Kapı aynı kapı, ama eşiği başka bir sessizlik tutuyor.
Duvarda bir el izi var, kimin olduğunu söylemiyor,
yalnızca buradan geçtiğini, bir zaman kalıp gittiğini.
Pencere kenarında bir fincan halkası,
rafta yarım bırakılmış bir cümle gibi duran bir kitap.
Tozun altında hâlâ ılık bir şey var,
sanki biri az önce çıkmış, kapıyı aralık bırakmış.
Eski dostların izini görüyorum:
bir gülüşün yankısı hâlâ köşede asılı,
bir şarkının ortasında kalmış ıslık,
masanın kenarına kazınmış, yarısı silinmiş bir isim.
Kimse yok, ama burası boş da değil.
Gidenler yerlerini tamamen boşaltmamış,
bir parça bırakmışlar, bir gün biri dönerse
yalnız hissetmesin diye.
Oturuyorum, ışık yavaşça duvara tırmanıyor.
Özlem diyorum buna, belki de değil;
sadece bir yerin seni hatırladığını bilmek,
sen onu unutmuşken bile.
Kalkarken bir şey bırakacağım ben de:
bir fincan halkası, bir el izi,
sonraki gelenin “burada biri varmış” diyebileceği kadar.