- Üyelik Tarihi
- 26 Kas 2008
- Mesajlar
- 625
- Aldığı Beğeniler
- 7
- Takım
- Galatasaray
Firavun; �Bırakın ben Musa�yı öldüreyim; varsın O da Rabb�ine yalvarsın. Doğrusu ben O�nun, sizin dininizi değiştirmesinden ve bu yerde, bu ülkede fesat çıkarmasından korkuyorum.� diyordu. (Mü�min, 40/26)
Bilindiği gibi Firavun, Hz. Musa (as) karşısında bütün mücadelelerinde yenik düşmüş ve sonunda O�nu öldürmek için adeta kavminden izin istemektedir. Ayetin ruhunda dinlediğimiz bu ses, Firavun�un aczini, mağlubiyetini ve elinin-kolunun bağlılığını ortaya koymaktadır. �Bırakın Musa�yı öldüreyim� sesi, bir çaresizlik hırıltısıdır. Evet, akıl ve mantık açısından Hz. Musa�ya yenik düşen Firavun, cılız bir sesle Hz. Musa�yı öldürmek için kavminden izin istemektedir. Bu üslup müstebid bir idarecinin, kendine güveni olduğu andaki üslubu değildir. Bu üslup, birer birer bütün desteklerini yitiren, her müstebit gibi, güçlü olduğunda zalim, zayıf kalınca da zelil olma hâlinin veya bazı ahval itibarıyla �demokratik� görünme üslubudur. Esasen, ehramların yapımında bütün milletini, hususiyle de İsrailoğullarını çamur, balçık içinde saman çöpü gibi harç olarak kullanmış bir müstebidin bu tavrına dense dense zillet ve riya denir ki bu, tamamen bir kuyruk kısma ve halka sığınma demektir. Böyle yaparken o, bir yandan halkın gücünü arkasına alarak onların eskiden beri bağlana geldikleri âdetlerini, geleneklerini ve dinlerini kendi hesabına değerlendirecek diğer yandan da güçlü iken ezdiği yığınları bu defa da istismar edecekti. Tıpkı Mekke müşriklerinin Efendimiz (sas) için, �ailelerimizi bölüyor, bizi atalarımızın yolundan döndürmeye çalışıyor� dedikleri gibi; Firavun da kendi kavmine; �Dininizi değiştireceğinden, sizi birbirinize düşürüp bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum.� diyor ve kendi müfsitliğini gizleme gayreti içinde, eskiden beri bütün tiranların, diktatörlerin, tağutların yaptığı gibi davranıyordu. Evet Hak karşısında yenilince ya kuvvete ya da demagojiye başvuran, dünyanın kaderine hakim bütün mütekebbirler, despotlar gibi, o da kuvvet gösterisinde bulunmak istiyor, bunun için de halka sığınarak kamuoyu oluşturma gayretleriyle demagojiler yapıyor ve �Onun, dininizi değiştirmesinden korkuyorum.� diyordu.
Ve sanki, o ana kadar her şey yolundaymış, toplum da müreffeh ve mesutmuş da Hz. Musa her şeyi karıştırmış, halkı kargaşaya sürüklemiş gibi bir imaj uyandırmaya çalışıyordu.
İşte böyle bir noktada devreye Firavun�un ailesinden olup da iman eden bir şahıs giriyor: Mü�min-i âl-i firavun. (Rivayete göre bu zat, Hz. Âsiye�nin ağabeyi ve Firavun ordularının da başkomutanıdır.) Hz. Musa gibi bir firasetin, böyle bir kişinin varlığını sezememiş olması düşünülemez. Hz. Musa, onu tanımış, onun gücünü değerlendirm eyi planlamış, adımlarını ona göre atmış ve belli bir noktaya, yani Firavun�un acze düşüp onun karşısında kuyruk kısarak, o ana kadar adeta bir �hiç� yerine koyduğu halkına temannada bulunacak duruma düşmüştü ki, bu zatın ortaya çıkışı ile Hz. Musa durumu fevkalade yerinde değerlendirdi.
Mü�min-i âl-i firavun�a, Kur�ân-ı Kerim�de bazı peygamberlerden bile daha geniş yer verilir. O, Firavun�un demokrasi gösterisi ve kavmine başvurması karşısında, yine demokratik bir tavır sergileyerek işe başlar ve �Rabb�im Allah dediği için bu adamı öldürecek misiniz?� der ve sesini yükseltir. Yani o, insanların inanç ve düşüncelerine hiç saygınız yok mu? demek ister ve perde perde sesini yükselterek imanını ortaya koyar. �Bir gün derdest edileceksiniz, işte o gün size kim yardım edecek?..� diyerek, ahirete imanını açıklar. Onun bu ölçüde kavmine ikna edici konuşmaları karşısında, Firavun daha bir pusar ve başka demagojilere sığınır: �Ben ancak size isabetli gördüğümü gösteriyor ve sizi ancak doğru yola çağırıyorum.� diyerek, sûret-i haktan görünme lüzumunu duyar. Firavun�un gittikçe çöküp, nihaî bir kaybetme noktasına doğru hızla ilerlemesine karşılık Hz. Musa fevkalâde rahattır ve Firavun�un tehditleri karşısında en ufak bir sarsıntı bile hissetmez. Bu itibarla da hemen cevabını yapıştırır: �Ben, hesap gününe inanmayan her zorbadan benim ve sizin Rabb�imize sığındım.� diyerek, bir yandan Hakk�a güvenini ortaya koyarken diğer yandan da bütün insanların Rabb�inin sadece Allah olduğunu bir defa daha hatırlatır.
Bilindiği gibi Firavun, Hz. Musa (as) karşısında bütün mücadelelerinde yenik düşmüş ve sonunda O�nu öldürmek için adeta kavminden izin istemektedir. Ayetin ruhunda dinlediğimiz bu ses, Firavun�un aczini, mağlubiyetini ve elinin-kolunun bağlılığını ortaya koymaktadır. �Bırakın Musa�yı öldüreyim� sesi, bir çaresizlik hırıltısıdır. Evet, akıl ve mantık açısından Hz. Musa�ya yenik düşen Firavun, cılız bir sesle Hz. Musa�yı öldürmek için kavminden izin istemektedir. Bu üslup müstebid bir idarecinin, kendine güveni olduğu andaki üslubu değildir. Bu üslup, birer birer bütün desteklerini yitiren, her müstebit gibi, güçlü olduğunda zalim, zayıf kalınca da zelil olma hâlinin veya bazı ahval itibarıyla �demokratik� görünme üslubudur. Esasen, ehramların yapımında bütün milletini, hususiyle de İsrailoğullarını çamur, balçık içinde saman çöpü gibi harç olarak kullanmış bir müstebidin bu tavrına dense dense zillet ve riya denir ki bu, tamamen bir kuyruk kısma ve halka sığınma demektir. Böyle yaparken o, bir yandan halkın gücünü arkasına alarak onların eskiden beri bağlana geldikleri âdetlerini, geleneklerini ve dinlerini kendi hesabına değerlendirecek diğer yandan da güçlü iken ezdiği yığınları bu defa da istismar edecekti. Tıpkı Mekke müşriklerinin Efendimiz (sas) için, �ailelerimizi bölüyor, bizi atalarımızın yolundan döndürmeye çalışıyor� dedikleri gibi; Firavun da kendi kavmine; �Dininizi değiştireceğinden, sizi birbirinize düşürüp bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum.� diyor ve kendi müfsitliğini gizleme gayreti içinde, eskiden beri bütün tiranların, diktatörlerin, tağutların yaptığı gibi davranıyordu. Evet Hak karşısında yenilince ya kuvvete ya da demagojiye başvuran, dünyanın kaderine hakim bütün mütekebbirler, despotlar gibi, o da kuvvet gösterisinde bulunmak istiyor, bunun için de halka sığınarak kamuoyu oluşturma gayretleriyle demagojiler yapıyor ve �Onun, dininizi değiştirmesinden korkuyorum.� diyordu.
Ve sanki, o ana kadar her şey yolundaymış, toplum da müreffeh ve mesutmuş da Hz. Musa her şeyi karıştırmış, halkı kargaşaya sürüklemiş gibi bir imaj uyandırmaya çalışıyordu.
İşte böyle bir noktada devreye Firavun�un ailesinden olup da iman eden bir şahıs giriyor: Mü�min-i âl-i firavun. (Rivayete göre bu zat, Hz. Âsiye�nin ağabeyi ve Firavun ordularının da başkomutanıdır.) Hz. Musa gibi bir firasetin, böyle bir kişinin varlığını sezememiş olması düşünülemez. Hz. Musa, onu tanımış, onun gücünü değerlendirm eyi planlamış, adımlarını ona göre atmış ve belli bir noktaya, yani Firavun�un acze düşüp onun karşısında kuyruk kısarak, o ana kadar adeta bir �hiç� yerine koyduğu halkına temannada bulunacak duruma düşmüştü ki, bu zatın ortaya çıkışı ile Hz. Musa durumu fevkalade yerinde değerlendirdi.
Mü�min-i âl-i firavun�a, Kur�ân-ı Kerim�de bazı peygamberlerden bile daha geniş yer verilir. O, Firavun�un demokrasi gösterisi ve kavmine başvurması karşısında, yine demokratik bir tavır sergileyerek işe başlar ve �Rabb�im Allah dediği için bu adamı öldürecek misiniz?� der ve sesini yükseltir. Yani o, insanların inanç ve düşüncelerine hiç saygınız yok mu? demek ister ve perde perde sesini yükselterek imanını ortaya koyar. �Bir gün derdest edileceksiniz, işte o gün size kim yardım edecek?..� diyerek, ahirete imanını açıklar. Onun bu ölçüde kavmine ikna edici konuşmaları karşısında, Firavun daha bir pusar ve başka demagojilere sığınır: �Ben ancak size isabetli gördüğümü gösteriyor ve sizi ancak doğru yola çağırıyorum.� diyerek, sûret-i haktan görünme lüzumunu duyar. Firavun�un gittikçe çöküp, nihaî bir kaybetme noktasına doğru hızla ilerlemesine karşılık Hz. Musa fevkalâde rahattır ve Firavun�un tehditleri karşısında en ufak bir sarsıntı bile hissetmez. Bu itibarla da hemen cevabını yapıştırır: �Ben, hesap gününe inanmayan her zorbadan benim ve sizin Rabb�imize sığındım.� diyerek, bir yandan Hakk�a güvenini ortaya koyarken diğer yandan da bütün insanların Rabb�inin sadece Allah olduğunu bir defa daha hatırlatır.