Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

maunlaz

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
21 Eyl 2005
Mesajlar
37
Aldığı Beğeniler
0
ŞEMÂİLİ

a) Dış görünüşü:
Abdullah Fârûkî el-Müceddidî Hocaefendi, dış görünüş itibariyle heybetli bir görünüşe sâhipti. Fakat onda celâl ve cemâl hâlleri bir arada bulunurdu. Yerine göre bazen son derece güleryüzlü ve sevimli görünür, yeri geldi inde de celâlli bir yüz ifâdesine sâhip olurlardı. Beyaz tenli ve uzun boylu idi. Sakalları sünnet olan ölçüye uygun uzunlukta idi.

b) Mücâdele aşkı:
Son derece canlı enerjik bir yapıya sâhip olan Hocaefendi, Allah rızâsı için yorulmak nedir bilmez, irşad için sürekli kısa-uzun mesâfeli yolculuklara çıkar, insanlarla samîmî görüşür, araya bir engel koymazdı. Kendisiyle görüşmek isteyen herkese kapılarını açar, edebsiz davranışlar içine girenler olursa, onlara usûlü dairesince hadlerini bildirirdi.

Geçimini kendi çalışmalarıyla sa lar, elinin eme ini yerdi. Bununla da kalmaz, muhtaçlara maddî yardımlarda bulunur, her Ramazan erzak da ıtır, kalacak yeri olmayan, maddî durumu iyi olmayan talebelere maddî-mânevî her türlü yardımı seferber eder, başkalarını da bu hususta gayrete yöneltirdi.

c) İlim ve kitap sevgisi:
Kendisi ledünnî ilme sâhip olmasına ra men kitabî bilgiyi asla dışlamaz, "Zâhire aykırı olan her bâtın bâtıldır" fetvasınca hareket ederdi. Evinde geniş bir kitaplı ı vardı ve sürekli yaptı ı araştırma ve incelemelerinde temel ve kaynak İslamî eserlere mürâcaat ederdi. Bütün talebelerine bu tür eserleri kütüphanelerinde bulundurmalarını tavsiye eder, hadis, fıkıh, akâid, tefsir ve tasavvuf kitaplarını okumaya teşvik ederdi.

O, İslam'ın aydınlı ını, ihtişâmını ve güzelli ini kelimelerle ve kalemle ifade edilemeyecek şekilde kavrayan bütün gönül erlerinde oldu u gibi, bu târifi imkansız güzellikteki kurtuluş yolunu bütün insanlara var gücüyle anlatmaya ve yansıtmaya hayatını adamıştı.

d) İnsanlara davranış tarzı:
Özellikle çocuklara ve gençlere babacan bir şekilde davranır, Sâlih gençleri kendi evladlarından ayrıt etmez, onlara bir baba şefkati gösterirdi. Özellikle ilim yolunda tahsil gören ve hâfız-ı Kur'ân olan gençlere sohbet meclislerinde özel bir yer verir, onları bilgilerini artırmaya, hıfzlarını güçlendirmeye teşvik eder, bilgi denizine cesâretle dalmak ve Kur'ân-ı Kerîm'i anlayarak okumak konusunda yüreklendirdi. İlim yolunda cesâretsizleri cesâretlendirir, onlara kendi nezâretinde sohbet etme fırsatı tanıyarak, onore eder ve önlerini açardı.

Bilhassa İslâmî gerçeklerden habersiz ve ilgisiz bırakılmış genç kuşaklar, onun şefkat ve sevgisini fazlasıyla yöneltti i ve gözbebe i gibi de er verdi i kitleyi oluşturmuştur. Böylece çevresinde genişleyen ve her kesimden insanı bünyesinde barındıran halkalarda gençlerin varlı ı ve etkinli i gözle görülür bir şekilde hissedilirdi. Bu bakımdan o, keskin bir bilinçle uyguladı ı ve kesintisiz sürdürdü ü İslamî çalışmalarının, derin bir aşkla sevdi i ve ba landı ı İki Cihan Güneşi, Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz'in metoduna uygun olmasına azamî gayret göstermiştir.

d) Tebli cili i:
Haksızlıklar karşısında hiçbir zaman ve hiçbir şekilde sessiz kalamaz, u runa yaşanması gereken gerçe i her zaman cesaretle ifade ederdi. "Ölmeden önce ölürüz" buyru unun sırrına erenlerden biri olarak gerçek anlamda dirilmenin ilâhî lutfuna erişen sâlih insanlara günümüzde yaşayan hârikulade bir örnek idi.

O. bütün faaliyetlerini ; başarılarının ancak Yüce Allah'ın yardımı ile elde edilebilece inin,Allah'ın yardımının da insanını bütün imkânlarıyla çalışıp çabalamasından sonra meydâna gelebilece inin bilinci ile yürütmüştür. Bu faaliyetleri sonucu, birbirine düşman de işik ideolojilerin ön saflarında mücâdele eden yüzlerce genç, pek çok kimsenin imkânsız sayabilece i ola an üstü de işimlerle, hem İslâmî şuur ve inanca erişmiş, hem de "Allah yolunda kardeşler oluruz" emr-i ilâhîsine imtisâlen güçlü kardeşlik ba larıyla birleşmişlerdir.

Tebli konusunda sınır tanımazdı. Yapılması gerekti i ân, kim olursa olsun ve nerede olursa olsun bu görevini yerine getirir, bu konuda kınayanların kınasından yılmazdı. Gerek İslâm dînini yanlış anlayan ve anlatan ilim kılıklı kimselere, gerekse İslâmî bakımdan yanlışlarını gördü ü siyâsîlere açık bir şekilde tavrını koyar ve onları uyarırdı. O, bu hâliyle; Yıldırım Bâyezît'e ; "Yaptırdı ın câmî güzel olmuş, fakat dört köşesinde birer meyhane eksik! " diyerek pâdîşahın içki içti ini ve bu haramdan vazgeçmesini hatırlatan emir Sultan (k.s) ve emsâli sûfîlerle aynı tavra sâhipti.

Özellikle Resûlullah (s.a.v) konusunda abuk-sabuk konuşan ve kısır ilimleriyle bu alandaki inceliklere bir türlü vâkıf olmayan hocalara karşı sert davranır ve onları sözleriyle uyarırdı. Özlenen Fark dergisinin arka kapa ında her ay yer alan "Edep yâ Hû" başlıkla hikmetlerinden bu konudaki uyarılarına sıkça rastlanmaktadır. Nitekim, vefâtından hemen önceki dakîkalarda bir televizyon kanalındaki tefsir programına telefonla katılmış ve Resûl-i Ekrem Efendimizin hakkında yalan-yanlış görüşler serdedenlere karşı Duhâ Sûresinin ledünnî tefsîrini yaparak onları bu konuda aydınlatmaya çalışmıştı.

Affetmeyece i tek şey, İslâm'a ve Resûlullah (s.a.v) 'e karşı saygısızlıktı.

e) Resûlullah aşkı, sünnet ba lılı ı ve Ehl-i Beyt sevgisi:
O, son derece güçlü Resûlullah aşkı, sünnet ba lılı ı ve Ehl-i Beyt'in İslâm dînindeki gerçek yerini kavratma şuuruyla, bid'at ve hurâfelere karşı tavrını gönlünde birleştirmiş nâdîde bir Allah dostuydu. Ehl-i Beyt'e ba lılı ını sohbetlerinde sık sık dile getirir, onların adı anıldı ı zaman sevgi ve vecdle coşkuya kapılırdı. Bu konuda aşırılıklardan uzak, sa lam bir anlayışa sâhipti. Ehl-i Beyt sevgisini ve ba lılı ını yansıtan Ehl-i Beyt ve On iki İmamlar adlı bir eser kaleme almıştır. İki ay içinde üst üste iki baskı yapan bu eser, her Müslümana farz olan Ehl-i Beyt sevgisini gönüllere yerleştirme amacına yönelik olarak kaleme alınmış ve gâyesine de ulaşmıştır.


***


Bütün bunlar göz önünde bulunduruldu unda Abdullah Fârûkî el-Müceddidî, "Yüre i Sevgi ile Dolu Cesur Bir Dâvetçi" olarak anılacaktır şüphesiz. Kalemiyle ve diliyle bu u urda yaptı ı mücâdeleler unutulamayacak ve talebelerine örnek teşkîl edecektir.

Evet, o, yüre i sevgiyle dolu cesur bir dâvetçi, insanlara ümit aşılayan mücâhit, ilmiyle âmil ihlâslı bir âlim ve kelimenin tam anlamıyla seçkin bir yol gösterici idi. Onun zamanımızın insanına ve özellikle de gençlerine ulaştırmaya çalıştı ı mesaj gerçekten incelenmeye de er, önemli bir mesajdır.

VEFÂTI
Abdullah Fârûkî el-Müceddidî Hocaefendi 11 Aralık 1999 tarihinde Cumartesiyi Pazara ba layan gece vefât etmiştir.

Bir müddettir ayaklarındaki romatizma sebebiyle yürümekte zorluk çeken Hoca efendi, insanüstü bir gayretle acılarına aldırmıyor ve çalışmalarını, yolculuklarını bütün canlılı ıyla sürdürüyordu. Daha önce bir kalp ameliyatı da geçirmiş olan Hocaefendi,yukarıda söz etti imiz televizyon programına telefonla katılıp Resûlullah (s.a.v)'e hem de kendisine yapılan seviyesizce sataşmalara daha fazla dayanamayarak bir kalp krizi geçirmiş,hastaneye kaldırılmışsa da kurtarılmayarak Yüce Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur.

Allah gani gani rahmet eylesin ve bizleri şefâatlerine nail eylesin. Bizlere de, bıraktı ı ilim mîrâsını iyi de erlendirmeyi ve onu kabrinde rahat ettirecek şekilde sürdürmeyi nasîb eylesin.(Âmin)
 
M

maussema

Guest
Allah gani gani rahmet eylesin ve bizleri şefâatlerine nail eylesin. Bizlere de, bıraktıgı ilim mîrâsını iyi degerlendirmeyi ve onu kabrinde rahat ettirecek şekilde sürdürmeyi nasîb eylesin.(Âmin)
;( ;( ;( allah razı olsun kardes

ya rabbı dostunun kıymetını bılmeyı nasıp eyle bu fakırlere
 
Üst Alt