Acaba ne derler? desinler / demesinler diye...
Seküler yaşam biçimini tercih etmiş olanlar hep gizli vesveseler ile kendilerini şüpheci kaygıların kontrolüne bırakarak hareket ederler. Farklı bilinç manzaraları sergilerler. Sanki umacıya dönüşen korkuyu yanlarında, beraberlerinde taşıyor gibiler.
İçeriği boş ve anlamsız bu tür korkuları karşısında kendi kendine sessiz dedikodu yapan bir vehimle, "Acaba ne derler? Acaba ne oluruz? Acaba başarabilir miyiz? Acaba başaramadığımızda sonumuz mu gelir?" gibi keskin ama saçma sapan soruları, endişelere vardıracak kadar müvesvis kaygılar yüklenirler. Basit, ucuz vehimlerine kulak kabartıp yine aynı yoldan pahalıya mal olacak daha yanlış evhamlar üretirler.
Derin bunalım taşıyan bu tür kaygı ve kuşkulara karşın ise tutarsız, şartlı savunma refleksleri geliştirirler.
Yenilgide başarısızlığı örtmek, galibiyette başarıyı kutlamak için ifrat ve tefrit ekseninin uç noktalarında tesellilere sığınırlar, imaj yaftasıyla. Korkularına veya cesaretlerine hep yeni yeni sığınaklık yapacak limanları aramak için yollara koyulurlar..
Hayatlarımızı "desinler diye" inşa etmeye çalışıyorsak, bir vizyonla gösterime sokulan nesnel bir metadan ne farkımız kalır? Komplekslerimizi doyumlu hale getirerek ve hiç bir şey yapmadan bir "tatmin olma" uğraşısından başka ne işe yarar çabalarımız!..
Ya da "demesinler diye" yeni yeni imajlara bezenip, örtülü korkular yaşayıp, kendi gerçekliğimizden uzaklaşmakla sahtelik ve riyakarlığın dünyasına taşınıp sinerek yaşamamızın ne anlamı olabilir!.
Hiç bir imaj, hakikatin kendi kaynağında olan berraklığına sahip değildir
Fıtrat ve yaratılış yasalarının hayra yönelten, değiştiren, dönüştüren, şekil veren, yarar sağlayan, bütünleştiren, adalet ve hakkı birey ve topluma teslim eden, teessüs eden, inşa eden, yaşatan hakiki yüzüne karşılık; imaj ve vizyonun bozan, yozlaştıran, yabancılaştıran sahte yüzüne dikkat!..
Başlıkta da belirttiğimiz gibi, "desinler diye" hayatın akışına kendimizi bırakıp, sorumsuz bir kavrayışla yaşamaya devam ettiğimiz müddetçe artık önümüzü göremeyeceğimiz de aşikar.
Başörtüsü yüzünden mağdur olan çocuklarımız, ikinci mağduriyetlerini işe müracaatta 'dindar' iş adamlarımızdan gördüler, hayasızca. Maalesef ya işe alınmadılar ya da çok ucuz çalıştırılmak istendiler. Şüphesiz bir veya bir kaç kişinin yaptığı yanlışlarla bir genelleme yapılamaz. Ancak duyduklarımız, biz müminleri hem şaşırtmış hem de üzmüştü.
Bu yaşanan tablo imaj ve vizyonun bozulması mıdır? Yoksa işlerin kesada girme endişesi midir? Bugün için bile müslüman iş dünyasında vesvese besleyen, umutları gölgeleyen meş'um süreç hala devam etmektedir.
Neden kendimizi özeleştirilere tabi tutmuyoruz? Cevap aramak, daha iyisini yaşamamız adına ibadetlerimizde yaptığımız gibi "nefis muhasebesi" ilkesini canlı tutmak için "bugün ne yaptık?" bireysel sorusu mu daha kolay, yoksa bütün sosyal hayatımızın geleceğini ilgilendiren bir durum muhasebesi yapmak mı daha kolay? Eğer ciddi anlamda bir durum muhasebesi yapmaz isek ne zaman bu yaşanılan hayasızlık, ahlaki erozyon ve çürümeler son bulacaktır ne zaman Allah'ım?!..
Bütün zamanların hakikat umudunun yolcuları! Değişmeyi biçimsel olarak değil gerçek bir imanın takvası ve ameli ile süsleyelim. Dik duruşumuz, uzun erimli ideal ilkelerimize sadakatimiz devam ediyorsa çözüm için inancımıza uygun ak gayretlerimizi gösterelim. Artık bizi olumsuzluğa çeken imaj yaftalarını birer birer söküp riyakarlık ve kandırmaca dolu vizyon eğilimlerimize bir son verelim artık.
Evet, senaryosu başkalarınca yazılan oyunların aktörlüğünü yaparak hayatlarımızı yaşamamalı; öncelikle kendimizi iyi dinleyip, kirlenmiş ruhlarımızdaki o, vicdanı silen feryad-ı figan olan sesleri duymalıyız artık. Hayatlarımızı teker teker intihara sürüklemek isteyenlere karşı içimizdeki sese kulak vermeliyiz.
Gerçek hayatın aktörü olabilmek için, inancından hiç ödün vermeyen hayırhah müminler olabilmek için dinlemeliyiz bu sesi!..
Bizler, hayatlarımızı desinler-demesinler komplekslerine mahkum edemeyiz
İmaj ve vizyon, asla bir inancı, bir imanı yok sayamaz ve buna muktedir de değildir. Hak bir inanç, riyakarlık dolu imaj ve vizyonu zaten içinde barındırmaz. İmaj ve vizyon eğer hakkı temsil ediyorsa, zaten hak ettiği kadar kullanılır, hak etmediğini talep bile etmez.
Bizim şaşmaz yolumuzun ve yol haritamızın istikameti bellidir. Sapkın yollar olsa da yol arayan yolcu için Mustakim Yol da bellidir. Üzerinde yürünülen yolun hayra matuf sonu da bellidir. Kendimizi yeniden gözden geçirerek düşünmemiz gereken şudur:
"Ya olduğumuz gibi görünmek;
Ya da göründüğümüz gibi olmak!.."
Ne "desinler diye" gösterişçi bir riyakarlıkla vizyonu, ne de "demesinler diye" yetersizliklerimizi örtmeye çalışan savunmacı bir kompleksle imajı tercih etmeliyiz!
Vesselam.
alıntı
Seküler yaşam biçimini tercih etmiş olanlar hep gizli vesveseler ile kendilerini şüpheci kaygıların kontrolüne bırakarak hareket ederler. Farklı bilinç manzaraları sergilerler. Sanki umacıya dönüşen korkuyu yanlarında, beraberlerinde taşıyor gibiler.
İçeriği boş ve anlamsız bu tür korkuları karşısında kendi kendine sessiz dedikodu yapan bir vehimle, "Acaba ne derler? Acaba ne oluruz? Acaba başarabilir miyiz? Acaba başaramadığımızda sonumuz mu gelir?" gibi keskin ama saçma sapan soruları, endişelere vardıracak kadar müvesvis kaygılar yüklenirler. Basit, ucuz vehimlerine kulak kabartıp yine aynı yoldan pahalıya mal olacak daha yanlış evhamlar üretirler.
Derin bunalım taşıyan bu tür kaygı ve kuşkulara karşın ise tutarsız, şartlı savunma refleksleri geliştirirler.
Yenilgide başarısızlığı örtmek, galibiyette başarıyı kutlamak için ifrat ve tefrit ekseninin uç noktalarında tesellilere sığınırlar, imaj yaftasıyla. Korkularına veya cesaretlerine hep yeni yeni sığınaklık yapacak limanları aramak için yollara koyulurlar..
Hayatlarımızı "desinler diye" inşa etmeye çalışıyorsak, bir vizyonla gösterime sokulan nesnel bir metadan ne farkımız kalır? Komplekslerimizi doyumlu hale getirerek ve hiç bir şey yapmadan bir "tatmin olma" uğraşısından başka ne işe yarar çabalarımız!..
Ya da "demesinler diye" yeni yeni imajlara bezenip, örtülü korkular yaşayıp, kendi gerçekliğimizden uzaklaşmakla sahtelik ve riyakarlığın dünyasına taşınıp sinerek yaşamamızın ne anlamı olabilir!.
Hiç bir imaj, hakikatin kendi kaynağında olan berraklığına sahip değildir
Fıtrat ve yaratılış yasalarının hayra yönelten, değiştiren, dönüştüren, şekil veren, yarar sağlayan, bütünleştiren, adalet ve hakkı birey ve topluma teslim eden, teessüs eden, inşa eden, yaşatan hakiki yüzüne karşılık; imaj ve vizyonun bozan, yozlaştıran, yabancılaştıran sahte yüzüne dikkat!..
Başlıkta da belirttiğimiz gibi, "desinler diye" hayatın akışına kendimizi bırakıp, sorumsuz bir kavrayışla yaşamaya devam ettiğimiz müddetçe artık önümüzü göremeyeceğimiz de aşikar.
Başörtüsü yüzünden mağdur olan çocuklarımız, ikinci mağduriyetlerini işe müracaatta 'dindar' iş adamlarımızdan gördüler, hayasızca. Maalesef ya işe alınmadılar ya da çok ucuz çalıştırılmak istendiler. Şüphesiz bir veya bir kaç kişinin yaptığı yanlışlarla bir genelleme yapılamaz. Ancak duyduklarımız, biz müminleri hem şaşırtmış hem de üzmüştü.
Bu yaşanan tablo imaj ve vizyonun bozulması mıdır? Yoksa işlerin kesada girme endişesi midir? Bugün için bile müslüman iş dünyasında vesvese besleyen, umutları gölgeleyen meş'um süreç hala devam etmektedir.
Neden kendimizi özeleştirilere tabi tutmuyoruz? Cevap aramak, daha iyisini yaşamamız adına ibadetlerimizde yaptığımız gibi "nefis muhasebesi" ilkesini canlı tutmak için "bugün ne yaptık?" bireysel sorusu mu daha kolay, yoksa bütün sosyal hayatımızın geleceğini ilgilendiren bir durum muhasebesi yapmak mı daha kolay? Eğer ciddi anlamda bir durum muhasebesi yapmaz isek ne zaman bu yaşanılan hayasızlık, ahlaki erozyon ve çürümeler son bulacaktır ne zaman Allah'ım?!..
Bütün zamanların hakikat umudunun yolcuları! Değişmeyi biçimsel olarak değil gerçek bir imanın takvası ve ameli ile süsleyelim. Dik duruşumuz, uzun erimli ideal ilkelerimize sadakatimiz devam ediyorsa çözüm için inancımıza uygun ak gayretlerimizi gösterelim. Artık bizi olumsuzluğa çeken imaj yaftalarını birer birer söküp riyakarlık ve kandırmaca dolu vizyon eğilimlerimize bir son verelim artık.
Evet, senaryosu başkalarınca yazılan oyunların aktörlüğünü yaparak hayatlarımızı yaşamamalı; öncelikle kendimizi iyi dinleyip, kirlenmiş ruhlarımızdaki o, vicdanı silen feryad-ı figan olan sesleri duymalıyız artık. Hayatlarımızı teker teker intihara sürüklemek isteyenlere karşı içimizdeki sese kulak vermeliyiz.
Gerçek hayatın aktörü olabilmek için, inancından hiç ödün vermeyen hayırhah müminler olabilmek için dinlemeliyiz bu sesi!..
Bizler, hayatlarımızı desinler-demesinler komplekslerine mahkum edemeyiz
İmaj ve vizyon, asla bir inancı, bir imanı yok sayamaz ve buna muktedir de değildir. Hak bir inanç, riyakarlık dolu imaj ve vizyonu zaten içinde barındırmaz. İmaj ve vizyon eğer hakkı temsil ediyorsa, zaten hak ettiği kadar kullanılır, hak etmediğini talep bile etmez.
Bizim şaşmaz yolumuzun ve yol haritamızın istikameti bellidir. Sapkın yollar olsa da yol arayan yolcu için Mustakim Yol da bellidir. Üzerinde yürünülen yolun hayra matuf sonu da bellidir. Kendimizi yeniden gözden geçirerek düşünmemiz gereken şudur:
"Ya olduğumuz gibi görünmek;
Ya da göründüğümüz gibi olmak!.."
Ne "desinler diye" gösterişçi bir riyakarlıkla vizyonu, ne de "demesinler diye" yetersizliklerimizi örtmeye çalışan savunmacı bir kompleksle imajı tercih etmeliyiz!
Vesselam.
alıntı
