- Üyelik Tarihi
- 13 May 2010
- Mesajlar
- 724
- Aldığı Beğeniler
- 12
Münâzara başka, münâkaşa başkadır. Müzâkere ve fikir teâtisi ise daha başkadır.
Hele ki ölçüsüz ve mizânsız münâkaşa hem söyleyene hem de dinleyene ve de
okuyana zarardır.
Münâkaşa; kısaca ölçüsüz ve mizansız tartışmaktır. Sert tartışma ve ağız kavgası
şimdilerde ise kalem (klavye) kavgasıdır. Bir konu hakkında, hep kendini haklı
göstermek için karşısında konuşan kimsenin kalbini kıracak şekilde sözü uzatmak
ve gönül incitmektir. Elhâsıl kötü bir huydur. Münâkaşada devrede hisler ve
nefisler vardır. Hak, hakîkat ve insaf münâkaşada devre dışıdır. Çünkü akıl, kalb
ve ruh münâkaşa meydanında his, nefis ve şeytana mağlup durumdadır. Neticede
kârlı çıkacak olan nefis ve şeytandır. Çünkü münâkaşa hak namına değil his ve
nefis namına neticelenir. Bu nedenle olsa gerek İmam-ı Şafi "münakaşa câiz
değildir," demiştir. Çünkü münâkaşada kişinin enesi de devreye girip netice menfî
olarak sonuçlanacaktır. Böylece münâkaşa bütün fayda kapılarını kapatmaktadır.
Münâzara ise karşılıklı konuşmadır. Bir konuda karşıt görüşleri savunanların
fikirlerini çarpıştırdıkları bir tartışma platformudur. Münâzaralar birer fikir ve söz
yarışmasıdır. Dahâ sağlıklı ve îtidâllidir. Taraflar karşılıklı olarak fikirlerini ortaya
koyar ve neticeye ulaşmak için fikirlerini karşılıklı tartıştırırlar. Bu tartışmada çok
ölçüsüz ve mizânsın hâl yoktur. Herhangi bir konu üzerinde zıt düşüncelerin
karşılıklı olarak savunulmasıdır. Münâzarada önemli olan savunmadır. Kendi tezini
tam ve hakkını vererek savunan çok kişiyi iknâ edebilir ve kendi fikrine taraftar
kazanabilir.
Bir de müzâkere vardır. Bir konuyla ilgili görüşme, danışma ve konuşmadır.
Müzâkere bir meselenin görüşmeye açılması ve tartışılmasıdır. Taraflar ilmî bilgi ve
belgeleri ile meseleyi görüşür, konuşur ve neticeye bağlamaya çalışırlar. Müzâkere
dahâ sağlıklı ve sıhhatli bir fikir paylaşımıdır.
Şimdi bu girizgâhtan sonra yazılan yazılar ve özellikle yorumlara gelmek
istiyorum. Toptancılık yapmak doğru değil, ancak çok hırpalayıcı ve zararlı
yorumlar ve yazılarla karşılaşıyoruz. Hele ki bunları yapanlar Nûra muhatap
olanlar ise çok daha önemli bir mesele ile karşı karşıyayız diye düşünüyoruz.
Çünkü Nûra muhatap olanların ellerinde İhlâs ve Uhuvvet Risâleleri gibi çok
mühim ve kıymetli eserler var. Bunlardan başka yüzlerce Lâhika mektubu ve
hizmet prensipleri mevcut. Buna rağmen hâlen hissî ve duygusal yazılar ve
yorumların izahı çok zor. Hiç damarımıza dokundu demeden bir defa dahâ Risâle-i
Nûrlarla yüzleşelim. Yazılarımız ve yorumlarımızı Risâle-i Nûr mihengine vuralım.
Altın çıkarsa da bakır çıkarsa da ne yapacağımız belli.
Aşağıya alacağım yerde bakınız nasıl bir ölçü veriliyor bizlere.”Risâle-i Nûr, imân
ve Kur'ân muhaliflerine karşı mücadelesinde cebir ve münâzaa yolunu değil, iknâ
ve ispat yolunu ihtiyâr etmiştir. ” (1). Madem Kur'ân muhaliflerine karşı cebir ve
münâzaa yolunu değil, iknâ ve ispat yolunu ihtiyâr edeceksek, ehl-i imân ve Nûr
kardeşlerimize karşı hangi yolu ihtiyâr etmeliyiz acaba?
Bir meselede haklı olmak kadar o meseleyi anlatma zemin ve şartlarımızın da
haklı olması gerekir. Hiç bir kimse haklı dâvâsını haksız metodlarla neticeye
ulaştıramamıştır. Eğer bir meselede kendimizi haklı addediyor ve hak aramaya
başlayacaksak o meseleyi neticeye götürecek olan vasıtalarımızın ve
metodumuzun da haklı olması gerekir. Meşrû zeminlerde meşrû dâvâmızı
savunmalı ve hakkımızı meşrû yerlerde ve zeminlerde aramalıyız. Yoksa haklı iken
haksız ve neticesiz bir sonuca ulaşırız.
Münâkaşa dostlukları öldürür ve kalbleri kırar. Zarar verir zarar eder. Hiçbir kimse
münâkaşa ile sonuç alamamıştır. Zahiren aldım sanmıştır ancak zımnî bir kin ve
adâvete sebep olmuştur. Bir gün mutlaka karşısına çok daha şiddetli olarak
çıkacaktır. Allah muhâfaza, belki de telafisi mümkün olmayan bir noktaya
gidebilecektir.
Bu mânâda Risâle-i Nûrlardan bir kısım yerler ekleyelim. Bedîüzzamân münâkaşa
ve müzâkere ile ilgili şöyle açıklamalar yapmaktadır.
“Eğirdir'de bir münâkaşa -i ilmiye işittim. O Münâkaşa, hususan şu zamanda
yanlıştır… Bu çeşit mesâili münâkaşa etmenin birinci şartı, insafla, hakkı bulmak
niyetiyle, inatsız bir surette, ehil olanların mabeyninde, sû-i telâkkiye sebep
olmadan müzâkeresi câiz olabilir. O müzâkere hak için olduğuna delil şudur ki:
Eğer hak, muârızın elinde zâhir olsa, müteessir olmasın, belki memnun olsun.
Çünkü bilmediği şeyi öğrendi. Eğer kendi elinde zâhir olsa, fazla birşey
öğrenmedi; belki gurura düşmek ihtimali var. …Avâm içinde müşkülât-ı hadisiyeyi
münâkaşa etmek, izhâr-ı fazl suretinde, avukat gibi kendi sözünü doğru
göstermek ve enâniyetini hakka ve insafa tercih etmek suretinde deliller aramak
câiz değildir. ” (2)
Böylece müzâkere-i ilmiyenin şartlarını Üstad Bedîüzzamân ne kadar güzel izah
etmiş. Münâkaşanın ise bu zamanda zararlarını da şöyle ifade etmiştir.“Hâlbuki bu
zaman kadar, hiç bir zaman, din âlimlerinin ittifakına ve münâkaşa etmemesine
muhtaç olmamış. Şimdilik teferruâttaki ihtilâfı bırakmaya ve medâr-ı münâkaşa
etmemeye mecburuz. ” (3)
Bizleri tenkit edenlere kaşı ise Üstad Bedîüzzamân şu ifadelerle yol göstermiş.”O
vâiz ve âlim zâta benim tarafımdan selâm söyleyiniz. Benim şahsıma olan
tenkidini, itirazını, başım üstüne kabul ediyorum. Sizler de, o zâtı ve onun gibileri
münâkaşa ve münâzaraya sevk etmeyiniz.
Hattâ tecavüz edilse de bedduâyla da mukabele etmeyiniz. Kim olursa olsun,
madem imânı var, o noktada kardeşimizdir. Bize düşmanlık da etse, mesleğimizce
mukabele edemeyiz. Çünkü, dahâ müthiş düşman ve yılanlar var.
Hem elimizde nûr var, topuz yok. Nûr kimseyi incitmez, ışığıyla okşar. Ve bilhassa
ehl-i ilim olsa, ilimden gelen enâniyeti de varsa, enâniyetlerini tahrik etmeyiniz.
Mümkün olduğu kadar, “Boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman,
izzet ve şereflerini muhâfaza ederek oradan geçip giderler. " (4) düsturunu rehber
edininiz. ” (5)
Ayrıca Üstad Bedîüzzamân gelen ifadelerle talebelerine ne kadar istikametli ve
muhâkemeli yol göstermiş.“Hem münâkaşa, münâzaa ve mesâil-i dînîyede
damarlara dokunacak tarafgirane mübâhese etmemek lâzımdır ki, Nûr aleyhinde
garazkârlar çıkmasın. ” (6)
“Meşrebimiz münâkaşa ve münâzara olmadığından ve kusurumuzu hakikî olarak
gösterenlerden memnun olduğumuzdan,… ” (7)
Şimdi hâl böyleyken Nûr’un şakirtleri çok dahâ müteyakkız olmalı. Yazdıklarına,
konuştuklarına ve yorumlarına âzamî dikkat etmeli. Münâkaşaya sebep olabilecek
ve dahâ ileri hak ve hukûka girebilecek söz ve fiillerden kaçınmalıdır. Meselelerini
ise müzâkere yaparken “insafla, hakkı bulmak niyetiyle, inatsız bir surette, ehil
olanların mabeyninde, sû-i telâkkiye sebep olmadan” devam ettirmeli ve zarar
vermeden neticelenmesine gayret göstermelidir.
Dipnotlar:
1-Tarihçe-i Hayat - Barla Hayatı,2006,s:246
2-Mektubat,2004,s:586
3-Şualar,2005s:633
4-Furkan Sûresi, 25:72.
5-Kastamonıu Lâhikası,2006,s:357
6-Emirdağ Lâhikası,2006,s:468
7-Emirdağ Lâhikası,2006,s:726
___________________
Alıntı
Hele ki ölçüsüz ve mizânsız münâkaşa hem söyleyene hem de dinleyene ve de
okuyana zarardır.
Münâkaşa; kısaca ölçüsüz ve mizansız tartışmaktır. Sert tartışma ve ağız kavgası
şimdilerde ise kalem (klavye) kavgasıdır. Bir konu hakkında, hep kendini haklı
göstermek için karşısında konuşan kimsenin kalbini kıracak şekilde sözü uzatmak
ve gönül incitmektir. Elhâsıl kötü bir huydur. Münâkaşada devrede hisler ve
nefisler vardır. Hak, hakîkat ve insaf münâkaşada devre dışıdır. Çünkü akıl, kalb
ve ruh münâkaşa meydanında his, nefis ve şeytana mağlup durumdadır. Neticede
kârlı çıkacak olan nefis ve şeytandır. Çünkü münâkaşa hak namına değil his ve
nefis namına neticelenir. Bu nedenle olsa gerek İmam-ı Şafi "münakaşa câiz
değildir," demiştir. Çünkü münâkaşada kişinin enesi de devreye girip netice menfî
olarak sonuçlanacaktır. Böylece münâkaşa bütün fayda kapılarını kapatmaktadır.
:gul:
Münâzara ise karşılıklı konuşmadır. Bir konuda karşıt görüşleri savunanların
fikirlerini çarpıştırdıkları bir tartışma platformudur. Münâzaralar birer fikir ve söz
yarışmasıdır. Dahâ sağlıklı ve îtidâllidir. Taraflar karşılıklı olarak fikirlerini ortaya
koyar ve neticeye ulaşmak için fikirlerini karşılıklı tartıştırırlar. Bu tartışmada çok
ölçüsüz ve mizânsın hâl yoktur. Herhangi bir konu üzerinde zıt düşüncelerin
karşılıklı olarak savunulmasıdır. Münâzarada önemli olan savunmadır. Kendi tezini
tam ve hakkını vererek savunan çok kişiyi iknâ edebilir ve kendi fikrine taraftar
kazanabilir.
:gul:
Bir de müzâkere vardır. Bir konuyla ilgili görüşme, danışma ve konuşmadır.
Müzâkere bir meselenin görüşmeye açılması ve tartışılmasıdır. Taraflar ilmî bilgi ve
belgeleri ile meseleyi görüşür, konuşur ve neticeye bağlamaya çalışırlar. Müzâkere
dahâ sağlıklı ve sıhhatli bir fikir paylaşımıdır.
Şimdi bu girizgâhtan sonra yazılan yazılar ve özellikle yorumlara gelmek
istiyorum. Toptancılık yapmak doğru değil, ancak çok hırpalayıcı ve zararlı
yorumlar ve yazılarla karşılaşıyoruz. Hele ki bunları yapanlar Nûra muhatap
olanlar ise çok daha önemli bir mesele ile karşı karşıyayız diye düşünüyoruz.
Çünkü Nûra muhatap olanların ellerinde İhlâs ve Uhuvvet Risâleleri gibi çok
mühim ve kıymetli eserler var. Bunlardan başka yüzlerce Lâhika mektubu ve
hizmet prensipleri mevcut. Buna rağmen hâlen hissî ve duygusal yazılar ve
yorumların izahı çok zor. Hiç damarımıza dokundu demeden bir defa dahâ Risâle-i
Nûrlarla yüzleşelim. Yazılarımız ve yorumlarımızı Risâle-i Nûr mihengine vuralım.
Altın çıkarsa da bakır çıkarsa da ne yapacağımız belli.
Aşağıya alacağım yerde bakınız nasıl bir ölçü veriliyor bizlere.”Risâle-i Nûr, imân
ve Kur'ân muhaliflerine karşı mücadelesinde cebir ve münâzaa yolunu değil, iknâ
ve ispat yolunu ihtiyâr etmiştir. ” (1). Madem Kur'ân muhaliflerine karşı cebir ve
münâzaa yolunu değil, iknâ ve ispat yolunu ihtiyâr edeceksek, ehl-i imân ve Nûr
kardeşlerimize karşı hangi yolu ihtiyâr etmeliyiz acaba?
Bir meselede haklı olmak kadar o meseleyi anlatma zemin ve şartlarımızın da
haklı olması gerekir. Hiç bir kimse haklı dâvâsını haksız metodlarla neticeye
ulaştıramamıştır. Eğer bir meselede kendimizi haklı addediyor ve hak aramaya
başlayacaksak o meseleyi neticeye götürecek olan vasıtalarımızın ve
metodumuzun da haklı olması gerekir. Meşrû zeminlerde meşrû dâvâmızı
savunmalı ve hakkımızı meşrû yerlerde ve zeminlerde aramalıyız. Yoksa haklı iken
haksız ve neticesiz bir sonuca ulaşırız.
:gul:
Münâkaşa dostlukları öldürür ve kalbleri kırar. Zarar verir zarar eder. Hiçbir kimse
münâkaşa ile sonuç alamamıştır. Zahiren aldım sanmıştır ancak zımnî bir kin ve
adâvete sebep olmuştur. Bir gün mutlaka karşısına çok daha şiddetli olarak
çıkacaktır. Allah muhâfaza, belki de telafisi mümkün olmayan bir noktaya
gidebilecektir.
Bu mânâda Risâle-i Nûrlardan bir kısım yerler ekleyelim. Bedîüzzamân münâkaşa
ve müzâkere ile ilgili şöyle açıklamalar yapmaktadır.
“Eğirdir'de bir münâkaşa -i ilmiye işittim. O Münâkaşa, hususan şu zamanda
yanlıştır… Bu çeşit mesâili münâkaşa etmenin birinci şartı, insafla, hakkı bulmak
niyetiyle, inatsız bir surette, ehil olanların mabeyninde, sû-i telâkkiye sebep
olmadan müzâkeresi câiz olabilir. O müzâkere hak için olduğuna delil şudur ki:
Eğer hak, muârızın elinde zâhir olsa, müteessir olmasın, belki memnun olsun.
Çünkü bilmediği şeyi öğrendi. Eğer kendi elinde zâhir olsa, fazla birşey
öğrenmedi; belki gurura düşmek ihtimali var. …Avâm içinde müşkülât-ı hadisiyeyi
münâkaşa etmek, izhâr-ı fazl suretinde, avukat gibi kendi sözünü doğru
göstermek ve enâniyetini hakka ve insafa tercih etmek suretinde deliller aramak
câiz değildir. ” (2)
Böylece müzâkere-i ilmiyenin şartlarını Üstad Bedîüzzamân ne kadar güzel izah
etmiş. Münâkaşanın ise bu zamanda zararlarını da şöyle ifade etmiştir.“Hâlbuki bu
zaman kadar, hiç bir zaman, din âlimlerinin ittifakına ve münâkaşa etmemesine
muhtaç olmamış. Şimdilik teferruâttaki ihtilâfı bırakmaya ve medâr-ı münâkaşa
etmemeye mecburuz. ” (3)
Bizleri tenkit edenlere kaşı ise Üstad Bedîüzzamân şu ifadelerle yol göstermiş.”O
vâiz ve âlim zâta benim tarafımdan selâm söyleyiniz. Benim şahsıma olan
tenkidini, itirazını, başım üstüne kabul ediyorum. Sizler de, o zâtı ve onun gibileri
münâkaşa ve münâzaraya sevk etmeyiniz.
Hattâ tecavüz edilse de bedduâyla da mukabele etmeyiniz. Kim olursa olsun,
madem imânı var, o noktada kardeşimizdir. Bize düşmanlık da etse, mesleğimizce
mukabele edemeyiz. Çünkü, dahâ müthiş düşman ve yılanlar var.
Hem elimizde nûr var, topuz yok. Nûr kimseyi incitmez, ışığıyla okşar. Ve bilhassa
ehl-i ilim olsa, ilimden gelen enâniyeti de varsa, enâniyetlerini tahrik etmeyiniz.
Mümkün olduğu kadar, “Boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman,
izzet ve şereflerini muhâfaza ederek oradan geçip giderler. " (4) düsturunu rehber
edininiz. ” (5)
Ayrıca Üstad Bedîüzzamân gelen ifadelerle talebelerine ne kadar istikametli ve
muhâkemeli yol göstermiş.“Hem münâkaşa, münâzaa ve mesâil-i dînîyede
damarlara dokunacak tarafgirane mübâhese etmemek lâzımdır ki, Nûr aleyhinde
garazkârlar çıkmasın. ” (6)
“Meşrebimiz münâkaşa ve münâzara olmadığından ve kusurumuzu hakikî olarak
gösterenlerden memnun olduğumuzdan,… ” (7)
Şimdi hâl böyleyken Nûr’un şakirtleri çok dahâ müteyakkız olmalı. Yazdıklarına,
konuştuklarına ve yorumlarına âzamî dikkat etmeli. Münâkaşaya sebep olabilecek
ve dahâ ileri hak ve hukûka girebilecek söz ve fiillerden kaçınmalıdır. Meselelerini
ise müzâkere yaparken “insafla, hakkı bulmak niyetiyle, inatsız bir surette, ehil
olanların mabeyninde, sû-i telâkkiye sebep olmadan” devam ettirmeli ve zarar
vermeden neticelenmesine gayret göstermelidir.
Dipnotlar:
1-Tarihçe-i Hayat - Barla Hayatı,2006,s:246
2-Mektubat,2004,s:586
3-Şualar,2005s:633
4-Furkan Sûresi, 25:72.
5-Kastamonıu Lâhikası,2006,s:357
6-Emirdağ Lâhikası,2006,s:468
7-Emirdağ Lâhikası,2006,s:726
___________________
Alıntı