Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

seylan_54

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Ocak 2011
Mesajlar
3,957
Aldığı Beğeniler
1,393
Riyâ kelimesi terim olarak, "gösteriş yapmak" mânâsına gelmektedir. İslâm nazarında riyâ; amel işlerken kulun Allah'tan başkasını düşünmesi ve ihlâsı terk etmesidir. Kur'ân-ı Kerim'deki şu âyetler bu hususa dikkat çekmektedir:

"Ey iman edenler! Allah'a ve âhiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu hidâyete erdirmez."[1]

"Münâfıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı pek az anarlar."[2]

Riyâ ile amelini boşa çıkaranların perişan hallerini Muhyiddin İbnü'l-Arabî (ö. 638/1240) şu şekilde dile getirmektedir: "Hüsranda kalanların en kötü durumda olanı, işlediği salih amelleri halka gösteren ve riyâ ile iyi amelini yok edip şahdamarından daha yakın olan Allah'ın huzuruna kötü amellerle çıkandır."[3]

Kulluk Allah içindir. Ömür Allah yolunda tüketilirse mübârektir. Kötülüklerden kaçınmak da iyiliklere ermek de sadece Allah için yapılmalıdır. İşlediğimiz amelleri sadece Allah'a arz edebilmeliyiz. Allah için işlenmeyen ameller boşa çıkmaktadır. Bu gerçeği Fudayl b. Iyâz (ö. 187/802) şu tesbiti ile anlaşılır kılmaktadır: "Halk için ameli (ve günah olan şeyleri) terk etmek riyâdır, halk için amel (ve ibadet) etmek ise şirktir."[4]

Riyâkârlıktan kaçındığımızı görmek ve riyâkâr olmadığımızı yansıtmak bile sıkıntılıdır. Tasavvufta terk bilinci esastır. Allah ile aramızdaki en büyük perde nefis perdesidir. Benlik duygusunu ortadan kaldırmadan, kendimizi görmekten kaçınmadan kulluk gerçeğine eremeyiz. "Riyâkârım diye yemin etmem, riyâkâr değilim diye yemin etmemden daha hoşuma gider."[5] diyen Fudayl b. Iyâz ne kadar haklıdır.

Riyâ ehli yaptıklarını duyurmak ister; reklamı sever; gösterişe kalkışır; alkışı, takdiri, beğeniyi, onaylanmayı, taltifi bekler. Hâlbuki tasavvufta dervişin zemmi de medhi de bir görmesi esastır. Başkalarının kınamasına da aldırmaz takdirine de bel bağlamaz. Sûfî ücretli kul değil, sırf kuldur. Dervişin hesabı olmaz. Derviş hasbî adamdır. Göstermek ve görülmek derdine düşmez. Ama riyâya müptelâ olanlar halk nazarında itibar kazanmak isterler. Riyâ ehli rütbe peşinde koşar; dertleri taç ve hırkadır; birtakım payeler için yaptıklarını insanlara gösterme derdine düşerler. Allah erleri ise ihlâslı kullardan olmak ister, Allah için ibadet eder, Allah'tan başkasının yaptığını bilmesini istemez, Allah'ın rızâsını ve âhiret diyarını kazanmak yegâne derdidir. Derdi Allah olanın, kalbi Allah'a bağlı kalanın, istediğini Allah'tan isteyenin, Allah'ın beğenisini kazanma iştiyâkına düşenin yâr ve yardımcısı Allah'tır. Allah o kuluna öyle yardım eder ki, onu katına yükseltmekle kalmaz, insanların gözünde de onun şanını artırır, değerine değer katar. O nedenle kul, "Allah bilsin, gerisi beni alakadar etmez." demelidir. İyilik yapıp denize atmalı, balık bilmezse Halık bilir umudunu korumalı. Ebu Bekir Kelâbâzî (ö. 385/995)'nin ifadesiyle, insanlar arasında itibar kazanmak amacıyla yaptıklarını başkalarına işittirmeye kalkışanların yaptıklarını Allah insanlara sevimsiz kılmakta, onu onların gözlerinde küçük düşürmekte, onların nazarındaki değerini alçaltmakta ve insanlara rezil etmektedir.[6]

Üçüncü devre Melamîliğinin pîri Muhammed Nûru'l-Arabî (ö. 1305/1887) sevenlerini riyâya düşmekten sakındırmakta, yapmış oldukları ibadetleri görmemelerini tavsiye etmekte, ibadetleriyle vuslata ereceklerine kani olmamalarını, mahviyet duygusuna bürünmelerini, her an ibadetle meşgul olsalar dahi ibadetlerinin noksanına hükmetmelerini tenbih etmektedir. Çünkü ona göre ibadet ve itâatler bazen vuslata değil Hak'tan perdelenmeye bile sebep olmaktadır. Onun ifadesiyle söyleyecek olursak deriz ki:

"Bir kişi ameli sebebiyle Hakk'a kurbet ettiğini/yakınlaştığını düşünürse ehl-i isyândan olur. İbadetler ile ucb etmek ve dâvâ-yı bâtıla ile diğer kullara mazhariyet iddiasında bulunmak sûfîlerin bazen düştüğü hatalardandır. Bu ise nefsânî kirlerin, cismânî kirlerin, rûhânî karanlıkların esasıdır. İsyan edenler isyanıyla, tâat sahipleri de ona güven sebebiyle Hak'tan mahcup olurlar. Hz Peygamber (s.a.v.) bile ‘Ben ancak bir beşerim.'demiştir. Kul salih ameli kendinden görmemelidir. Hak Teâlâ katında en üstün amel ağyâr için yapılmayandır. Buna cennet arzusu, cehennem korkusu dâhildir. Bir beklenti olmamalıdır. Suretâ âmil kul ise de o güç ve iradeyi veren Hak'tır."[7]

Muhammed Nûru'l-Arabî bu ifadeleriyle bizlere ibadetlerimiz karşılığında sevap ve mükâfat beklentisine koyulmamızın kendimizde bir varlık gördüğümüzün işareti olduğunu söylemektedir. Kendimizde varlık görmeye kalkışmak, Hakk'ı bilmemizin önündeki en büyük engeldir. Zira şeytan da kendinde varlık gördüğü için Hz. Âdem'in varlığındaki Muhammedî hakikati yani zat, sıfat ve ef'âl tecellîlerini nefyettiği için Hak'tan perdelenmiştir. O nedenle, "İddia sahibi olmaktan sakın." diyen Muhammed Nûru'l-Arabî'ye göre yapılan her iyilik Hak'tan, her kusur ise nefisten bilinmelidir.[8] Muhammed Nûru'l-Arabî bu gerçeği şu sözleriyle daha anlaşılır kılmaktadır:

"Nihâyet ehli, güzellikleri ‘cem' halinde, günahları ise ‘fark' halinde bulurlar. Yani güzellikleri kendilerinden bilmezler, ancak günahları kendilerinden bilirler. Bu konuda iyilikleri yaparken bunu Hakk'a nisbet etmek gerekir. Bu kurb-ı ferâizdir. Kötülüklere gelince bundan nefsine pay çıkar. Bu da kurb-ı nevâfildir. ‘Sana gelen her iyilik Allah'tandır. Sana gelen her kötülük ise kendindendir."[9]


DİPNOTLAR:

[1] 2/Bakara¸ 264.
[2] 4/Nis⸠142.
[3] Kuşeyrî¸ er-Risâle¸s .394.
[4] Kuşeyrî¸ er-Risâle¸ s. 424.
[5] Kuşeyrî¸ er-Risâle¸ s. 424.
[6] Göktaş¸ Kelâbâzî ve Tasavvuf Anlayışı¸ s. 244-245.
[7] Bolat¸ Muhammed Nûru'l-Arabî¸ s. 107.
[8] Bolat¸ Muhammed Nûru'l-Arabî¸ s. 107-108.
[9] Bolat¸ Muhammed Nûru'l-Arabî¸ s. 108.


Kadir Özköse
 

derviş2

فَأَيْن&
 
Üyelik Tarihi
12 Haz 2013
Mesajlar
423
Aldığı Beğeniler
46
Allah Resulü (s.a.v) buyurdu;
Kişi, insanların gözünde cennetliklerin işi gibi iş yapar, oysa o cehennemliktir. Cenab-ı Hak ümmet-i muhammed'i bu tür saflardan uzak eylesin ve içinde olanlarada hidayet versin.
Sehl radıyallahu anh. Buharî

Allah (cc) razı olsun inşâallah.
 

seylan_54

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
23 Ocak 2011
Mesajlar
3,957
Aldığı Beğeniler
1,393
Allah Resulü (s.a.v) buyurdu;
Kişi, insanların gözünde cennetliklerin işi gibi iş yapar, oysa o cehennemliktir.


Mevla, muhafaza buyursun inşallah.

Değerli katkınız için teşekkürler.

Allah razı olsun..
 
Üst Alt