Kul ya dertle ya da muhabbetle Allah der, Allah'a yönelir. Kul bilmese de böyledir. O'nu severek zikredenler, şükretmiş olur, mükâfat alırlar. Yüce Allah'ın zikredenin mükâfatı, Allah katında zikredilmek ve sevilmektir.
İnsan diliyle istemese, istemesini bilmese de haliyle aczini ortaya kor, Rabbine olan ihtiyacını ilan eder, O'ndan ister. Çünkü kâinattaki bütün sebepler O'nun kudretiyle ortaya konmuş, rahmetiyle hizmete sunulmuştur. Sebeplere takılan, onu yüce Yaratıcıya perde yapan kimse yanılıyor.
Herkes aslında bütün nimetleri Rahman olan Allah'tan alıyor.
Bunun farkında olan mümin her nimetin başında, içinde ve sonunda O'nun sonsuz rahmetini görür, kudretini müşahede eder, Allah der, sevgiyle zikreder, edeple ibadet eder.
Kâfir ise bu idrake ahirette ulaşır, mülkün sahibini mahşerin dehşetinde tanır, hemen iman eder, Allah der, zikre sarılır; fakat o gün amel günü değil, hesap zamanıdır.
Allah evveldir; her hayır O'dan başlar. Allah âhirdir; bütün işler O'na çıkar.
Allah zahirdir; her şey O'nun varlığını ispatlar. Allah bâtındır; her gönül içinde O'nu arar. Allah Teâlâ buyurur ki:
"Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim. Bana nankörlük etmeyin.”[2]
Kudsî hadiste Allah Teâlâ buyurur ki:
"Kulum beni zikrettiğinde, ben onunla beraberim. Kulum beni gizlice içinden zikrederse, ben de onu özel olarak zatımla zikrederim. O beni bir topluluk içinde zikrederse, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde (meleklerimin arasında) zikrederim. "[3]
[1] Bk. Şefik Can, Mesnevî Tercümesi, 3/25-26.
[2] Bakara, 152.
[3] Buharî, Tevhid, 15; Müslim, Zikir, 21; Tirmizi, Deavât, 131; İbn Mace, Edeb, 58.
Kaynak: Dilaver Selvi, Ateşin Yakmadığı Âşık, s.105-107. (Semerkand Yayınları)
İnsan diliyle istemese, istemesini bilmese de haliyle aczini ortaya kor, Rabbine olan ihtiyacını ilan eder, O'ndan ister. Çünkü kâinattaki bütün sebepler O'nun kudretiyle ortaya konmuş, rahmetiyle hizmete sunulmuştur. Sebeplere takılan, onu yüce Yaratıcıya perde yapan kimse yanılıyor.
Herkes aslında bütün nimetleri Rahman olan Allah'tan alıyor.
Bunun farkında olan mümin her nimetin başında, içinde ve sonunda O'nun sonsuz rahmetini görür, kudretini müşahede eder, Allah der, sevgiyle zikreder, edeple ibadet eder.
Kâfir ise bu idrake ahirette ulaşır, mülkün sahibini mahşerin dehşetinde tanır, hemen iman eder, Allah der, zikre sarılır; fakat o gün amel günü değil, hesap zamanıdır.
Allah evveldir; her hayır O'dan başlar. Allah âhirdir; bütün işler O'na çıkar.
Allah zahirdir; her şey O'nun varlığını ispatlar. Allah bâtındır; her gönül içinde O'nu arar. Allah Teâlâ buyurur ki:
"Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim. Bana nankörlük etmeyin.”[2]
Kudsî hadiste Allah Teâlâ buyurur ki:
"Kulum beni zikrettiğinde, ben onunla beraberim. Kulum beni gizlice içinden zikrederse, ben de onu özel olarak zatımla zikrederim. O beni bir topluluk içinde zikrederse, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde (meleklerimin arasında) zikrederim. "[3]
[1] Bk. Şefik Can, Mesnevî Tercümesi, 3/25-26.
[2] Bakara, 152.
[3] Buharî, Tevhid, 15; Müslim, Zikir, 21; Tirmizi, Deavât, 131; İbn Mace, Edeb, 58.
Kaynak: Dilaver Selvi, Ateşin Yakmadığı Âşık, s.105-107. (Semerkand Yayınları)
