Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Bir_Katre

RAHMETLE ANIYORUZ DEĞERLİ KARDEŞİM
 
Üyelik Tarihi
4 Ağu 2006
Mesajlar
5,632
Aldığı Beğeniler
50
Konum
Ağrı
Takım
Galatasaray
Risale-i Nurun 9.Sözde namaz şöyle tarif edilir:
Namazın mânâsı, Cenâb-ı Hakkı tesbih ve tâzim ve şükürdür. Yani,


celâline karşı kavlen ve fiilen Sübhânallah deyip takdis etmek;

hem, kemâline karşı lâfzen ve amelen Allahu ekber deyip tâzim etmek;

hem, cemâline karşı kalben ve lisanen ve bedenen Elhamdü lillâh deyip şükretmektir.


Demek, tesbih ve tekbir ve hamd, namazın çekirdekleri hükmündedirler. Ondandır ki, namazın harekât ve ezkârında, bu üç şey her tarafında bulunuyorlar. Hem ondandır ki, namazdan sonra, namazın mânâsını tekid ve takviye için, şu kelimât-ı mübareke, otuz üç defa tekrar edilir; namazın mânâsı şu mücmel hülâsalarla tekid edilir.

Temel bir ibadet olan namazın en kısa şekilde manası Allahı tesbih etmek,Ona şükretmek ve Allaha karşı tazim denilen, yani Ona karşı bir kul olarak hürmetimizi namaz ile göstermektir. Yukarıda geçtiği gibi namazla bir müslüman Allahın Celaline(Allahın sonsuz büyüklüğüne) karşı Sübhanallah diyerek ,Onu her türlü noksan ve eksikliklerden tenzih ve tesbih eder.Allahu Ekber diyerek Allahın kemaline karşı Ona son derece bir tazim ve hürmet gösterir.Cemaline(Sonsuz güzelliğine) karşı da Elhamdülillah diyerek şükrünü yerine getirir.Burada dikkat edilecek bir husus bütün bunları namaz vasıtasıyla hem fiilen yani namazdaki hareketleriyle,hem kavlen yani dil ile,hem kalben ve bedenen yapmasıdır.Bunlardan netice olarak ortaya çıkıyor ki bu üç önemli husus;tesbih, tekbir,ve hamd namazın çekirdekleri hükmündedir.


Bu nedenden dolayıdır ki namazdaki hareket ve zikirlerde bu üç önemli esas her tarafında bulunuyor.Daha sonra namazın manasını kuvvetlendirmek ve takviye için namazdan sonra otuzüçer defa tekrar edilir.

Peygamber Efendimiz bir hadislerinde "Essalatü imadüddin" buyurur.Yani Namaz dinin direğidir demiştir.Nasıl ki binalardaki sütunlar o binanın ayakta kalmasını sağlar,aynen onun gibi namaz da bir müslümanın dini yaşantısının temel direğidir.

4.Sözün son paragrafı şu şekildedir:Halbuki namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyetle ibadet hükmünü alır. Bu surette bütün sermaye-i ömrünü âhirete mal edebilir; fani ömrünü bir cihette ibka eder.
Namaz dinin temel direği olduğu gibi ayrıca insanın manevi olarak da rahatlatan,insana kalben,aklen,ruhen bir ferahlık veren bir özelliği vardır.Bu husus 21.Sözde şöyle anlatır:


Ey şikemperver nefsim! Acaba, hergün hergün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu?Madem vermiyor; çünkü ihtiyaç tekerrür ettiğinden usanç değil, belki telezzüz ediyorsun. Öyleyse, hane-i cismimde senin arkadaşların olan kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayatı ve lâtife-i Rabbâniyemin havâ-yı nesîmini cezb ve celb eden namaz dahi seni usandırmamak gerektir

Evet, nihayetsiz teessürat ve elemlere maruz ve müptelâ ve nihayetsiz telezzüzâta ve emellere meftun ve pürsevda bir kalbin kut ve kuvveti, herşeye kadîr bir Rahîm-i Kerîmin kapısını niyaz ile çalmakla elde edilebilir.
Evet, şu fâni dünyada kemâl-i sür'atle vâveylâ-yı firakı koparan giden, ekser mevcudatla alâkadar bir ruhun âb-ı hayatı ise, herşeye bedel bir Mâbûd-u Bâkînin, bir Mahbûb-u Sermedînin çeşme-i rahmetine namaz ile teveccüh etmekle içilebilir.


Evet, fıtraten ebediyeti isteyen ve ebed için halk olunan ve ezelî ve ebedî bir Zâtın aynası olan ve nihayetsiz derecede nazik ve letâfetli bulunan zîşuur bir sırr-ı insanî, zînur bir lâtife-i Rabbâniye, şu kasavetli, ezici ve sıkıntılı, geçici ve zulümatlı ve boğucu olan ahvâl-i dünyeviye içinde, elbette teneffüse pek çok muhtaçtır ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir.

Bu paragrafları kısaca anlatacak olursak;insan nasıl ki beden noktasında ihtiyaçları vardır,hergün ekmek yer, su içer,havayı teneffüs eder.Bunlar insana bir usanç vermez.Çünki devamlı ihtiyaç tekrarlandığı için usanç değil lezzet verir.Bunun gibi kalbin gıdası,ruhun ab-ı hayatı,Allahın insan üzerinde yaratmış olduğu manevi duyguların nefes aldığı yer olan namaz dahi insanı usandırmamalıdır.Ayrıca namazın diğer bir özelliğinden 9.sözde şöyle bahseder:

Nasıl ki insan şu âlem-i kebirin bir misal-i musağğarıdır ve Fâtiha-i Şerife şu Kur'ân-ı Azîmüşşânın bir timsal-i münevveridir. Namaz dahi, bütün ibâdâtın envaını şamil bir fihriste-i nuraniyedir ve bütün esnâf-ı mahlûkatın elvân-ı ibadetlerine işaret eden bir harita-i kudsiyedir.

Namazda öyle bir özellik vardır ki;namaz tek başıyla insanın diğer yaptığı ibadetlerin bir özeti olduğu gibi bütün mahlukat sınıflarının Allah karşı yaptığı ibadetleri içine almaktadır.İşaratül İcazda bu özelliği şöyle açıklamaktadır: ...bedenî ibadet ve taatlerden amazın tahsisi, namazın bütün hasenata fihrist ve örnek olduğuna işarettir. Evet, nasıl ki Fâtiha Kur'ân'a, insan kâinata fihristedir; namaz da hasenata fihristedir. Çünkü namaz; savm, hac, zekât ve sair hakikatleri hâvi olduğu gibi, idrakli ve idraksiz mahlûkatın ihtiyarî ve fıtrî ibadetlerinin nümunelerine de şâmildir. Meselâ secdede, rükûda, kıyamda olan melâikenin ibadetlerini, hem taş, ağaç ve hayvanların o ibadetlere benzeyen durumlarını andıran bir ibadettir.


Yani namaz bütün hasenata bir fihristtir.Namazda oruç,hac,zekat vs.ibadetleri içine alan bir özellik vardır.Örneğin:namazda bir şeyler yenip ,içilmesi namazı bozar.Bu yönüyle oruç tutmak gibidir.Hayalen insan Kabe karşısında olduğu için bir nevi Hac özelliği vardır.Ayrıca diğer bütün mahlukatın yaptığı ibadetler namazda derc edilmiştir.Ayakta,kıyamda,rükuuda,secdede olan meleklerin yaptığı ibadetler,hem taşların,ayakta iken ağaçların,rükuuda iken genellikle inek,koyun gibi dört ayaklı hayvanatın ibadetlerini,secde de iken yine sürüngenlerin ibadetlerine işaret eder bir durum vardır.

Makalemizi 16.sözden bir kısımla bitirelim: İşte, ey tenbel nefsim! Bir nevi miraç hükmünde olan namazın hakikati, sabık temsilde bir nefer mahz-ı lütuf olarak huzur-u şahaneye kabulü gibi, mahz-ı rahmet olarak Zât-ı Celîl-i Zülcemâl ve Mâbûd-u Cemîl-i Zülcelâlin huzuruna kabulündür. Allahu ekber deyip, mânen ve hayalen veya niyeten iki cihandan geçip, kayd-ı maddiyattan tecerrüd edip, bir mertebe-i külliye-i ubudiyete veya küllînin bir gölgesine veya bir suretine çıkıp, bir nevi huzura müşerref olup, İyyâke na'büdü hitabına-herkesin kabiliyeti nisbetinde-bir mazhariyet-i azîmedir. Adeta, harekât-ı salâtiyede tekrarla Allahu ekber, Allahu ekber demekle kat-ı meratip ve terakkiyat-ı mâneviyeye ve cüz'iyattan devâir-i külliyeye çıkmasına bir işarettir ve marifetimiz haricindeki kemâlât-ı kibriyâsının mücmel bir ünvanıdır. Güya herbir Allahu ekber bir basamak-ı miraciyeyi kat'ına işarettir. İşte, şu hakikat-i salâttan mânen veya niyeten veya tasavvuren veya hayalen bir gölgesine, bir şuâına mazhariyet dahi büyük bir saadettir.

İşte, hacda pek kesretli Allahu ekber denilmesi şu sırdandır. Çünkü, hacc-ı şerif, bil'asale herkes için bir mertebe-i külliyede bir ubudiyettir. Nasıl ki bir nefer, bayram gibi bir yevm-i mahsusta, ferik dairesinde, bir ferik gibi padişahın bayramına gider ve lütfuna mazhar olur. Öyle de, bir hacı, ne kadar âmi de olsa, kat-ı meratip etmiş bir velî gibi, umum aktâr-ı arzın Rabb-i Azîmi ünvanıyla Rabbine müteveccihtir, bir ubudiyet-i külliye ile müşerreftir. Elbette, hac miftahıyla açılan meratib-i külliye-i Rububiyet ve dürbünüyle nazarına görünen âfâk-ı azamet-i Ulûhiyet ve şeâiriyle kalbine ve hayaline gittikçe genişlenen devâir-i ubudiyet ve meratib-i kibriyâ ve ufk-u tecelliyatın verdiği hararet, hayret ve dehşet ve heybet-i Rububiyet Allahu ekber, Allahu ekber ile teskin edilebilir. Ve onunla, o meratib-i münkeşife-i meşhude veya mutasavvire ilân edilebilir.

Hacdan sonra, şu mânâ-yı ulvî ve küllî muhtelif derecelerde, bayram namazında, yağmur namazında, husuf, küsuf namazında, cemaatle kılınan namazda bulunur. İşte, şeâir-i İslâmiyenin, velev sünnet kabilinden dahi olsa ehemmiyeti şu sırdandır.
Risale-i Nurun 9.Sözde namaz şöyle tarif edilir:
Namazın mânâsı, Cenâb-ı Hakkı tesbih ve tâzim ve şükürdür. Yani,


celâline karşı kavlen ve fiilen Sübhânallah deyip takdis etmek;

hem, kemâline karşı lâfzen ve amelen Allahu ekber deyip tâzim etmek;

hem, cemâline karşı kalben ve lisanen ve bedenen Elhamdülillâh deyip şükretmektir.


Demek, tesbih ve tekbir ve hamd, namazın çekirdekleri hükmündedirler. Ondandır ki, namazın harekât ve ezkârında, bu üç şey her tarafında bulunuyorlar. Hem ondandır ki, namazdan sonra, namazın mânâsını tekid ve takviye için, şu kelimât-ı mübareke, otuz üç defa tekrar edilir; namazın mânâsı şu mücmel hülâsalarla tekid edilir.


m07ne0.jpg

Temel bir ibadet olan namazın en kısa şekilde manası Allahı tesbih etmek,Ona şükretmek ve Allaha karşı tazim denilen, yani Ona karşı bir kul olarak hürmetimizi namaz ile göstermektir. Yukarıda geçtiği gibi namazla bir müslüman Allahın Celaline(Allahın sonsuz büyüklüğüne) karşı Sübhanallah diyerek ,Onu her türlü noksan ve eksikliklerden tenzih ve tesbih eder.Allahu Ekber diyerek Allahın kemaline karşı Ona son derece bir tazim ve hürmet gösterir.Cemaline(Sonsuz güzelliğine) karşı da Elhamdülillah diyerek şükrünü yerine getirir.

Burada dikkat edilecek bir husus bütün bunları namaz vasıtasıyla hem fiilen yani namazdaki hareketleriyle,hem kavlen yani dil ile,hem kalben ve bedenen yapmasıdır.Bunlardan netice olarak ortaya çıkıyor ki bu üç önemli husus;tesbih, tekbir,ve hamd namazın çekirdekleri hükmündedir.Bu nedenden dolayıdır ki namazdaki hareket ve zikirlerde bu üç önemli esas her tarafında bulunuyor.Daha sonra namazın manasını kuvvetlendirmek ve takviye için namazdan sonra otuzüçer defa tekrar edilir.

Peygamber Efendimiz bir hadislerinde "Essalatü imadüddin" buyurur.Yani Namaz dinin direğidir demiştir.Nasıl ki binalardaki sütunlar o binanın ayakta kalmasını sağlar,aynen onun gibi namaz da bir müslümanın dini yaşantısının temel direğidir.


4.Sözün son paragrafı şu şekildedir: Halbuki namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyetle ibadet hükmünü alır. Bu surette bütün sermaye-i ömrünü âhirete mal edebilir; fani ömrünü bir cihette ibka eder.
Namaz dinin temel direği olduğu gibi ayrıca insanın manevi olarak da rahatlatan,insana kalben,aklen,ruhen bir ferahlık veren bir özelliği vardır.


Bu husus 21.Sözde şöyle anlatır:
Ey şikemperver nefsim! Acaba, hergün hergün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu?Madem vermiyor; çünkü ihtiyaç tekerrür ettiğinden usanç değil, belki telezzüz ediyorsun. Öyleyse, hane-i cismimde senin arkadaşların olan kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayatı ve lâtife-i Rabbâniyemin havâ-yı nesîmini cezb ve celb eden namaz dahi seni usandırmamak gerektir

Evet, nihayetsiz teessürat ve elemlere maruz ve müptelâ ve nihayetsiz telezzüzâta ve emellere meftun ve pürsevda bir kalbin kut ve kuvveti, herşeye kadîr bir Rahîm-i Kerîmin kapısını niyaz ile çalmakla elde edilebilir.
Evet, şu fâni dünyada kemâl-i sür'atle vâveylâ-yı firakı koparan giden, ekser mevcudatla alâkadar bir ruhun âb-ı hayatı ise, herşeye bedel bir Mâbûd-u Bâkînin, bir Mahbûb-u Sermedînin çeşme-i rahmetine namaz ile teveccüh etmekle içilebilir.

Evet, fıtraten ebediyeti isteyen ve ebed için halk olunan ve ezelî ve ebedî bir Zâtın aynası olan ve nihayetsiz derecede nazik ve letâfetli bulunan zîşuur bir sırr-ı insanî, zînur bir lâtife-i Rabbâniye, şu kasavetli, ezici ve sıkıntılı, geçici ve zulümatlı ve boğucu olan ahvâl-i dünyeviye içinde, elbette teneffüse pek çok muhtaçtır ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir.

Bu paragrafları kısaca anlatacak olursak;insan nasıl ki beden noktasında ihtiyaçları vardır,hergün ekmek yer, su içer,havayı teneffüs eder.Bunlar insana bir usanç vermez.Çünki devamlı ihtiyaç tekrarlandığı için usanç değil lezzet verir.Bunun gibi kalbin gıdası,ruhun ab-ı hayatı,Allahın insan üzerinde yaratmış olduğu manevi duyguların nefes aldığı yer olan namaz dahi insanı usandırmamalıdır.Ayrıca namazın diğer bir özelliğinden 9.sözde şöyle bahseder:

Nasıl ki insan şu âlem-i kebirin bir misal-i musağğarıdır ve Fâtiha-i Şerife şu Kur'ân-ı Azîmüşşânın bir timsal-i münevveridir. Namaz dahi, bütün ibâdâtın envaını şamil bir fihriste-i nuraniyedir ve bütün esnâf-ı mahlûkatın elvân-ı ibadetlerine işaret eden bir harita-i kudsiyedir.


Namazda öyle bir özellik vardır ki;namaz tek başıyla insanın diğer yaptığı ibadetlerin bir özeti olduğu gibi bütün mahlukat sınıflarının Allah karşı yaptığı ibadetleri içine almaktadır.İşaratül İcazda bu özelliği şöyle açıklamaktadır: ...bedenî ibadet ve taatlerden amazın tahsisi, namazın bütün hasenata fihrist ve örnek olduğuna işarettir. Evet, nasıl ki Fâtiha Kur'ân'a, insan kâinata fihristedir; namaz da hasenata fihristedir. Çünkü namaz; savm, hac, zekât ve sair hakikatleri hâvi olduğu gibi, idrakli ve idraksiz mahlûkatın ihtiyarî ve fıtrî ibadetlerinin nümunelerine de şâmildir. Meselâ secdede, rükûda, kıyamda olan melâikenin ibadetlerini, hem taş, ağaç ve hayvanların o ibadetlere benzeyen durumlarını andıran bir ibadettir.

Yani namaz bütün hasenata bir fihristtir.Namazda oruç,hac,zekat vs.ibadetleri içine alan bir özellik vardır.Örneğin:namazda bir şeyler yenip ,içilmesi namazı bozar.Bu yönüyle oruç tutmak gibidir.Hayalen insan Kabe karşısında olduğu için bir nevi Hac özelliği vardır.Ayrıca diğer bütün mahlukatın yaptığı ibadetler namazda derc edilmiştir.Ayakta,kıyamda,rükuuda,secdede olan meleklerin yaptığı ibadetler,hem taşların,ayakta iken ağaçların,rükuuda iken genellikle inek,koyun gibi dört ayaklı hayvanatın ibadetlerini,secde de iken yine sürüngenlerin ibadetlerine işaret eder bir durum vardır.

Makalemizi 16.sözden bir kısımla bitirelim: İşte, ey tenbel nefsim! Bir nevi miraç hükmünde olan namazın hakikati, sabık temsilde bir nefer mahz-ı lütuf olarak huzur-u şahaneye kabulü gibi, mahz-ı rahmet olarak Zât-ı Celîl-i Zülcemâl ve Mâbûd-u Cemîl-i Zülcelâlin huzuruna kabulündür. Allahu ekber deyip, mânen ve hayalen veya niyeten iki cihandan geçip, kayd-ı maddiyattan tecerrüd edip, bir mertebe-i külliye-i ubudiyete veya küllînin bir gölgesine veya bir suretine çıkıp, bir nevi huzura müşerref olup, İyyâke na'büdü hitabına-herkesin kabiliyeti nisbetinde-bir mazhariyet-i azîmedir. Adeta, harekât-ı salâtiyede tekrarla Allahu ekber, Allahu ekber demekle kat-ı meratip ve terakkiyat-ı mâneviyeye ve cüz'iyattan devâir-i külliyeye çıkmasına bir işarettir ve marifetimiz haricindeki kemâlât-ı kibriyâsının mücmel bir ünvanıdır. Güya herbir Allahu ekber bir basamak-ı miraciyeyi kat'ına işarettir. İşte, şu hakikat-i salâttan mânen veya niyeten veya tasavvuren veya hayalen bir gölgesine, bir şuâına mazhariyet dahi büyük bir saadettir.

İşte, hacda pek kesretli Allahu ekber denilmesi şu sırdandır. Çünkü, hacc-ı şerif, bil'asale herkes için bir mertebe-i külliyede bir ubudiyettir. Nasıl ki bir nefer, bayram gibi bir yevm-i mahsusta, ferik dairesinde, bir ferik gibi padişahın bayramına gider ve lütfuna mazhar olur. Öyle de, bir hacı, ne kadar âmi de olsa, kat-ı meratip etmiş bir velî gibi, umum aktâr-ı arzın Rabb-i Azîmi ünvanıyla Rabbine müteveccihtir, bir ubudiyet-i külliye ile müşerreftir. Elbette, hac miftahıyla açılan meratib-i külliye-i Rububiyet ve dürbünüyle nazarına görünen âfâk-ı azamet-i Ulûhiyet ve şeâiriyle kalbine ve hayaline gittikçe genişlenen devâir-i ubudiyet ve meratib-i kibriyâ ve ufk-u tecelliyatın verdiği hararet, hayret ve dehşet ve heybet-i Rububiyet Allahu ekber, Allahu ekber ile teskin edilebilir. Ve onunla, o meratib-i münkeşife-i meşhude veya mutasavvire ilân edilebilir.

Hacdan sonra, şu mânâ-yı ulvî ve küllî muhtelif derecelerde, bayram namazında, yağmur namazında, husuf, küsuf namazında, cemaatle kılınan namazda bulunur. İşte, şeâir-i İslâmiyenin, velev sünnet kabilinden dahi olsa ehemmiyeti şu sırdandır.

alıntı...
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
[span=blue]nasıl ki Fâtiha Kur'ân'a, insan kâinata fihristedir; namaz da hasenata fihristedir. Çünkü namaz; savm, hac, zekât ve sair hakikatleri hâvi olduğu gibi, idrakli ve idraksiz mahlûkatın ihtiyarî ve fıtrî ibadetlerinin nümunelerine de şâmildir.[/span]


[span=green]Peygamber Efendimiz bir hadislerinde "Essalatü imadüddin" buyurur.Yani Namaz dinin direğidir demiştir.Nasıl ki binalardaki sütunlar o binanın ayakta kalmasını sağlar,aynen onun gibi namaz da bir müslümanın dini yaşantısının temel direğidir.[/span]

RABBIM azze ve celle razı olsun ve namazlarımızı huşu ve huzur içinde kılan muminlerden eylesin cümlemizi...bu önemli ve güzel konu için nur denizinde yüzdürsün MEVLAM azze ve celle.......
 
Üst Alt