Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Hekimoglu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ağu 2005
Mesajlar
1,861
Aldığı Beğeniler
191
Konum
Amerika
Bediüzzaman'ın kardeşi, İşaratü'l-İ'caz ve Mesnevi-i Nuriye'yi Arapça'dan Türkçe'ye çeviren mütercim (tercüman).

Abdülmecid, 1884 yılında Bitlis'in Hizan Kazasının İsparit nahiyesine ba lı Nurs köyünde do du. İlk e itimini burada aldı. Nurs köyünden sonra Arvas'ta e itimine devam etti. Buradan ayrıldıktan sonra (1900) Van'a gitti. Van'da kaldı ı on dört yıl, e itim sürecinde ayrı bir öneme sahiptir. Buradaki Horhor Medresesinde a abeyinin nezaretinde iki yüzü aşkın talebe ile birlikte e itimine devam etti. Özellikle Arap Dili ve Edebiyatı dalında çok büyük bir aşama katetti. Nitekim bu sebepten dolayıdır ki, Bediüzzaman İşaratü'l-İ'caz ve Mesnevi-i Nuriye eserlerinin Arapça'dan tercüme edilmesi işini ona vermiştir.

Abdülmecid, Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması ve Ruslardan cesaret alan Ermenilerin saldırıları üzerine Bediüzzaman'ın idaresinde savaşa katıldı. Bu savaşta Bediüzzaman Hazretleri yaralı olarak Ruslara esir düşerken, ye eni Ubeyd şehit oldu. Bilindi i gibi Van ve çevresi Rusların eline geçti. Şehir harabe haline geldi i gibi uzun süre e itim gördükleri medreseleri de bu tahribattan nasibini aldı. Abdülmecid, Rusların hücumundan ve istilasından kurtulan bazı akrabaları ile birlikte Van'dan ayrılarak Diyarbakır üzerinden Şam'a gitti. Üç yıl burada kaldıktan sonra 1917 yılında Diyarbakır'a geri döndü.

Abdülmecid Diyarbakır'da bulunan Askeri Rüştiyede (lisede) Arapça ö retmenli ini yaptı. Ancak bir süre sonra bu okulun kapanarak Erkek Sanat Enstitüsüne dönüştürülmesinden sonra buradan da ayrıldı ve tekrar (1920) Van'a döndü. Van'da da ö retmenli e devam etti. Bu kez yedi yıl burada kaldı (1920-27). Şeyh Said hadisesi ile başlayan ve Bediüzzaman'ın sürgün edilmesiyle neticelenen süreçten kendisi de nasibini aldı. Ö retmenlik görevinden alınınca Van'dan Ergani'ye geçti. Ergani'de bir manifatura dükkanı açarak hayatını devam ettirdi. Bazen Camide fıkhi (islam hukuku) konuların a ırlıklı oldu u vaazlar verdi. 1936 yılına kadar Ergani'de yaşadıktan sonra çocuklarının e itimi sebebiyle Malatya'ya göç etti. Burada Cumhuriyet Çarşısında (Eski adı Kürtler Çarşısı) manifaturacılık yaptı. Örnek bir ticari ahlaka sahip olması kısa zamanda çevresinin dikkatini çekti. Siftah ettikten sonra gelen müşterilerini henüz siftah yapmamış komşu esnafa göndermek suretiyle ticari ahlaka katkıda bulundu. Bu davranışı ço u kez tekrarladı. Hiçbir komşusunu incitmemesi, sempatik oluşu ve sürekli bir şekilde sohbetlerinde imani konulara a ırlık vermesi, etrafındaki sevgi çemberinin giderek büyümesine sebep oldu. Malatya'da dört yıl kaldıktan sonra Ürgüp'e müftü olarak tayin edildi (1940).

Ürgüp'te on iki yıl müftülük yaptı. Burada acı-tatlı çok sayıda hadiseye tanık oldu. Bediüzzaman'ın kendisine tevdi etti i (emanet etti i) eserlerinden İşaratü'l-İ'caz ile Mesnevi-i Nuriye'yi Arapça'dan Türkçe'ye tercüme etti. Bu eserlerden talebelerine dersler okuttu. Di er taraftan hayatında çok büyük iz bırakan evlat acısını burada tattı. Üniversitede okuyan ve gelmesini dört gözle bekledi i o lu Fuat'ın vefat haberini burada aldı. Oysaki, köprü mevkiinde, Ankara'dan gelen kamyonlardan birinden o lunun inmesini bekliyordu. Postayla ölüm haberini aldı. O lunun adına kaleme aldı ı ve "Fuadiye" adını verdi i eserinde acısını şöyle kaleme dökmüştür:

Ey mezarcı! Göm beni de şu Fuad'ın kabrine
Firkatın (ayrılı ın) dayanmaz vallahi asla kahrine.
Katılsın zerratımız, alem-i berzahta keza,
Sarılsın birbiriyle ruhlar, ilayevmi'l-ceza (ceza gününe).
Ey mezarcı! Cebeci'de bana da kaz bir mezar,
Olalım ünlü Fuad'ın komşusu leyl ü nehar (gece ve gündüz).

Abdülmecid'in acılarla dolu hayatı neredeyse vefatına kadar devam etti. Yıllarda a abeyi Bediüzzaman ile görüşemedi. O lu vefat etti. Yine çok sevdi i ye eni Abdurrahman'ın vefatı, di er taraftan görevden alınmalar sıkıntılarını arttırdı. Bediüzzaman, kardeşinin yaşadı ı sıkıntılı halet-i ruhiyeyi (ruh halini) şu şekilde kaydetmiştir:

"Kardeşim Abdülmecid, biraderzadem (ye enim) Abdurrahman'ın (rahmetullahi aleyh) vefatı üzerine ve daha sair elîm ahvâlât (acı veren haller) içinde bir perişaniyet hissetmişti. Hem, elimden gelmeyen mânevî himmet ve medet (yardım) bekliyordu. Ben onunla muhabere etmiyordum (haberleşmiyordum) . Birden bire, mühim birkaç Söz'ü ona gönderdim. O da mütalâa ettikten (inceledikten) sonra yazıyor ki:

'Elhamdülillâh, kurtuldum. Çıldıracaktım. Bu Sözler'in her biri birer mürşid hükmüne geçti. Çendan (gerçi) bir mürşidden ayrıldım, fakat çok mürşidleri birden buldum, kurtuldum' diye yazıyordu. Ben baktım ki, hakikaten Abdülmecid güzel bir mesle e girip, o eski vaziyetlerinden kurtulmuş." (Mektubat, s. 342)

Abdülmecid, on iki yıl boyunca sürdürdü ü müftülük görevinden alınınca Ürgüp'ten ayrılmak istedi. Ancak, sevenleri bir süre daha yanlarında kalması için ısrar ettiler. Talebelerinin ve Ürgüplülerin ısrarı üzerine üç yıl daha burada kaldı. Gerek müftülü ü sırasında ve gerekse görevden alındıktan sonra iman hizmetini devam ettirdi. Çok sayıda talebe yetiştirdi. Her fırsatta imani konularda çevresinde bulunanları aydınlatmaya gayret sarf etti. Mantık adlı eseri yazdı ı gibi, Haleb-i Sa ir ve Kaside-i Bürde şerhini de kaleme aldı. Talebelerinden biri olan ve uzun süre vaizlik ve müftülük görevlerinde bulunan Mustafa Yıldız, hocası için şunları söylemektedir:

"... Hocamız Abdülmecid Nursî'nin çabalarıyla açılan Kur'an Kursu'nda talebe idim. Malumat-ı diniye (dini bilgiler) derslerine geliyordu. Çok istifade ediyorduk. Beşeri (insani) münasebetleri fevkaledeydi. Herkesle görüşür, konuşur ve irtibat kurarlardı. Ben müftü iken herkesle (özellikle devlet memurlarıyla) irtibat kuramıyordum. O ise herkesle irtibat kurmuş ve kendini sevdirmişti." (Halil Uslu, Bediüzzaman'ın Kardeşi Abdülmecid Nursî, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 1998, s. 62-63).

Abdülmecid, on beş yıl Ürgüp'te kaldıktan sonra 1955 yılında Konya'ya gitti. Buraya gelmesinin sebeplerinden bir tanesi kızının Konya Kız Ö retmen Okuluna başlamasıdır. Buraya geldikten sonra büyük hasretini gidermek maksadıyla Isparta'ya giderek çok uzun zamandan beri ayrı düştü ü Bediüzzaman Hazretlerini ziyaret edip, hasret giderdi. Bu ziyaret Bediüzzaman Hazretlerini de son derece sevindirdi.

Abdülmecid, Konya'ya geldikten bir süre sonra, Konya İmam Hatip Okulu Koruma Derne i idarecilerinin ve bazı hocaların daveti üzerine tekrar ö retmenli e başladı. Bu sırada 74 yaşında olmasına ra men okula yaya olarak gidip geldi. Kendisi için bir araba tutmayı teklif etmelerine ra men kabul etmedi. Derslerine aralıksız devam etti. Ö rencilerinin yorulmaması için oturarak ders vermelerini rica etmeleri üzerine; "Bu, helaket ve felaket asrında iman, Kur'an dersi almaya gelen, malumat-ı diniyeyi ö renmeye koşan sizin gibi gençlerin karşısında oturarak ders vermekten hicap duyuyorum (utanıyorum) ve bu hareketimle huzur duymaktayım. Ben vücudumun de il, ruhumun rahat etmesini temine çalışıyorum" şeklinde karşılık verir.

...
 

Hekimoglu

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Ağu 2005
Mesajlar
1,861
Aldığı Beğeniler
191
Konum
Amerika
Konya İmam Hatip Okulu meslek dersleri ö retmenlerinden Mehmet Fatih Göktay, Abdülmecid için; "Bütün ö retmen ve talebelerle çok iyi geçinirdi. Bir hayli yaşlı olmalarına ra men gayet dinç idiler. Temizli e çok dikkat ederlerdi. Sakal bırakmadıkları için her gün traşlı olarak okula gelirlerdi. Hassas bir insandı. Gönül yıkan de il, gönül yapandı" (Uslu, age., s. 77) ifadelerine yer vermektedir. Ders işleme tarzı ile ilgili olarak da talebelerinden Süleyman U ur: "Derste soru sorulmasını ve itiraz edilmesini pek severdi. Sual sorun, itiraz edin, cevap vereyim ki, takrir (yerleştirme), takrib (yolunu bulma) tamam olsun" dedi ini nakletmektedir.

Ö retmenlik görevini sürdürmeye devam ederken sebepsiz yere tekrar görevden alındı. Konya'ya yaşadı ı acı olaylardan bir tanesi de, Bediüzzaman'ın Konya'ya gelmesine ra men kendisiyle görüşmesine izin verilmemesidir. Bediüzzaman, vefatından önce bir kez daha Konya'ya geldiyse de bu sefer de uzun süre görüşmeleri mümkün olmadı. Zaten bu görüşme veda görüşmesi olup, evin önünde gerçekleşti. Bediüzzaman, arabadan inmeden kapının önünde kardeşiyle vedalaştı ve Urfa'ya do ru yola çıkaca ını söyledi.

Abdülmecid'i en çok sarsan olayların başında kuşkusuz, Bediüzzaman'ın ebedi istirahatgahında bile rahat bırakılmaması gelir. Vefatından birkaç ay geçtikten sonra, kendisine zorla imzalattırılan bir yazıya dayanılarak Bediüzzaman'ın kabri açıldı ve naaşı bir gece Urfa'daki mezarından alındı. Abdülmecid'in, gözleri ba lı bir şekilde içinde bulundu u bir uçakla taşınan naaş, bilinmeyen bir yere götürülerek defnedildi. Bediüzzaman'ı hayatta iken rahat bırakmayanlar, vefatından sonra da rahat bırakmamışlardı.

Abdülmecid, 1967 yılı geldi inde herkes ile vedalaşmaya başladı. Ona göre ölüm vakti gelmişti. Çünkü, Bediüzzaman son buluşmalarında kardeşine, kendisinden yedi yıl sonra ölece ini söylemişti. Abdülmecid, Bediüzzaman'ın her söyledi inin gerçekleşti ini müşahade edenlerden biri idi ve buna bütün kalbi ile inanıyordu. Nitekim de öyle oldu. 11 Haziran 1967 Cuma günü vefat etti. Kaderin garip bir cilvesidir ki, o lu Fuat da 23 yıl evvel 9 Haziran 1944 Cuma günü vefat etmişti.

Risâle-i Nur'a gönülden ba lı olan Abdülmecid, Mesnevi-i Nuriye'yi Arapça'dan Türkçe'ye çevirdikten sonraki duygularını "İtizar" başlı ı altında şu cümlelerle ifade etmiştir: "Risâle-i Nur Külliyatı'ndan el-Mesneviyyü'l-Arabî ile muanven (ünvanlı) büyük Üstad'ın cihanbaha (pek kıymettar) şu eserini de Allah'ın avn ve inayetiyle (yardımı) Arabîden Türkçe'ye çevirmeye muvaffak olmakla kendimi bahtiyar addediyorum. Yalnız, aslındaki ulviyet, kuvvet ve cezaleti tercümede muhafaza edemedim. Evet, o cevher-baha hakikatlere zarf olacak ne bir harf ve ne bir lâfız bulamadım. Tercüme lisanı da fikrim gibi nâkıs (noksan) ve kasır (yetersiz) oldu undan, o azîm imanî ve cesîm (büyük) Kur'ânî hakikatlere ancak böyle dar ve kısa bir kisveyi (giysiyi) tedarik edebildim. Ne hakkın ve ne hakikatin hatırı kalmış. Fabrika-i dima iyemin (düşünce dünyamın) bozuklu undan, bu kadarını da, müellif-i muhterem Bediüzzaman'ın mânevî yardımlarıyla dokuyabildim.

"Evet, bir tavuk, kendi uçuşuyla şahinin veya kartalın uçuşlarını taklit ve tercüme edemez. Bu, hakikaten aslına uygun ve lâyık bir tercüme de ildir-Pek kısa bir meal, bazan da tayyedilmiş, tercüme edememiş. Çok yerlerde yalnız mealini aldım. Bazı yerlerde de tayyettim (atladım) . Ancak bu, aslındaki hakaiki (hakikatleri) evlâd-ı vatana (vatan evlatlarına) gösteren küçük bir aynadır." (Mesnevi-i Nuriye, s. 9)
 
Üst Alt