Kadın : 3
Kadın Meselesinde Hatalı Yaklaşımlar
Günümüzde diğer sosyal meselelerde olduğu gibi kadın meselesinin çözüm arayışlarında da hatalı yaklaşımlar ortaya konmaktadır. Bu hatalı yaklaşımları iki ana başlık altında toplayabiliriz.
1. Çözümü Batı'da Aramak
Osmanlı'nın son dönemleriyle beraber genelde İslâm dünyasında özelde ise ülkemizde, yenilmişlik psikolojisi içinde, Batı’yı üstün gören ve Batı hayranı yeni bir aydın tipi ortaya çıktı. Bu aydın tipi her türlü çözümü batıda ve batının değerlerinde aramayı en önemli kıymet saydı. Batı'yı ve onun kurumlarını bir medeniyet ölçüsü kabul etti. Maalesef aynı hatalı yaklaşım AB’nin bir medeniyet projesi olarak kabulü şeklinde halen devam ettirilmektedir.
Aslında diğer birçok sosyal meselede olduğu gibi kadın meselesinde de sorunun kaynağı Batı’dır. Batının değerleri ve tahrif edilmiş inançlarına göre kadın, erkek için yaratılmıştır. Hz. Âdem’i Cennet’ten çıkaran günahkâr kadındır ve sadece erkeğin sahip olacağı bir nesnedir. Kadın, Allâh katında makbul değildir.
Batı’da kadının ruhunun olup olmadığı yüzyıllarca tartışma konusu olmuştur. 12. Asırdan itibaren Batıda kadınlar, büyücü ve cadı avına maruz kalmış, uğursuz oldukları ve cinlerle ilişkileri olduğu iddialarıyla yakılmış veya suda boğulmuştur. Sanayi devriminden sonra ise kadın yeni açılacak iş yerlerinde çalıştıracakları işçi, ürettiklerini sergileyecek bir beden ve ürünlerini satın alacak bir nesnedir.
Kadını önce günahkâr, ruhsuz ve uğursuz gören batı, sonrasında da sadece kullanılacak bir meta olarak görmüştür. Kadına yönelik bu hatalı muamelelerin sonucunda başta feminizm olmak üzere ortaya çıkan akımlar ve pozitif ayrımcılık gibi yaklaşımlar meselenin daha da derinleşmesine sebebiyet vermekten başka bir işe yaramamaktadırlar. Bilenmelidir ki bozuk değerleri ve iflas etmiş sosyal yapısı ile batı, ne kendi toplumuna ne de insanlığa hiçbir çözüm sunamaz. Çözüm diye sunduğu her adım yeni sosyal problemler oluşturmaktan başka birşey getirmez.
2. Sorunu İslâm’da Aramak
İslâm, Cenab-ı Hakk tarafından insanoğluna gönderilmiş ve insanoğlunun dünya ve ahiret saadetini temin edecek yegâne dindir. İslâm’ın emir ve yasakları ve kutlu peygamberinin uygulamaları koyu cahiliye karanlığında yaşayan insanlığı yeryüzünün en medenî toplumu hâline getirmiştir. Hz. Peygamberden sonra da İslâm yayıldığı topraklara huzur, barış ve selamet götürmüştür. Tarih bize göstermektedir ki, İslâm'a bağlı olarak yaşayan devletlerin hükümran olduğu topraklarda kadına yönelik en ufak bir zulüm ve haksızlık yapılmamış bilakis imkân ve şartları en iyi noktalara taşınmıştır.
İslâm’a göre, insan eşref-i mahlukat olarak yaratılmıştır. İnsan olarak yaratılması sebebi ile kadın ve erkek doğuştan eşit haklarla yaratılmıştır. Kadın ve erkek dini sorumluluklarda eşittirler. Kadın da erkek de günahsız olarak doğarlar. Büluğa erdikten sonra kadın ve erkek, insan olmaları sebebi ile yapacağı iyi veya kötü işlerin sorumluluklarını yüklenirler. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek gibi emirlerden ve yalan söylememek, kul hakkına girmemek, zina yapmamak, hırsızlık yapmamak gibi nehiylerden de eşit derecede sorumludurlar. “Herkes kendi kazandığının kefilidir.” (Müddesir, 38), “Hiçbir günahkâr başkasının yükünü yüklenmez. İnsan için ancak kendi çabası vardır. Onun çabası şüphesiz görülecektir. Sonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir.” (Necm 38, 39, 40, 41) ayetlerinde de ifade edildiği gibi insan, kadın ve erkek ayrımı yapılmadan fiillerinin sorumlusu olarak gösterilmiştir. Ayrıca “Ben erkek olsun kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz” (Al-i İmran 195) buyrulmuştur.
Peygamber Efendimiz, toplumun en önemli ögesi olan kadına, şahsiyet ve saygınlığını kazandırmıştır. Hz. Ömer bir rivayette; “Biz cahiliye döneminde kadına zerre kadar değer vermezdik. İslam gelip de Allah onlardan bahsedince, üzerimizde hakları olduğunu öğrendik.” buyurmuştur. Bir başka sahabenin de: “Peygamberimiz zamanında eşlerimize çok iyi davranmaya başladık. Korktuk ki kadınlar hakkında âyet iner de biz erkekler mahvoluruz.” dediği rivayet olunmuştur.
Kadınlara yönelik hayatın her alanında uygulanan adâletsizlik peygamber efendimizin rehberliğinde ortadan kaldırılmış ve adâlet, hayatın her alanında yeniden hâkim kılınmıştır. Resulullah’ın yanına gelen bir sahabe; “Hanımlarımız hakkında ne dersiniz? diye sormuş. Efendimiz şöyle buyurmuş; Yediklerinizden onlara da yedirin, giydiklerinizden onlara da giydirin, onları dövmeyin ve onları kötülemeyin.” (Ebu Davud, Nikah 40-41). Yine “Sizin, hanımlarınız üzerinde hakkınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır.” (Tirmizi, Rada 11) “Sizin en hayırlılarınız hanımlarına karşı en iyi davrananınızdır.” (İbn Mace, Nikah 50) buyurarak kadınlara verilmesi gereken değere işaret etmiştir. Veda Hutbesi’nde de “Kadınlar hakkında Allah’tan korkun. Çünkü siz onları Allah’ın emaneti olarak aldınız” buyurarak bütün Müslümanlara kadınlarının emanet olduğunu ifade etmiştir.
Peygamber'imiz sadece sözü ile değil tavır ve hareketleri ile de kadına hak ettiği değeri vermiş ve bu konuda örnek olmuştur. Hayatı boyunca ne bir kadına ne de bir köleye tokat atmamıştır. Herkese olduğu gibi eşlerine de çok sabırlı olmuştur. Kusurlarını görmezden gelmiş, iyi huylarını övmüştür.
Bir gün Muhacir ve Ensar’dan bir topluluk önünde ganimetleri taksim ederken eşi Zeynep bint Cahş söze karışınca Hz. Ömer tarafından azarlanmış, Peygamberimiz de “Ömer onunla uğraşma, o yumuşak huylu, yufka yürekli ve çok dua edendir” buyurarak kadınlara yönelik muamelelerde nasıl olunacağını göstermiştir. Peygamber efendimiz eşleri ile şakalaşır, gönüllerini hoş tutmaya çalışırdı. Hatalarına karşı kin tutmaz, affederdi.
Bir gün Hz. Ebubekir kızının kapısına geldiğinde Hz. Aişe’nin peygamberimizle tartıştığını duydu ve içeri girdiğinde Hz. Peygamberi üzdüğü için kızına vurmaya yeltendi. Hz. Aişe efendimizin arkasına geçerek babasından saklandı. Peygamberimiz onu korudu ve Hz. Ebubekir gidince “Gördün mü ya, seni adamın elinden nasıl kurtardım” diyerek hem tatlı bir uyarıda bulundu hem de bütün Müslümanlara kadınlara nasıl muamele edileceğini gösterdi.
Hatalar karşısında bazen suskun kalır, eşinin hatasını anlamasını beklerdi. Sevgisini söylemekten hiç çekinmezdi. Bir gün Hz. Aişe Peygamberimize “Ya Rasulullah, bana olan sevgin nasıldır?” diye sordu. Efendimiz ‘Kördüğüm gibidir.’ diye cevap verdi. Hz. Aişe ara ara “Kördüğüm nasıl?” diye sorar, Peygamberimiz de “İlk günkü gibidir.” diye cevap verirdi.