Uzaklaşan Yakınlar
Komşunun ve komşuluğun hayatın merkezi olduğu günler vardı. İnsanlar “Ev alma komşu al” sözüne inanır, evin etrafında oturan komşularına bakıp beğenmeden ev almazlardı. Yine “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” inancıyla komşularıyla mutlaka iyi geçinmeye gayret ederler, her şeyde anlaşamasalar da asgari nezakete ve komşuluk hakkının gerektirdiklerine hassasiyet gösterirlerdi. “Komşuda pişer bize de düşer” ilkesi gereği de komşularıyla hayatlarında olan her şeyi paylaşırlardı: Sıcak bir tas çorbadan, ucuzluk yapan mağazaların nerede olduğuna, çocukların dertlerinden yeni yemek tariflerine kadar her şey paylaşılanlar arasındaydı.
O zamanlar insanlar belki dünyada olanları çok iyi bilmiyorlardı ama mahallelerinde olan biten her şeyden haberdardılar. Düğünü cenazeyi bilmeyen olmaz ve birine sevinçle, diğerine üzüntüyle ama mutlaka herkes katılırdı. Tatile gidildiğinde anahtar, alışverişe çıkıldığında çocuklar komşuya bırakılırdı. Ne komşuya güvenmemek olurdu, ne de komşunun ricasını geri çevirmek.
Alışveriş muhakkak mahalleden yapılır ve esnaf, mahalledeki herkesi tanır; herkesin durumuna göre borcuna müsamaha ederdi. Yeni biri geldiğinde herkes “hoşgeldin”e gider, taşınan olursa da hüzünle taşınmasına yardım ederlerdi. Mahallenin çocukları mahallede beraber oynar, bisikleti olan bisikletini topu olan topunu paylaşırdı. Ekmek arası domatesler ise her gün bir anne tarafından hazırlanır, oyun arasında yenirdi.
Sonra ne oldu bilinmez; komşusunu tanıyan, her şeyini paylaşan, sevinciyle sevinen hüznüyle üzülen insanların olduğu mahalleler hayatlarımızdan çekiliverdi. Bir anda o mahalleleri masal gibi kitaplarda okuyup, filmlerde seyreder olduk. Herkes beğendi o mahalleleri, herkes takdir etti komşuluklarını; ama kimse kitabını kapatıp, filmini bırakıp komşusuyla konuşmaya, en azından tanışmaya gitmedi. Kimse sokakta gördüğü düğün arabasının sahibini tebrik etmedi, cenaze arabasının kime geldiğini bilemedi. Bunun yerine modern komşularla muhabbet daha bir ilerletildi. Anne diğer diziyi, baba gazetenin bir sonraki sayfasını, çocuk da çevrimiçi görünen arkadaşının sohbet sayfasını açtı ve uzaklar yakınlaşırken yakınlar uzaklaşıverdi.
Mehmet Dinç
Komşunun ve komşuluğun hayatın merkezi olduğu günler vardı. İnsanlar “Ev alma komşu al” sözüne inanır, evin etrafında oturan komşularına bakıp beğenmeden ev almazlardı. Yine “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” inancıyla komşularıyla mutlaka iyi geçinmeye gayret ederler, her şeyde anlaşamasalar da asgari nezakete ve komşuluk hakkının gerektirdiklerine hassasiyet gösterirlerdi. “Komşuda pişer bize de düşer” ilkesi gereği de komşularıyla hayatlarında olan her şeyi paylaşırlardı: Sıcak bir tas çorbadan, ucuzluk yapan mağazaların nerede olduğuna, çocukların dertlerinden yeni yemek tariflerine kadar her şey paylaşılanlar arasındaydı.
O zamanlar insanlar belki dünyada olanları çok iyi bilmiyorlardı ama mahallelerinde olan biten her şeyden haberdardılar. Düğünü cenazeyi bilmeyen olmaz ve birine sevinçle, diğerine üzüntüyle ama mutlaka herkes katılırdı. Tatile gidildiğinde anahtar, alışverişe çıkıldığında çocuklar komşuya bırakılırdı. Ne komşuya güvenmemek olurdu, ne de komşunun ricasını geri çevirmek.
Alışveriş muhakkak mahalleden yapılır ve esnaf, mahalledeki herkesi tanır; herkesin durumuna göre borcuna müsamaha ederdi. Yeni biri geldiğinde herkes “hoşgeldin”e gider, taşınan olursa da hüzünle taşınmasına yardım ederlerdi. Mahallenin çocukları mahallede beraber oynar, bisikleti olan bisikletini topu olan topunu paylaşırdı. Ekmek arası domatesler ise her gün bir anne tarafından hazırlanır, oyun arasında yenirdi.
Sonra ne oldu bilinmez; komşusunu tanıyan, her şeyini paylaşan, sevinciyle sevinen hüznüyle üzülen insanların olduğu mahalleler hayatlarımızdan çekiliverdi. Bir anda o mahalleleri masal gibi kitaplarda okuyup, filmlerde seyreder olduk. Herkes beğendi o mahalleleri, herkes takdir etti komşuluklarını; ama kimse kitabını kapatıp, filmini bırakıp komşusuyla konuşmaya, en azından tanışmaya gitmedi. Kimse sokakta gördüğü düğün arabasının sahibini tebrik etmedi, cenaze arabasının kime geldiğini bilemedi. Bunun yerine modern komşularla muhabbet daha bir ilerletildi. Anne diğer diziyi, baba gazetenin bir sonraki sayfasını, çocuk da çevrimiçi görünen arkadaşının sohbet sayfasını açtı ve uzaklar yakınlaşırken yakınlar uzaklaşıverdi.
Mehmet Dinç
