Ne dese, ne yazsa; bir el geliyor siliyor ve diyor ki: ‘’sus, zahir etme beni, ben herkese verilmedim!’’ Bu günden güne dayanılmaz oluyor, hafakanların uğrağı olan düşünceler zamanla kök salıyor ve evhamlar yumağı halinde dağlara kaçası geliyor insanın. Baştan başa ezilen, kıvrılan efkarın ruhta sirayeti tam bir maraza etkisi. Etrafınızdaki insanların anormal bakışları rahatsız etmiyor, zira ‘’bu devirde aklı başında olanın aklından şüphe ederim!’’ diyorsun. Anlık dalmalar yerini saplantılara bırakıyor, göklerin inlemeleri esir alıyor kulakları, insanlar duyulmaz oluyor; insanların boş kelamları! Akın akın dert yağıyor, kaçışmalar, çardak altlarına mahpus kuru kafalar ve sen deli divane yağmura koşuyorsun, yağmur seni kucaklıyor; rahmet böyle bir şey miydi? Delilik ile velilik arasındaki ayrıntıya meraklı sufiler edasında karıncalanıyor aklın, ‘’sen derviş olamazsın!’’ diyor o ses ve sen Kıtmir diyorsun, Kıtmir kadarcık bile mi?
Kitaplardan öğrenilir miydi esrar, derviş yürüdükçe su üzerinde, ıslanır mı senin eteklerin? Hiç mi rüyana girmedi, hiç mi ensende dolanmadı feza, avamlığa bu kadar mı heveslisin? Yazıklar oldu bize, senelerin tükenen soluğu eskicilerin tartısında iki kuruş bile etmiyor, ama büyüdük, ama yetiştik, ama ne hendekler atladık biz, aması adam olamadık biz! Ne bir gram kadar ne de anlık.. Sadece elest bezminde, sadece orasıydı hayat sürdüğümüz yer ve senelerdir gurbet hayatıdır almış başını gidiyor şimdi.. İşte o vatana rücu, işte O kutlu sevgiliye visal anı, ölüm!
Vuslat için ölüm, daha sevimli kılmak adına yaşamak! Tüm sırlara vakıf olup, o hazineyi keşfedip, ‘’Bilinmeyi sevdim.’’de seni bilip, öyle iltica; n’olur bana zaman ver! Uyanayım, açayım kör dimağları ondan sonra, bana müddet ver bir şuhud kadarcık..
Geceler çağırıyor, ah o gecelerde neler oluyor? Tam üçte birinde, masivaya çökmüş, oturuyorsun; ‘’Yok mu?’’ Tüm nuraniler yeryüzünde, meşayihler çalıyor kapıları, bir teveccüh, bir nazar sevdalısı yok mu? Hey ben saatlerimi gavur filmlerine vermeyi tercih ediyorum!..Ve alev yalıyor kapıları, farkına varılmıyor, aslında ölümle Yaradan yeryüzünü temizliyor, toprağın davası bizden daha temiz! Adem baba özür dileriz, özür dilerim! Ben yasak meyvayı yedim, tek suçlu benim! Vur günahlarını boynuma, Hz. Ebubekir de üstlenmesin bunu; elmayı ben yedim! Ey nar; hazırım, yut beni.. Sana odun gibi, taş gibi yiyeceğin insanlar gerek, senin azığın insan. Ama biliyorsun nefs, şeytan hani dedi ‘’ben ateşten yaratıldım, daha üstünüm.’’ Ateş affet bizi.. Bulacak başka bahanemiz de kalmadı, ahh nefs de olmasaydı!..
Hala mı söylemiyorsun? Kimisi hemencecik bir kurşun ile o sırda, kimisi ihlas ile söylenilen bir La ilahe İllallahta, kimisi ele bırakılan bir tasaddukta buluyor, kimi bir derviş meclisinde, kimileri bir şeyhin teveccühünde.. Yol çok, talibi yok! Bilesin, ‘’Bu sır aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır!’’ Neyi arayacağım, nasıl, nerede? Bana öğret nasıl aşılır kızgın kumlar yalın ayak, bir fısıldayıver ki güzergah şurasıdır, de ki bana bu çölün serabı gerçektir.. Muhatabın al beni, ‘’KULUM!’’ de, kurbanın olayım! Yoksa ‘’Ben bu sessizlikte deli gibiyim!’’
Diyor vakti geldi, yanaş kulağını; gecenin elleri uzanıyor , havayı kucaklıyorum. Bir daralmadır rehin alıyor kaburgalarımı, ürküyorum, diyorum ‘’Örtün üstümü!’’ Tur-i Sina, dağ, taş dayanamadı.. Toz bulutları yükseliyor gökyüzüne, yüzleri gülüyor, ‘’Bizi un-ufak edene şükürler olsun, bizi Cemal’e şahit kılan vesile-i Kelamullah; sana canımız feda!’’ Bir taş kadar olamayan, etten kafamız; fındık kurduyla takasa uğramış imanımız, ama ‘’Yeryüzünün halifesi!’’ Rabbim bu ne çetin esrar, aklımı benden al..Zira akıl melekem rahat bırakmıyor beni, canımın tam ortasında kurşun pazarı; delik deşiğim.. Sensiz, yetim; Sensiz, ümit yetimiyim! Lugat intihar mı ediyor ne, acizliğin en esfeline tutulmuşum, kelimem kalmadı; bana yeni dil öğret! Nöbetlerdeyim; gözyaşlarım yalnızlığımın tek sırdaşıdır, özür dilerim onsuz da yapamazdım. ‘’Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz!’’ Başım, gözüm üstüne.. Amenna, amentum gibi haksın, ey sen ağlamak; muhakkak ki Yaratıcı seni bize yoldaş gönderdi! Ve sen Adem babamıza, ve sen Züleyhamıza, ve Mecnun’a her zaman yetişir canan.. Ağla, ağla ki yıkansın gözlerin tutulduğu günahlardan; ağla ve gör ki kapanması zahir gözün hangi aynları keşfettiriyor ve seyreyle şimdi muştakı olduğun Cemali! Yan, yan ki; kor olmuş yüreğine tecellisi, ummana düşmüş gibi boğucu olsun.. Bırak oyuncakları, zira vakit kaybedeli çok oldu, denizin göle ilhakı şedid olur, kurtar setlerden nehri, denize karışsın, ayrılıklardan çektiğimiz yetişir artık! Duydun değil mi? Evet, ya kaldır engelleri, nehri denize kat ya da kaldır perdeleri haşyeti hayrete kat ve bekada teslim al! Var mı Sana güç? Haşa! Bekliyorum.
Ve sır bir muammaydı O rahme düşüne kadar, ve sır hala muamma ölüm dünyayı öldürene kadar!
Katre-i Matem...