Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧
Tarih

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
Britanyalı diplomat ve uzun bir süre İstanbulda Birleşik Krallıkın Osmanlı Devleti nezdinde büyükelçiliğini yapmış olan Stratford Canning, Sultan II. Mahmud ve özellikle Sultan Abdülmecid dönemlerinde yapılan ıslahatların, batılılaşma ve yenileşme çabalarının mimarı, perde arkasındaki yönlendiricisi ve aleni teşvikçisi olarak 18101858 yılları arasındaki Osmanlı Devleti tarihinin en mühim şahsiyeti olmuştur. Koyu bir Protestan olarak Fransız himayesindeki Katolikler, Rusya himayesindeki Ortodokslar ile Protestanların eşit Hıristiyanlar olarak Osmanlı Devletinin asli unsu olan Müslüman Türklerle eşit olması için 50 yıl boyunca çabalamıştır.
Stratford-Canning.jpg


Protestan İngiliz ve Amerikan misyonerlerinin okullar, hastaneler ve misyonlarla Osmanlı Devletinin her köşesinde teşkilatlanmasını ve Protestanlığın Osmanlı Hıristiyanları arasında yayılmasını sağlamıştır. En sonunda 1858 yılında İngiltereye giderken dahi hizmetlerinden ötürü Padişahın şahsına hediye ettiği araziyi elçiliğe bağışlamış ve üzerine bir Protestan Kilisesi inşa ettirmiştir. En yakın çalışma arkadaşı Mustafa Reşid Paşa olmuş, paşayı kollamış ve iktidarda kalmasını sağlamıştır. Reşid Paşa da yaşadığı sürece onun sözünden dışarı çıkmamıştır. Fransız yanlısı oldukları için Ali Paşa ve Keçecizade Fuad Paşadan hoşlanmamış ve bunların aleyhinde çalışmıştır. Canning, Osmanlı başkentindeki kesintili 50 yıllık iktidarı boyunca yönetimin her kademesinin işine karışmış, Islahat Fermanı da onun baskısı sonucu kaleme alınarak yayınlanmıştır. Tek amacı Osmanlı Devletindeki tüm Hıristiyanların eşit ve Müslümanlardan daha ayrıcalıklı konumda olmalarını sağlamak olmuştur. Bu işi de büyük ölçüde başarmıştır.


Tanzimat Paşaları ya da Çöküşün Aktörleri


Mustafa Reşid Paşa. Tanzimat Fermanının baş aktörü. Kimilerince gelmiş-geçmiş en büyük başbakan. Büyük, Koca lakaplarıyla da anılıyor. Devrin süper gücü emperyalist İngilterenin Osmanlı Devleti nezdindeki temsilcisi Canningin yakın dostu. Canning, Osmanlının Hıristiyan medeniyetine yaklaştırılması için gerekli reformların yapılmasını sağlamakla görevli bir diplomat.
Koca Mustafa Reşid Paşa
Canning, hatıralarında Reşid Paşa için şöyle yazar: Bir devlet adamı, Türkiyede ayağını denk atmayı bilmeli idi. Yabancı bir diplomatla münasebeti şüpheye yol açacağından, başka birinin evinde gizlice buluşuyorduk. Bu görüşmelerin sonucu olarak hükümette değişmeler yapıldı. Reşid Paşanın her vesileyle dost, güçlü bir yardımcı olduğuna aklım yattı. Reform meselelerinin çoğunda kafa birliği ettik.
Kafa birliği ettikleri nokta, Osmanlıyı tarihi kimliğinden soyutlayıp, Batıya yamamaktı. Altı defa başbakanlığa gelmiş ve dışişlerini Avrupaya angaje etmiş bu paşa, İngilterenin desteğini arkasına almıştı. Osmanlıyı ilk defa Avrupaya borçlandıran da bu adam. Dönemin diğer hariciyecilerine gelince, onlar da batılı devletlerin İstanbuldaki elçiliklerine dayanarak ve onlardan güç alarak işlerini yürütüyorlardı. Bunun sebebi ise, çok masumane gözüken fakat o devir için dehşetli bir gaflet örneği olan şu düşünce: Avrupalıların güvenini kazanarak, Osmanlının Avrupadan atılmasının önüne geçmeye çalışmak.
Tanzimat paşalarından Ali Paşanın padişaha hitaben yazdığı Siyasî Vasiyetnamesi, basiretsizliğin en güzel örneklerindendir. Sömürgecilik kavramının idrakine varamamış bu bürokratın düşüncelerini okurken, bugünümüzü değerlendirmemizin de yararı var. Ali Paşa şöyle der:


Avrupa ile aramızda daha sağlam bağlar yaratmalıydık. Onun maddi çıkarları ile bizimkiler aynı olmalıydı. Ancak o zaman ülkenin bütünlüğü siyasi hayal olmaktan çıkıp, bir gerçek olacaktı. Ülkenin varlığının devamı ve savunması ile Avrupa devletlerini doğrudan doğruya ve maddi yönden ilgilendirmemiz, devletin yenilenmesini ve zenginlerinin gelişmesini bir zorunluluk olarak düşünecek ortaklara sahip olmak demekti. Sultanımıza, bu yabancı şirketlerin mallarımızı elimizden alacakları söylenecektir. Bu konuşmaları dinlemeyiniz Efendimiz! Tersine Efendimiz, bu şirketler güven ve koruma unsuru olacaktır. Ortaklarımız olduklarına göre, çıkarları gereği haklarımızı, malımızı koruyacaklardır. Uluslararası oldukları oranda iş yapma etkinlikleri de artacaktır. Zengin evin kâhyası o evi yıkmak ister mi? Efendilerinin yerine geçmek ister mi?


Tatmin mi Teslim mi?

Ne var ki, Tanzimat Fermanının ilanından kısa bir süre sonra zengin evin değil kâhyaları, hizmetçileri bile evi yağmaya ve talana başladılar, tuğla tuğla evi söküp yıkmaya giriştiler. Gün geçtikçe züğürtleşen ev sahibi ise, evi kurtarmak için gerek yurt içindeki Galata bankerlerinden, gerekse Avrupa ülkelerinden faizle kredi almaya başladı. Alınan bu krediler ne yazık ki yatırıma dönüşmeden saraylar, köşkler, kasırlar yapımında kullanıldı. Ülke borç batağına gömülürken, diğer taraftan da Tanzimat zenginleri ve aydınları türedi. Diğer taraftan, Tanzimatçılar müslüman halkı devlete karşı küstürdüler.
Mehmet-Emin-%C3%82li-Pa%C5%9Fa.jpg

Mehmet Emin Âli Paşa
Ali Paşanın cenaze merasimi, musavat (eşitlik) adına müslümanları diğerleriyle eşit görenlerin vicdanlarda ne ölçüde kabul gördüklerine dair emsalsiz bir ipucudur. Olay şöyledir:
Tanzimat-Islahat sürecinin Reşid Paşadan sonraki en ünlü ismi Ali Paşanın cenazesinde Yenikapı Mevlevihanesi Şeyhi Osman Efendi cemaata seslenmektedir:
- Bu büyük bir zat idi, devlete çok güzel hizmetler etti.
Sonra helallik için üç defa sorar:
- Bu zatı nasıl bilirsiniz?
Cemaatte tam bir sessizlik. Kimsenin ağzını bıçak açmamaktadır. Cemaat arasında onu seven birçok kişi olmasına rağmen, hepsinin adeta nutku tutulmuştur.
Cevdet Paşa bu olayı şöyle yorumlar:


Böyle tezkiyede sukût-u tam ile mukabelede olunduğunu görmedik ve hiçbir tarihte vukuunu dahi işitmedik. Bir adamın beraber yaşadığı milleti içinde menfur olarak ahirete gitmesi, akraba ve ahbabına ne mertebe müessir olacağı muhtac-ı beyandır.
Neticede, Tanzimat Fermanından sonra imzalanan Paris Antlaşması ile Osmanlı Devleti bir Avrupa devleti sayılmış, Avrupalılar Osmanlı topraklarının bütünlüğünü koruyacaklarına söz vermişlerdi. Bu şu anlama geliyordu:


Osmanlı devleti bağımsız bir devlet olma niteliğini kaybediyordu. Avrupalılar asıl bundan sonra çirkin ve gerçek yüzlerini gösterdiler. Balkanlarda ayaklanmalar, Cidde ve Suriyede olaylar çıktı, Yunanistan ve Bulgaristan bağımsızlık yolunda büyük adımlar attılar. Girit elden gitti. Tarihin seyri değişti, üstünlük Avrupalıların ellerine geçti, Osmanlı Devlet geleneği değişti. Devlet-i Ali Mısır valisine bile söz geçiremeyecek kadar güçsüzleşti, ve çöküş hızlanarak parçalanıp yok olmaya doğru gitti.
Türkiyeyi Avrupada tutmak için Avrupayı Türkiyede tatmin etme politikası ile yola çıkan Mustafa Reşid Paşanın açtığı çığır, Osmanlı Devletinin tasfiyesi ile son buldu. Umarız bugün milletin kaderinde söz sahibi olanlar, yakın tarihimize bir de bu açıdan bakıyorlardır!

Semerkand Dergisi,
 
Üst Alt