İslâm hukukunun kaynaklarından. İslâm hukukunun kaynakları iki kısımda mütâlâa edilir. Kitâb (Kurân-ı kerîm), Sünnet (Hadîs-i şerifler), icmâ (Bir asırda bulunun âlimlerin bir mesele üzerinde ittifakı) ve kıyas, birinci derecede (aslî) kaynakları teşkîl eder. Bu dört ana kaynaktan başka, ikinci derecede (talî) kaynaklar da vardır ki, istihsân, mesâlih-i mürsele, istishâb, örf ve âdetler bunlardandır.
Örf; lügatta, tanıma, bilme, îtirâf ve insanlar arasında tanınan, güzel görülen, red ve inkâr olunmayan mânâlarına gelir. Bu mânâ ile örfe, marûf da denmiştir. Âdet ise, îtiyâd yâni alışkanlık demek olup, teamül de denir. Örf, işle ve sözle, âdet ise işle ilgilidir. Örf ve âdet arasında lügat itibariyle fark bulunmamakla beraber, fıkıh âlimleri her ikisi için müşterek bir ıstılahı tarif yapmışlardır. Buna göre örf ve âdet; tekrar tekrar yapılmakla insanların tabiatlarında yerleşmiş ve akl-ı selim (doğruyu eğriden ayırabilen, yanlış düşüncelerden kurtulmuş olan akıl) sahiblerinin kabul ettiği şeydir. Hülâsa örf ve âdet, dînin ve aklın güzel gördüğü şeydir.
İslâmiyetten önce bütün milletlerin bu arada Arabların hakûkî münâsebetlerinin çoğu örf ve âdete göre düzenleniyordu. İslâm dîni bunların zararlılarını kaldırmış, faydalılarına dokunmamış, bâzılarını da ıslâh ederek, cemiyet hayâtında kalmalarına müsâde etmiştir. Meselâ; içki, ribâ, avret mahallini açmak, necasetten sakınmamak, Kâbe-i muazzamayı çıplak tavaf etmek gibi câhiliyye âdetlerini yasaklamıştır. Nikâh, talâk ve benzeri gibi muameleleri, bâzı değişikliklerle dînî işlerden saymıştır.
Zamanın nukûd denilen külçe veya meskük yâni basılmış altın ve gümüş paraları, dokunulmayan, aynen bırakılan âdetlerdendir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, o zaman halkın kullandığı bu paraların değiştirilmesini, zaman içerisinde şartlara ve ihtiyâca göre müslümanların isteğine bırakmıştı. O sırada tedavüldeki gümüş paralara dirhem; altın paralara dînâr deniliyordu. Bunlar, farklı ağırlıklara sahipti. Bu durum, hazret-i Ömerin hilâfetine kadar devam etti. Hazret-i Ömerin halîfeliğinin son zamanlarında görülen lüzum üzerine muhtelif vezindeki dirhemler,vezn-i seba yâni, yedi vezin denilen mâlî bir esâsa göre birleştirilip, yeni bir örf meydana geldi. Halîfe Abdülmelik zamanında dirhemler örfe göre kesildi (Bkz. Akçe).
Örf; lügatta, tanıma, bilme, îtirâf ve insanlar arasında tanınan, güzel görülen, red ve inkâr olunmayan mânâlarına gelir. Bu mânâ ile örfe, marûf da denmiştir. Âdet ise, îtiyâd yâni alışkanlık demek olup, teamül de denir. Örf, işle ve sözle, âdet ise işle ilgilidir. Örf ve âdet arasında lügat itibariyle fark bulunmamakla beraber, fıkıh âlimleri her ikisi için müşterek bir ıstılahı tarif yapmışlardır. Buna göre örf ve âdet; tekrar tekrar yapılmakla insanların tabiatlarında yerleşmiş ve akl-ı selim (doğruyu eğriden ayırabilen, yanlış düşüncelerden kurtulmuş olan akıl) sahiblerinin kabul ettiği şeydir. Hülâsa örf ve âdet, dînin ve aklın güzel gördüğü şeydir.
İslâmiyetten önce bütün milletlerin bu arada Arabların hakûkî münâsebetlerinin çoğu örf ve âdete göre düzenleniyordu. İslâm dîni bunların zararlılarını kaldırmış, faydalılarına dokunmamış, bâzılarını da ıslâh ederek, cemiyet hayâtında kalmalarına müsâde etmiştir. Meselâ; içki, ribâ, avret mahallini açmak, necasetten sakınmamak, Kâbe-i muazzamayı çıplak tavaf etmek gibi câhiliyye âdetlerini yasaklamıştır. Nikâh, talâk ve benzeri gibi muameleleri, bâzı değişikliklerle dînî işlerden saymıştır.
Zamanın nukûd denilen külçe veya meskük yâni basılmış altın ve gümüş paraları, dokunulmayan, aynen bırakılan âdetlerdendir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, o zaman halkın kullandığı bu paraların değiştirilmesini, zaman içerisinde şartlara ve ihtiyâca göre müslümanların isteğine bırakmıştı. O sırada tedavüldeki gümüş paralara dirhem; altın paralara dînâr deniliyordu. Bunlar, farklı ağırlıklara sahipti. Bu durum, hazret-i Ömerin hilâfetine kadar devam etti. Hazret-i Ömerin halîfeliğinin son zamanlarında görülen lüzum üzerine muhtelif vezindeki dirhemler,vezn-i seba yâni, yedi vezin denilen mâlî bir esâsa göre birleştirilip, yeni bir örf meydana geldi. Halîfe Abdülmelik zamanında dirhemler örfe göre kesildi (Bkz. Akçe).