KUVVETİN HAKTA OLMASI BİR NÜBÜVVET DÜSTURUDUR
- Felsefenin esasında, kuvvet müstahsendir. Hattâ "Elhükmü lil-galib" bir düsturudur. "Galebe edende bir kuvvet var. Kuvvette hak vardır." der. {(Haşiye) Düstur-u nübüvvet "Kuvvet haktadır, hak kuvvette değildir" der, zulmü keser, adaleti temin eder.} Zulmü manen alkışlamış; zalimleri teşci' etmiştir ve cebbarları, uluhiyet davasına sevketmiştir. S. 541
- Hikmet-i felsefe ise, hayat-ı içtimaiyede Nokta-i istinadı, "kuvvet" kabul eder. …. Amma hikmet-i Kur'aniye ise, Nokta-i istinadı, kuvvete bedel "hakk"ı kabul eder. S. 132
- Hakikat kuvvetlidir. * اَلْحَقُّ يَعْلُو وَلاَ يُعْلَى عَلَيْهِ * olan kaide-i esasiye ile, kuvvet haktadır. L. 85
- "El-Hakku Ya'lû" bizzât, hem akibet muraddır
Ey arkadaş! Bir zaman bir sâil dedi: "Madem (El-hakku ya'lû) haktır. Neden kâfir, müslime; kuvvet hakka galibdir?"
Dedim: Dört noktaya bak! Bu müşkil de hallolur. Birinci nokta şudur: Her hakkın her vesilesi hak olması lâzım değildir.
Öyle de, her bâtılın her vesilesi bâtıl olması, yine lâzım değildir. Neticesi şu çıkar: Hak olan bir vesile, bâtıl vesileye galibdir.
Dolayısıyla, bir hak bir bâtıla mağlubdur. Muvakkaten, bilvasıta olmuştur. Yoksa bizzât, hem daima değildir.
Lâkin akibet-ül akibe, her dem yine hakkındır. Kuvvetin bir hakkı var, bir sırr-ı hilkati var. S. 725
Hizmet Düsturları

- Felsefenin esasında, kuvvet müstahsendir. Hattâ "Elhükmü lil-galib" bir düsturudur. "Galebe edende bir kuvvet var. Kuvvette hak vardır." der. {(Haşiye) Düstur-u nübüvvet "Kuvvet haktadır, hak kuvvette değildir" der, zulmü keser, adaleti temin eder.} Zulmü manen alkışlamış; zalimleri teşci' etmiştir ve cebbarları, uluhiyet davasına sevketmiştir. S. 541
- Hikmet-i felsefe ise, hayat-ı içtimaiyede Nokta-i istinadı, "kuvvet" kabul eder. …. Amma hikmet-i Kur'aniye ise, Nokta-i istinadı, kuvvete bedel "hakk"ı kabul eder. S. 132
- Hakikat kuvvetlidir. * اَلْحَقُّ يَعْلُو وَلاَ يُعْلَى عَلَيْهِ * olan kaide-i esasiye ile, kuvvet haktadır. L. 85
- "El-Hakku Ya'lû" bizzât, hem akibet muraddır
Ey arkadaş! Bir zaman bir sâil dedi: "Madem (El-hakku ya'lû) haktır. Neden kâfir, müslime; kuvvet hakka galibdir?"
Dedim: Dört noktaya bak! Bu müşkil de hallolur. Birinci nokta şudur: Her hakkın her vesilesi hak olması lâzım değildir.
Öyle de, her bâtılın her vesilesi bâtıl olması, yine lâzım değildir. Neticesi şu çıkar: Hak olan bir vesile, bâtıl vesileye galibdir.
Dolayısıyla, bir hak bir bâtıla mağlubdur. Muvakkaten, bilvasıta olmuştur. Yoksa bizzât, hem daima değildir.
Lâkin akibet-ül akibe, her dem yine hakkındır. Kuvvetin bir hakkı var, bir sırr-ı hilkati var. S. 725
Hizmet Düsturları

