- Üyelik Tarihi
- 21 Ocak 2011
- Mesajlar
- 752
- Aldığı Beğeniler
- 15
1. Elif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve Kur'an-ı Mübîn'in âyetleridir.
2. O kâfir olanlar, çok kere arzu edeceklerdir ki, keşke müsIüman olmuş olsaydılar.
3. Onları bırak, yesinler ve faidelensinler ve onları arzuları oyalayadursun. Artık yakında bileceklerdir.
4. Ve hiçbir ülkeyi helâk etmedik ki, illâ onun için malum bir kitap vardır.
5. Hiçbir ümmet, ecelini ne geçebilir ve ne de geciktirebilirler.
6. Ve dediler ki: «Ey üzerine kitap indirilmiş olan! (zât) Şüphe yok sen elbette bir mecnûnsun.»
7. «Eğer sen sâdıklardan isen bize melekleri getirmeli değil misin?»
8. Biz melekleri ancak hak ile indiririz ve o zaman (münkirlerin) kendilerine bir mühlet verilmiş olmazlar.
9. Şüphe yok ki, o Kur'an'ı Biz indirdik Biz. Ve muhakkak ki, onun için muhafız olanlar da Bizleriz.
10. Ve andolsun ki, senden evvelki kavimler arasında da (peygamberler) göndermiştik.
11. Ve onlara bir peygamber gelmezdi ki, illâ onunla istihzâda bulunur olmuşlardı.
12. İşte böylece onu (o istihzâyı) günahkâr olanların kalplerine sokarız.
13. Onlar buna, (bu Kur'an'a) inanmazlar. Halbuki, evvelkilerin sünneti (başlarına gelen felaketler) gelip geçmiştir.
14. Ve eğer onların üzerine gökten bir kapı açsak da oradan yukarıya çıkacak olsalar,
15. Elbette diyeceklerdir ki: «Muhakkak gözlerimiz döndürülmüştür, belkide biz büyülenmiş bir cemaatiz.»
16. Andolsun ki, Biz gökte burçlar yaptık ve onu nazar edenler için tezyin ettik.
17. Ve onu her bir taşlanmış şeytandan koruduk.
18. Ancak o ki, kulak hırsızlık etmiş olur. Artık onu da apaçık bir ateş parçası takip eder.
19. Yeryüzünü de yaydık ve onda sabit dağlar bıraktık. Ve onda her bir ölçülmüş şeyden bitirdik.
20. Ve sizin için ve rızıklarını verir olmadığınız kimseler için orada yaşama sebeplerini vücuda getirdik.
21. Ve hiçbir şey yoktur ki illâ onun hazineleri Bizim nezdimizdedir. Ve onu indirmeyiz. Ancak malum bir miktar ile (indiririz).
22. Ve rüzgârları da aşılayıcılar olarak gönderdik. Sonra gökten su indirdik de onunla sizleri suvardık ve siz onun için hazinedar değilsiniz.
23. Ve muhakkak ki Biz, evet Biz elbette diriltir ve öldürürüz. Varisler olanlar da Bizleriz.
24. Andolsun ki, Biz elbette sizden önce geçenleri de, geri kalanları da biliriz.
25. Ve şüphe yok. Senin Rabbindir ki, O onları haşredecektir. Muhakkak ki, O hakîmdir, alîmdir.
26. Muhakkak ki, Biz insanı kuru bir çamurdan, tegayyür etmiş bir balçıktan yarattık.
27. Cin tâifesini de evvelce bir dumansız ateşten yaratmıştık.
28. Ve yâd et o zamanı ki, Rabbin meleklere demişti ki: «Ben kuru bir çamurdan, bir suretlenmiş balçıktan bir insan yaratıcıyım.»
29. «Artık Ben onu tesviye ettiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman siz hemen onun için secde ediciler olarak yere kapanın.»
30. Bunun üzerine bütün melekler hep birden secde ettiler.
31. Şeytan müstesna. O secde edenler ile beraber bulunmaktan kaçındı.
32. (Cenâb-ı Hak) buyurdu ki: «Ey Şeytan! Senin için ne var ki, secde edenler ile beraber olmayasın?»
33. (Şeytan) Dedi ki: «Kuru bir çamurdan, sûretlenmiş bir balçıktan yaratmış olduğun bir insana ben secde etmek için olmadım.»
34. (Hak Teâlâ da) Buyurdu ki: «Artık çık oradan, muhakkak ki, sen kovulmuşundur.»
35. «Ve şüphe yok ki, Kıyamet gününe kadar lânet senin üzerinedir.»
36. (Şeytan da) Dedi ki: «Yarabbi! Öyle ise kabirlerinden kaldırılacakları güne kadar bana mühlet ver.»
37. (Allah Teâlâ da) buyurdu ki: «Artık şüphe yok, sen mühlet verilmişlerdensin.»
38. «Ma- lum olan vakit gününe kadar.»
39. (Şeytan) Dedi ki: «Beni azdırdığından dolayı ben de herhalde onlar için yeryüzünde bezeyeceğim ve onların hepsini azdıracağım.»
40. «Onlardan muhlisler olan kulların müstesna.»
41. (Cenâb-ı Hak) Buyurdu ki: «Bu bana ait dosdoğru bir yoldur.
42. Şüphe yok ki, benim kullarımın üzerinde senin için bir saltanat yoktur, ancak az- gınlardan sana ittiba etmiş olanlar müstesna.»
43. «Ve muhakkak ki, onların hepsine elbette vaadolunmuş olan yer, cehennemdir.»
44. «Onlar için yedi kapı vardır. Herbir kapı için onlardan ayrılmış bir cüz vardır.»
45. «Muttakî olanlar ise muhakkak ki, cennetler ve pınarlar içindedirler.»
46. «Oraya eminler olarak selâm ile giriveriniz.»
47. Ve onların sinelerindeki kirden olan şeyleri çıkarıp attık. Onlar tahtlar üzerinde kardeşler olarak karşı karşıya bulunacaklardır.
48. Onlara orada bir zahmet dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.
49. Kullarıma haber ver, Ben, şüphe yok ki Ben, yarlığayıcıyım, ziyâdesiyle esirgeciyim.
50. Muhakkak ki, Benim azabım da o pek acıklı bir azaptır.
2. O kâfir olanlar, çok kere arzu edeceklerdir ki, keşke müsIüman olmuş olsaydılar.
3. Onları bırak, yesinler ve faidelensinler ve onları arzuları oyalayadursun. Artık yakında bileceklerdir.
4. Ve hiçbir ülkeyi helâk etmedik ki, illâ onun için malum bir kitap vardır.
5. Hiçbir ümmet, ecelini ne geçebilir ve ne de geciktirebilirler.
6. Ve dediler ki: «Ey üzerine kitap indirilmiş olan! (zât) Şüphe yok sen elbette bir mecnûnsun.»
7. «Eğer sen sâdıklardan isen bize melekleri getirmeli değil misin?»
8. Biz melekleri ancak hak ile indiririz ve o zaman (münkirlerin) kendilerine bir mühlet verilmiş olmazlar.
9. Şüphe yok ki, o Kur'an'ı Biz indirdik Biz. Ve muhakkak ki, onun için muhafız olanlar da Bizleriz.
10. Ve andolsun ki, senden evvelki kavimler arasında da (peygamberler) göndermiştik.
11. Ve onlara bir peygamber gelmezdi ki, illâ onunla istihzâda bulunur olmuşlardı.
12. İşte böylece onu (o istihzâyı) günahkâr olanların kalplerine sokarız.
13. Onlar buna, (bu Kur'an'a) inanmazlar. Halbuki, evvelkilerin sünneti (başlarına gelen felaketler) gelip geçmiştir.
14. Ve eğer onların üzerine gökten bir kapı açsak da oradan yukarıya çıkacak olsalar,
15. Elbette diyeceklerdir ki: «Muhakkak gözlerimiz döndürülmüştür, belkide biz büyülenmiş bir cemaatiz.»
16. Andolsun ki, Biz gökte burçlar yaptık ve onu nazar edenler için tezyin ettik.
17. Ve onu her bir taşlanmış şeytandan koruduk.
18. Ancak o ki, kulak hırsızlık etmiş olur. Artık onu da apaçık bir ateş parçası takip eder.
19. Yeryüzünü de yaydık ve onda sabit dağlar bıraktık. Ve onda her bir ölçülmüş şeyden bitirdik.
20. Ve sizin için ve rızıklarını verir olmadığınız kimseler için orada yaşama sebeplerini vücuda getirdik.
21. Ve hiçbir şey yoktur ki illâ onun hazineleri Bizim nezdimizdedir. Ve onu indirmeyiz. Ancak malum bir miktar ile (indiririz).
22. Ve rüzgârları da aşılayıcılar olarak gönderdik. Sonra gökten su indirdik de onunla sizleri suvardık ve siz onun için hazinedar değilsiniz.
23. Ve muhakkak ki Biz, evet Biz elbette diriltir ve öldürürüz. Varisler olanlar da Bizleriz.
24. Andolsun ki, Biz elbette sizden önce geçenleri de, geri kalanları da biliriz.
25. Ve şüphe yok. Senin Rabbindir ki, O onları haşredecektir. Muhakkak ki, O hakîmdir, alîmdir.
26. Muhakkak ki, Biz insanı kuru bir çamurdan, tegayyür etmiş bir balçıktan yarattık.
27. Cin tâifesini de evvelce bir dumansız ateşten yaratmıştık.
28. Ve yâd et o zamanı ki, Rabbin meleklere demişti ki: «Ben kuru bir çamurdan, bir suretlenmiş balçıktan bir insan yaratıcıyım.»
29. «Artık Ben onu tesviye ettiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman siz hemen onun için secde ediciler olarak yere kapanın.»
30. Bunun üzerine bütün melekler hep birden secde ettiler.
31. Şeytan müstesna. O secde edenler ile beraber bulunmaktan kaçındı.
32. (Cenâb-ı Hak) buyurdu ki: «Ey Şeytan! Senin için ne var ki, secde edenler ile beraber olmayasın?»
33. (Şeytan) Dedi ki: «Kuru bir çamurdan, sûretlenmiş bir balçıktan yaratmış olduğun bir insana ben secde etmek için olmadım.»
34. (Hak Teâlâ da) Buyurdu ki: «Artık çık oradan, muhakkak ki, sen kovulmuşundur.»
35. «Ve şüphe yok ki, Kıyamet gününe kadar lânet senin üzerinedir.»
36. (Şeytan da) Dedi ki: «Yarabbi! Öyle ise kabirlerinden kaldırılacakları güne kadar bana mühlet ver.»
37. (Allah Teâlâ da) buyurdu ki: «Artık şüphe yok, sen mühlet verilmişlerdensin.»
38. «Ma- lum olan vakit gününe kadar.»
39. (Şeytan) Dedi ki: «Beni azdırdığından dolayı ben de herhalde onlar için yeryüzünde bezeyeceğim ve onların hepsini azdıracağım.»
40. «Onlardan muhlisler olan kulların müstesna.»
41. (Cenâb-ı Hak) Buyurdu ki: «Bu bana ait dosdoğru bir yoldur.
42. Şüphe yok ki, benim kullarımın üzerinde senin için bir saltanat yoktur, ancak az- gınlardan sana ittiba etmiş olanlar müstesna.»
43. «Ve muhakkak ki, onların hepsine elbette vaadolunmuş olan yer, cehennemdir.»
44. «Onlar için yedi kapı vardır. Herbir kapı için onlardan ayrılmış bir cüz vardır.»
45. «Muttakî olanlar ise muhakkak ki, cennetler ve pınarlar içindedirler.»
46. «Oraya eminler olarak selâm ile giriveriniz.»
47. Ve onların sinelerindeki kirden olan şeyleri çıkarıp attık. Onlar tahtlar üzerinde kardeşler olarak karşı karşıya bulunacaklardır.
48. Onlara orada bir zahmet dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.
49. Kullarıma haber ver, Ben, şüphe yok ki Ben, yarlığayıcıyım, ziyâdesiyle esirgeciyim.
50. Muhakkak ki, Benim azabım da o pek acıklı bir azaptır.