Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

izzetin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
3 Eki 2008
Mesajlar
47
Aldığı Beğeniler
0
Takım
Galatasaray
Yüce Allah ı Unutturan Şeylerle Meşgul Olan Hastadır
Seyh Muhammed Muta El-Haznevi (k.s)

Alemlerin Rabbi Olan Allah a hamd, Efendimiz Hz.Muhammed e, Ehl-i beytine (O nun mübarek nesline) ve bütün ashabına(O na inanmış dostlarına) salat ve selam (her türlü rahmet,bereket ve dualar) olsun. Allah-u Teala yolumuzun önderi, mürşidimiz (doğru yolu gösterip,olgunluğa ulaştıran rehberimiz), mürebbimiz (manevi terbiye edicimiz), Şehid-ül Haremeyn Şeyh efendimizden razı olsun. Bizleri ve sizleri onun yüce sırlarından istifade edenlerden eylesin. Ve onun makamını ve derecesini en yüce kılsın!

Ey kardeşlerim! Şeyh Hazretleri (kuddisesirruh) gibi ilim ve fazilet ehli olan değerli şahsiyetler bu dünyayı bırakıp gittiler.Onlar takva ehliydiler, irşad ehliydiler. (İnsanlara doğru yolu gösteren,kalpleri gafletten uyandıran şahsiyetlerdiler.) Kendilerinden sonra ise geriye hiçbir sermayesi olmayan, bir hiç olan bu fakiri bıraktılar. Ey Müslümanlar! Bunu size bir tevazu ifadesi olarak söylemiyorum. Bunu bir hakikat olarak söylüyorum. Söylediğim şeye de Allah(c.c.) şahittir.

Vallahi,ey kardeşlerim! Bu fakir kul, sizlerin arasındaki en aciz kişi olduğunu gönülden hissetmektedir. Ve ben daima,kendi halimin babam Şeyh Hazretlerinin (k.s.) bir sohbetlerinde anlattığı insanın haline, tıpatıp benzediğini düşünüyorum. O şöyle söylemişti: Biz zamanlar Şam da bir insan vefat etmiş. Cenaze namazını kılmak için onu Emevi Camii ne götürmüşler.Cenaze sahipleri bu cenazenin namazını kıldıracak bir hoca aramışlar, fakat kimseyi bulamamışlar. Sonunda ilim ehlinden olmayan birisini görmüşler.Ondan cenazelerinin namazını kıldırmasını istemişler.Fakat bu adam özür beyan etmiş ve "Ben namaz kıldırmaya ehil biri değilim" demiş. Cenaze sahiplerinin çok acelesi varmış.

Adı Ebu Kadro olan bu miskin adama demişler ki: "Ey kardeş! Cenaze namazı dört tekbirdir.Fazla değil. Sonra biz cenazeyi alıp hemen defnedeceğiz!" Onu namazı kıldırması için zorlamışlar. Adam da cenaze namazını kıldırmak zorunda kalmış. Dört tekbir alıp, selam verdikten sonra ağzını ölünün kulağına yaklaştırıp bir şeyler fısıldamış. İnsanlardan biri ona demiş ki: "Ebu Kadro! Allah aşkına; o ölünün kulağına ne söyledin?" Demiş ki: "Ölüye dedim ki: Ahiret yurduna gittiğinde,sana dünyadan sorarlarsa, onlara Ebu Kadro imam oldu de." Evet, ey kardeşlerim! Bu makamda benim gibi kimselerin bulunduğu bir dünyanın vay haline!.. Fakat Allah Sübhanehu Teala dan fazl u keremini(cömertlik ve ikramını) ve rahmetini umuyorum.

Ey kardeşlerim! Bu fakir kul vaaz ve irşad için ehil bir kimse değildir.Ben sadece Şeyh Hazretlerinden(k.s.) duyduklarımı sizlere aktarıyorum.Şeyh Hazretleri(k.s.) derdi ki: "Hiç şüphe yok ki, bir insan zahiri olarak hastalanır ya da bedeninde sağlığını bozan bir sıkıntı ortaya çıkarsa, o, maddi ve manevi olarak sahip olduğu her şeyiyle seferber olur. Bu hastalığı kendinden uzaklaştırmak için çaba harcar, bu sıkıntıyı tedavi etmeye çalışır."

Ey kardeşlerim! Şunu biliyoruz ki insanın bedenine isabet eden bu hastalığın zararı geçicidir. Eğer hastalığın süresi uzayacak olursa sonunda ölümle sonuçlanır. Fakat maalesef ey kardeşlerim, kalbin dünya ile,Allah tan gayrısı ile meşgul olmasından doğan manevi ve kalbi bir hastalığın bizleri istila ettiğini görüyoruz. Buna aldırmıyor ve tedavisini düşünmüyoruz. Bu hastalık bizi kıyamet günü sonsuz bir mutsuzluğa götürecek, ebedi bir azap ve ıstırap çekmemize sebep olacaktır. Bu ihmalimiz ve kalplerimizi bu manevi hastalıklardan kurtaracak tedaviye önem vermeyişimiz, bu fani dünyaya olan sevgimizin şiddetine ve ebedi olan ahireti unuttuğumuza bir delildir. Allah Sübhanehu ve Teala buyuruyor ki: "Hayır! Sizler bu dünyayı seviyor ve ahireti bırakıyorsunuz!" (Kıyamet, 20) Bir insan, kalbinin dünyaya bağlanmasının çok tehlikeli bir hastalık olduğunu bilmiyorsa, bu insana ne dersiniz kardeşlerim? Bu insana kesinlikle "cahil" denir. Bunu bilmekle beraber bu insan buna aldırmıyor, sorup soruşturmuyor, buna önem vermiyor ve tedavisi için çabalamıyorsa bu insan hakkında da "akli dengesini kaybetmiş" deriz.

Akıllı kimse, ey kardeşlerim, kendisini ahirette bekleyen geleceğe bakar. Akıllı kimse odur ki, haram dünyevi lezzetlerin devamlı ve sürekli olmadığını bilir. Hatta bunu hisseder. Nefsinin kendisine günah işlemesini söyleyen, fısıldayan kimse bu haram ve rezil edici amelin sonucunu bir düşünmesi gerekir. Bu insan şunu bilmelidir ki, bu günahın verdiği lezzet ve mutluluk birkaç dakika ya da birkaç saat hatta ve hatta günlerce sürse bile sonunda yok olacaktır. Bu haram lezzet ve verdiği mutluluk dünyada ne kadar sürerse sürsün gelip geçicidir ve fanidir.Yani yok olacaktır. Ondan sonra da bunu işleyen kişi bu dünyada sadece zillet, pişmanlık ve utanç taşıyacaktır. Ahirette ise kardeşlerim, en büyük rezillik, en büyük perişanlık ve Allah Celle Celalühü nün katında en şiddetli azap var. Ne güzel demişler:

"Ey bütün istek ve şehvetlerine ulaşan kişi, bütün lezzetler yok olur.
Sana da geriye günah yükü, rezillik ve utanç kalır"

Şeyh kuddisesirruh tan çok hikmetli bir söz işitmiştim. Şöyle demişti: "Nihayetinde sonucunda ceza olan lezzet lezzet değildir. Sonunda rahatlık olan bir sıkıntı da sıkıntı değildir!"

Ey kardeşlerim! Dünyanın haram kılınan lezzetleri, sonunda ahiret azabı olduğu sürece lezzet olarak kabul edilemez. İnsanın dünyada başına gelen sıkıntı ve zorlukların, mesela ibadet ederken zorlanmasının,sonucunda ebedi ahiret nimeti ve rahatı olduğu sürece hiçbir önemi yoktur. Çünkü Allah Sübhanehu ve Teala ikram edenlerin en cömertidir. İtaatkar kullarına cennette gözün görmediği, kulağın duymadığı ve hiçbir insanın aklına gelmeyen nimetler hazırlamıştır.

Ey kardeşlerim! Dünyadaki lezzetleri ahiretteki lezzetlerle karşılaştırırsak eğer, ahiret lezzetlerinin yanında dünya lezzetleri bir hiç kalır. Dolayısıyla ahiretteki sürekli ve ebedi lezzetleri geçici ve fani lezzetlerle değiştiren kimse hakkında ne denir? Haram dünyevi lezzetleri uhrevi lezzetlere tercih eden kimse hakkında ne denir, ey kardeşlerim? Bu insanın zerre kadar aklı var mıdır? Asla ve asla! Dünyevi haram iştah ve şehvetlerle kendini aldatan, son durağı olan ahirette hesaba çekileceğini düşünmeyen ve ummayan bu insan gerçek hastadır; üstelik bunun farkında bile değildir.

Ey kardeşlerim! Bu tehlikeli hastalığın hakikatini idrak etmiş olsak bile bize bir de "uhrevi akıl" gereklidir. "Dünyevi akıl" kusur ve eksiklikleri sebebiyle sadece duyularla algılanan, görünen şeyleri kavrar. Eşyanın içyüzüne nüfuz edemez, geçemez. Şu halde, "gerçek akıllı" kimdir öyleyse? Gerçek akıllı kimse Efendimiz Muhammed aleyhissalatü vesselam ın şu hadis-i şerifinde işaret ettiği kişidir: "Akıllı kişi, nefsini küçük gören -yani hesaba çeken- ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz ve çaresiz kimse ise nefsinin heveslerine tabi olan ve Allah hakkında boş ümitlere kapılandır!" (Ahmed Bin hanbel-Müsned)

Şeriat a göre akıllı kişi, baki olanı fani olana tercih eden ve ona önem veren kişidir. Fakat pek çok insan manevi hastalıkları kavrayamıyor ya da bunları hastalık olarak görmüyor, hissetmiyor. Bunların bakışları sadece "dünya" ile sınırlı. Bunun sebebi nedir, ey kardeşlerim? Bunun sebebi, ya imanlarının olmayışı ya da Allah Sübhanehu ve Teala ya olan imanlarında bir eksiklik oluşu, fani lezzetlere ve haram kılınan şehvetlere müptela oluşlarıdır.

Dünya ehlinin iman eksikliği ya da yokluğu sebebiyle manevi hastalıkları hissetmeyişi ve haram kılınan lezzetlerle meşgul oluşu gibi, ahiret ehli de manevi hastalıklar bir tarafa bedeni hastalıklarını bile hissetmezler. Bunun sebebi de onların Allah Sübhanehu ve Teala ya ve kıyamet günü Allah Teala katında kendilerini bekleyen haşir, dirilme ve hesap gibi gaybi konulara olan imanlarının kuvvetidir. Onlar, ahiretteki bu büyük olayla meşgul olduklarından dünyadaki bedeni hastalıklarının acısını bile hissetmezler.

Ey kardeşlerim! Bu fakir kul Şeyh kuddisesirruh un şöyle dediğini duymuştu: Bir alim talebeleriyle beraber bir hastaya uğrar. Bu hasta, tedavisi güç, onulmaz birçok hastalığa yakalanmıştı. Öyle ki, eşek arıları bedeninden beslenmekte, her yerinden kan ve irin akmaktaydı. O ise şöyle seslenmekteymiş: "Kullarından pek çoğunu bela ve sıkıntı ile imtihan edip beni bunlardan muaf tutan Allah a hamd olsun! Kullarından pek çoğunu bela ve sıkıntı ile imtihan edip beni bundan muaf tutan Allah a hamd olsun!" Alim, bu kişinin üzerine eğilerek şöyle der: "Allah Teala seni neden muaf tutmuş ki! Sen de olmayan hastalık yok?!" Adam şöyle der: "Beni küfürden koruyan, muaf tutan Allah a hamd olsun!" İşte bu insanın onulmaz bedeni hastalıkları "hastalık" sayılmaz. Bu da, onun imanının kuvveti ve Allah Celle Celalehu dan kıyamet günü umduğu büyük ecir sebebiyledir.

Ey kardeşlerim! Dünya ehlinin aklı kısa mesafelidir. Ahiret ehlinin aklı ise keskin görüşlüdür. Ahiret ehlinin aklı enbiyanın, evliyanın ve salihlerin payına düşen bir nasiptir. Dünya ehlinin aklı ise mallarıyla, şehvetleriyle ve dünyalarıyla aldanan insanların payına düşen bir nasiptir. İki grup arasında ne kadar büyük fark vardır!
"Uhrevi aklı" kazanmanın bazı yolları vardır, ey kardeşlerim!

Bunların en önemlisi, ölümü hatırlamak ve diriliş, haşir, terazi ve sırat köprüsünden geçiş, Allah Sübhanehu ve Teala nın huzuruna çıkıp hesap verme ve cehennem azabı gibi insana dehşet salan ahiret hallerini hatırlamaktır. Tüm bu haller, bir insanın kalbine, ancak iman etmekle, hesaba çekileceğini düşünmekle ve iman, takva ve salah ehlinin meclislerine katılarak kendini onlara hazırlamakla yerleşir. Zira iman, takva ve salah ehli, Allah Sübhanehu ve Teala yı zikrederler, ahiret gününü hatırlarlar, insana ibadeti sevdirirler ve günahlardan sakındırırlar.

O halde şunu iyice bilmemiz gerek ey kardeşlerim: Bedeni hastalıklar nasıl ki insanı yormakta, onu, görevlerini yerine getirmekten ve hizmetlerini yapmaktan alıkoymakta ise manevi hastalıklar da insanın dünya ve ahiret mutluluğunu sağlayan dini görevlerini yapmaya engel olmaktadır. Namaz örneğini düşünelim. Namaz, Allah Sübhanehu ve Teala nın kullarına farz kıldığı en büyük görevdir. İnsan manevi bir hastalığa yakalanmışsa, namazı eda etmek nefsine zor gelir. Allah Teala bu insanın üzerindeki namazın ağırlığını beyan ederek şöyle buyuruyor: "Ve namaz, huşu sahibi kimselerin dışındakiler için gerçekten çok zor ve büyüktür!" (Bakara, 45) Allah Sübhanehu ve Teala ya ve Ahiret gününe imanı olmayan bir kimse iki rekat namazı çok zor bir şey ve nefsi için çok ağır bir yük olarak görür. Bu da o insanın kalbindeki imanın zayıflığındandır.

Allah Azze ve Celle ye ve ahiret gününe iman edenler ise, namazından lezzet alır ve namazlarında iken Allah ın huzurunda durduklarını bilirler. Namazın bu büyük öneminden dolayıdır ki, Allah Azze ve Celle ye yaklaşmaya çalışan kullara namaz Allah ın muhabbetini aşılar, bahşeder. Böyledir, çünkü namaz bir "münacat ve Allah Teala ya yaklaşma" dır. Namaz esnasında kul ile Rabbi arasında hiçbir vasıta yoktur. Kulun gözünü namazdan daha fazla aydınlatacak hiçbir şey yoktur. İşte bu yüzdendir ki, Peygamber aleyhissalatü vesselam en büyük rahat ve huzuru namazdayken buluyordu. Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bir hadis-i şerifinde şöyle buyurur:
"Namazda gözüm aydınlanır.Namaz kılınca gözüm ışır ve kamaşır!" (Ahmed Bin Habel-Müsned)





Kimin bir şeyle gözü aydınlanıyorsa, o şeyden ayrılmamayı ve ondan dışarı çıkmamayı temenni eder. Çünkü mutluluğu ondadır ve hayatı onunla güzelleşmektedir. Onunlayken hiçbir yorgunluk duymaz, hiçbir meşakkat hissetmez. İşte bu yüzden Peygamber sallallahu aleyhi vesellem mübarek ayakları şişinceye kadar geceleri namaz kılardı. Kendisine denildi ki: Allah senin geçmiş ve gelecek bütün hatalarını bağışladığı halde neden tüm bunları yapıyorsun?" Efendimiz aleyhissalatü vesselam buyurdu ki:
"Şükreden bir kul olmayayım mı?"(Buhari ve Müslim)

İşte bunun için, ey kardeşlerim, hikmet sahiplerine ve de Aadat-ı kiramımıza göre -Allah bizleri ve sizleri onların yüce sırlarından istifade edenlerden eylesin- bir insan hasta olduğu zaman yedikleri ona fayda veremez. En güzel ve en lezzetli yiyecekleri bile yemesi onun için uygun olmaz.Bilakis bu yiyecekler onun hastalığının artmasına sebep bile olabilir. Zahiri tıp uzmanları bu hastalıkları gidermek için çalışıyor ve kademeli bir şekilde hastanın durumuna uygun olan gıdaları ona veriyorlar. Aynı bunun gibi insan manevi hastalıklara müptela olduğu zaman yaptığı ibadetler ona asla bir fayda sağlamaz. Hatta ona zarar verir. Nitekim Allah Teala buyurur: "Onların kalplerinde hastalık vardır; Allah onların hastalığını daha da artırmıştır." (Bakara, 10)

Ey kardeşlerim! Allah Azze ve Celle tarafından yapmakla emrolunduğumuz bir ibadeti yapsak bile bu ibadet istenildiği gibi layık-ı veçhile eda edilmedikçe onun zararı faydasından daha büyük olur. Mesela bir kul Allah Azze ve Celle ye kulluk olan bir ameli, mesela namazı ya da orucu,bir insan sadece zahiren eda etse, yerine getirse(batınen Allah için olmadığından) bu insan riya hastalığı ile hastalanmış olur. Yaptığı bu ibadet de ona iade edilir. Ve bu kişi yaptığı bu ibadet sebebiyle günahkar olur.Çünkü bunu Allah Sübhanehu ve Teala nın rızasının dışında bir amaçla yapmıştır.Bir hadis-i şerifte Efendimiz aleyhissalatü vesselam ın şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Nice oruç tutan kimse vardır ki, tuttuğu oruçtan payına açlık ve susuzluktan başka bir şey düşmez. Geceleri namaz kılan nice kimse vardır ki, eline uykusuzluktan başka bir şey geçmez!" (Ahmed, İbn Mace, Tirmizi) Bütün bunlar da, gündüzleri oruç tutan, geceleri namaz kılan bu insanın imanının zayıflığından dolayıdır. Her ne kadar zahiri olarak ibadet merasimlerini eda etse de, Allah Teala ya olan iman zayıflığının bir sonucu olan riya hastalığıyla manevi olarak hastalanmıştır.

Bunun için,ey kardeşlerim, -Allah bizleri ve sizleri onların yüce sırlarından(manevi yüceliklerinden) istifade edenlerden eylesin- Sadat-ı kiramımızın,(tasavvuf yolumuzun büyüklerinin) bu manevi hastalıkları müridlerinin(onlara tabi olan talebelerinin) kalplerinden gidermek için onların terbiyesiyle uğraştıklarını görüyoruz. Onlar, kulların kalplerindeki Allah Teala ya iman nurunun güçlenmesi için çabalıyorlar. İşte bu ulular, kalp doktorlarının ta kendileridirler. Şunu iyi bilmemiz gerekiyor, ey kardeşlerim, bu hastalıkların tedavisi ve izalesi bu ulu kişilere yönelmekle doğrudan irtibatlıdır. Çünkü onların kelamı ilaç, bakışları şifadır! Onlar öyle bir topluluktur ki, meclislerinde bulunan hiç kimse asla bedbaht olmaz. Onların üzerlerine rahmetler yağar.Onların hatırına Allah Azze ve Celle yardım ve yağmur indirir.Onların hatırına her beldeden ve kullardan tüm belaları savar. Onlardan uzak kalmak öldürücü bir zehirdir. Onlara iftira edip incitmek, bedbahtlığa ve mahrumiyete sebep olur.

Kalbi ve batıni hastalıkların başı da kalbin masiva ile(Allah ı unutturan şeylerle) ilgilenmesi ve meşgul olmasıdır. Bu meşguliyetten ve bu hastalıklardan tamamen kurtulmadıkça Kalbin kurtuluşu imkansızdır.

Allah Teala dan sizleri, rızasının olduğu şeylerde muvaffak kılmasını, hepimizi uhrevi akılla rızıklandırmasını, ve bu uhrevi akıl sayesinde dünyayı gözlerimizde küçültmesini ve kalplerimizde ahireti büyültmesini, bütün manevi hastalıklarımıza şifa vermesini, kalplerimizi kendisine bağlamasını dua ve niyaz ediyorum. Bu Allah için zor değildir. Ve Rabbimiz her şeye kadirdir.

Ey Allahım! Efendimiz Muhammed e, Onun Ehl-i beytine ve Ashab-ı güzinine salat ve selam eyle!


wwww.haznevi.com.tr
 
Üst Alt