenleri tarafından coşkuyla karşılanıyor, kabileler arasına sokulan emirleri kutsal telakki ediliyor, aynı zamanda Osmanlı hanedanına gâsıp nazarıyla bakan bir akım boy veriyordu.
Tamamen Sünni Müslüman devletlerle (Akkoyunlular, Şeybaniler, Timurlular, Osmanlılar vs.) savaşmış olması Şah İsmailin cihad gibi bir gayesi bulunmadığını, Müslüman halklar arasında Kızılbaşlığı/Şiiliği yaymaya ve kendini ecdadına yapılan haksızlıkların intikamını almaya adadığını gösterir.

Çaldıran öncesinde Safeviler mi daha büyük bir devletti yoksa Osmanlılar mı? Aklınıza Osmanlılar cevabı geldiyse ona mukayyed olun, zira Şah İsmailin 12 yıllık bir yangını andıran seri fütuhatıyla Safevi Devleti Osmanlıdan daha geniş bir yüzölçümüne hükmeder hale gelmişti. Düşünün: Osmanlı Devleti Balkanlar ve Anadolunun bir kısmına hükmederken Safeviler Kandehar, Herat ve Horasandan Erzincana, Hazar Denizinden Basra Körfezine kadar uzanan muazzam bir coğrafyanın hakimiydi.
Şaşırtıcı ama Çaldıran öncesinde Memluklarla birlikte bölgedeki üç Müslüman imparatorluktan en küçüğü Osmanlı idi. Yavuz, her ne kadar nevzuhur bir devlet ise de kendisinden daha geniş sınırlara sahip bu iki büyük devletle boğuşacaktı.
Üstelik Anadoluda Osmanlı Devletinin itibarı hissedilir derecede sarsılmıştı. Hatta eğer bir savaş olursa içeriden çökecek hale geldiği bile konuşuluyordu. Bu söylentilere nihayet verecek darbe, bizzat Yavuz komutasındaki güçlü topçu birlikleri tarafından Çaldıran meydanında indirilecekti.

II. Bayezidin son zamanlarında Osmanlı kaynaklarında Şeytankulu da denilen Şahkulunun asi kuvvetleri Antalyadan İran sınırına kadarki yerleri kan ve ateş içinde bırakmıştı. Antalya ve Bodruma girmiş, Karagöz Paşayı yenip idam ettirmişti. Karamana ulaşmış, Şehzade Korkutun kuvvetlerine saldırıp perişan etmiş, Şehzade canını güçlükle kurtarabilmişti.

Ekonomik abluka
Ardından Bursa üzerine yürümüştü Şahkulu. Direnen Bursa halkını bozgun bekliyordu. Alaşehir muharebesi de onun zaferiyle sonuçlandı. Nihayet Padişahın ordunun başında gelmekte olduğunu duyunca Konyaya çekildi. İlginçtir, burada da Veziriazam Ali Paşayı yendi. Ancak ağır kayıplar verince İrana sığındı. Gariptir, Şah İsmail onu pek de hoş karşılamamış, adamlarını işkenceden geçirttikten sonra öldürtmüştü.
Bütün bu üzücü olayları şehzadeliğinden beri yakından takip eden Sultan Selim, Batıdan ziyade Doğuya yönelmek mecburiyetini hissetmişti. Zira Doğudaki tehlike, devletinin istikbali için daha büyük bir tehditti. Tahta geçtikten sonra ilk fırsatta Doğu meselesini halle yönelmesi bundandı.

Yavuz sefere çıkmadan önce Kızılbaşları sıkı sıkıya takip ettirdi. 40 bin Kızılbaş fişlendi, idam edilmek, tutuklanmak ve sürgün edilmek suretiyle etkisiz hale getirildi. Hepsinin öldürülmediği ve bir katliam uygulanmadığı halde bu konu sık sık kaşınmaktadır. (Bu iddiaya daha önce cevap verdiğimiz için üzerinde durmuyoruz.)

Yavuz ekonomik tedbirler almayı ihmal etmedi. İranla her türlü ticareti yasaklattı. Tam bir ekonomik abluka uygulattı. Hatta İranlı tacirlerin mallarına el koyduğunu ve tacirleri idam ettirmek istediğini ama Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendinin itirazı üzerine affettiğini biliyoruz.
Yavuz 20 Mart 1514 günü Edirneden yola çıktı. 10 günde İstanbula ulaştı. Eyüp yakınlarında karargâhını kurdu. Kuvvetlerini Anadolu yakasına geçirirken Eyüb Sultan ile babası Bayezid ve dedesi Fatihin türbelerini ziyaret etti. Kalem-i fetva ve alem-i takva ile tanınmış ulemanın katıldığı divanda İrana sefer açılmasının çok önemli ve en acil bir mesele olduğuna dair fetva almayı başardı.
Derken Şah İsmaile bir mektup yazdı ve ele geçirdiği toprakları bıraktığı ve Şii mezhebini terk ettiği takdirde üzerine yürümekten vazgeçeceğini bildirdi. Gönderdiği elçi Şah İsmail tarafından öldürüldü ve karşılığında Yavuza bir kadın elbisesi gönderildi. Yavuz bu hakarete Uzun yolları katedip topraklarına girdik, meydanda görünmüyorsun. Padişahların ellerindeki memleket onların nikâhlısı gibidir; erkek ve yiğit olanlar başkasının elini ona dokundurtmazlar diye açıkça meydan okudu.

Efsane bitti

Yavuz Doğuya doğru ilerliyor, Şah İsmail ise Venedik Devletiyle ittifak kurmaya çalışıyordu. Yavuz buna Şeybani Özbek Devletini onun aleyhine kışkırtarak cevap verecekti.

Yavuzun ordusu Kayseriye ulaştı. Dulkadiroğlu Alaüddevleyi sefere katılmaya çağırdı ama o çok yaşlı olduğu gerekçesiyle katılmadı. Bu davranış, karnesine eksi not olarak düşüldü ve onunla da günün birinde hesaplaşmak gerektiğini gösterdi.
Bu sırada Osmanlı donanması Trabzona erzak ve mühimmat taşımakla meşguldü. Oradan Erzincana kervanlarla orduya lojistik destek sağlanıyordu. Erzincanda yeniçerilerin seferin uzamasından ve yeterli yiyecek olmayışından şikayete başladıkları haber alındı. Ne var ki padişahın çok sevdiği Hemdem Paşa ileri gidilmemesi yönündeki ordu mütalaasını arzetmenin bedelini kellesiyle ödedi.
Yavuz kararlıydı. Mızıldanmalara pabuç bırakacak biri olmadığını gösterdi.

Nihayet İran Azerbaycanında bulunan Urmiye Gölü ile Tebriz arasındaki Çaldıran ovasında savaş düzeni alındı (burası zannedildiği gibi bugünkü Vanın Çaldıran ilçesi değildir).

2 Receb 920yi gösteriyordu takvimler. Şah İsmail komutasındaki sağ cenahtan yapılan Kızılbaş hücumu Osmanlının sol cenahını bozmuştu. Azep askerleri zamanında önünden çekilmeyince toplar bir türlü ateşlenememişti. Ancak Osmanlının sağ cenahını emanet ettiği Hadım Sinan Paşa tam zamanında topları ateşleyerek bu defa Safevilerin sol cenahını bozmuş ve dengeyi sağlamıştı. Bundan sonra bozulan sağ cenaha yardıma koşan yeniçerilerin tüfek ateşleri ilerleyen Safevi kuvvetlerini durduracak ve Şah İsmailin namağlup unvanına son veren hezimet başlayacaktı.

Yaralanan Şah İsmail savaş meydanından çekilirken attan düştü, canını bir adamının fedakârlığı sayesinde kurtardı. Haremi Taçlı Hanım esir alındı. Önce Tebrize, ardından da Dergüzine çekildi. Çaldırandan sonra 10 yıl daha yaşadı yaşamasına ama bir daha sefere çıkmaya tövbe etti, o saray senin, bu saray benim gezdi, eğlendi, sefahat âlemlerine daldı.
Şah İsmailin büyüsünü Yavuz bozmuş, Osmanlı Devleti 400 yıl boyunca Ortadoğunun hamisi olmuştu. Yavuzun Çaldıranda kazandığı zafer İstanbul dahil Anadolu ve Balkanları sıcak bir tehlikeden kurtarmış ve tüfeğin neticesini belirlediği ilk savaş olarak tarihe geçmişti.

Mustafa ARMAĞAN
 
Üst Alt