Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

makbergülü1

~~makbergülü~~
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2010
Mesajlar
776
Aldığı Beğeniler
10
Takım
Galatasaray
show_image.php


Gözlerimizi önce sevgiye açtık. Muazzam bir sevginin hür metine yaratılmamızla birlikte daha ilk başta, dokuz aylık yol culuğumuzda geleceğimiz günü bekleyen anne babamızın sev gi kucağında bulduk kendimizi. Sonra sevmeyi öğrendik. İçi mizde yeşermeyi bekleyen sevgi tomurcuğu gittikçe filizlenme ye başladı. Ailemizin, dostlarımızın sevgisi ile büyüdüğümüz gibi, daha çok severek gönlümüzü büyüttük ve yeşerttik.

Pek çok şeyi, hattâ güzel olan her şeyi seviyoruz. Ama şu soru yu kendimize sormayı çoğu zaman unutuyoruz: Neyi niçin se viyoruz? Bunun cevabını bilmiyorsak, işte o zaman sevgi dedi ğimiz o muazzam duygu havada kalıyor.

Hepimiz gönlümüzde birilerine, bir şeylere karşı sevgi besle riz. Ama bu sevgi tohumunun, filizlendiğinde, aslında daha ötelerde-çiçek açacağını bilmiyorsak, yani gönlümüzdeki sevgi hissinin asıl yönelmesi, varması gereken bir hedefi olduğunu bilmiyorsak, işte o zaman yaşadığımız yalancı sevgileri, mecazî aşkları, "çok yoğun bir sevgi" diye kendimize inandırmaya çalı şıyoruz demektir. Ama bu sevgileri asıl sevgiye ulaşmada bir basamak yapabilmişsek, o zaman hedefe doğru yürüyoruz de mektir.

İki güzel sözü hatırlıyoruz hemen:

"Göz neyi görürse gönül ona tâbîi olur",
"Gözden ırak olan gönülden de ırak olur."

Gözlerimizin gördüğü şeylerle gönlümüz arasında bir köprü vardır. Ruhumuz bu âlemi göz pencerelerinden, seyrediyor. Dı şarıda gördüğümüz güzel olan her şey, gönlümüzde yerini bu luyor.

İlk önce şu "güzel" kelimesini ele alalım. Çevremizde güzel olan şeylere hayranlıkla bakıyoruz ve gönlümüzde karşılığım buluyor, bir yer ediyor. İnsanın fıtratında, güzel olana karşı bir meyil vardır. Güzel olan herşeyi severiz. İster suret güzelliği, is ter siret, ahlâk ve davranış güzelliği. Tabii bu güzele bakma ve güzel olanı sevme işi herkese göre farklıdır.

Çünkü bakış açıları farklıdır, herkesin kendine göre bir güzellik anlayışı vardır. Ama bu farklılıklar önemli değildir. Önemli olan şu ki, bize gö re güzel olan her şeye karşı içimizde bir meyil vardır. Bu du*rumda o güzel olan şeyi niçin seviyoruz? Ne adına seviyoruz? Bunu sormamız lâzımdır.

Çok sevdiğiniz bir dostunuzu düşünün. Onu, hangi özelliklerinden dolayı seviyorsunuz? Onun nesini güzel buluyorsunuz? Dış görünüşü mü sizi cezbediyor, giyinişi mi çok güzel, ses to nu mu, davranışları mı, konuşması mı, fikirleri mi?

Mesela iyi lik etmeyi seven bir insandır, siz de onun için seversiniz ya da sizin duygularınızı anladığını düşünürsünüz onun için seversiniz. Kısacası, gerek dıştaki, gerek mânasındaki bazı güzellikle rinden dolayı onu seversiniz. Burada şu soruya cevap arayalım: Dostunuzu gerek suret gerek sîret, ahlâk yönünden güzel bulu yor ve bu güzelliği için onu seviyorsunuz. Peki, ama onun o gü zelliği kendisinden mi? Yani kendi ürünü mü?

Bizim en başlıca sorunumuz, güzel gördüğümüz bir şeyin gü zelliğini kendisinden bilmektir. Sanki ona aitmiş gibi, sanki o yapmış gibi...

Dostumuzun sureti güzelse, onu bu güzel surette yaratandan dolayı güzel. Ahlâkî güzellikleri varsa, ona gelen bu güzel ahlâkın bir kaynağı var. Fikirleri güzelse, onu düşündüren ve ona ilhamlar veren kim? Konuşması ya da ses tonu güzelse, ona bu güzellikleri veren ve yaratan kim? Beğendiğimiz, meftun ol duğumuz bütün iç ve dış güzellikleri kendisinden değil, Yaratı cının ona sınırlı miktarda verdiği bir güzellikten kaynaklanıyor.

Bu durumda o güzel olan kul, Yaratıcısının güzel isim ve sı fatlarını yansıtıyor, bir ayna vazifesi görüyor. Fikirleri, konuş ması, davranışları o güzel şeyler hep kaynağını oradan alıyor. O halde kaynağına gitmek, bu sınırlı ve dar alandan geçip sınırsız olana gitmek ve böylece en güzel olanı bulmak daha önemli ve daha gerekli değil mi?

Bir şeyin güzelliğini o şeyin kendisinden bilirsek, o şeye nefis adına bakarız. Şu iki farklı bakış açısına dikkat edelim:

1. "Aa! Ne güzel bir çiçek. Rengi ne güzel, kokusu ne güzel. Koparayım ve alıp evime götüreyim."

2. "Şu çiçeğe bak. Allah ne güzel yaratmış? Taç yapraklarıyla, sapıyla, köküyle her şeyi en olması gereken yerde, ne eksik, ne fazla. Üstelik bu çiçeklerden yeryüzü bahçesinde milyarlarca var. Hepsinde ayrı ayrı güzellikler ve esma-i İlâhî yansımaları var."

Birinci bakış açısına sahip olan kişi, yani çiçeğin güzelliğini çi çekten bilen, çiçeğin kendisine ait zanneden kişi, o çiçeği kopa rır, yakasına takar ya da vazoya koyar. Çünkü o güzel şeye sa hiplenmek ister. İki gün geçmeden çiçek soluverince de kaldırır Çöpe atar.

Ama ikinci bakış açısını yakalayan kişi, en başta o çiçeğin, Rabbini zikrettiğini bilir ve koparmaya kıyamaz. Onun o güzel liğini seyrederken yaratıcısını düşünür. Ve o çiçeklerin hepsinin Çeşit çeşit aynalar olduğunu ve Rabbinin isimlerini yansıttığını bilir. Bu da onu İlâhî aşka götürür.

Birinci kişinin sevgisi çiçek varolduğu sürecedir. Çiçek solun ca, çiçeğe olan sevgisiyle birlikte o çiçeği çöpe atar. Bir anlamda aynası kırılmıştır. Aynası kırılınca da, aynayı gerçek güzellik zannettiği için hüsrana uğrar, dünya başına yıkıldı, artık her şev bitti, hayat anlamını yitirdi zanneder. Ama ikinci kişinin sevgisi ebedidir.

Çünkü o, çiçeğin kırılacak bir ayna olduğunu, bitici ol duğunu, ama Bakî olanı yansıttığını biliyordu. Aynalar kırıldık ça Bakî olana sevgisi daha da yoğunlaşır. Çünkü fanilikteki biti şi ve yalancılığı görüp, Bakîye yönelir.

Aynalar kırıldıkça o Bakî olanın Bakî güzelliklerini yeni yeni aynalarda seyrederek, zen gin bir güzellik yaşar.
Fâni sevgimizi az sonra kırılacak bir ayna olarak düşünelim. Az sonra kırılacak, bitecek bir aynayı her şey edinmek ve onun uğruna hayatı harcamak ne derece doğru ki?

Evinizde ayna var. Günde kimbilir kaç kere bakıyorsunuz, karşısına geçtiğinizde sizi yansıtıyor. Aynayı ayna yapan şey si zi yansıtma görevidir. O ayna kırılsa da siz duruyorsunuz, öyle değil mi? İşte yaratılmış olan bizler de Rabbimizi yansıtan birer aynalarız. Biz kırılsak da, geçip gitsek de Rabbimizin isimleri bakî. O çok sevdiğimiz insan da ayna gibi. Rabbinin isimlerini yansıtan bir ayna. Ama bu isimlerini bırakıp, aynanın kendisini seversek, gün gelip de ayna kırılınca halimiz ne olacak? Bu du rumda aynaları sevmekten vazgeçip, aynalarda yansıyan isim-lere meftun olmamız gerekiyor.
İnsanın fıtratmda güzele karşı meyil var, demiştik. Ama o gü zelliği o şeyin kendinden bilirsek, nefsanî bir sevgi yaşarız, de miştik.

Pamuk Prenses masalını bilirsiniz. Üvey anne yaşlı bir kadın kılığına giriyor ve onu öldürmek için onu en zayıf noktasından vuruyor. O en zayıf nokta neydi? Bir sepete kırmızı elmalar ko yuyor, ama zehiri de en güzel elmaya enjekte ediyor. "Bak bu elmaya ne kadar kırmızı, ne kadar tatlı, ne kadar sulu, ne gü zel." Böylece Pamuk Prensesi, güzele olan sevgisinden vuruyor.

O çok güzel diye bağlandığımız şeylere dikkat edelim de için de zehir olmasın. Bu durumda, baktığımız şeylere nefsimizi hoş tutmak adına değil de Rabbimizden gelen mektubu okumak adına, Onu daha iyi tanımak adına bakmalıyız. Yoksa nefsimiz ambalaj güzelliğine kapılabilir ve bize zehirli elmalar sunabilir.

"Göz neyi görürse, gönül ona tâbîi olur."

Şimdi de şu soruyu soralım. Göz neyi görüyor ve gönül neye tabî oluyor? Göz, baktığı şeylere ne adına bakıyor ve gönlü ne lere meylettiriyor?

Demek ki birşeye Allah adına bakarsak gönlümüz Allah'a tabî olur, Ona uyar. Ama birşeye nefsimizi hoş tutmak adına bakarsak, nefsimize tabî oluruz ve ona uyarız. O halde göz neyi görüyor, ne adına görüyor ve gönül neye tâbîi oluyor, biraz da ha dikkat!

İkinci sözümüz, "Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur" sözüydü. Gözümüz birşeye nefis adına bakıyorsa, onu, ilk önce gözümüzden, sonra da gönlümüzden ırak tutmamız gerekir. Eğer bunu yapmazsak, Allah adına bakmayan göz, manevî göz lerden ırak olur. Yani baktığımız şeylerde Allah'ın sanatını gö remeyen bir gözümüz varsa, Allah adına bakamıyoruz demek tir.

"Yaratılanı Yaratandan ötürü sevmek" derecesine ulaşan bir insan, artık, "Göz neyi görürse gönül ona tabî olur" sözünü ger çek mânâda yaşamaya başlar. Gönlünün, Rabbine olan sevgisi ışığında gözlerini yarattıklarına çevirerek, Onun yüceliğini, kudretini anlamaya çalışmaya, böylece tefekkürle hislerini, fi kirlerini geliştirerek Rabbini daha çok sevmeye başlamıştır.

Bize verilen sevgi duygusunu sadece yaratılanlarda takılı bı*rakmamak, fani sevgilerle gönlümüzü oyalamamak zorunda yız. Çünkü daha yüce bir sevgiyi içinde barındırabilen, daha ötelere uzanabilen gönlümüzü, çok azla sınırlandırmış oluruz


ki, bu da gönlümüze kendi ellerimizle vurduğumuz en büyük darbe ve onu hapsetmek demektir.
Fani sevgileri çoğumuz yaşadık. Bir kısmımız hâlâ yaşıyoruz, bir kısmımız da İlâhî sevgiyle fani sevgi arasında gidip gelme ler yaşıyoruz. Gelin, şimdi de fani bir sevgi yaşadığımızda gön lümüz ne hâle geliyor, İlâhî sevgi yaşadığımızda nasıl genişle yip feraha çıkıyor, bunun bir kıyaslamasını yapalım.

Fani bir sevgi yaşadığımızda neler yaparız? Ondan gelen her eziyete katlanırız, onun için herşeyi yaparız, onun emrinden dı şarı çıkmayız, ona güzel ve temiz görünmek isteriz, beğeneceği şeyleri yaparız. Aylarca onu beklemeye tahammül gösteririz, bir kez görmek adına kilometrelerce yol katedebiliriz. Bütün mücadelemiz onun sevgisini kazanmak adınadır. "Bana bir baksa, benimle bir kelime konuşsa, hiç olmazsa selâm verse" di ye diye bir ömür geçirir, ömrümüzü onun uğruna satarız. Ken dimizi yaşamayı bırakır, onu yaşamaya başlarız. Kendimizi ona öyle bir programlarız ki onun davranışını, giyinişini, kullandığı kelimeleri kendimizde uygulamaya başlarız.

Onun bütün ka rakterini ve ahlâkını kendimize oturturuz. Onun bir kopyası ha line geliriz.

Onun sevdiği müzikler hangisiyse, özellikle onu hatırlamak için onları dinleriz. Onu gördükçe daha çok bağlanır, göremedi ğimiz zamanlarda da hasretimizi dindirmek için hayallerin ku cağına atarız kendimizi. O kadar aşırıya gideriz ki, tabiattaki hadiseleri de sevdiğimizle bütünleştirmeye başlarız. Yağan yağ murda o, kar tanesinde o, dalgaların sesinde, martının çığlığın da, gecede, herşeyde o. Adeta neye baksak onu görürüz.
İşte fani sevginin en yoğun şekilde yaşanılan hali bu. Tabii daha aşırıya gidenleri de var. O sevdiğiyle evlenmek için ailesi ni bir kalemde silip, kaçıp gidenler ya da sevdiğine kavuşamayıp intihar edenler, bir fani uğruna kendi hayatlarını kendi elle riyle bitirenler.

İşte böyle bir insan çok yoğun bir sevgi yaşadığını hissetse de, aslında yalnızca zannediyordun Sevgisi bir zandan ibarettir. Niçin zandan ibarettir? Gönlümüzde sınırsız bir sevgi vardır. O sevgi de yalnızca bu gönlü yaratan, gönlün sahibi olan Allah'a aittir. Ve bu sınırsız sevginin sahibine verilmesi gerekiyor. Ama gönlün ve içindeki sevginin asıl sahibini bırakıp, gönlümüzü yarattıklarından birine kaptırırsak, gönlün içindeki o yoğun sevgiyi de ona akıtırız.

Yani o yoğun sevgi yanlış adrese gittiği için, asıl sahibine ulaşamadığı için, o yaratılanı sevdiğimizi zan nederiz. Bizdeki bu sınırsız sevgi, sınırlı ve fani birine lâyık de ğildir. O sevgiyi lâyık olana, Rabbe göndermek gerekiyor. Sevgi zannettiğimiz o hissin bizi yalnızca acı çekişlere ittiğinin ve gönlümüzü daracık bir sevgi kırıntısıyla hapsettiğimizin farkı na varabilmemiz, ancak asıl sevgiye geçiş yapmamızla müm kün olacaktır.

Sevgisi uğruna ailesini bir kalemde silmiş, hiçbir şeyi gözü görmemiş ve sevdiğine kendisini programlamış insanlar biliyo rum.

Bir insan sevgisi uğruna en değer verdiği ve en çok bağlandı ğı ailesini, anne ve babasını bile gözden çıkarabiliyor.

Bir de şu söze bakın: "Anam babam sana feda olsun yâ Resulallah!" İnsan neyi seviyorsa ona canını ve canından daha de ğerli olanları bile verebiliyor. Peki bu değer verdiklerimizi niçin fani olanlara adıyoruz da, Bakî olana vermiyoruz? Meselâ sev diği için intihar edecek cesaret varsa, bir insan Allah için hayatı nı gözden çıkarabilir.

Allah adına hayatı gözden çıkarmak şe hitlik mertebesini getirirken, fani biri için ölmek ise sadece ezi yet veriyor. Demek ki bizde böyle bir hal var. Kimi sevmişsek, kime bağlanmışsak onun için her şeyi gözden çıkarabiliyoruz.
O halde geliniz, sevdiklerimizi Allah için kurban edelim. On ların dar ve bitici sevgilerinden vazgeçelim. Onları seveceksek de Allah adına sevelim. Yeri geldiğinde anne ve babayı bile

gözden çıkarabilecek bir sevgi var içimizde. Bu sevgi bir insan için olmamalı. Allah için olmalıdır.
Şimdi de biraz gönlümüzü tefekkür edelim. Gönlümüz, yaşa dığı sevgiye göre ne hale geliyor bunu gözlemleyelim. İlk önce şunu düşünelim. Sevdiğimiz o insanı da, onunla bütünleştirme ye çalıştığımız kâinattaki hadiseleri de Allah yaratıyor. Ama ya ratanı hiç düşünmeyip, yaratılan bir kulu ve diğer yaratılanları bir araya getirdiğimizde, faniliğin tam ortasında buluyoruz kendimizi. Bu da yalnızca acı çekmeye itiyor. İsterseniz küçük bir deney yapalım sizinle. Şimdi çok sevdiğiniz bir insanın is mini söyleyin ve onu hatırınıza getirin. Onun ismini söylediniz mi? Şimdi de Allah deyin. Rabbinizi düşünün. İkisini yan yana getirdiğimizde aradaki fark şudur: O insanın ismini söylediği mizde içimize bir acı düşer. Allah dediğimizde ise, içimize bir ferahlık, gönlümüze bir genişleme gelir.

Bir insana olan sevgimizin gönlümüze acı getirmesi, onun elinden çektiklerimizden öte, gönlümüzdeki zikrin durmasın dan ileri geliyor. Bir günde kaç sefer Allah dediğimizi ve kaç kere o insanın ismini gönlümüze ve dilimize getirdiğimizi dü şünürsek, bunu daha iyi anlarız.

Gönlün gıdası Allah'ın ismini söylemektir. Bu yüzdendir ki Allah deyince gönlümüze ferahlık ve genişleme geliyor. Ama o insanın ismini sürekli tekrarlayınca, sadece çektiğimiz acıların katlanmasına ve kalp sancıları çekmemize neden oluyor. Ma dem ki bu sevme hissini Rabbimiz gönlümüze vermiş, o sevgi hissimiz, fâniliklerdeki acıyı ve daralmayı gördükten sonra asıl adresine yönlendirilmelidir.

Gönlünü fani sevgilere kapatıp Allah sevgisine açan bir insan, fanî sevgisinde duyduğu sevgi kırıntılarının büyümeye ve kök salmaya başladığını hisseder. Artık o güzel giyinişler, sevgisini kazanmaya çalışmalar, emre boyun eğmeler Allah içindir. Ön celeri fani sevgisinden hayatına aldığı ahlâkın, davranışların,
hattâ kelimelerin yerini artık Allah kelâmı ve Kur'ân ahlâkı alır. Davranışını ve yaşayışını da buna göre programlar, kâinattaki hadiselere bakışı da değişir.

Her düşen yağmur tanesi Rabbinin kendine gönderdiği bir mektup, bir âyet, bir selâmdır. Dalgaların sesinde
Allah ismini duyar, rüzgârın esmesinde Hûlar kulaklarında yankılanır. Neye baksa Rabbinin kudretini, işaretini görür, neyi görse Onu hatır*lar ve Ona adım adım yaklaştığını hisseder.

Hepimiz gönlümüzde mükemmel bir insan imajı çizeriz. Ev leneceğimiz insanın boyu, kaşı, gözü, nasıl bir insan olup, nasıl bir karakterde olacağını zihnimizde çizeriz. Ve her yerde o çiz diğimiz karakterdeki insanı yana yakıla ararız. Çizdiğimiz o "mükemmel insan" tablosuna az çok benzeyen biri karşımıza çıkmışsa, artık o içimizde belirlediğimiz karakterleri bu insana oturturuz. O insan gerçekte bam başka bir insandır ama biz, o karakter oturtuşumuzla görmek istediğimiz gibi görmeye başla rız. Fakat ikisi arasında dağlar kadar fark vardır ve çoğu zaman da hayal kırıklığı getirir.

Halimiz işte bu. İçimizde kavuşmayı istediğimiz mükemmel biri vardır ve her yerde yana yakıla onu ararız. İçimizdeki o mükemmel varlık, her yerde aradığımız o mükemmel varlık, herhangi bir insan, hattâ hiçbir insan değildir. İşte o mükemmel varlık, ulaşmaya çalıştığımız ve insan kalıplarında aradığımız o mükemmel varlık aslında Rabbimizdir.

Bu meseleyi bir örnekle açmak istiyorum. Bir arkadaşımla sohbet ederken konu konuyu açtı ve en sonunda

"Evlenmek için nasıl bir insanı tercih ederiz?" konusu gündeme geldi. Ar kadaşımın cevabı şuydu: "Sorumluluk sahibi olmalı, her işin üstesinden gelen becerikli, tuttuğunu koparan biri olmalı. Ona şefkatle yaklaşmalı, kesinlikle güçlü olmalı, onu her türlü kötü*lüklerden korumalı. Gücü yettiği ölçüde ona istediği şeyleri ala bilmeli.

Kısacası mükemmel biri olmalı..." Yani pek çok insanın istediği gibi iri bir cüsse, şişkin bir cüzdan ve biraz da kişilik arıyordu. Cevap sırası bana geldi.

"Ben öyle mükemmel birini arıyorum ki hiçbir eksiği ve ku suru olmasın. Ama benim bütün kusurlarımı affetsin.

Ben uy kudayken bile o hiç uyumadan beni görsün. Bana nereden teh like geleceğini bilsin ve her an korusun. Her an benimle olsun. Benim neye, ne zaman ihtiyacım olduğunu önceden bilsin ve tam zamanında ihtiyaçlarımı gidersin. İçimden geçenleri oku sun. Meselâ kola istediysem, içimden kola diye geçirmişsem, dolabı açınca kola bulayım, içimden erik yemek gelmişse, bana bir şekilde erik yollasın. Beni benden daha çok sevsin, beni ben den daha çok düşünsün. Rüyamda ne gördüğümü bile bilsin. Ben kendimi, hislerimi ona anlatmak zahmetine girmem. O, be ni benden daha iyi bilsin."

Arkadaşım önce şaşırdı sonra da güldü. "Sen böyle birini bekliyorsan daha çok beklersin" dedi. Ona "ben aradığımı bul dum, asıl sen daha çok beklersin" dedim. Ona sebebini söyle dim.
Arkadaşımın ihtiyaç listesi halinde çıkardığı maddeler, evle neceği erkekte olması gereken özellikler, tümü birden hiç kim sede bulunmaz. Bu beklediği vasıfların tümünü birden üzerin de toplamış bir insan göremeyiz.

Her insanda bazı yönler gelişmiş olsa da beklediğimiz bir çok yönü eksiktir. En yakışıklıda para yok, en zekide ilgi yok en zenginde ruh yok Yok, yok, yok... Ama ben hiçbir kusuru ve noksanlığı olmayan birini arıyorum. Yani her türlü kusurdan ve noksanlıktan münezzeh olan Rabbimi. İnsanlarda cüz'î miktar da olan sıfatların hepsi Rabbimizin sıfatlarıdır.

Çok güçlü birini mi arıyorsunuz? İşte şimşekleri çaktıran, ya*nardağları kaynatan ve kıyameti koparacak olan sonsuz kudret. Her istediğinizi almasını mı istiyorsunuz? Dua etmeniz, ona el
açmanız ya da hiçbir şey yapmayıp gönlünüzden geçirmeniz yeterli. Hataları affetmek mi? Rabbimizden daha merhametli kim var ki? Sizi kötülüklerden koruyacak biri mi? Allah'a sığı nın ve İlâhî koruma altına girin.

İşte aradığımız o mükemmel varlık Rabbimiz. Onu arıyoruz da Onu aradığımızı bilmiyoruz. Bir gün gökyüzüne, bulutlara daha dikkatlice bakarak bu yazdıklarımı düşünün, ne demek is tediğimi daha iyi anlayacaksınız. Niye mi gökyüzü? Yeryüzün de eksiğiyle gediğiyle muhatap olduğumuz insanlardan başımı zı kaldırıp, mânâyı görebilmemiz için.

Evlenmek için tercih edeceğimiz insan çok mükemmel biri ol mayabilir. Biz de mükemmel biri değiliz zaten.

Önemli olan ek sikliğimizi bilmek ve noksanlıktan münezzeh olan Rabbimize ulaşmada sevgileri basamak yapabilmek.

Gönül seni bulmuş ise başka yâre bakar mı hiç?
Ateşine yanmış ise başka nâra yanar mı hiç?
Yazar: Hülya Kartal
 

dilsitan

Ya HaY
 
Üyelik Tarihi
24 Ağu 2009
Mesajlar
14,031
Aldığı Beğeniler
9,655
Takım
Galatasaray
BAKIP SENİ GÖREN AŞIK.
BAŞKA CEMALİ NEYLESİN.
DOSTLUĞUNA EREN SADIK.
BAŞKA VİSALİ NEYLESİN...


cok güzel bi paylasim olmus kardesim
yürekten tesekkürler..:gulver:
 

loreS

"ALLAH dE KaLBiM"
 
Üyelik Tarihi
18 Ağu 2010
Mesajlar
4,445
Aldığı Beğeniler
51
Konum
09
Takım
Galatasaray
"Sevgi ne güzelliktendir ne endamdan sevgi ruhun kendisiyle sevdiği şeydir ancak(tavil)

Rahman razı olsun çok güze lyerinde paylaşım olmuş..sevgiyle..
 

Geceler

Sükut_u Sonbahar
 
Üyelik Tarihi
11 Nis 2007
Mesajlar
24,205
Aldığı Beğeniler
22,175
Takım
Fenerbahçe
Önemli olan ek sikliğimizi bilmek ve noksanlıktan münezzeh olan Rabbimize ulaşmada sevgileri basamak yapabilmek.

Gönül seni bulmuş ise başka yâre bakar mı hiç?
Ateşine yanmış ise başka nâra yanar mı hiç?

Cok güzel anlamli bir yazi paylasan yüregine saglik kardesim tesekkürler
Cenab-i Hak razi olsun
Selam ve Dualarimla.......
 

Gökkuşağı1

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Eyl 2010
Mesajlar
199
Aldığı Beğeniler
3
Takım
Galatasaray
Her şey sevgiyle başlar,sevgiyle biter...Yeryüzüne inen her yağmur damlası sevgiyle iner,toprak sevgiyle kokar... ağlamasaydı gökyüzü,yağar mıydı yağmurlar...!Ve her nakışta Nakkaş'ı görmek,bizi bizden çok seveni ve düşüneni görmek...!

Çok güzel bir paylaşım olmuş,...Allah (cc) razı olsun iki cihanda da... :gul:
 

sümeyya

SüKuT
 
Üyelik Tarihi
7 Nis 2007
Mesajlar
4,648
Aldığı Beğeniler
39
Konum
Bursa-Tokat
Takım
Galatasaray
Allah razı olsun kardeşim çok güzel bir paylaşımdı. eMeğine yüreğine sağlık.

Gönül seni bulmuş ise başka yâre bakar mı hiç?
Ateşine yanmış ise başka nâra yanar mı hiç?
 

makbergülü1

~~makbergülü~~
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2010
Mesajlar
776
Aldığı Beğeniler
10
Takım
Galatasaray
BAKIP SENİ GÖREN AŞIK.
BAŞKA CEMALİ NEYLESİN.
DOSTLUĞUNA EREN SADIK.
BAŞKA VİSALİ NEYLESİN...

cok güzel bi paylasim olmus kardesim
yürekten tesekkürler..
__________________Allah razı olsun kardeşim çok güzel bir paylaşımdı. eMeğine yüreğine sağlık.

Gönül seni bulmuş ise başka yâre bakar mı hiç?
Ateşine yanmış ise başka nâra yanar mı hiç?
Her şey sevgiyle başlar,sevgiyle biter...Yeryüzüne inen her yağmur damlası sevgiyle iner,toprak sevgiyle kokar... ağlamasaydı gökyüzü,yağar mıydı yağmurlar...!Ve her nakışta Nakkaş'ı görmek,bizi bizden çok seveni ve düşüneni görmek...!

Çok güzel bir paylaşım olmuş,...Allah (cc) razı olsun iki cihanda da...

Cok güzel anlamli bir yazi paylasan yüregine saglik kardesim tesekkürler
Cenab-i Hak razi olsun
Selam ve Dualarimla.......
"Sevgi ne güzelliktendir ne endamdan sevgi ruhun kendisiyle sevdiği şeydir ancak(tavil)

Rahman razı olsun çok güze lyerinde paylaşım olmuş..sevgiyle..
BAKIP SENİ GÖREN AŞIK.
BAŞKA CEMALİ NEYLESİN.
DOSTLUĞUNA EREN SADIK.
BAŞKA VİSALİ NEYLESİN...

cok güzel bi paylasim olmus kardesim
yürekten tesekkürler..
__________________
:G::G::G::G:
rabbim hepinizden ayrı ayrı razı olsun.okuyan gözleriniz dert görmesin inş...:sevindik:
 
Üst Alt