Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Sevgi_Cicegi

ResuL SewDaLisi..
 
Üyelik Tarihi
25 Kas 2008
Mesajlar
199
Aldığı Beğeniler
8
Konum
Asr-ı Saadet
Takım
Galatasaray
Hz. Geylânî'nin her an ümmete yetişmesindeki sır budur. «Velilerin boynu ayağımın altında» buyurması, işte bu âlî makamın açık ilânıdır. Bu noktada bir hikmet de şudur : Mîraç sırasında Hz. Geylânî âlem-i lâtîfden koşup geldi. Boynunu Fahr-i Kâinatın ayağının altına koydu. Cünkü miraçda, ümmete Muhammedilik fermânı lûtfedilecekti. Kâinatın, her zerrenin efendisi Sultanımız buyurdu ki :«Velilerimin boynu da senin ayağının altında olsun» ve öyle oldu...

Demek ki şimdiye kadar gördüğümüz hassalardan iki tanesi var ki Muhammedîliğin sırrıdır :

Birincisi : Ümmet hesâbına Efendimiz gibi fedakârlık ve ümmeti Allah cemâline dâvet. Buna irşad deriz.

İkincisi ; Ümmet hesabına belâları kendine çekiş ve, ümmet imtihanına sinesini paratoner olarak celbediş. Buna da belâgerdanlık denir.

Belâgerdanlığın en öz misâli Kerbelâ olayıdır.

Hz. Veys'in, Fahr-i Kâinatı görmeyenlere (zâhirde görmeyenlere); yâni bizlere şefaat için Asr-ı Saadet'te infakda Efendimizle teşerrüf etmemek fedâiliğini de evvelce arz etmiştim (üveysîlik).

Şimdi Fahr-r Kâinat Efendimizin, bütün kâinatın evvel ve âhîr belâgerdanlık örneğini bize nasıl verdiğini seyredelim :

Allah zâtından zâtına, sonra sıfatlarına tecellî etti. Bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün âlemleri yarattı. Sonra da bütün haşmetiyle emretti :«Ben sizin rabbınız değil miyim?»

Bu emir bütün iklimleri en ince köşelerine, bütün zerreleri -enfüs ve âfakda- en derin noktalara kadar istilâ etti. Her şey sessizdir. Celâl ve Cemâlin, aynı haşmetle tecellî ettiği bu zaman ötesi halde; kim! hangi eşya! zerre! madde! ruh! nefs! varlık iddia edebilirdi? Her şeyi, her doluluğu boşluk, her boşluğu bu âli hitâb doldurdu. Ve sonra korkunç sessizlik her zerrenin üzerine derin karanlıklar gibi çöktü.

«Evet» demek de «hayır» demek kadar korkunçlaşıyor, her nokta lîme lime yokluğa koşuyor; bu emrin haşmetinden kaçıyordu.

Ve işte bir ses bütün âlemleri yok olmaktan, Celâl'in bütün haşmetine rağmen kurtardı. Bu ses, Fahr-i Kâinatın sesi idi : «Evet Rabbimizsin.»

Ve işte kâinat ve âlemler, her eşya yeniden var olmanın zevkini tattılar. Korkunç yokluğun sinesinden fırladılar.

Ve Allah emretti :

«Bu sesin, bu belâgerdan aşkın hatırı için bütün âlemlere, zerrelere, atomlara, meleklere mevcudiyet imkânı verdim.»

Ve böyle olduk.

İşte Muhammedî, bu eserin, bu ilâhî aşk volkanının fışkırdığı gönüldür.

Eğer bu ses olmasaydı, hiç bir şey olmazdı. Bu ses olmasaydı, Allah Allahlığının gizli hazinesini bildirmekten vazgeçerdi.

Var olmak da, ölmek de, aşk da, vuslat da, firkat da bu sesin yüzü suyu hürmetinedir.

Bu eser de o ilâhî nağmenin, «Evet» diyen sadây-ı Muhammedînin (S.A.S.) yoluna serilen bir nâmedir.

Onk.Dr.Haluk Nurbaki


Saygı deger Yanidoguş üyeleri ve degerli yöneticiler,biraz uzun oldu ama bölmeye kıyamadım çok anlamlı bir konu oldugu için sabırla okudugunuz için Allah razı olsun :ok:
 
Üst Alt