Risale-i Nur'da siyaset kavramıyla ilişkili olarak söylenenlere parça parça bakıldığında gözümüze farklı modellerden oluşmuş bir tablo gözükebilir. Bir taraftan siyasetten katiyetle kaçan, bir diğer taraftan tam olarak siyasetin içerisinde yer alan, bir diğer taraftan da iki uç çizgi arasında ılımlı bir seyir takip eden bir Bediuzzaman görebiliriz.
Bu görüntünün Risale-i Nur'la bize bırakılan bir çelişkiler tablosu olduğu sanılmasın. Bu çok büyük bir yanılgı olur. Dikkat edersek Kainatın Yüce Sahibi Rabbimizin kelamı olan Kur'an-ı Kerim'de örneğin "içki" hakkında inen ayetleri birbirinden kopararak kavramaya çalışsaydık -haşa- bir taraftan içkinin yasaklandığını bir taraftan da yasaklanmadığını zannedecektik.
Aynı kavramların farklı şekillerde kullanılması sadece farklı anlamlarda kullanılmasından -çelişkiyi kast ediyoruz- kaynaklanmaz. Sözdeki zahiri farklılaşma "hangi zamanda, kime, nerede, ne maksatla" söylendiğinden de etkilenir. Yüce Kitabımızın bugün bize hitap eden mesajı 23 yıllık bir süre içerisine yayılan kişileri, mekanları ve maksatları ilk muhataplar olarak karşısına almıştır. Dikkat edelim; Risale-i Nur kendini dış dünyadan tecrit etmiş bir insanın masasının başında peş peşe kaleme aldığı bir eser değildir. Osmanlıdan Cumhuriyete kadar ferdi, sosyal ve siyasi değişimin en karmaşık şekliyle yaşandığı bir coğrafyada medrese hocasından saf köylüye ve ateiste kadar çok karmaşık bir platformun tamamına konuşmuştur Risale-i Nur.
Bu eserin mesajını bir çırpıda sistematize etme iddiasında bulunmak kolaycılık olur. Çok derin bir alim bile buna kalkışamamalıdır. Kaldı ki muhatap olduğumuz bu satırları kaleme alan çocuk böyle bir sözü hiç söyleyemez. Ancak bizim yaptığımız ve yapılması gerektiğine inandığımız husus Risale-i Nur'dan ne anladığımızı düşünen zihinlerin huzurunda tartışma platformuna çekmektir. Risale-i Nur'a dayanılarak söylenen tırnak içinde olmayan sözler bu ilim hazinesini bağlamaz şüphesiz.
Bediüzzaman'ın siyaset olgusuna yaklaşımı konusunda çok şey yazıldı, söylendi. Yazılan veya söylenenler arasında mutlak bir birlik olmaması şaşırtıcı değildir. Ancak sevindirici olan söylenenlerin gittikçe doğruları daha net ortaya koyuşu, farklı anlamaların gittikçe azalışı ve bunun da Risale-i Nurun temel mesajına gittikçe daha fazla yaklaşıldığının işaretçisi oluşudur.
Bediuzzaman tartışmak istediğimiz kavramı döneminde en etkin şekilde kullandı. Sonuçta sürekli başarılı olduğu da gözlemleniyor. Kendisinden sonra bir donukluk baş göstermiş midir? Bunu söylemeyelim isterseniz. Ama bilmemiz gereken şey, Bediüzzaman gibi etkin olabilmemizin yolunun ancak yaptıklarının temelini çok iyi kavramamıza ve gereğini yapmamıza bağlı olduğu gerçeğidir. Onun yazı ve sözlerini slogana indirgeyerek kullanma kolaycılığıyla yetinirsek bizim üreteceğimiz sonuç onun ürettiği sonuca hiçbir zaman yaklaşamayacaktır.
Siyaset kavramı
Bilindiği gibi siyaset felsefi boyutuyla baktığımızda, taraflardan en az biri insan olmak şartıyla bütün ilişkili nesnelerle bağlam kurabilen bir kavramdır. Siyaset çoğu zaman idareyle karıştırılır. İdareyle siyaset aynı şey değildir ama idarenin yok olduğu yerde siyaset fiilen "imkansızdır." Siyaset idare eden/idare edilen ayrımının ortaya çıktığı yerde vardır. Gelişen sosyal süreçler "idare eden" faktörünü mekanik bir yapıya dönüştürmüş ve siyaset "idare edilen" faktörü karşısında idare eden faktörünün(mekanizmasının) kullanımıyla ilişkili bir noktaya yükselmiştir.
Önce idareyi (yönetim) genel anlamda alalım: Her insan bir yöneticidir. Kişi kendi hayatını yönetir. Biraz daha kompleks düzeyde ailesini, çevresindeki hayvanları, nesneleri yönetir. Ya da birazdan değineceğiz, yönetimin kapsamı devletin/toplumun ilişkilerinin yönetimine kadar "daraltılabilir" Yönetimin kapsamı ve kişi/ler/in yönetimdeki dahil olma derecesi değişebilir şüphesiz.
Yönetimin bizatihi kendisi eylem veya işlemlerden oluşur. Eylem veya işlemlerin gerçekleştirilmesi ile eylem veya işlemlerin kararlaştırılması birbirlerinden ayrı iki süreçtir. Kararları alan taraf ile kararları uygulayan taraf bazen iç içe geçer, bazen birbirinden ayrılır.
Bu temel mantığın etkisiyle biz devlet memuruna "siyasetçi" diyemiyoruz. Memur yöneten-yönetilen ikilisi arasına girmiş, yönetileni yöneten konumundaki yönetilendir. Bu örneğimizle siyaseti kullandığımız bağlamın kapsamını gündelik hayatta kullandığımız anlamıyla sınırladık. Dar anlamıyla siyaset formel bir yönetim platformu üzerinde cereyan eder. Ortada kurumlaşmış bir sosyal sistem vardır. Alanları çizilmiş bir coğrafya içinde oturan yönetilen pozisyonundaki bir toplum, yönetimi fiilen icra eden memurlar, memurların icraatını kararlaştıran-kendilerine son tahlilde talim veren siyasetçiler ve bütün bu süreçlerin üzerinde işlediği ortaklaşa kabul edilmiş kurumlarıyla devlet.
Bu harita içerisinde siyasetin konumunu iyi gözlemleyebiliyoruz. Siyasetçi yani karar vericilerin fonksiyonlarını icra ederken çeşitli kayıtlarla sınırlandırılmaları söz konusu olabilir. Temel prensipler ana davranış kalıplarını belirleyebilir. Toplumun ya da yine siyasetçilerin ürettiği kurallar, ilahi kaynaklar veya yalın şekliyle siyasetçilerin taktiri kararların ne şekilde alınacağında etkili olabilir.
Siyasetin toplumla birlikte kaçınılmaz olarak varlığı aşikârdır. İstisnasız her insan bu tablonun bir yerinde bulunur. Bu toplumun iyice dışına taşmak ancak tek başına bir mağaraya çekilip delikleri tıkamakla mümkündür.
Bediüzzaman'a gelince, bütün bir Anadolu toplumunu hatta dünya toplumlarını saadet bildiği bir çizgiye davet endişesini taşımış bir şahsiyettir. Bazılarının zannettiği gibi siyasetten uzak kalması şöyle dursun siyaseti fıtrat kanunlarının gerektirdiği etkinlikte kullanmayı becermiştir. Yönetim tablosundaki değişime paralel olarak eylem türlerinde değişim göstermiştir. Satranç bazen vurucu hamleleri, yer değiştirmeye dönük oyalama taktiklerini gerektirir.
Bu görüntünün Risale-i Nur'la bize bırakılan bir çelişkiler tablosu olduğu sanılmasın. Bu çok büyük bir yanılgı olur. Dikkat edersek Kainatın Yüce Sahibi Rabbimizin kelamı olan Kur'an-ı Kerim'de örneğin "içki" hakkında inen ayetleri birbirinden kopararak kavramaya çalışsaydık -haşa- bir taraftan içkinin yasaklandığını bir taraftan da yasaklanmadığını zannedecektik.
Aynı kavramların farklı şekillerde kullanılması sadece farklı anlamlarda kullanılmasından -çelişkiyi kast ediyoruz- kaynaklanmaz. Sözdeki zahiri farklılaşma "hangi zamanda, kime, nerede, ne maksatla" söylendiğinden de etkilenir. Yüce Kitabımızın bugün bize hitap eden mesajı 23 yıllık bir süre içerisine yayılan kişileri, mekanları ve maksatları ilk muhataplar olarak karşısına almıştır. Dikkat edelim; Risale-i Nur kendini dış dünyadan tecrit etmiş bir insanın masasının başında peş peşe kaleme aldığı bir eser değildir. Osmanlıdan Cumhuriyete kadar ferdi, sosyal ve siyasi değişimin en karmaşık şekliyle yaşandığı bir coğrafyada medrese hocasından saf köylüye ve ateiste kadar çok karmaşık bir platformun tamamına konuşmuştur Risale-i Nur.
Bu eserin mesajını bir çırpıda sistematize etme iddiasında bulunmak kolaycılık olur. Çok derin bir alim bile buna kalkışamamalıdır. Kaldı ki muhatap olduğumuz bu satırları kaleme alan çocuk böyle bir sözü hiç söyleyemez. Ancak bizim yaptığımız ve yapılması gerektiğine inandığımız husus Risale-i Nur'dan ne anladığımızı düşünen zihinlerin huzurunda tartışma platformuna çekmektir. Risale-i Nur'a dayanılarak söylenen tırnak içinde olmayan sözler bu ilim hazinesini bağlamaz şüphesiz.
Bediüzzaman'ın siyaset olgusuna yaklaşımı konusunda çok şey yazıldı, söylendi. Yazılan veya söylenenler arasında mutlak bir birlik olmaması şaşırtıcı değildir. Ancak sevindirici olan söylenenlerin gittikçe doğruları daha net ortaya koyuşu, farklı anlamaların gittikçe azalışı ve bunun da Risale-i Nurun temel mesajına gittikçe daha fazla yaklaşıldığının işaretçisi oluşudur.
Bediuzzaman tartışmak istediğimiz kavramı döneminde en etkin şekilde kullandı. Sonuçta sürekli başarılı olduğu da gözlemleniyor. Kendisinden sonra bir donukluk baş göstermiş midir? Bunu söylemeyelim isterseniz. Ama bilmemiz gereken şey, Bediüzzaman gibi etkin olabilmemizin yolunun ancak yaptıklarının temelini çok iyi kavramamıza ve gereğini yapmamıza bağlı olduğu gerçeğidir. Onun yazı ve sözlerini slogana indirgeyerek kullanma kolaycılığıyla yetinirsek bizim üreteceğimiz sonuç onun ürettiği sonuca hiçbir zaman yaklaşamayacaktır.
Siyaset kavramı
Bilindiği gibi siyaset felsefi boyutuyla baktığımızda, taraflardan en az biri insan olmak şartıyla bütün ilişkili nesnelerle bağlam kurabilen bir kavramdır. Siyaset çoğu zaman idareyle karıştırılır. İdareyle siyaset aynı şey değildir ama idarenin yok olduğu yerde siyaset fiilen "imkansızdır." Siyaset idare eden/idare edilen ayrımının ortaya çıktığı yerde vardır. Gelişen sosyal süreçler "idare eden" faktörünü mekanik bir yapıya dönüştürmüş ve siyaset "idare edilen" faktörü karşısında idare eden faktörünün(mekanizmasının) kullanımıyla ilişkili bir noktaya yükselmiştir.
Önce idareyi (yönetim) genel anlamda alalım: Her insan bir yöneticidir. Kişi kendi hayatını yönetir. Biraz daha kompleks düzeyde ailesini, çevresindeki hayvanları, nesneleri yönetir. Ya da birazdan değineceğiz, yönetimin kapsamı devletin/toplumun ilişkilerinin yönetimine kadar "daraltılabilir" Yönetimin kapsamı ve kişi/ler/in yönetimdeki dahil olma derecesi değişebilir şüphesiz.
Yönetimin bizatihi kendisi eylem veya işlemlerden oluşur. Eylem veya işlemlerin gerçekleştirilmesi ile eylem veya işlemlerin kararlaştırılması birbirlerinden ayrı iki süreçtir. Kararları alan taraf ile kararları uygulayan taraf bazen iç içe geçer, bazen birbirinden ayrılır.
Bu temel mantığın etkisiyle biz devlet memuruna "siyasetçi" diyemiyoruz. Memur yöneten-yönetilen ikilisi arasına girmiş, yönetileni yöneten konumundaki yönetilendir. Bu örneğimizle siyaseti kullandığımız bağlamın kapsamını gündelik hayatta kullandığımız anlamıyla sınırladık. Dar anlamıyla siyaset formel bir yönetim platformu üzerinde cereyan eder. Ortada kurumlaşmış bir sosyal sistem vardır. Alanları çizilmiş bir coğrafya içinde oturan yönetilen pozisyonundaki bir toplum, yönetimi fiilen icra eden memurlar, memurların icraatını kararlaştıran-kendilerine son tahlilde talim veren siyasetçiler ve bütün bu süreçlerin üzerinde işlediği ortaklaşa kabul edilmiş kurumlarıyla devlet.
Bu harita içerisinde siyasetin konumunu iyi gözlemleyebiliyoruz. Siyasetçi yani karar vericilerin fonksiyonlarını icra ederken çeşitli kayıtlarla sınırlandırılmaları söz konusu olabilir. Temel prensipler ana davranış kalıplarını belirleyebilir. Toplumun ya da yine siyasetçilerin ürettiği kurallar, ilahi kaynaklar veya yalın şekliyle siyasetçilerin taktiri kararların ne şekilde alınacağında etkili olabilir.
Siyasetin toplumla birlikte kaçınılmaz olarak varlığı aşikârdır. İstisnasız her insan bu tablonun bir yerinde bulunur. Bu toplumun iyice dışına taşmak ancak tek başına bir mağaraya çekilip delikleri tıkamakla mümkündür.
Bediüzzaman'a gelince, bütün bir Anadolu toplumunu hatta dünya toplumlarını saadet bildiği bir çizgiye davet endişesini taşımış bir şahsiyettir. Bazılarının zannettiği gibi siyasetten uzak kalması şöyle dursun siyaseti fıtrat kanunlarının gerektirdiği etkinlikte kullanmayı becermiştir. Yönetim tablosundaki değişime paralel olarak eylem türlerinde değişim göstermiştir. Satranç bazen vurucu hamleleri, yer değiştirmeye dönük oyalama taktiklerini gerektirir.