ÜVEYSİLİĞİ
Alâaddin Fersâfî Hazretleri ile tanımış oldu u ve seyr ü sülûk etti i tasavvuf yolunda verilen bütün emirleri ve görevleri titizlikle, aşk ve ihlâsla yerine getiren Abdullah Fârûkî Haretleri aynı zamanda "Üveysî" idi.
Üveysî olması dolayısıyla mânevi terbiye ve e itimini Hz. Ali (k.v), Ehl-i Beyt (r.anhüm ecmaîn) ve Ricâl-i Gayb kanalıyla bilhassa Seyyid Abdülkadir Geylani (k.s)'nin mânevî nezâretinde ikmâl etmiştir.
1965 yılında Fârûkî Hocaefendi'nin üstâdı Alâaddin Fersâfî Hazretleri bir Malatya ziyâreti esnâsında kendilerine misâfir olmuş, bu açılmıştır. Bu esnâda Hz. Ali(k.v)'yi bizzat müşâhede ederek Hz. Ali'de fenâ fi'ş-şeyh makâmına ermiş, hemen arkasından da Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz(s.a.v) müşâhede etmiş ve fenâ fi'r- Resûl makamına erişmiştir. Bu ahvâli üstadına anlattı ında Alâaddîn Fersâfî Hazretleri de tasdîk ve tebrîk etmiş ve; "O lum, yolun haktır ve gerçektir. Allah sana hesapsız ilim ve rahmet vermiştir. Bu yolda bütün gayretinle devâm et!" diyerek kendisini teşvîk etmiştir.
İLMİ
Abdulkâdir Geylanî Hazretleri'nin mânevi işaret ve telkinleriyle hadîs ilmine aşk ve şevk ile e ilmişti. Hâfızasında birçok hadîs-i şerif metin ve tercümeleriyle birlikte mecmû idi. Kendisi hadîs ilmine büyük bir önem verdi i için, talebelerini de hadîs ilmine teşvîk eder, her sohbetinde mutlaka ezberden hadîs okutturur ve anlamlarını verdirirdi.
Sohbet ve derslerinde fıkıh ve akâid ilmine de geniş yer verirdi. Talebelerinin ilimle iştigâl etmeye en az vakti olanlarına bile, zarûrî ilmihâl bilgilerini sohbet ve tekrar metoduyla ö retmiş ve onları bu konuda hassas olmaya teşvîk etmiştir. Kendisi Hanefî mezhebinden olmasına ra men Hanefî fıkhı ile birlikte Şafiî fıkhı alanında da geniş bilgi sahibi idi. Ayrıca son yıllarda gündemi çokça meşgul eden ve tartışmalara sebep olan Cuma namazı, zuhr-i âhir, rü'yet-i hilâl, bîat, Resûlullah (s.a.v)'in ebeveyni gibi bâzı fıkhî-akaidî konularda kaleme aldı ı risalelerle Müslümanları irşad fonksiyonunu son derece ilmî bir şekilde icrâ etmiş idi.
Son zamanlarda kaleme aldı ı tasavvufî-ledünnî âyet tefsirleri de Özlenen Fark dergisinde yayınlanmış ve erbâbı arasında büyük ilgi görmüştü. Bu tefsirlerden bir kısmı, Hocaefendi'nin bir Mısır seyahati esnâsında Ezher Üniversitesinin tefsir hocalarına takdîm edilmiş ve Arapça'ya çevilmiştir.
Hadis, tefsir, fıkıh, akâid ve tasavvuf gibi temel İslamî ilimlerde behre sâhibi olan Fârûkî Hocaefendi, yazmış oldu u risâlelerini sa lı ında kitaplaştırmış ve bunlara Farukiye Vakfı yayınlarının arasında bastırmıştır. Vefâtına yakın basıma hazırladı ı eserleride vardır ve bunlar önümüzdeki aylarda basılacaktır inşâallah.
ZÜHD ve TAKVÂSI
Hocaefendi'nin tasavvuf anlayışı, Kur'ân ve sünnete sıkı sıkıya ba lılık esasına dayalıydı. Kur'ânî yasaklardan şiddetle kaçınır, Kur'ânî emirleri titizlikle yerine getirir, bunları sünnetler ve nâfilelerle desteklerdi.
Namazlarının vaktinde ve cemâatle kılınmasına büyük önem verir, kazâ namazı olanların sünnet namazlarda kazâya niyet ederek bir an önce borçlarından kurtulmalarını tavsiye ederdi. Yine vitir namazını ise sünnet oldu u üzere gecenin son vaktinde kılar ve etrafındakilere, mümkün mertebe böyle kılmalarını söylerdi.
Hocaefendi ilk hac farîzasını 1971 yılında yerine getirmiştir. Daha sonra 1973, 74, 75, 76, 77, 82, 90, 92 ve 93 yıllarında da bu ibadeti yerine getirmiştir. Onun hac yolculukları bir kâfile hâlinde gerçekleşir, herkes bu kutsal hac yolculu una onunla birlikte çıkabilmek için can atardı. Bu yolculuklar, ibâdet ilim-irfan ve edeb e itimi açısından dolu dolu geçer, bu ibâdet esnasında çeşitli ilim çevreleriyle tanışılır ve İslam dininin cihanşümûl kardeşlik anlayışının mübarek havası teneffüs edilirdi. Hocaefendi bu yolculuklarında dünyânın çeşitli ülkelerinden gelen Müslümanlarla güçlü ba lar kurmuş, kendisinden ders almak isteyenler oldu unda onlara istediklerini vermiştir. Zâten kendisi de bu ilim ve irfan yolunu, "Kapısı bütün insanlara açık olan Allah'ın bir sofrasıdır." Şeklinde tanımlardı. O, fiilen ve mânen bu yolun hizmetçisi idi.
Sünnetin de bir tür vahiy ürünü oldu unu kabûl eden Fârûkî Hocaefendi, farz ve vaciplere uyma konusundaki hassasiyetini, sünnetlere uyma konusunda da gösterirdi. Ayrıca edeb kaidelerine çok önem verir, sık sık "Edeb yâ Hû" şiârını dile getirerek, insanların anlayamayıp, tavır ve düşüncelerini tenkîd edenler dahi ondaki bu edeb güzelli ine hayrân olur, takdirlerini dile getirme mecburiyeti hissederlerdi. Çünkü o; "Rabbim beni edeblendirdi, ne güzel edebendirdi" hadîs-i Nebevîsini, en güzel bir biçimde içine sindirmiş bir edeb âbidesiydi. Bu alanda Zâhirî ve Bâtınî Edebler adlı bir eser kaleme almıştır ki, fıkıh, sünnet ve tasavvufî ahlâk konularını câmidir.
Fârûkî Hocaefendi'nin çok önem verdi i sünnet ibâdetlerden biri de îtikaf ibâdeti idi. 1971'den îtibâren bu ibadeti hiç terke etmemiş, ilk itikaflarından birinde, defâlarca mülâkî oldu u Resûl-i Ekrem (s.a.v)'den bizzat ders almışlar idi. Mânevî terbiyedeki önemli yeri bakımından talebelerine en çok tavsiye etti i ibâdetlerden biri de îtikaf ibâdeti idi.
Tesbîh ve zikir anlayışında salavâtın ayrıcalıklı bir yeri vardı. Çok salavât getirme ve bunu artırmaya büyük önem verir, âyet-i kerîmeyle Müslümanlara vâcip kılınmış olan bu duâ cümlelerinin önemini sık sık vurgulardı. Peygamberimiz(s.a.v)'in işâretleriyle hazırladı ı bir salavât metni bulunması, onun bu alandaki hassasiyetini ortaya koymaktadır. Bu salavâta "Salât-ı Fârûkiye" adı verilmiştir. Zâten kendisi Pîrân hazerâtının da salavâtlarını ihtivâ eden bir salavât kitâbı hazırlamış, bunları haftanın günlerine göre tasnîf etmiş ve burada salavâtlara tercümeleriyle birlikte yer vermiştir. Salavât-ı Şerîfe-i Fârûkiyye adlı bu eserin iki baskısı yapılmıştır.
Tasavvufî irşad metodunda zikir ibâdetinin önemli bir yeri vardır. O hem cehrî, hem de hafî zikri icrâ etmiş ve insanların mizaçlarına göre bu ibadetten faydalanmalarını sa lamıştır. Zikir halkalarını sohbet hadîs dersleriyle besler, bu meclislerde insanlar hem nefis terbiyesi, hem de bilgi zen inli i elde ederlerdi.
Alâaddin Fersâfî Hazretleri ile tanımış oldu u ve seyr ü sülûk etti i tasavvuf yolunda verilen bütün emirleri ve görevleri titizlikle, aşk ve ihlâsla yerine getiren Abdullah Fârûkî Haretleri aynı zamanda "Üveysî" idi.
Üveysî olması dolayısıyla mânevi terbiye ve e itimini Hz. Ali (k.v), Ehl-i Beyt (r.anhüm ecmaîn) ve Ricâl-i Gayb kanalıyla bilhassa Seyyid Abdülkadir Geylani (k.s)'nin mânevî nezâretinde ikmâl etmiştir.
1965 yılında Fârûkî Hocaefendi'nin üstâdı Alâaddin Fersâfî Hazretleri bir Malatya ziyâreti esnâsında kendilerine misâfir olmuş, bu açılmıştır. Bu esnâda Hz. Ali(k.v)'yi bizzat müşâhede ederek Hz. Ali'de fenâ fi'ş-şeyh makâmına ermiş, hemen arkasından da Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz(s.a.v) müşâhede etmiş ve fenâ fi'r- Resûl makamına erişmiştir. Bu ahvâli üstadına anlattı ında Alâaddîn Fersâfî Hazretleri de tasdîk ve tebrîk etmiş ve; "O lum, yolun haktır ve gerçektir. Allah sana hesapsız ilim ve rahmet vermiştir. Bu yolda bütün gayretinle devâm et!" diyerek kendisini teşvîk etmiştir.
İLMİ
Abdulkâdir Geylanî Hazretleri'nin mânevi işaret ve telkinleriyle hadîs ilmine aşk ve şevk ile e ilmişti. Hâfızasında birçok hadîs-i şerif metin ve tercümeleriyle birlikte mecmû idi. Kendisi hadîs ilmine büyük bir önem verdi i için, talebelerini de hadîs ilmine teşvîk eder, her sohbetinde mutlaka ezberden hadîs okutturur ve anlamlarını verdirirdi.
Sohbet ve derslerinde fıkıh ve akâid ilmine de geniş yer verirdi. Talebelerinin ilimle iştigâl etmeye en az vakti olanlarına bile, zarûrî ilmihâl bilgilerini sohbet ve tekrar metoduyla ö retmiş ve onları bu konuda hassas olmaya teşvîk etmiştir. Kendisi Hanefî mezhebinden olmasına ra men Hanefî fıkhı ile birlikte Şafiî fıkhı alanında da geniş bilgi sahibi idi. Ayrıca son yıllarda gündemi çokça meşgul eden ve tartışmalara sebep olan Cuma namazı, zuhr-i âhir, rü'yet-i hilâl, bîat, Resûlullah (s.a.v)'in ebeveyni gibi bâzı fıkhî-akaidî konularda kaleme aldı ı risalelerle Müslümanları irşad fonksiyonunu son derece ilmî bir şekilde icrâ etmiş idi.
Son zamanlarda kaleme aldı ı tasavvufî-ledünnî âyet tefsirleri de Özlenen Fark dergisinde yayınlanmış ve erbâbı arasında büyük ilgi görmüştü. Bu tefsirlerden bir kısmı, Hocaefendi'nin bir Mısır seyahati esnâsında Ezher Üniversitesinin tefsir hocalarına takdîm edilmiş ve Arapça'ya çevilmiştir.
Hadis, tefsir, fıkıh, akâid ve tasavvuf gibi temel İslamî ilimlerde behre sâhibi olan Fârûkî Hocaefendi, yazmış oldu u risâlelerini sa lı ında kitaplaştırmış ve bunlara Farukiye Vakfı yayınlarının arasında bastırmıştır. Vefâtına yakın basıma hazırladı ı eserleride vardır ve bunlar önümüzdeki aylarda basılacaktır inşâallah.
ZÜHD ve TAKVÂSI
Hocaefendi'nin tasavvuf anlayışı, Kur'ân ve sünnete sıkı sıkıya ba lılık esasına dayalıydı. Kur'ânî yasaklardan şiddetle kaçınır, Kur'ânî emirleri titizlikle yerine getirir, bunları sünnetler ve nâfilelerle desteklerdi.
Namazlarının vaktinde ve cemâatle kılınmasına büyük önem verir, kazâ namazı olanların sünnet namazlarda kazâya niyet ederek bir an önce borçlarından kurtulmalarını tavsiye ederdi. Yine vitir namazını ise sünnet oldu u üzere gecenin son vaktinde kılar ve etrafındakilere, mümkün mertebe böyle kılmalarını söylerdi.
Hocaefendi ilk hac farîzasını 1971 yılında yerine getirmiştir. Daha sonra 1973, 74, 75, 76, 77, 82, 90, 92 ve 93 yıllarında da bu ibadeti yerine getirmiştir. Onun hac yolculukları bir kâfile hâlinde gerçekleşir, herkes bu kutsal hac yolculu una onunla birlikte çıkabilmek için can atardı. Bu yolculuklar, ibâdet ilim-irfan ve edeb e itimi açısından dolu dolu geçer, bu ibâdet esnasında çeşitli ilim çevreleriyle tanışılır ve İslam dininin cihanşümûl kardeşlik anlayışının mübarek havası teneffüs edilirdi. Hocaefendi bu yolculuklarında dünyânın çeşitli ülkelerinden gelen Müslümanlarla güçlü ba lar kurmuş, kendisinden ders almak isteyenler oldu unda onlara istediklerini vermiştir. Zâten kendisi de bu ilim ve irfan yolunu, "Kapısı bütün insanlara açık olan Allah'ın bir sofrasıdır." Şeklinde tanımlardı. O, fiilen ve mânen bu yolun hizmetçisi idi.
Sünnetin de bir tür vahiy ürünü oldu unu kabûl eden Fârûkî Hocaefendi, farz ve vaciplere uyma konusundaki hassasiyetini, sünnetlere uyma konusunda da gösterirdi. Ayrıca edeb kaidelerine çok önem verir, sık sık "Edeb yâ Hû" şiârını dile getirerek, insanların anlayamayıp, tavır ve düşüncelerini tenkîd edenler dahi ondaki bu edeb güzelli ine hayrân olur, takdirlerini dile getirme mecburiyeti hissederlerdi. Çünkü o; "Rabbim beni edeblendirdi, ne güzel edebendirdi" hadîs-i Nebevîsini, en güzel bir biçimde içine sindirmiş bir edeb âbidesiydi. Bu alanda Zâhirî ve Bâtınî Edebler adlı bir eser kaleme almıştır ki, fıkıh, sünnet ve tasavvufî ahlâk konularını câmidir.
Fârûkî Hocaefendi'nin çok önem verdi i sünnet ibâdetlerden biri de îtikaf ibâdeti idi. 1971'den îtibâren bu ibadeti hiç terke etmemiş, ilk itikaflarından birinde, defâlarca mülâkî oldu u Resûl-i Ekrem (s.a.v)'den bizzat ders almışlar idi. Mânevî terbiyedeki önemli yeri bakımından talebelerine en çok tavsiye etti i ibâdetlerden biri de îtikaf ibâdeti idi.
Tesbîh ve zikir anlayışında salavâtın ayrıcalıklı bir yeri vardı. Çok salavât getirme ve bunu artırmaya büyük önem verir, âyet-i kerîmeyle Müslümanlara vâcip kılınmış olan bu duâ cümlelerinin önemini sık sık vurgulardı. Peygamberimiz(s.a.v)'in işâretleriyle hazırladı ı bir salavât metni bulunması, onun bu alandaki hassasiyetini ortaya koymaktadır. Bu salavâta "Salât-ı Fârûkiye" adı verilmiştir. Zâten kendisi Pîrân hazerâtının da salavâtlarını ihtivâ eden bir salavât kitâbı hazırlamış, bunları haftanın günlerine göre tasnîf etmiş ve burada salavâtlara tercümeleriyle birlikte yer vermiştir. Salavât-ı Şerîfe-i Fârûkiyye adlı bu eserin iki baskısı yapılmıştır.
Tasavvufî irşad metodunda zikir ibâdetinin önemli bir yeri vardır. O hem cehrî, hem de hafî zikri icrâ etmiş ve insanların mizaçlarına göre bu ibadetten faydalanmalarını sa lamıştır. Zikir halkalarını sohbet hadîs dersleriyle besler, bu meclislerde insanlar hem nefis terbiyesi, hem de bilgi zen inli i elde ederlerdi.