Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧
Tarih

SiyahSancaktaR

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
11 May 2021
Mesajlar
4,476
Aldığı Beğeniler
6,294
Konum
Istanbul
Hacı cemal ve satılamayan yoğurt

Yakın tarihimiz ince düşünmenin incelikleriyle doludur. Son dönem İslam alimlerinden Hacı Cemal ÖĞÜT'ün şu hatırası Mekke kaynaklı vahiy medeniyetinin yoğurup abideleştirdiği insanlardaki aynı ruh hassasiyetinin, aynı zarafetin, aynı inceliğin uzantısından başka nedir ki!
Kış ayazında şehr-i İstanbul'un hala Osmanlı mührü taşıyan sokaklarından birinde bir yoğurtçunun nidasını işiten Hacı Cemal ÖĞÜT'ün kızına hitaben:
'Kızım yoğurt alalım' diye seslenip kızının da: ' Baba yoğurdumuz var' cevabını vermesi üzerine yine Hacı Cemal'in :
'Olsun kızım alalım, sen bir şekilde kullanırsın. Sokaktan üçüncü geçişi adamın, satabilse bu adam kış kıyamet günde geçer mi buradan' demesi ne harikulade bir rikkattir.

Edepsizliği edeple örtmek

İstanbul'un İslambol olduğu yıllarda zat-ı muhteremin birisi, bir dükkan kiralayarak bal ticaretine başlamış. Adamın dostlarından Mevlevî dervişi Ahmed Efendi de oradan geçerken bu yeri görmüş ve 'Hayırlı ,mübarek olsun!' diyerek nezaket icabı siftah olsun diyerek bir kilo bal istemiş. Balını alan Ahmed Efendi bereket dualarıyla ayrılmış.
Birkaç gün sonra dükkana başka birisi gelmiş ve 'Ahmed Efendi'nin selamı var, bir kilo bal daha istiyor. ' demiş. Balcı da tabii olarak vermiş. Sonra iş devam etmiş ve üç dört günde bir ' Ahmet Efendi'nin selamı var, iki kilo... Ahmet Efendi'nin selamı var üç kilo... '
Adam böyle böyle bu hatırlı referansı kullanarak epeyce bal götürmüş. Aradan bir ay kadar geçmiş geçmemiş, Ahmet Efendi yine oradan geçerken dostuna bir selam verip, ' Nasıl, işler epey açıldı mı? ' diye halini hatrını sormuş. Balcı da: ' Efendim! Teşekkür ederim; galiba bizim başlıca müşterimiz siz oluyorsunuz! ' deyince, Ahmet Efendi pek bir şey anlayamamış. Bunun üzerine balcı da olan biteni teferruatıyle anlatınca mesele açıklığa kavuşmuş.
Dükkanın arka kısmında bunlar konuşulurken, tevafuka bakın ki o arsız ve edeb yoksulu adam yine gelip: ' Ahmet Efendi'nin selamı var, iki kilo bal istiyor! ' diye talepte bulunmuş. Dükkan sahibi de adamı gizlice Ahmet Efendi'ye göstererek: 'İşte yine geldi. Ne emredersiniz efendim, adama haddini bildireyim mi?' deyince, bir edeb abidesi olan Mevlevî dervişi, karşısındaki bir edebsiz dahi olsa ayıbını ortaya döküp mahcub etmek istemeyerek Sünbülzâde Vehbî 'nin:
Setreder aybını insanın hep
Ne güzel câme(elbise) imiş sevb-i edeb
beytindeki gibi şu karşılığı vermiş:
' Hayır, yaptığı çok edebsizce de olsa bu insanı utandırmak bize yakışmaz. Sen yine ne istiyorsa ver, hesabın tamamını da çıkar ben ödeyeyim. Ancak bundan sonra geldiğinde: Ahmed Efendi'ye layık malımız maalesef kalmadı, kendisine hürmetlerimi bildiriniz. diyerek ayağını buradan kesmeye çalış...'

Bir hassasiyet


1800lü yılların buram buram İslam kokan Osmanlı İstanbul'unda, şairin;
'Her köşesinde bir kubbe,
Her sokakta bir türbe,
Teselli dağıtır;
Dula, sakata, yetime.'

diye tasvir ettiği Eyüp Sultan'ın dar sokaklı mahallelerinden birinde bir hadise cereyan eder; her günkü gibi alelâde, sıradan... Her ne kadar biz, o günkü toplumda sıkça rastlanan hadiseler nev'inden olduğu için 'alelâde, sıradan' desek de, aslında toplum mühendisleri tarafından iyi analiz edildiğinde bir devleti altı asrı geçkin ayakta tutan dinamiklerin ipuçları yatar bu hadisenin derinliklerinde.
Hadisenin kahramanları, Osmanlı gündelik hayatındaki vazgeçilmez mekanlardan biri olan şirin bir mahallenin bakkalı, mahalle sakinlerinden Mehmed Selahaddin amca ve hanımı Hatice Sâtıa teyzedir.


Diğerlerinden farklı olmayan sıradan bir günün başlangıcıdır. Mehmed Selahaddin amca, her gün tekrarlanan mutad sabah alışverişi için bakkala kadar çıkar. Alacağı birkaç çeşit kahvaltılık nevaledir. Bu arada Hatice Sâtıa teyze kahvaltı sofrasını hazırlamakla meşguldür.
Dakikalar birbirini kovalamış, süt fincanda soğumaya yüz tutmuş ama Mehmed amca bakkaldan henüz dönmemiştir. Sâtıa teyze meraklanmıştır; çünkü kadim bakkalları evlerinin hemen az ilerisindeki köşe başındadır. 'Sohbete mi daldılar acaba?' diye düşünüp dururken Mehmed amca elindeki nevalelerle kapıda görünür.


Kapı açılır açılmaz malum soru sorulur; 'Nerede kaldın bey, meraklandım...' Mehmed Selahaddin amca biraz soluklandıktan sonra; 'Hanım' der, 'duydum ki mahallenin taa uç tarafında yeni bir bakkal daha açılmış. Alışverişi oradan yapayım dedim; haliyle ondan biraz geciktim.'
Hatice Sâtıa teyze merakını yenemez ve sorar hemen; 'Niye? Bizim bakkal efendiyle aranızda bir tatsızlık mı oldu Yoksa yeni bakkal daha ucuza mı mal satıyormuş?'


'Hayır hanım hayır. Zannettiğin gibi değil' diyen Mehmed amca, yeni bakkaldan alışverişinin sebebini şöyle izah eder:
'Bir Allah kulu kimseden vaad almadan, kimseye güvenmeden tevekkeltü alellah demiş, Rezzak olan Mevla'sına güvenerek, gelmiş bizim mahallemize bir bakkal dükkanı açmış. Biz mahalle halkı olarak 'yeri uzaktır, kimin nesidir, tanımıyoruz' diye ona alışverişe gitmezsek eğer, bu kulun belki tevekkül inancı zayıflayabilir. Bundan da 'indalah' bizler mesul oluruz! '
 
Üst Alt