Haramda Bîat Olur mu?
SORU :
Nehyedilen, çirkin görülen ve yasak olan bir husûstabi'at etmek ve söz alış-verişinde bulunmak câiz midir?
CEVAP:
Câiz değildir. Çünkü, Hâlık'a isyânın bulunduğu yerde hiç bir mahlûk, makam ve mevkîye itâat yoktur.
İsmail Hakkı Bursevi'nin Rûhü'l-beyân'da ifâdeettiği gibi kendilerine bi'at edilen kimseler üç kısımdır:
1. Peygamberler
2. Onların ma'nevi mirasçısı durumunda bulunan
şeyhler ve âlimler
3. İdâreciler, sultân ve pâdişâhlar. Bî'at almayayetkili bu üç guruba yapılan bî'at, gerçekte yalnız Allahü Te'âlâ Hazretleri'nedir. Bunlarsa, kendilerine tâbi olanların bi'atlarıyla Allah'ın yeryüzünde şâhidleridir.
Allah adına yer yüzünde bî'at almaya yetkili bu kişilerin taşıması gerekli bir takım şart ve özellikler vardır. Allah'ın emir ve yasaklarını yeryüzünde hâkim kılmak bu şartlan içine alabilir. Bunlara bî'at etmesi, gereken kimseler için de bazı şartlar vardır. Emredildiklerini aynen yapmak, yasaklardan da olduğu gibi kaçınmak aranan şartları ifâdeye yeterlidir.
Peygamberler ve onların ma'nevî mirasçısı durumunda bulunan âlim ve şeyhler, ma'siyetle ilgili bir şeyi aslâ emretmezler. Peygamberler ma'sûm, şeyhler ise mahfuzdur. Sultanlar ve idarecilere gelince : onlar şeyhler ve âlimlere yakın olur, işlerini onların istişârelerine göre yönlendirirse mahfuz, aksi halde perişan ve mağlûb olur. Bütün bunlara rağmen, ma'- siyet kokan bir konuda itâata asla izin yoktur. Çünkü Hâlık'a muhalefet ve isyânın bulunduğu yerde hiçbir mahlûka itâat yoktur. Bî'at ise, kulun Allah'a kavuşması ve gafletten kurtularak Hakk'ı hatırlaması için gerekli bir husûstur. (Rûhü'l-beyân)
SORU :
Nehyedilen, çirkin görülen ve yasak olan bir husûstabi'at etmek ve söz alış-verişinde bulunmak câiz midir?
CEVAP:
Câiz değildir. Çünkü, Hâlık'a isyânın bulunduğu yerde hiç bir mahlûk, makam ve mevkîye itâat yoktur.
İsmail Hakkı Bursevi'nin Rûhü'l-beyân'da ifâdeettiği gibi kendilerine bi'at edilen kimseler üç kısımdır:
1. Peygamberler
2. Onların ma'nevi mirasçısı durumunda bulunan
şeyhler ve âlimler
3. İdâreciler, sultân ve pâdişâhlar. Bî'at almayayetkili bu üç guruba yapılan bî'at, gerçekte yalnız Allahü Te'âlâ Hazretleri'nedir. Bunlarsa, kendilerine tâbi olanların bi'atlarıyla Allah'ın yeryüzünde şâhidleridir.
Allah adına yer yüzünde bî'at almaya yetkili bu kişilerin taşıması gerekli bir takım şart ve özellikler vardır. Allah'ın emir ve yasaklarını yeryüzünde hâkim kılmak bu şartlan içine alabilir. Bunlara bî'at etmesi, gereken kimseler için de bazı şartlar vardır. Emredildiklerini aynen yapmak, yasaklardan da olduğu gibi kaçınmak aranan şartları ifâdeye yeterlidir.
Peygamberler ve onların ma'nevî mirasçısı durumunda bulunan âlim ve şeyhler, ma'siyetle ilgili bir şeyi aslâ emretmezler. Peygamberler ma'sûm, şeyhler ise mahfuzdur. Sultanlar ve idarecilere gelince : onlar şeyhler ve âlimlere yakın olur, işlerini onların istişârelerine göre yönlendirirse mahfuz, aksi halde perişan ve mağlûb olur. Bütün bunlara rağmen, ma'- siyet kokan bir konuda itâata asla izin yoktur. Çünkü Hâlık'a muhalefet ve isyânın bulunduğu yerde hiçbir mahlûka itâat yoktur. Bî'at ise, kulun Allah'a kavuşması ve gafletten kurtularak Hakk'ı hatırlaması için gerekli bir husûstur. (Rûhü'l-beyân)