25 Temmuz 2008 Cuma Hutbesi
MİRAÇ VE NAMAZ
Muhterem Müslümanlar!
Zamanı değerli kılan birçok hadisenin vuku bulduğu kandiller geçidi üç ayları, bizim için sair zamanlardan daha önemli hale getiren hadiselerden birisi de içinde bulunduğumuz Recep ayının 27. gecesi gerçekleşen İsra ve Miraç hadisesidir.
Sözlükte ‘gece yolculuğu’ anlamına gelen İsra; Peygamber Efendimiz(sav)’in geceleyin Mescid-i Haram’dan Mescidi Aksa’ya götürülmesi, ‘yükselmek’ ve ‘yücelmek’ anlamlarına gelen miraç ise, O’nun ulvî makamlara çıkartılarak bir anlamda Allahü Teala tarafından misafir edilmesidir. Bu husus yüce kitabımız Kur’an’da şöyle anlatılmaktadır: “Ayetlerimizden bir kısmını göstermek için kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah ne yücedir. O, mutlak işitendir, görendir.”(1)
Aziz Cemaat!
Müşriklerin üç yıl süren boykotu, amcası Ebu Talip ve eşi Hz. Hatice’nin vefatları, Taif’te umduğunu bulamaması, müşriklerin baskılarını artırmaları ve bu yüzden bazı Müslümanların Habeşistan’a hicret etmek zorunda kalmaları gibi son derece üzücü hadiselerin ardından cereyan eden Miraç, aslında ilahî bir ödül töreni, davasında hiçbir tereddüt göstermeyen Rasülüne, Rabbimizin bir teselli mükâfatıdır. Hz. Peygamber'in miracı, onun şahsında, sorumluluğunun bilincinde olan bir Müslümanın tükendiğini sandığı en dar ve zor zamanlarında rahmet kapılarının açılarak kendisine potansiyelinin ve Yüce Allah’ın kudretinin gösterilmesidir.
Mirac aynı zamanda bir sınavdır. Çünkü müşriklerin miraç mucizesiyle alay ederek inkârlarının arttığı bir ortamda Hz. Ebu Bekir’in hiç tereddüt etmeden “O söylüyorsa doğrudur” diyerek, daha Peygamberimizin ağzından duymadan miracı tasdik etmesi, O’nu sıddîk makamına yükseltirken, bize de mucizelere ve Hz. Peygamber’e nasıl inanacağımız hususunda eşsiz bir örnek sunmaktadır.
İşte Yüce Rabbimiz, mucizevî bir tecelliye mazhar kıldığı, Hz. Peygamber’in şahsında biz Müslümanlara, Miraç gecesi beş vakit namazı hediye etmiştir. Bu sebeple de Sevgili Peygamberimiz, “Namaz mü’minin miracıdır” buyurmuşlardır. Bu meyanda bize düşen Mirac'ın tarihsel olarak zaman, mekân veya mahiyetiyle uğraşmak değil, Mirac'ın biz Mü’minlere verdiği derin mesajı ruhumuzda hissederek, kendi miracımıza zemin hazırlamak ve onu gerçekleştirebilmektir. Bunun yolu da hiç şüphesiz hakkıyla namaz kılmaktan ve Efendimizin miraç gecesi hissettikleri güzellikleri namazda aramaktan geçmektedir.
Muhterem Mü’minler!
Namaz, Mü’minler üzerine vakitlerin Allah tarafından belirlenmiş bir görevdir.(2) Peygamber Efendimizin miraçta Sidre-i Münteha’da hissettiklerine biz namazda kendi iç dünyamıza yönelerek ulaşmaya çalışırız. Böylece bir tevhid ve teslimiyet eylemi olan namazla günde beş defa Rabbimizin huzuruna kabul edilme şerefine nail olarak, önce ruhen huzur ve sükûnet bulur, sonra bu tatminle bedenimizi haramlardan korumuş oluruz. Zira layıkıyla kılınan namaz insanı hayâsızlıktan ve kötülülerden alıkoyacağı gibi, küçük günahlarımıza da keffaret olur. Diğer taraftan Peygamber Efendimiz Rabbine miraçta nasıl yaklaştıysa biz de Rabbimize en çok namazlarımızdaki secde ve dualarımızla yaklaşabiliriz.
Yine namaz, dinin direği, Kelime-i şehadetten sonra ibadetlerin en büyüğü, kıyamet gününde sorguya çekileceğimiz ilk husus, cennetin anahtarı ve mü’min ile kafir arasındaki farktır. Öyleyse gelin bu Miraç Kandili’nde namazla ilişkimizi bir gözden geçirelim. Kılmıyorsak mutlaka başlayalım, eksik veya aceleyle kılıyorsak, hakkını vermeye çalışalım, zaten kılıyorsak, daha da özen göstererek namazlarımızda miracımızı arayalım.
Bu vesile ile önümüzdeki Salıyı Çarşambaya bağlayan gece idrak edeceğimiz Mübarek Miraç kandilinizi şimdiden tebrik eder, Ülkemiz ve İslam Âlemi için hayırlara vesile olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ederim.
--------------------------------------------------------------------------------
(1) İsra, 17/1
(2) Nisa, 4/103