Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Hekimoglu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ağu 2005
Mesajlar
1,861
Aldığı Beğeniler
191
Konum
Amerika

KISA HAYATI
1917'de Suriye'nin Halep şehrinde do an Abdülfettah Ebu Gudde Hocaefendi, ilk ö renimini Halep'te, orta ö renimini Hüsrev aşa Medresesi'nde tamamladı. 1948 yılında el-Ezher'in Şeria Fakültesi'ni bitirdi. EI-Ezher'in Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesi'nde "E itim Metodolojisi" üzerine ihtisas yaptı. 1961 yılında Şam Üniversitesi Şeria Fakültesi'nde ö retim üyeli ine başladı. 1965 yılında Suudi Arabistan Riyad Şeria Fakültesi'ne intikal etti. 1966 yılında Suriye'ye döndü ünde Baasçılar tarafından hapsedildi. Bir yıl hapiste kaldı. Şeria Fakültesi'nde on yıl profesör unvanıyla Hadis, Hadis Usûlü ve Fıkıh Usûlü dersleri verdi. Ö retim üyeli i yanında Hadis, Hadis Usûlü, Kuran İlimleri, Fıkıh, Fıkıh Usûlü, Akaid, Tasawwuf, Arap Dili ve Edebiyatı, Tarih, Teracim (Bibliyografya) E itim ve Ö retim Metodlarıyla ilgili 70'den fazla te'lif veya tahkik eseri neşretti. Uluslararası pekçok konferansa katıldı. İlmi tebli ler sundu. 16 Şubat 1997'de Riyad'da vefat etti. Allah Rahmet etsin. (Amin).
--------------------------------------

ŞAHSİYETİ
Şewwal 1417,16 Şubat 1997 Pazar... Esefle, alemle, acıyla dolu bir gün... Bugün İslâm âleminde bir benzeri daha bulunmayan büyük bir âlimi, de erli bir zatı, kıymetli bir şahsiyeti kaybettik. Büyük muhaddis, fakûı, edîb, hatip, ilim, fıkir ve dâva adamı ,edeb, ahlâk ve fazilet timsali muhterem Abdülfettah Ebu Gudde Hocaefendi'yi kaybettik.

O hakikaten Peygamber vârisi olan mübarek âlimlerden biriydi. Onun şahsmda Peygamberimiz (s.a.v)'in "Alimler Peygamberlerin varisleridir" hadis-i şerifinin tecelli etti ini görüyorduk. O Peygamber varisi bir âlimin müstesna vasıf ve hususiyetlerini taşıyordu.
Elbette Halid bin Velid gibi de erli bir sahabînin neslinden gelen bir zata yaraşan da bu idi. Allah'ın kılıcı, cesur, kahraman ve yi it sahabinin böyle mübarek, muhterem ve mücahid torunu olacaktı. Rabbine kavuşan bu de erli âlimi, bu salih zatı, bu mübarek şahsiyeti bu duygularla rahmetle anıyor, hayatı, ilmî şahsiyeti ve eserlerini zikrederek rahmete nail olmak istiyoruz...
Mükemmel bir alim.
Günümüzde Müslüman gençlik, dört dörtlük bir İslâm âlimi görmek ve tanımak istiyor. Karşısında tarihte oldu u gibi her yönüyle mükemmel olan "hakikî âlim" görmek istiyor. Hani gençlerimiz haksız da de iller...

İslam alimi, ilim adamı oldu u kadar, dâvâ adamı olmalıdır. Araştırmacı ruha sahip oldu u gibi İslâmî yaşayışı ve takvasıyla da örnek olmalıdır. Hem tavizsiz bir şahsiyet, hem de itidal sahibi bir zat olmalıdır. Dünya ve ahiret dengesini kurabilen, ihlasli ve çalışkan, şuurlu ve cihad ruhlu, tek kelimeyle sahabe-i kiram misali olmalıdır. Zamanımızda böyle mükemmel İslâm âlimleri yok de il, ama sayılan az... Dün ülkemizde ve İslam âleminde böyle de erli âlimler çoktu, ama bugün geçmişe göre maalesef mahrumiyet içindeyiz. Akademisyenlerden, ilim adamlarından pekço u takva ve ihlastan mahrum... Takva erbabından pekço u ise ilmi araştırma va incelemelere pek de er vermemekte... İlimle takvayı birleştiren âlimlerimiz ise pek fazla de il... Muhterem M. Emin Saraç hocamızın derslerinde sık sık tekrar etti i bir cümle vardır: "Siz talihsiz bir zamanda dünyaya geldiniz. Siz her şeyi nümûne olan hakikî âlimlere yetişemediniz. Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi, Muhammed Zahid el-Kevserî Efendi, Ali Haydar Efendi, Ömer Nasuhî Efendi, Gümülcineli Mustafa Efendi, Bekir Haki Efendi, Mahmud Sami Efendi; Ali Yekta Efendi, Fuat Efendi... ve di erleri ne mübârek zatlardı!.:

İşte Abdülfettah Ebu Gudde Hocaefendi kendisinde ilimle takvayı birleştiren mübarek bir âlimdi. De erli İslam Alimi Ebu'l-Hasen en-Nedvi onun hakkında: `İlimlerdeki çeşitlili i, ilmî dirayeti isabetli görüşleri ve himmetinin yüceli i ile selef âlimlerinin hatırası, rabbani, mürebbi âlim' ifadelerini kullanmaktadır.
Hadis, Fıkıh ve Edebiyat üstadı.
İslâmi ilimlerin hemen her birinde (Hadis, Hadis Usulü, Kuran ilimleri, Fıkıh, Fıkıh Usûlü, Akaid, Tasavvuf, Arap Dili ve Edebiyatı vs.) söz sahibi idi. Ancak onun asıl ihtisas alam "Hadis ve Hadis Usulü" idi. Eserlerinin ço u Hadis, Hadis Usulü, Cerh ve Ta'dil, Teracim gibi hadis ilimlerinde idi. O kelimenin tam anlamıyla "Muhaddis" idi. Hem de dünyada şu anda benzeri pek az bulunan muhaddislerden biriydi. Türkiye, Suudi Arabistan, Suriye, Mısır, Irak, Fas, Yemen, Pakistan ve Hindistan'da kendisinden ders ve icazet aldı ı yüzü aşkın hocaları arasında Muhammed Zahid el-Kevserî, Ahmed Muhammed Şakir, Abdülvehhab Buharî, Ahmed b.Sıddık el-Gumarî, Muhammed Ragıb et-Tabbah gibi muhaddisler ço unluktaydı.

Ancak Üstad Ebu Gudde hadisle fıkhı birleştirmişti. Ahkam hadislerini şerh etmedeki mahareti bunun açık delili idi. Hem Hanefi, hem Şafii fıkhını tahsil etmişti. Fıkıh'ta hocaları arasında Ahmed Fehmi Ebu Sünne, Mustafa Ahmed ezzerka, Mahmud Şeltut, İsa el-Beyanuni, Muhammed Hıdır Huseyn, Yusuf ed-Dicvi gibi meşhur âlimler bulunuyordu. Hocası Mustafa ez-Zerka Ebu Gudde'nin Fıkıh istîdadını keşfetmiş ve onu Suriye'de Fıkıh Ansiklopedisi hazırlamakla görevlendirmişti. Tahkik etti i eserler arasında fıkhî eserler önemli bir yer tutuyordu. O aynı zamanda de erli bir fıkıh ve fıkıh usûlü âlimi idi. Aliyyü'l-Kari (ö1.1014)'nin Fethu Babi'l-lnaye kitabı ile İmam Karafi (ö1.684)nin el-İlham kitabının tahkiki, üstadın fıkıhtaki üstün melekesini açıkça ortaya koymaktadır.

Üstad Ebu Gudde (37 yıl hizmetinde bulunan seçkin talebesi Muhammed Avvame'nin ifadesiyle): Arap Dili ve Edebiyatı'nda "hüccet" (otorite) şahsiyet idi. Sarf, Nahiv; Belagat ilimlerinde mütehassıs idi. Derin ilimle edebi kabiliyeti bir arada toplaması ile bize İmam Evzai'yi hatırlatıyordu. Kelimeleri bir edîb ve şair edasıyla yerli yerinde kullanırdı. İlmi vukufiyet ve edebi inceliklerle dolu tatlı bir hitabet üslubu vardı.

Alimlere hürmetkardı Abdülfettah Ebu Gudde Hocaefendi İslâm âlimlerine karşı son derece hürmetkâr, vefakâr, sonsuz takdir ve minnet duyan bir kimse idi. Zarif ilmî tenkitler dışında âlimlere hata nisbet etmekten, âlimler hakkında basit ve aşa dayıcı ifadeler kullanmaktan son derece sakınırdı. Kendisine bir defasında İmam-ı Azam'a nisbet edilen "Dar'ı-Harbde faiz alınabilir" şeklindeki ictihad hakkındaki görüşü sorulmuştu. Bu babda imameynin kavlinin tercih edildi ini söylemiş, "Bu ictihad İmam Ebû Hanîfe rahmetullahi aleyh'in bir ecir kazandı ı ictihadlardandır' şeklinde latif ve mânâlı bir ifade ile cevap vermiş, müctehidlerin hata ettiklerinde bir ecre nail olacaklan gerçe ine işaret etmişti.

Çilekeş bir dava adamı Konuşmaları canlı ve dinamik idi. Selef Alimleri, İslam Davası, İslam Gençli i konulan en çok işledi i konulardı. Suriye parlamentosunda bir müddet milletvekili olarak bulunmuş, cesaretli tavırları, korkusuz konuşmaları, açıksözlülü ü, geniş ufku ve isabetli görüşleriyle tanınmıştı. İslâm dâvâsına ihlasla ba lılı ı sebebiyle Baasçılar tarafından birçok ilim, fikir ve dâvâ adamıyla birlikte hapsedilmiş, Tedmür Hapishanesi'nde bir yıl tutuklu olmuştu. Hayatının büyük bir bölümünü (30 yılını) gurbet diyarında devamlı Suriye mercîleri tarafından takibat altında tutulma tedirginli i içerisinde geçirmiş, bir müddet Suriye Müslüman Kardeşler Teşkilatı'nın İrşad Başkanlı ı'nı üstlenmişti. O Hasan el-Benna ideâlinin ihlaslı bir neferiydi.
Bütün bu çile ve sıkıntı dolu zor şartlar altında bile İslâm dâvâsına hizmeti canla başla yürütmüş, ilim adamli ı yanısıra fikir, dâvâ ve aksiyon adamı olarak yılmadan ve usanmadan çalışmıştı. Üstad Ebu Gudde ilmî tarafsızlı a özen gösteren, objektif ve tutarlı ifadelerle daima gerçekleri söyleyip yazan başarılı bir akademisyen, gerçek bir ilim adamı idi. Ama kendisini sadece kitaplara veren, sadece kitaba gömülen, çevresinden ve içinde bulundu u toplumdan habersiz yaşayan biri de ildi. O dünyadaki İslâmî cemaatlerle, İslâmî hareketlerle, İslâmî çalışmalarla yakından ilgilenirdi. Türkiye Müslümanları'nın son otuz yılda yeniden İslâm davasına sahip çıkmaları onu çok sevindiriyor, Türkiye'deki İslâmî, ilmi, kültürel, siyasi ve sosyal çalışmaları gönülden destekliyordu. İslami cemaatler, cemiyetler, meşrepler ve guruplar arasında yapıcı ve birleştirici görüşleri nakleder, yıkıcı ve ihtilafı körükleyici görüşlere asla itibar etmezdi. Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi'nin "Düzenli olan batıl, düzensiz olan hakka galip gelir" ifadesini sık sık tekrar eder, Müslümanlar'ın savundukları gerçeklerin müesseseleşmesi, hayata geçirilmesi ve yeniden cihan hakimiyetinin kazanılması için canla başla çalışmaları gerekti ini anlatırdı. Allah ma firet etsin. Ve ondan razı olsun. ( Amin ) - DR. HALİL İBRAHİM KUTLAY..

....
 

Hekimoglu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ağu 2005
Mesajlar
1,861
Aldığı Beğeniler
191
Konum
Amerika
ESERLERİ
Abdülfettah Ebu Gudde Hocaefendi bir kısmı te'lif, bir kısmı tahkik olmak üzere 70 küsur eser bırakmıştır.

Tahkik ettigi eserlerden bazıları şunlardır:

Kavaid Fi Ulumi'l-Hadis:
Hindistan âlimlerinden Zafer Ahmed el-Usmanî etTehanevî (öl. 1394 h)nin "İ'lâü's-Sünen" isimli 18 ciltlik eserinin mukaddimesi olan bu eser Hanefi Hadis Usûlü konusunda son derece faydalı bir eserdir. Riyad 1984 tarihli 5. baskısı 553 sayfadır Türkçe'ye tercüme edilmiştir.

Zaferu'l-Emani:
Seyyid eş-şerîf el-Cürcanî (öl. 816)'nin Hadis Usûlü konusundaki "Muhtasar" adlı kitabının Abdülhayy el-Leknevî (öl. 1304) tarafından yapılan degerli bir şerhidir. Beyrut 1996 tarihli 3. baskısı 804 sayfadır.

el-Menanı'l-Münif:
İbn Kayyim el-Cevziyye (öl. 751)nin hadislerin metin tenkidi esasları könusunda çok faydalı bir eseri olup Halep 1982 2. baskısı 224 sayfadır.

Risaletü'l-Müsterşidin:
Haris el-Muhasibî (öl. 243)nin tasawwufla ilgili eseri olup selef ulemâsının, gerçek zühd ve takvâ erbâbının tasavvufi düşüncelerini ihtivâ eden eserin Kahire 1982 tarihli 4. baskısı 219 sayfadır.

Fethu Babi'l Inaye:
Sadru'ş-Şeria el-Mahbubî (öl. 747)nin "Nükaye" isimli de erli eserinin Aliyyü'I-Kari (öl. 1014) tarafından yapılan şerhi olan bu kitap, di er Hanefi fıkıh kitaplarından fıkhî delilleri ve hadislerin tahricini zikretmesiyle ayrılan kıymetli bir eserdir. İlk cildin Halep 1967 tarihli 1. baskısı 299 sayfadır. Diger ciltleri henüz basılmamıştır.

el-Masnu' fi ma'rifeti'l-hadisi'l-mavdu':
Aliyyül-Karî (öl. 1014 h)nin mevzû (uydurma) oldu una ittifak edilen hadisleri topladı ı bu eser Ebu Gudde Hocaefendi'nin tahkikıyla bir kat daha güzelleşmiştir. Eserin ilim camiasındaki di er adı "el-Mevdüatü's-Sugra"dır, Kahire 1984 tarihli 4. baskısı 343 sayfadır.

et-Tasrih bima tevatere fi nûzuli'l-Mesih:
Muhammed Enver şah el-Keşmîd (öl. 1352)nin kıyamete yakın Hz. İsâ Aleyhisselâm'ın yeryüzüne inece ine dair varid olan hadis-i şeriflerin "Mütevatir" oldu unu isbat ettigi bu eser, konusundaki en ciddî eserlerden biridir. Beyrut 1981 3.baskı fihristleriyle beraber 373 sayfadır.

er-Raf'u ve't-Takmil:
İmam Abdülhay el-Leknevî'nin hadis ilimlerinden Cerh ve Ta'dîl ilmi hakkında yazdı ı eserin geniş açıklamalarla yapılan tahkîki olup hadis erbâbı içın vazgeçilmez kaynaklardan biridir Beyrut 1987 tarihli 3. baskısı 564 sayfadır.

el-Ecvibetü'l-Fadıla:
Cerh ve Ta'dil, Tercim vb. hadis ilimleriyle ilgili olarak sorulan on soruya İmam Abdülhayy el-Leknevî'nin verdi i cevapları ihtivâ eden bu eser muhakkik Ebu Gudde'nin ta'likatıyla gerçekten hadis ehlinin el kitabıdır. Kahire 1404 tarihli baskısı fihristiyle birlikte 302 sayfadır.

et-tibyan:
Kur'anla ve Kur'an ilimleriyle ilgili bazı konuları Imam Suyutî'nin "el-Itkan" kitabındaki metoduyla açıklayan Tahir el-Cezairi (öl. 1328 )nin eserinin tahkîkı olup , Ebu Gudde hocaefendinin önceki eserlerinden farklı olarak pek fazla dipnot kullanmadan neşretti i bir eserdir. Beyrut 1992 tarihli 3. Baskısı 356 sayfadır.

Te'lif ettigi eserlerden bazıları da şunlardır:

Safahat Min Sabri'l-Ulema:
İslâm âlimlerinin ilim u runda katlandıkları çile ve fedâkarlıkları, sıkıntı ve zorlukları çeşitli örneklerle anlatan bu eserin Beyrut 1994 tarihli 4. baskısı 508 sayfadır.

Kıymetü'z-Zeman Inde'l-Ulema:
İslâm âlimlerinin zamana verdikleri önemi anlatan bir eserdir. Beyrut 1987 tarihli 4. baskısı 108 sayfadır. İlk baskısı Faruk Beşer tarafından Türkçe'ye kazandırılmıştır.

el-Ulemaü'l-Uzzab:
İlmi, evlenmeye tercih eden ve hayatları boyunca hiç evlenmeyen bekar âlimler konusundaki bu eserde 35 âlimin hayat hikayeleri anlatılmaktadır. Beyrut 1996 tarihli 4. baskısı 323 sayfadır.

er-Rasulü'l-Muallim:
Eserde Peygamberimiz (s.av)in ashab-ı kiramı yetiştirirken izledi i e itim ve ö retim metodu 40 ayrı başlık altında hadis-i şeriflerin ışıgında tatlı bir uslupla anlatılmaktadır. Aynı zamanda teorik ve pratik anlamda müstesna bir e itimci olan Ebu Gudde'nin bu eseri egitimciler için özellikle tavsiye edilmektedir. Beyrut 1996 tarihli 1. Baskısı 226 sayfadır.

Lemehat Min Tarihi's-Sünne ve Ulumi'l-Hadis:
Hadis Edebiyatı tarihi ile ilgili tesbit ve yorumları ortaya koyan bu eserin Beyrut 1987 tarihli 4. baskısı 314 sayfadır. Eserin Türkçe tercümesi İstanbul'da 1995 yılında Iz Yayıncılık tarafından 'Mevzu Hadisler'adıyla yayınlanmıştır.

...
 

Hekimoglu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ağu 2005
Mesajlar
1,861
Aldığı Beğeniler
191
Konum
Amerika
HOCAM ABDULFETTAH EBÛ GUDDE İLE
Rabbânî alim, muhaddis, fakih, usulcü, edib, muhakkik, Halep'li hocam Abdulfettah Ebû Gudde el-Hâlidî, ilmiyle âmil, zühd ve takva sahibi, mürebbî bir zattı.

Merhum hocamı önceleri kitaplarından tanıyordum. 1969-1970 yıllarında kendileriyle mektuplaşmak suretiyle tanışmıştım. 1979 yılında Riyad İmam Muhammed ibn Suud İslam Üniversitesine ziyaretçi hoca olarak gitti imde bana " Sen Riyad'da misafirsin, buranın yabancısısın " diyerek muhterem o lu ile otele ziyaretime gelmişti. ( Bu kendisinin ne kadar mütevazi bir kimse oldu una açık bir delildir ) Bendenize Suudi Arabistan'da nasıl davranaca ım hakkında nasihatlerde bulunmuştu. 1980 yılında mezkûr üniversite ile anlaşma yaptım. 1880-1987 yılları arası Riyad Usûlu-d-Dîn Fakultesi Hadis Bölümünde hoca-talebe birlikte çalıştık. Kendilerinden bu müddet zarfında çok istifade ettim. Hadis kürsüsünde bulunan hocalar üzerinde a ırlı ı vardı; teklif etti i konular, yapılması gereken hususlarda, ders programlarında ne demiş ise tartışmasız kabul görürdü. Mısırlı bir tefsir doçenti, Hocaefendi'nin tez münakaşında bulunduktan sonra " Bu Hoca hiç şüphe etmiyorum 10 adet Doktora tezini hiç kaynaklara bakmadan münakaşa edebilir, de erlendirebilir. " demişti.

Üniversite Rektörü Dr. Abdullah Abdu-l-Muhsîn et-Türkî, Üniversite ö retim üyeleriyle bir toplantıda Abdulfettah Hoca'ya " Talebelerimizde noksanlık görüyorum, ilim talebelerine yakışmayacak davranışlar müşahade ediyorum; lütfen ilim talebesinin ne gibi sıfatlarla sıfatlanaca ı, terbiye ve âdâbı, hocalarına karşı ne şekilde davranaca ı hususunda bir risâle yazın da fakültelerde ders kitabı olarak okutalım. " demişti, ve Hocaefendi bunun üzerine Safahât min Sabr-il-Ulemâ ; Kiymet-uz-zaman inde-l-ulemâ ; Minhâc-us-selef inde-s-suâli ani-l-ilm min edeb-il-İslam ; Er-Rasûl el-Muallim ve esalibuhu fit'ta'lim ; El-Ulemâ-u el-Uzzâbu ellezîne Âsâru el-ilme ale-z-zevâci adlı eserleri kaleme almıştı.

Memleketi olan Halep şehrinden mecbûri hicret ederek Suûdi Arabistan Riyad'da 30 yıla yakın Hadis profesörü olarak görevde bulunmuştu. 20 yi aşkın talebenin master ve doktora tezlerini yönetmiş, sayılarını bilmedi im kadar da tez münakaşalarına katılmıştı.

Hindistan'a ve Pakistan'a iki defa ilmî yolculuklarda bulunmuş, bu ülkelerdeki âlimlerle görüşmüş, özellikle bazılarından Hadis, hadis usûlü ve fıkıh ilimlerinden icâzet almıştır. Hindistanlı alimlerin ısrarı üzerine Allâme, muhaddis Abdu-l- Hayy-el-Leknevî'nin bir çok eserini tahkîk, hadisleri tahric etmek sûretiyle nefis fihrist ve ta'liklerle eserlerini neşretmiştir.
Hocamızın Hadis tahrici, hadis ricâli, cerh ve tadil ilmi, hadis senetlerinin tenkidi, hadisin fıkhı ve sebeb-i vürudu üzerindeki vukûfiyeti büyüktü; Hocamız muhaddis, fakih sıfatlarını kendisinde meczetmişti; mücerred nakilcilikle yetinmemiş, hadisin fıkhına, sebe-i vürûduna, hadiste adı geçen muhatabın durumuna vakıf olup, ictimâî, kültürel ve psikolojik durumları gözönünde bulundurarak açıklamalarda bulunurdu. Sahabe, tâbiîn, etbâut-Tâbiîn, tebei-l-etbâyı, hayatlarını çok iyi bilirdi.

Hanefî fıkhına vukûfiyeti de büyüktü, Hanefî mezhebine göre hangi hadislerin delil sayılaca ını, Şafiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheblerinin delillerine mukâyese ederdi. Hanefî görüşünü ekseriyetle tercih ederdi.

Mezkur Üniversite Şeriat ( İslam Hukuk ) fakültesinde dört mezhebe göre ( mukayeseli olarak ) hadis derslerini yıllarca okutmuştu. Usûl-id-Dîn Fakültesi Hadis kürsüsünde ise cerh ve tadîl, Usûlu hadis ( Tedribi-r-Râvî'den ), Buhârî ve Müslim şerhlerinden aynı hadisin ( mukayeseli olarak ) tedrisâtını yapıyordu.

Usûlu fıkıh ilminde de söz sahibi sayılırdı. Şeriat Fakültesinde usûlü fıkıh derslerini dört mezheb üzerine mukayeseli okuttu unu bir çok hocadan naklen işittim; bu husus gerek Suudlu ve gerekse di er yabancı hocaları hayretler içinde bırakmıştır. Çünkü Hocamız dört mezhepten her birinin usûldeki metodlarını ve ayrıldıkları noktaları çok iyi ö renmişti.
Kitap tahkik ve ta'liklerine gelince, müellifin asıl yazma nüshasını veya müellif nüshasından nakledilen itimada şâyan nüshayı, yahut da üzerinde, büyük muhaddislerin okuttuklarına dair semâlar bulunan nüshayı elde etme, müellifin kitabında zikretti i kaynaklara inme, delilleri kıymetlendirme, ilmî, fıkhî ve usûlî ıstılahları açıklama, kelimelerin cümledeki yeri, irapların mahalli, fıkhî, usûlî ve itikâdî yöndeki açıklamalara önem verirdi. Tarihi hâdise ve vâkıaları, önemli şahısları, bilinmeyen yer isimlerini yeri geldikçe dipnotlarla muhtasar olarak açıklardı. Ayrıca her eserin sonunda detaylı fennî fihristlere yer vererek okuyucuya kolaylıklar sa lardı.
Ders ve konferanslarında hoca ve talebe âdâbına işaret ederek, başkalarından, bazan da kendisinden misal vererek dinleyenlerin de aynı âdab ve terbiye üzerinde olmalarını sa lardı.

İNTİBALARIM
Bir defesında evine ( Bayram'da ) ziyarete gitti imde, evinde Pakistanlı, Hindistanlı, Endonezyalı, Habeşli talebeler vardı. Onlara dönerek ve bana işaret ederek " Bunun memleketi var ya ( Türkiye ) namaz kılmak için camilere gitti inizde hiç bir gürültü, hışırtı işitmezsiniz, sanki namaz kılanların başlarına kuş konmuşcasına huzur içinde huşû ile namaz kılıyorlar, saflar askerî disiplin içinde tertip olunmuş, namaz başladıktan sonra boş yerleri doldurmaya hiç gerek kalmaz. " demişti.

Türk talebeleriyle ziyaretine gitti imizde bize " Ben Zâhid el-Kevserî Hocamın üzerinde bulunan hakkını nasıl öderim; Türk talebelerine yeterli derecede faydalı olamadım, onlara özel dersler veremedim " diye hayıflanmıştı. Türk talebelerine bir müddet evinde tatil günlerinde ders vermeye başlamıştı ki, Suudlu yetkililer dersi durdurdular, sanki Hocamızı göz hapsine koymuşlardı.

Bendenizi İbnu-l-Cevzî'nin " el-Mavdûat " adlı eserini tahkik ve hadisleri tahric etmem husûsunda ısrarla teşvik etmiş, bana bir nevi sorumluluk yüklemişti; ve bana devamlı sûretle " Kitap ne oldu, nereye kadar tahkik yaptın, ne kadar kaldı? Şayet bitirmezsen pişman olursun, başka biri senden önce davranır yayınlarsa çok üzülürsün. " derdi. Allah'a hamdolsun kitabın tahkîkinin tamamlandı ı ve basılmaya hazır oldu unu mektupla haber verdi imde çok sevindi ve dualar etti. " el-Mavdûat " adlı eserin içinde manasını anlayamadım ibâreler ve cümleler vardı.. kendisinden açıklaması için rica etmiştim. Sorulara 2 sahifeyi aşkın açıklamaları ihtiva eden mektup göndermişti. Bu bilgi ve açıklamaları aynen hocamın adıyla dipnotlarda zikrettim. Ayrıca mektubunda, kitap neşredilmeden önce Dr.. Ahmed Muhammed Şâkir'in yazma eserleri tetkik hususundaki eseri dikkatle okumamı, fihristlere önem vermemi, kitapları, bablara, hadislere, eserlere ayrı ayrı baştan sona kadar numara verilmesini, cerh ve ta'dil edilen râviler
fihristini yazmamı tavsiye etmişti.

1996 yazı Konya'mıza teşrif etmişler, Konya'da akdedilen Kongreye iştirak etmişlerdi. Bendenize " Yarın Sahih-i Müslim Kitabını getir sana okutaca ım ve icâzet vermek istiyorum. " dedi.. Bence bu, onun ölmesinden önce, şahsıma ve yanındaki arkadaşlara icâzet vermek istemesi ve kerametiydi. Sanki sevdi i Konya'ya ve Konyalılara veda ediyordu. Konuşmalarında, hareketlerinde bunu hissetmiştim. Belediye sarayına geldim, yanımızda Emin Saraç, Dr. Seyyid Bahçıvan ve Ömer Faruk Hocalar vardı. Abdest aldık diz çöktük, bendenize sahih müslimin'in evvelinden üç sahife kadar okuttu, " şerh et " dedi, sonra kendileri tafsilatlı bilgi verdiler, sonra yanında taşıdı ı miskten hepimize eliyle sürdü, hazır olanların hepsine de icâzet verdi ve imzaladı, dualar etti.

İlim adamlarına takva ve zühd sahibi kimselere sevgisi, hürmeti fazla idi. Isparta'da ikâmet eden Diyarbakır Hazro'lu İsmail Çetin hoca sırf kendisini görmeye geldi ini söyleyince çok duygulandı. İsmail hoca kendilerine " Muhammed Zâhid Kevserî hocaya şeklen, ilmen ve rûhen çok benziyorsunuz. " deyince a lamıştı; çünkü hocasını çok mu çok seviyordu.
1994 yılında Konya Selçuk E itim merkezi Hocaları ve talebeleri ile Ramazan ayında Mekke'ye vardı ımızda, geldi imizi haber alır almaz, damadını ve bir talebesini göndererek Mescid-i Haram'da bizi arattırmış, nihayet üst katta terâvih namazından sonra kendisiyle buluşmuştuk. Zâtı âlilerinden bize ve talebelere nasihatta bulunmasını rica ettim, " Tabii, bu benim görevimdir. " diyerek kabul ettiler. Ertesi günü teravih namazını müteakib Diyanet İşleri Başkanlı ı misafirhanesinde iki saati aşkın talebelerle ve bizlerle sohbet ve nasihatte bulundu.

Ehli sünnet velCemaat itikadı üzerine her türlü ırktan talebelere dersler verdi, onları yetiştirdi, birçoklarına Hadis ve Fıkıh'tan icâzat verdi. Türkiye'yi ve Türk'leri çok seviyordu. Konya'yı ve Konyalıları da çok sevdi. daha önce Konya'yı görmedi ine hayıflandı, burada gördü ü sıcak ilgi ve muhabbetten çok memnun kalmış olacak ki, gelecek yıllarda yaz tatilini Konya'da geçirmeye karar vermişti.

Burada Rabb'imize iltica ederek, hocamıza Mevla'mızdan af ve ma firet diliyoruz. Kabri purnûr olsun, rûhu şâd olsun, kabri cennet bahçelerinden bir bahçe olsun. Rabbim onu mahşerde Nebilerle, Sıddîklarla ve şehidlerle beraber etsin. Biz talebeleri ve dostları olarak hocamızdan razıyız, Rabb'im Sen de ondan razı ol, makamını yücelt ( Amîn ) -
Dr. Nureddîn BOYACILAR . Selçuk E itim merkesi Ö retim Görevlisi- KONYA.
 
Üst Alt