- Üyelik Tarihi
- 2 Eyl 2005
- Mesajlar
- 1,072
- Aldığı Beğeniler
- 2
Ölüm bize hayata de er vermeyi ö retir
İyi kullanılmış bir hayat güzel bir ölüm getirir.(menfaluti)
....evlerinizde kalmış olsaydınız bile, öldürülmesi takdir edilmiş olanlar, öldürülüp düşecekleri yerlere kendiliklerinden çıkıp giderlerdi.3/15
Ölüm, kelebe in kozasından çıkışı gibidir... Fiziksel bedenin kurtuluşudur. Algılamayı, anlamayı, ilerlemeyi sürdürdü ünüzde daha üst bir bilinç düzeyine ulaşmaktır. (Tolstoy)
Herkes ebede yolcudur. Her ebed yolcusunun sırtında ancak insanın taşıyabilece i bir emanet vardır. Bu uzun, çileli, fakat zevkli bir yolculukta, her yolcunun kendine bir yol ve yönlerden birini tercih etmesi akıl ve mantı ının gere idir.
İnsano lu varedilip bu aleme gönderilirken, iyi-kötü, güzel-çirkin, yararlı ve zararlının nüvelerini de beraber getirmiştir. Ve bunlardan birini seçerek de ruhuna gelişme hakkını vermiştir. O günden bu güne ve dünya durdu u sürece de hem bu zıtlıkların çarpışması hem de onları temsil edenlerin hesaplaşması devam edip gidecektir.
Evet bir yanda egonun karanlık labirentlerinde yol bilmez, iş bilmez şaşkın ruhlar; di er yanda, her an sonsuzla yüz yüze ve bitmeyen bir yolculu a karar vermiş aydınlık gönüller.
Hiçbir şey de ilken dünyaya gelen, ölümden sonra sonsuzlu a uzanan biz insanların ölüm sonrası hakkında ciddi endişeleri yoksa, bu hem dünyevi hayatımız hem de ahiret hayatımız için büyük bir tehlikedir. Çünkü dünyadaki bütün yolar ölüme çıkar. Ölümden sonra yollar tek yola iner, o da allaha gider. Allahtan başlayan yol yine allahda biter.
inna lillahi ve inna ileyhi raciun2/156
Evet, yaşamı sadece bu dünya hayatı olarak düşünenler, doyumsuz bir iştahla dünyaya sarılır ki, artık bu tip muhteris gönüllerde mürüvvet ve insanlık arama beyhude, sevgi ve anlayışa rastlamak ise tamamen imkansızdır. Bunlar zahiren başkalarını seviyor görünseler de, az bir dikkatle gözlemlendiklerinde samimi olmadıkları hemen anlaşılacaktır.
Bu karanlık ruhlar insanca davrandıkları aynı anda zalimdirler. Güçlü ve kuvvetli olduklarında alabildi ine gaddar, korktukları veya desteksiz kaldıkları zamanlarda ise ayak öpecek kadar aşa ılık ve miskindirler. En küçük çıkar u runa dünyaları ateşe vermekten çekinmez, en hasis bir menfaat karşısında binlerce hukuku çi ner geçerler.
Varlıklarını dünyanın direk ve kaidesi sayan, ahireti unutmuş veya ikinci plana iten bu bencil ruhlar, bütün bir hayat boyu hep ihtirasların güdümünde yaşarlar.
Di erlerine gelince, bunlar, imtihan sahasından başka bir şey olmayan dünyadan ebediyete geçerken orada iyi veya kötü bütün işlerinin hesabının görülece ini bildi inden benliklerinin zirvesine diktikleri irade sanca ının gölgesinde hep fazilet mücadelesi vermeye çalışır. Soluklarında hak, düşüncelerinde hakikat, dillerinde ölümsüzlük muştusu, önlerinde sonsuz saadet...
O halde, kendimizi bir yolcu, dünyayı da bir konak olarak görme şuuruna ermeliyiz. Hayatımızın her anını, kainatın efendisi tarafından sınırları çizilen çerçeve dahilinde yaşama kararlı ı içinde olmalıyız. O dairenin dışındaki her zevk ve lezzetin bize elem getirece ini bilmeliyiz. Allah korkusu, huşu ve haşyet, en büyük cesaret kayna ımız olmalı. İlahi beyanla çizilen sınırlar içinde hakka kul olmaya gayret ederken, hem hevai arzuların, hem şeytani vesveselerin tereddütlerine, hem de çevrenin süs ve cazibesine kulak asmadan sonuna kadar dayanmayı bilmeliyiz. Unutmayalım ki, hayat sadece bir gayeye nisbet edilerek yaşandı ında kıymetli olur ve bu düşünceyle bakıldı ı zaman ölüm korkunçlu unu kaybeder.
Ama düşünelim, ne kadar metin olursak olalım, ahiret için ne kadar hazırlık yaparsak yapalım, ansızın gelip kapımıza dayanınca ölüm mele i, titreriz, ürpeririz, so uk buz gibi bir ziyarettir bu bizler için.
dünyasını de iştiren için hesap tamamdır. Şimdi geride kalan için kıyasıya bir iç hesaplaşma başlamıştır. Bazen geride kalmış olmanın buruk-anlamsız ve gizli sevinci, dudakların kıyısında göz kırpması kadar kısa bir tebessümle çakıp söner. Arkasından vicdanlar üzerinde etki ve baskısını sürdüren, birlikte geçmiş hayatın, daha çok bizim işledi imiz kusurlarla dolu pasajları hızla gözler önünden akıp gider.
kabir hayatı, iyilerin kötülerden ayıklanma ameliyesinin ilk safhası... Cenaze namazı, mevtanın bu yeni hayata u urlanma merasimi.. Bu merasim sonunda imam efendi tarafından cemaata sorulur: bu mevtayı nasıl bilirsiniz? cemaat, iyi biliriz diye karşılık verirler. Zengin biliriz, fakir biliriz vb. Demezler. Hepsi bilirler ki o mevta artık bunların para etmedi i bir başka alemin yolcusudur. Orada iyi insan konusunda hüküm ancak allahındır. Bu yilik ölçüsü de, emrolundu u gibi dosdo ru yaşayıp yaşamamasına ba lı.
Bizi yaratıp canlı ve etkili müdahalesiyle sürekli kontrol eden sayısız deneme ve sınav fırsatları yaratan, ölümü bile bizim ölgünleşmemize de il olgunlaşmamıza vesile kılan rabbimize karşı kendi hayatımızın muhasebesini yapmalıyız. Hesaplaşma, sa lam iş yapabilmenin en metin teminatıdır. Hesaplaşma bir iç kontrol ve insanın kendi kendini gözden geçirmesidir. Öyle bir muhasebe ki, geçmişteki eksikliklerin ve noksanlıkların üzerine yapılarak, gelece i tanzim etme, ve arkada bıraktı ı her yanlışı bir trafik işareti kabul ederek yolun do rusunu görmeye çalışmasıdır. Çünkü, insanlar ölümle yok olmayacak; imtihan sahasından başka bir şey olmayan dünyadan ebediyete geçecekler. Hepimiz allah tarafından hazırlanan bir temaya göre rollerimizi oynuyoruz. Rolümüz oldukça mühim, orada, iyi veya kötü bütün işlerimizin hesabı mutlaka görülecektir. Ama ne acı ki, tebli lerdeki bu haberin önemi gaflettekilerin ilgisini gere i gibi çekmemiştir.
Yaratıcı, nankörlü e düşmeyerek yaşayan, ilmi tatminler konusunda arayıcılıklarını sürdürerek azizleşen insanları yokluk ızdırabından kurtaraca ının haberini veriyor.
İnsanlar ebedidir. Cenab-ı hak buyuruyor: insanlar der ki: ben öldü ü zaman mı, her halde diri olarak çıkarılaca ım? Ya o insan hiçbir şey de il iken bizim kendisini (nasıl yoktan varederek) halketmiş oldu umuzu düşünmez mi? Meryem/66-67
İyi kullanılmış bir hayat güzel bir ölüm getirir.(menfaluti)
....evlerinizde kalmış olsaydınız bile, öldürülmesi takdir edilmiş olanlar, öldürülüp düşecekleri yerlere kendiliklerinden çıkıp giderlerdi.3/15
Ölüm, kelebe in kozasından çıkışı gibidir... Fiziksel bedenin kurtuluşudur. Algılamayı, anlamayı, ilerlemeyi sürdürdü ünüzde daha üst bir bilinç düzeyine ulaşmaktır. (Tolstoy)
Herkes ebede yolcudur. Her ebed yolcusunun sırtında ancak insanın taşıyabilece i bir emanet vardır. Bu uzun, çileli, fakat zevkli bir yolculukta, her yolcunun kendine bir yol ve yönlerden birini tercih etmesi akıl ve mantı ının gere idir.
İnsano lu varedilip bu aleme gönderilirken, iyi-kötü, güzel-çirkin, yararlı ve zararlının nüvelerini de beraber getirmiştir. Ve bunlardan birini seçerek de ruhuna gelişme hakkını vermiştir. O günden bu güne ve dünya durdu u sürece de hem bu zıtlıkların çarpışması hem de onları temsil edenlerin hesaplaşması devam edip gidecektir.
Evet bir yanda egonun karanlık labirentlerinde yol bilmez, iş bilmez şaşkın ruhlar; di er yanda, her an sonsuzla yüz yüze ve bitmeyen bir yolculu a karar vermiş aydınlık gönüller.
Hiçbir şey de ilken dünyaya gelen, ölümden sonra sonsuzlu a uzanan biz insanların ölüm sonrası hakkında ciddi endişeleri yoksa, bu hem dünyevi hayatımız hem de ahiret hayatımız için büyük bir tehlikedir. Çünkü dünyadaki bütün yolar ölüme çıkar. Ölümden sonra yollar tek yola iner, o da allaha gider. Allahtan başlayan yol yine allahda biter.
inna lillahi ve inna ileyhi raciun2/156
Evet, yaşamı sadece bu dünya hayatı olarak düşünenler, doyumsuz bir iştahla dünyaya sarılır ki, artık bu tip muhteris gönüllerde mürüvvet ve insanlık arama beyhude, sevgi ve anlayışa rastlamak ise tamamen imkansızdır. Bunlar zahiren başkalarını seviyor görünseler de, az bir dikkatle gözlemlendiklerinde samimi olmadıkları hemen anlaşılacaktır.
Bu karanlık ruhlar insanca davrandıkları aynı anda zalimdirler. Güçlü ve kuvvetli olduklarında alabildi ine gaddar, korktukları veya desteksiz kaldıkları zamanlarda ise ayak öpecek kadar aşa ılık ve miskindirler. En küçük çıkar u runa dünyaları ateşe vermekten çekinmez, en hasis bir menfaat karşısında binlerce hukuku çi ner geçerler.
Varlıklarını dünyanın direk ve kaidesi sayan, ahireti unutmuş veya ikinci plana iten bu bencil ruhlar, bütün bir hayat boyu hep ihtirasların güdümünde yaşarlar.
Di erlerine gelince, bunlar, imtihan sahasından başka bir şey olmayan dünyadan ebediyete geçerken orada iyi veya kötü bütün işlerinin hesabının görülece ini bildi inden benliklerinin zirvesine diktikleri irade sanca ının gölgesinde hep fazilet mücadelesi vermeye çalışır. Soluklarında hak, düşüncelerinde hakikat, dillerinde ölümsüzlük muştusu, önlerinde sonsuz saadet...
O halde, kendimizi bir yolcu, dünyayı da bir konak olarak görme şuuruna ermeliyiz. Hayatımızın her anını, kainatın efendisi tarafından sınırları çizilen çerçeve dahilinde yaşama kararlı ı içinde olmalıyız. O dairenin dışındaki her zevk ve lezzetin bize elem getirece ini bilmeliyiz. Allah korkusu, huşu ve haşyet, en büyük cesaret kayna ımız olmalı. İlahi beyanla çizilen sınırlar içinde hakka kul olmaya gayret ederken, hem hevai arzuların, hem şeytani vesveselerin tereddütlerine, hem de çevrenin süs ve cazibesine kulak asmadan sonuna kadar dayanmayı bilmeliyiz. Unutmayalım ki, hayat sadece bir gayeye nisbet edilerek yaşandı ında kıymetli olur ve bu düşünceyle bakıldı ı zaman ölüm korkunçlu unu kaybeder.
Ama düşünelim, ne kadar metin olursak olalım, ahiret için ne kadar hazırlık yaparsak yapalım, ansızın gelip kapımıza dayanınca ölüm mele i, titreriz, ürpeririz, so uk buz gibi bir ziyarettir bu bizler için.
dünyasını de iştiren için hesap tamamdır. Şimdi geride kalan için kıyasıya bir iç hesaplaşma başlamıştır. Bazen geride kalmış olmanın buruk-anlamsız ve gizli sevinci, dudakların kıyısında göz kırpması kadar kısa bir tebessümle çakıp söner. Arkasından vicdanlar üzerinde etki ve baskısını sürdüren, birlikte geçmiş hayatın, daha çok bizim işledi imiz kusurlarla dolu pasajları hızla gözler önünden akıp gider.
kabir hayatı, iyilerin kötülerden ayıklanma ameliyesinin ilk safhası... Cenaze namazı, mevtanın bu yeni hayata u urlanma merasimi.. Bu merasim sonunda imam efendi tarafından cemaata sorulur: bu mevtayı nasıl bilirsiniz? cemaat, iyi biliriz diye karşılık verirler. Zengin biliriz, fakir biliriz vb. Demezler. Hepsi bilirler ki o mevta artık bunların para etmedi i bir başka alemin yolcusudur. Orada iyi insan konusunda hüküm ancak allahındır. Bu yilik ölçüsü de, emrolundu u gibi dosdo ru yaşayıp yaşamamasına ba lı.
Bizi yaratıp canlı ve etkili müdahalesiyle sürekli kontrol eden sayısız deneme ve sınav fırsatları yaratan, ölümü bile bizim ölgünleşmemize de il olgunlaşmamıza vesile kılan rabbimize karşı kendi hayatımızın muhasebesini yapmalıyız. Hesaplaşma, sa lam iş yapabilmenin en metin teminatıdır. Hesaplaşma bir iç kontrol ve insanın kendi kendini gözden geçirmesidir. Öyle bir muhasebe ki, geçmişteki eksikliklerin ve noksanlıkların üzerine yapılarak, gelece i tanzim etme, ve arkada bıraktı ı her yanlışı bir trafik işareti kabul ederek yolun do rusunu görmeye çalışmasıdır. Çünkü, insanlar ölümle yok olmayacak; imtihan sahasından başka bir şey olmayan dünyadan ebediyete geçecekler. Hepimiz allah tarafından hazırlanan bir temaya göre rollerimizi oynuyoruz. Rolümüz oldukça mühim, orada, iyi veya kötü bütün işlerimizin hesabı mutlaka görülecektir. Ama ne acı ki, tebli lerdeki bu haberin önemi gaflettekilerin ilgisini gere i gibi çekmemiştir.
Yaratıcı, nankörlü e düşmeyerek yaşayan, ilmi tatminler konusunda arayıcılıklarını sürdürerek azizleşen insanları yokluk ızdırabından kurtaraca ının haberini veriyor.
İnsanlar ebedidir. Cenab-ı hak buyuruyor: insanlar der ki: ben öldü ü zaman mı, her halde diri olarak çıkarılaca ım? Ya o insan hiçbir şey de il iken bizim kendisini (nasıl yoktan varederek) halketmiş oldu umuzu düşünmez mi? Meryem/66-67
hac:5, lokman:28, yasin:79)