Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc (allak bullak) ettiğin edvâra (zamanlar) da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb icine sigdirir).
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ (örtü) namıyle (ismiyle),
Kanayan lâhdine (tas mezar) çeksem bütün ecrâmıyle (cansizligiyla);
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın (mezar bekcin) gibi tâ fecre (günes doguncaya) kadar bekletsem;
Gündüzün fecr (aydinlanmasi ) ile âvizeni lebriz (parlatsam) etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.
onlar bizim rahmetimize degil biz onlarin rahmetine muhtaciz!!!!