Dostlardan biri anlatıyor;
Menzile yola çıktığımızda gönlümde müthiş bir temizlenme iştiyakı vardı. Kendimi berbat hissediyordum.
Şöyle güzel bir iş çıksada doyasıya hızmet etsem düşüncesi ile vardım mübarek topraklarına. Elbet o beni
bulur diye de çay ocağına oturup beklemeye başladım.
Birazdan geliverdi görevli hızmetliler, hızmet var diye de çağıraraktan. Hemen kalktım ve takıldım ardısıra.
Yaz ortası vardık seralara. Hızmet edecekleri gurup gurup ayırdı ve sona tek beni bıraktı. Sana dedi özel bir
iş vereceğim gel benimle. Beni götürdü küçük bir seraya. Diğer seraların etrafları açık olduğu halde bu sera-
nın etrafı kapalıydı. Sadece küçük bir girişi vardı ve çatısı da iki büklüm ancak durulacak gibi alçaktı. Dedi
hızmetli; "Bu maydanoz serasıdır, bunun yabani otlarını ayıklayacaksın. Amman dikkat ediver temiz olsun."
İçeri bir girdim ki aman Allah;ım ter birden fışkırıverdi tenimden sanki birisi bir kova su döküverdi başımdan
aşağıya. Hemen aklıma tuttuğum niyyet geldi ve dedim ki kendi kendime "işte sana hızmet dayanabildiğin ka-
dar dayan.." Ne kadar kaldığımı hatırlamıyorum amma tarifsiz bir sıcak var o naylonun altında. Islanmadık tek
yerim kalmadı hiç istirahat vermeden özellikle devam ettim. Dışarı çıktığımda üşümüştüm.
Geliverdi hızmetli dedi "Sen bu zamandır içerdemisin ve hiç çıkmadın mı..?"
"He.." dedim. Gülüştük.
O vaziyyette öğlen namazına geldim sırılsıklam kendimi kuş kadar hafif hissediyordum.
alıntı