Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe
Hazret-i Hafsa radıyallahu anhâ Hz. Ömer (r.a)in kızı... Bilgili ve kültürlü, irâdesi kuvvetli, sadakat sahibi bir islâm hanımefendisi... O devirde okuma-yazma bilen pek ender, kültürlü kadınlardan... Üçüncü hicri yılda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin aileleri arasına katılarak müminlerin annesi olma şerefini elde eden bahtiyarlardan...

O, Mekkede Peygamberlik gelmezden (Bisetten) beş sene önce doğdu. Babası, islâm tarihinde adâletiyle ün salan, ikinci halife Hz. Ömer (r.a)dir. Annesi Zeynep, Osman İbni Mazûn (r.a)ın kız kardeşidir. Babası ile birlikte Mekkede müslüman oldu. Ashabtan Huneys İbni Huzâfe (r.a) ile evlendi. ilk müslümanların safında yer alan bu bahtiyar karı-koca birlikte önce Habeşistana, daha sonra Medineye hicret etti.

Huneys (r.a), Abdullah İbni Huzâfe (r.a)ın kardeşidir. Bedir ve Uhud gazvelerine iştirak etmiştir. Her iki gazvede de kahramanca çarpıştı. Uhud savaşında ciddi şekilde yaralandı. Medineye dönüldüğünde şehadet şerbetini içti. Hazreti Hafsa (r.anhâ) genç yaşta dul kaldı.Hz. Ömer (r.a) kızının dul olarak kalmasına gönlü râzı değildi. Biran önce onu evlendirmeliydi. O devirde iddetini tamamlayan kadınların fazla beklemeden evlenmesi daha uygun görülüyordu. Bir baba olarak Hz. Ömer (r.a) da kızının iyi bir kimse ile evlenmesini arzu ediyordu. Bunun için düşündü, taşındı ve onu Hz. Osman (r.a)a nikâhlamaya karar verdi. Hz. Osman da o sırada dul kalmıştı. Hanımı Peygamberimizin kızı Rukiyye (r.anhâ) vefat etmişti. Rahatlıkla teklif yapılabilirdi. Vakit kaybetmeden Osmana gitti. Kızı Hafsayı nikâhlıyabileceğini söyledi. Bu konudaki görüşmeleri Abdullah İbni Ömer radıyallahu anhümâ bizzat babasından şöyle nakletmektedir : Osman İbni Affana gittim. Onu hüzünlü gördüm. Üzüntüsünü gidermek ve teselli etmek için ona Hafsadan bahsettim. İstersen Hafsayı sana nikâhlıyayım dedim. Osman birden cevap veremedi. Hemen evet diyemedi. Biraz düşünmek için zaman istedi ve Hele bir düşüneyim dedi. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra karşılaştığımızda, şimdilik evlenemiyeceğim diye özür diledi.

Hz. Ömer aynı teklifi Hz. Ebûbekir (r.a)a yapmayı düşündü. Onunla karşılaştığında:
istersen sana kızım Hafsayı nikahlıyayım dedi. Hz. Ebûbekir de sustu. Ağzını açıp da bir söz söylemedi. Hiçbir cevap vermedi. Bu sebeple ona, Osmana gücendiğinden daha fazla kızdı.
Hz. Ömer (r.a) iki samimi arkadaşından müsbet bir cevap alamayınca canı sıkıldı, içerledi. Üzüntülü bir şekilde Rasûlullah (s.a)in huzuruna girdi ve şöyle dedi: Yâ Rasûlallah! Ben Osmana şaşıyorum. Hafsayı ona nikâhlamak istedim de yanaşmadı.
Ebûbekir de öyle...
İki Cihan Güneşi Efendimiz Ömere tebessüm ederek: Yâ Ömer! Hafsa, Osmandan, Osman da Hafsadan daha hayırlı birisiyle evlenecektir. buyurdu.
Hz. Ömer büsbütün merak içerisinde kalmıştı. Osmandan daha hayırlı damât kim olabilirdi? Merak içerisinde aradan yine birkaç gün geçti. Nebiyy-i Ekrem (s.a) Efendimiz Hafsaya tâlib oldu. Hz. Ömer (r.a)a: Sen kızın Hafsayı bana nikâhlarsın. Ben de kızım Ümmü Gülsümü Osmana nikâhlarım, buyurdu.
Hz. Ömer bu müjdeye çok sevindi. İki Cihan Güneşi Efendimiz bu haberle Hafsayı kendisine Allahın nikâhladığını anlatmak istiyordu. Bunun üzerine kısa zamanda düğün hazırlıkları tamamlandı. Hicretin üçüncü yılında şaban ayı içerisinde Hz. Hafsa, Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizle nikâhlanarak müminlerin annesi olma şerefine erdi.
Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz bu nâzikâne teşebbüsü ile üç büyük sahâbîsi arasındaki dostluğu, kardeşliği, din bağını hısımlıkla, akrabalıkla daha da kuvvetlendirmiş oldu. Âişeyi nikahlayarak Hz. Ebûbekir (r.a)i Hafsayı nikahlayarak da Hz. Ömer (r.a)i taltif etti. Onları kendine kayınpeder, kızlarını da müminlerin anneleri olma bahtiyarlığına kavuşturdu.

Hz. Ebûbekir (r.a) kendine teklifte bulunan Hz. Ömere müsbet-menfi bir cevap veremediği için üzülüyordu. Fakat başka çaresi de yoktu. Çünki bir sırrı muhafaza etmesi gerekiyordu. Hz. Hafsa ile Fahr-i Kâinat (s.a)in evleneceğini biliyordu. Bunu söylemek emanete hıyanet olacaktı. Bu sebepten sükût etti. Nikâh kıyıldıktan sonra Hz. Ömer (r.a)a gelerek özür diledi ve durumu şöyle izah etti:
Hafsayla evlenmemi istediğin, benim de sana cevap vermediğim zaman herhalde bana gücenmişsindir. dedi. Hz. Ömer de: Evet diye cevap verdi. Bunun üzerine Ebûbekir (r.a) şunları söyledi:
Bana bu konuyu açtığında sana bir cevap vermeyişimin sebebi, Rasûlullah (s.a)in Hafsa ile evlenmekten söz etmesidir. Elbette onun sırrını ifşâ edemezdim, şayet Nebiyy-i Muhterem, Hafsa ile evlenmekten vazgeçseydi, elbette onunla evlenirdim diyerek onu teselli etti.

Ne nezâket!.. Ne edeb!.. Ne sır saklayıcılık!.. İşte islâm edebi!... Emanet bir sır... Sükût bir hazinedir... Emanete riâyet ve sükûtu ihtiyar etmek ise insanın emniyeti ve süsüdür...
Hz. Hafsa (r.anhâ), Rasûlullah (s.a)ın evine Sevde ve Aişe (r.anhümâ) annelerimiz varken gelin olarak geldi. O, İki Cihan Güneşi Efendimizin saâdethânelerine geldiğinde yirmi yaşlarındaydı. Sevde (r.anhâ) annemiz Âişe (r.anhâ) gibi onu da büyük bir gönül rahatlığı içinde karşıladı. Her ikisine de hizmet etti. Hafsa (r.anha) da gençti. Bilgili ve onurluydu. Özü sözü birdi, iradesi kuvvetliydi. Hâne-i seâdette iki genç annemiz olmuştu, ikisi de Efendimize hizmet etme yarısında gayretlerini esirgemiyorlardı. Son derece nâzik davranıyorlardı. Sevgi ve hürmette kusur etmemeye çalışıyorlardı. Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz de iki aziz arkadaşlarının kızları olmaları sebebiyle gücünün yettiğince onlara müsâmaha ile davranıyordu. Kadınlık zaafiyetlerini, gençliklerini göz önüne alarak daha merhametli, daha şefkatli muâmele ediyordu. Fakat beşer olarak sıkıntılı zamanlar da geçiriyordu, şöyle ki: Bir gün Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz Zeynep binti Cahş (r.anhâ) annemizin evinde bal şerbeti içmişti. Biraz da yanında fazla kalmıştı. Bu durum iki genç annemizin dikkatlerini çekti ve aralarında anlaşarak. Efendimizin yanına vardıkları zaman kendisinden megâfir kokusu geldiğini söylediler. Efendimiz megâfir yemediğini, bal şerbeti, içtiğini söyledi ve : Demek ki balı yapan arı megâfir yalamış diyerek bir daha bal şerbeti içmemeğe yemin etti.
Bunun üzerine Allah Teâlâ Tahrim sûresini nâzil buyurdu. Meâli şöyledir:
Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allahın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz bir ara hanımlarından ayrılarak uzlete çekilmişti. Genç ailelerini eğitmek istiyordu. Ashab arasında bu durum, Rasûlullah hanımlarını boşadı, diye yayıldı. Hz. Ömer (r.a) bu haberi işitince doğruca Efendimizin odasına yöneldi. Kızı Hafsanın bir hatası olabileceğini düşünerek Efendimizden içeri girmeye izin istedi ve huzura girerek Efendimizin gönlünü rahatlatacak şu sözleri söyledi : Ya Rasûlallah! Kadınlardan dolayı ne kadar sıkıntı çekiyorsun, şayet onları boşarsan Allah da melekleri de seninle beraberdir. Ben de, Ebûbekir de, müminler de seninle beraberiz... dedi.
İki Cihan Güneşi Efendimiz tebessüm etti. Gül yüzünden nurlar saçıldı. Ömerin kalbine huzur verecek ve müminleri sevindirecek şu cevabı verdi. Hanımlarını boşamadığını, sadece uzlete çekildiğini söyledi. Hz. Ömer mescide geldi ve durumu müslümanlara izah etti.

Hz. Hafsa (r.anhâ) yaratılış icâbı biraz celâlli idi. Hz. Âişe (r.anhâ) annemiz onu şöyle tavsif ediyor: Hafsa tam manasıyla babasının kızıdır. Kuvvetli bir iradesi vardır. Özü sözü birdir.
Birgün Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz Hafsa annemizin yanında Hudeybiyede biat eden ashabını anarak: inşaallah, Hudeybiyede biat eden ashâbım Cehenneme girmez, buyurdu. Hafsa (r.anhâ) da : içinizden oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür. (Meryem sûresi; 71) âyetini okuyarak hatırlatmada bulundu. Efendimiz de ona: Sonra, biz Allahtan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız. (Meryem sûresi; 72) ayetini okuyarak cevap verdi.
Hz. Hafsa (r.anhâ) annemiz ibadete düşkündü. Çok namaz kılar, çokca nâfile oruç tutardı. Onun hayatı da diğer annelerimiz gibi fakirlik içinde geçti. Yatak olarak kullandığı bir şiltesi vardı. Yazın onu altına sererdi. Kışın da bir tarafını altına serip, bir tarafını da üzerine örterdi. Çoğu zaman yemek için ekmek bulamazdı. Buna rağmen şikâyetçi olmadı. Hep haline şükretti.

O, Resûl-i Ekrem (s.a) efendimize son derece sadakat ve muhabbetle bağlıydı. Kendisine hediye edilen şeyleri yemez içmez, Resûlullaha ikram ederdi. Onu daima nefsine tercih ederdi. Bir defasında kendisine bir tulum bal hediye etmişlerdi. Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz odasına uğradığında ondan şerbet yapar ve ikram ederdi.
Hz. Hafsa (r.anha) Fahr-i Kâinat (s.a) efendimizin dâr-ı bekâya irtihalinden sonra da önemli hizmetlerde bulundu. Hz. Ebûbekir (r.a) devrinde Kurân âyetleri bir araya toplanarak Mushaf haline getirilmişti. Bu tek nüsha idi. Hz. Ebûbekir (r.a)in nezdinde kalıyordu. Vefatından sonra Hz. Ömer (r.a)in nezaretine verildi. Hz. Ömer (r.a) da yaralanıp şehid olacağı zaman kızı Hz. Hafsa (r.anhâ) annemize teslim etti. O da itina ile muhafaza etti. Hz. Osman (r.a) devrinde bu nüshadan çoğaltıldı.

Hz. Hafsa (r.anhâ) vâlidemiz 60a yakın hadis-i şerif rivayet etti. Bir tanesi şudur. Rasûlullah (s.a) yatağına girdiğinde sağ elini başının altına koyar şöyle duâ ederdi: Yâ Rabbi! Kullarını dirilttiğin gün beni azabından koru. Bunu üç defa tekrar ederdi.
Hicretin 45. yılında Hz. Muaviyenin halifeliği döneminde altmış yaşında iken vefat eden Hz. Hafsa (r.anhâ) annemizin cenâze namazını Medine valisi Mervan İbni Hakem kıldırdı. Cennet-i Bakîada müminlerin annelerinin yanına; ebedî istirahatgâhına tevdi edildi. Cenab-ı haktan şefaatlerini niyaz ederiz. Amin.
 

FurkanCan

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
30 Mar 2006
Mesajlar
1,775
Aldığı Beğeniler
6
Hz. Hafsa. Hz. Peygamber'in 4.eşi ve yakın dostu ikinci halife Hz. Ömer'in kızıdır. Mekke putperestlerinin eziyetlerine dayanamayarak ilk müslümanlardan olan kocası Huzâfa ile birlikte Habeşistan'a daha sonraları da Medine Şehri'ne hicret etti. Uhut Savaşı'nda kocası şehit olunca dul kaldı. Allah'ın Elçisi, Hz. Ömer'in isteği ile kızını eş olarak almış ve böylece akrabalık bağı ile onları onurlandırmıştı
 

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
Rabbim sizlerden de razı olsun.

Bütün hanım kardeşlerimin bunu konu okumasını tavsiye ediyorum.Örnek olarak sizelere lazım kısımlar.
 

sbetül

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
2 Eki 2005
Mesajlar
923
Aldığı Beğeniler
1
RABBİM BİZLERİDE O MÜBAREKLERİN HALLERİYLE HALLENDİRSİN
 

peri

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Ara 2005
Mesajlar
950
Aldığı Beğeniler
5

Hazret-i Hafsa radiyallahu anhâ Hz. Ömer (r.a)in kizi... Bilgili ve kültürlü, irâdesi kuvvetli, sadakat sahibi bir Islâm hanimefendisi... O devirde okuma-yazma bilen pek ender, kültürlü kadinlardan... Üçüncü hicri yilda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin aileleri arasina katilarak müminlerin annesi olma serefini elde eden bahtiyarlardan...
O, Mekkede Peygamberlik gelmezden (Bisetten) bes sene önce dogdu. Babasi, Islâm tarihinde adâletiyle ün salan, ikinci halife Hz. Ömer (r.a)dir. Annesi Zeynep, Osman ibni Mazûn (r.a)in kiz kardesidir. Babasi ile birlikte Mekkede müslüman oldu. Ashabtan Huneys ibni Huzâfe (r.a) ile evlendi. ilk müslümanlarin safinda yer alan bu bahtiyar kari-koca birlikte önce Habesistana, daha sonra Medineye hicret etti.
Huneys (r.a), Abdullah ibni Huzâfe (r.a)in kardesidir. Bedir ve Uhud gazvelerine istirak etmistir. Her iki gazvede de kahramanca çarpisti. Uhud savasinda ciddi sekilde yaralandi. Medineye dönüldügünde sehadet serbetini içti. Hazreti Hafsa (r.anhâ) genç yasta dul kaldi.Hz. Ömer (r.a) kizinin dul olarak kalmasina gönlü râzi degildi. Biran önce onu evlendirmeliydi. O devirde iddetini tamamlayan kadinlarin fazla beklemeden evlenmesi daha uygun görülüyordu. Bir baba olarak Hz. Ömer (r.a) da kizinin iyi bir kimse ile evlenmesini arzu ediyordu. Bunun için düsündü, tasindi ve onu Hz. Osman (r.a)a nikâhlamaya karar
verdi. Hz. Osman da o sirada dul kalmisti. Hanimi Peygamberimizin kizi Rukiyye (r.anhâ) vefat etmisti. Rahatlikla teklif yapilabilirdi. Vakit kaybetmeden Osmana gitti. Kizi Hafsayi nikâhliyabilecegini söyledi. Bu konudaki görüsmeleri Abdullah ibni Ömer radiyallahu anhümâ bizzat babasindan söyle nakletmektedir:
Osman ibni Affana gittim. Onu hüzünlü gördüm. Üzüntüsünü gidermek ve teselli etmek için ona Hafsadan bahsettim. istersen Hafsayi sana nikâhliyayim dedim. Osman birden cevap veremedi. Hemen evet diyemedi. Biraz düsünmek için zaman istedi ve Hele bir düsüneyim dedi. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra karsilastigimizda, simdilik evlenemiyecegim diye özür diledi.
Hz. Ömer ayni teklifi Hz. Ebûbekir (r.a)a yapmayi düsündü. Onunla karsilastiginda:
istersen sana kizim Hafsayi nikahliyayim dedi. Hz. Ebûbekir de sustu. Agzini açip da bir söz söylemedi. Hiçbir cevap vermedi. Bu sebeple ona, Osmana gücendiginden daha fazla kizdi.
Hz. Ömer (r.a) iki samimi arkadasindan müsbet bir cevap alamayinca cani sikildi. içerledi. Üzüntülü bir sekilde Rasûlullah (s.a)in huzuruna girdi ve söyle dedi: Yâ Rasûlallah! Ben Osmana sasiyorum. Hafsayi ona nikâhlamak istedim de yanasmadi.
Ebûbekir de öyle...
iki Cihan Günesi Efendimiz Ömere tebessüm ederek: Yâ Ömer! Hafsa, Osmandan, Osman da Hafsadan daha hayirli birisiyle evlenecektir. buyurdu.
Hz. Ömer büsbütün merak içerisinde kalmisti. Osmandan daha hayirli damât kim olabilirdi? Merak içerisinde aradan yine birkaç gün geçti. Nebiyy-i Ekrem (s.a) Efendimiz Hafsaya tâlib oldu. Hz. Ömer (r.a)a: Sen kizin Hafsayi bana nikâhlarsin. Ben de kizim Ümmü Gülsümü Osmana nikâhlarim. buyurdu.
Hz. Ömer bu müjdeye çok sevindi. iki Cihan Günesi Efendimiz bu haberle Hafsayi kendisine Allahin nikâhladigini anlatmak istiyordu. Bunun üzerine kisa zamanda dügün hazirliklari tamamlandi. Hicretin üçüncü yilinda saban ayi içerisinde Hz. Hafsa, Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizle nikâhlanarak müminlerin annesi olma serefine erdi.
Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz bu nâzikâne tesebbüsü ile üç büyük sahâbîsi arasindaki dostlugu, kardesligi, din bagini hisimlikla, akrabalikla daha da kuvvetlendirmis oldu. Âiseyi nikahlayarak Hz. Ebûbekir (r.a)i Hafsayi nikahlayarak da Hz. Ömer (r.a)i taltif etti. Onlari kendine kayinpeder, kizlarini da müminlerin anneleri olma bahtiyarligina kavusturdu.
Hz. Ebûbekir (r.a) kendine teklifte bulunan Hz. Ömere müsbet-menfi bir cevap veremedigi için üzülüyordu. Fakat baska çaresi de yoktu. Çünki bir sirri muhafaza etmesi gerekiyordu. Hz. Hafsa ile Fahr-i Kâinat (s.a)in evlenecegini biliyordu. Bunu söylemek emanete hiyanet olacakti. Bu sebepten sükût etti. Nikâh kiyildiktan sonra Hz. Ömer (r.a)a gelerek özür diledi ve durumu söyle izah etti:
Hafsayla evlenmemi istedigin, benim de sana cevap vermedigim zaman herhalde bana gücenmissindir. dedi. Hz. Ömer de: Evet diye cevap verdi. Bunun üzerine Ebûbekir (r.a) sunlari söyledi:
Bana bu konuyu açtiginda sana bir cevap vermeyisimin sebebi, Rasûlullah (s.a)in Hafsa ile evlenmekten söz etmesidir. Elbette onun sirrini ifsâ edemezdim. sayet Nebiyy-i Muhterem, Hafsa ile evlenmekten vazgeçseydi, elbette onunla evlenirdim diyerek onu teselli etti.
Ne nezâket!.. Ne edeb!.. Ne sir saklayicilik!.. iste Islâm edebi!... Emanet bir sir... Sükût bir hazinedir... Emanete riâyet ve sükûtu ihtiyar etmek ise insanin emniyeti ve süsüdür...
Hz. Hafsa (r.anhâ), Rasûlullah (s.a)in evine Sevde ve Aise (r.anhümâ) annelerimiz varken gelin olarak geldi. O, iki Cihan Günesi Efendimizin saâdethânelerine geldiginde yirmi yaslarindaydi. Sevde (r.anhâ) annemiz Âise (r.anhâ) gibi onu da büyük bir gönül rahatligi içinde karsiladi. Her ikisine de hizmet etti. Hafsa (r.anha) da gençti. Bilgili ve onurluydu. Özü sözü birdi. iradesi kuvvetliydi. Hâne-i seâdette iki genç annemiz olmustu. ikisi de Efendimize hizmet etme yarisinda gayretlerini esirgemiyorlardi. Son derece nâzik davraniyorlardi. Sevgi ve hürmette kusur etmemeye çalisiyorlardi. Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz de iki aziz
arkadaslarinin kizlari olmalari sebebiyle gücünün yettigince onlara müsâmaha ile davraniyordu. Kadinlik zaafiyetlerini, gençliklerini göz önüne alarak daha merhametli, daha sefkatli muâmele ediyordu. Fakat beser olarak sikintili zamanlar da geçiriyordu. söyle ki: Bir gün Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz Zeynep binti Cahs (r.anhâ) annemizin evinde bal serbeti içmisti. Biraz da yaninda fazla kalmisti. Bu durum iki genç annemizin dikkatlerini çekti ve aralarinda anlasarak. Efendimizin yanina vardiklari zaman kendisinden megâfir kokusu geldigini söylediler. Efendimiz megâfir yemedigini, bal serbeti, içtigini söyledi ve:
Demek ki bali yapan ari megâfir yalamis diyerek bir daha bal serbeti içmemege yemin etti.
Bunun üzerine Allah Teâlâ Tahrim sûresini nâzil buyurdu. Meâli söyledir:
Ey Peygamber! Eslerinin rizasini gözeterek Allahin sana helâl kildigi seyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bagislayan, çok esirgeyendir.
Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz bir ara hanimlarindan ayrilarak uzlete çekilmisti. Genç ailelerini egitmek istiyordu. Ashab arasinda bu durum, Rasûlullah hanimlarini bosadi. diye yayildi. Hz. Ömer (r.a) bu haberi isitince dogruca Efendimizin odasina yöneldi. Kizi Hafsanin bir hatasi olabilecegini düsünerek Efendimizden içeri girmeye izin istedi ve huzura girerek Efendimizin gönlünü rahatlatacak su sözleri söyledi:
Ya Rasûlallah! Kadinlardan dolayi ne kadar sikinti çekiyorsun. sayet onlari bosarsan Allah da melekleri de seninle beraberdir. Ben de, Ebûbekir de, müminler de seninle beraberiz... dedi.
iki Cihan Günesi Efendimiz tebessüm etti. Gül yüzünden nurlar saçildi. Ömerin kalbine huzur verecek ve müminleri sevindirecek su cevabi verdi. Hanimlarini bosamadigini, sadece uzlete çekildigini söyledi. Hz. Ömer mescide geldi ve durumu müslümanlara izah etti.
Hz. Hafsa (r.anhâ) yaratilis icâbi biraz celâlli idi. Hz. Âise (r.anhâ) annemiz onu söyle tavsif ediyor: Hafsa tam manasiyla babasinin kizidir. Kuvvetli bir iradesi vardir. Özü sözü birdir.
Birgün Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz Hafsa annemizin yaninda Hudeybiyede biat eden ashabini anarak: insaallah, Hudeybiyede biat eden ashâbim Cehenneme girmez. buyurdu. Hafsa (r.anhâ) da:içinizden oraya ugramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinlesmis bir hükümdür. (Meryem sûresi; 71) âyetini okuyarak hatirlatmada bulundu. Efendimiz de ona: Sonra, biz Allahtan sakinanlari kurtaririz; zalimleri de diz üstü çökmüs olarak orada birakiriz. (Meryem sûresi; 72) ayetini okuyarak cevap verdi.
Hz. Hafsa (r.anhâ) annemiz ibadete düskündü. Çok namaz kilar, çokca nâfile oruç tutardi. Onun hayati da diger annelerimiz gibi fakirlik içinde geçti. Yatak olarak kullandigi bir siltesi vardi. Yazin onu altina sererdi. Kisin da bir tarafini altina serip, bir tarafini da üzerine örterdi. Çogu zaman yemek için ekmek bulamazdi. Buna ragmen sikâyetçi olmadi. Hep haline sükretti.
 
Üst Alt