Zikri gaye edinen sufiler, zikrin şahikasını bulup ab-ı hayatın sırrını çözerler. Çünkü tasavvufta ab-ı hayat, Allah’ın “el-Hayy” esmasının hakikatinden ibarettir. Bu ismi öz vasfı haline getiren kimse, ab-ı hayatı içmiş olur. Artık o, Hakk’ın “Hayy” sıfatıyla hayatı bulmuştur ve ruhunda canlılık olduğu gibi aklı, fikri, zihni en önemlisi kalbi de onun sayesinde hayat bulur.
İnsan unutkanlıktan kurtulur. İnsan Elest Bezm’inde Allahu Zülcelâl ile yaptığı ahitleşmeyi unutmamak ve sürekli hatırda tutmak melekesini kazanır.
Dünya denen bu âleme geldiğimizde, ruh beden içine hapsolup birçok perde ile perdelenince, insan ruhun ilk şeklini unutmuş ve hatırlamaz olmuştur. Zikir insana, Elest Bezm’indeki ruhun asıl şeklini hatırlama yolunu açar.
Bu neden önemlidir, çünkü Allahu Zülcelâl, Elest Bezm’inde verdiğimiz söze ters düşmeyi, “ahdi bozmak” olarak ifade eder: “Onlar ki söz verip bağlandıktan sonra, Allah’a verdikleri sözü bozarlar. İşte, ziyana uğrayanlar onlardır.” (Hacc; 28 )
İnsan, Elest Bezm’inde verdiği sözü hatırlamaya ve sadık kalmaya davet edilmektedir.
Zikrin gerçek şuurunu bulup şahikasına ulaşan sofi, gerçek varlığı ile bütünleşip Allahu Zülcelal ile arasındaki perdeleri bir bir kaldırmaya başladığında, hayatın ve ölümün manasını da kelime kelime deşifre eder ve ab-ı hayatı içmeye başlar.
Bedbaht akıllar ise yani, zikirden uzak kalan gönüller, gafletin
gayyasında hala ab-ı hayatı aramaktan vazgeçmezler.
Ne güzeldir, Elest Bezm’inde Rabbimize verdiğimiz sözü unutmamak ve daima hatırda tutmak ve her zaman her durumda bir gün O’na vereceğimiz hesabı yapmak. O’nun rızasına göre yaşamak. O’nda fani olmayı gaye edinmek…
Ne güzeldir, her sabah uyandığımızda kâinatın dilini anlamak. Ne güzeldir zikir ehli olmak!…
İnsan unutkanlıktan kurtulur. İnsan Elest Bezm’inde Allahu Zülcelâl ile yaptığı ahitleşmeyi unutmamak ve sürekli hatırda tutmak melekesini kazanır.
Dünya denen bu âleme geldiğimizde, ruh beden içine hapsolup birçok perde ile perdelenince, insan ruhun ilk şeklini unutmuş ve hatırlamaz olmuştur. Zikir insana, Elest Bezm’indeki ruhun asıl şeklini hatırlama yolunu açar.
Bu neden önemlidir, çünkü Allahu Zülcelâl, Elest Bezm’inde verdiğimiz söze ters düşmeyi, “ahdi bozmak” olarak ifade eder: “Onlar ki söz verip bağlandıktan sonra, Allah’a verdikleri sözü bozarlar. İşte, ziyana uğrayanlar onlardır.” (Hacc; 28 )
İnsan, Elest Bezm’inde verdiği sözü hatırlamaya ve sadık kalmaya davet edilmektedir.
Zikrin gerçek şuurunu bulup şahikasına ulaşan sofi, gerçek varlığı ile bütünleşip Allahu Zülcelal ile arasındaki perdeleri bir bir kaldırmaya başladığında, hayatın ve ölümün manasını da kelime kelime deşifre eder ve ab-ı hayatı içmeye başlar.
Bedbaht akıllar ise yani, zikirden uzak kalan gönüller, gafletin
gayyasında hala ab-ı hayatı aramaktan vazgeçmezler.
Ne güzeldir, Elest Bezm’inde Rabbimize verdiğimiz sözü unutmamak ve daima hatırda tutmak ve her zaman her durumda bir gün O’na vereceğimiz hesabı yapmak. O’nun rızasına göre yaşamak. O’nda fani olmayı gaye edinmek…
Ne güzeldir, her sabah uyandığımızda kâinatın dilini anlamak. Ne güzeldir zikir ehli olmak!…
Son düzenleme: