Bir düşünce sistemi olmaktan yükselerek, ötelerin ötesine doğru yol bulup aşarak, bir iman seviyesine varan böyle bir yolun inanmışları, en büyük en güzel sevgili olan Allah’ı kendi içlerinde büyük bir coşku ve heyecan ile yaşamışlardır. Bu heyecandır ki, hissedildiği her gönüle Allah’ın yarattığı her güzel şeyi ve yaratılanların en g...üzeli olan insanı sırf “yaradandan ötürü” sevme anlayışını bir emir gibi nakşetmiştir.
Bu aşk yolunun yolcuları insanı, her insanda Allah’tan bir tecelli bulduğuna inanarak severler. Yunus Emre’nin bütün hayatını ve hayatının bütün gayesini bizzat söylediği “sevelim, sevilelim” kelimelerinin derin manasında toplaması bundadır. Ve: “Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan / Halka müderris olsa hakikatte âsidir.” diyebilmenin seviyesine yükselmiştir.
Dünya durdukça duracak olan Yunus, yüreğindeki aşk ve heyecan ile yalnız Allah’a değil, Allah’ın isimlerine mazhar olan bütün yaradılmışları da sevmiş ve gök kubbe altında bir çağlayan gibi akan bu muhabbete, yetmiş iki milleti muhatap tutmayı imanının gereği saymıştır.
İşte bu samimi ve riyasız sesleniş çağlar boyunca nice gafilleri derin uykusundan uyandırarak kendilerini bulmalarına yardımcı olmuştur. Beşerî ihtirasların ağırlığı altında ezilip yokluğa yönelmiş nice duyguyu, manevî dinamiklerle harekete geçirmiş ve büyük bir değişim gerçekleştirerek acıları bal, zehirleri panzehir yapmayı başarabilmiştir.
Bu değişimin tek mekanı gönüller olmuştur ve gönüllerin tezyiniyle de her davranış gönlün sesine göre gerçekleşmiş, her bakış da ışığını gönülden almıştır.