Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
SELAMLAŞMA ADABI

Allah (c.c.): Bir selamla selamlandığınız vakit, siz ondan daha güzeli ile selamı alın, yahut aynıyla karşılayın. Şüphesiz ki Allah. her şeyin hakkını gerektiği gibi arayandır, buyurur. (Nisa, 86)
Selam: Ayıp ve fenalıklardan uzak ve hayatın uzun olması anlamında duadır.
En güzel selamlaşmak: Esselamü aleyküm denilince, ve aleykümüs selamü verahmetüllah şeklinde, veya:
- Esselamü aleyküm verahmetüllah denilince
- Ve aleykümüsselamü ve rahmetüllahi veberakatüh, şeklinde selama karşılık vermektir;
Selamlaşmada adab:
1- Mü'minlerin bulunduğu yere girildiğinde ve oradan ayrıldığına selam vermek. Peygamberimiz (s.a.v.): "Sizden biriniz meclise geldiği zaman selam verdiği gibi, ayrılırken de selam versin. Çünkü birinci selam sonrakinden daha faziletli değildir." buyurur. (Tirmizi, es-Sünen).
2- Gayri müslümlerle karşılaşıldığında. önce onların selam vermesini bekleyerek, selamlarından sonra "ve aleyke" demek,
3- Müslümanların olduğu bir yerde tanıyıp tanımamaya bakmadan herkese selam vermek,
4- Selamlaşmada: küçük olanın büyüğe, az olan grubun çok olanlara. yürüyenin oturana, binit üzerinde bulunanın yaya olana selam verme adabına riayet etmek,
5- Fesat çıkarmayacaksa, akraba kadınlarla da selamlaşmak.
6- Verilen selama cevap vermek vaciptir. Topluluk içerisinden birinin cevap vermesiyle diğerlerinin üzerinden selam alma farziyyeti sakıt olur;
7- Selama hemen cevap vermek. Mümkün olduğunca cevabımızı verene duyurmak,
8- Selam verirken ve alırken sesimizi çok yükseltmemek ve kısmamak.
9- Selam verirken ve alırken sesimizi hürmet ifade edecek şekilde ayarlamak.
10- Selamı duymazlıktan gelmemek (saygısızlık ifade eder).
SELAMIN VERİLİP ALINMAYACAĞI YERLER:
1- Tuvalette ve hamamda verilip alınmaz,
2- Günaha sebep olan veya günahla meşgul olduğu halde selam verilmez alınmaz.
3- Kur'an okuyana, hadis rivayet edene, vaaz edene, ezan okuyana, kamet getirene ve namaz kılanlara selam verilmez,
4- Fitneye sebep olacağı endişesi ile, genç ve yabancı kadınlara selam verilmez. Onların selamına sesli cevap verilmez.
 

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
Saygı Adabı


Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor: Peygamber'i (s.a.v.) görmek isteyen yaşlı bir adam gelmişti. Ahali ona yol açmakta ağır davranmıştı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.): "Küçüğümüze merhamet etmeyen ve büyüğümüze hürmet etmeyen kimse bizden değildir" buyurmuştur. (466) .
Abdullah b. Amr'dan gelen rivayette "Küçüğümüze merhamet etmeyen ve büyüğümüzün şerefini tanımayan kimse bizden değildir" (467 ) buyurmuş, Ubâde b. es-Sâmit'in rivayetinde de "büyüğümüze hürmet etmeyen, küçüğümüze merhamet etmeyen ve âlimimizin kadru kıymetini bilmeyen kimse bizden değildir" buyurmuştur. (468 )
Ebu Mûsâ'dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasûlüllah (s.a.u.) şöyle buyurmuştur: "Saçı ağarmış yaşlı müslümana, hükümlerini çiğnemeyen ve okumayı bırakmayan Kur'an hâfızı ve okuyucusuna, âdil aultana ikram etmek Allah'a saygıdandır." (469)
İbn Ömer'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kendimi rüyada bir misvakla misvaklanırken gördüm. Derken bana biri ötekine göre daha büyük iki adam geldi. Ben misavakı küçük olana verdim. Bunun üzerine bana "Büyüğe ver" denildi. Ben de onu büyük olana verdim." (470 )
Ebu Yahyâ el-Ensâri anlatıyor: Abdullah b. Sehl ile Muhayyısa b. Mes'ud, Hayber'e gittiler. O zaman Hayber sulh halinde idi. Orada işlerini görmek için birbirlerinden ayrıldılar. Derken Muhayyısa, Abdullah'ın yanına geldiğinde onu kanlar içinde ölü olarak buldu. Sonra Medine'ye geldi ve Mea'ud'un çocukları Abdurrahman b. Sehl ile Huveyyisa, Peygamber'in (s.a.v: ) huzuruna gittiler. Orada Abdurrahman konuşmak lateyince Rasülüllah (s.a.v.) "Yaşça büyük olan konuşsun" buyurdu. Abdurrahman en küçükleri idi. (471)
Böylece büyüklere ve âlimlere saygı âdâbının ve konuşmada onlara öncelik hakkı verilmesinin önemini görmüş oluyoruz. Ancak küçüğün konuşması arzu edildiğinde veya kendisi sual sorma ve sorulma konumunda ise o zaman önce konuşur.
 

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
Kardeşlik Adabı
Rasülüllah (s.a.v.) küçük olsun büyük olsun hiçbir kardeşin herhangi bir silahı göstererek kendi kardeşini korkutmasına ve kalbine korku salmasına müsaade etmemiştir.
Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasulüllah (s.a.u.) şöyle buyurmuştur: "Kardeşine bir demir parçasını gösteren kimseye, onu bırakıncaya kadar melekler lanet eder. İsterse ana baba bir kardeş olsun." (472)
Peygamber (s.a.v.) büyük biraderin İslam'da özel bir yerinin olduğunu da ifade etmiştir. Şüphesiz bu onun, aile yükünü, küçüklerin bakımı ve eğitim sorumluluğunu üstlenmesinden kaynaklanmaktadır.
Sahabeden Küleyb el-Cüheni(r.a.), Rasûlû)lah'ın (s.a.v.) "En büyük kardeş, baba hükmündedir" buyurduğunu rivayet etmiştir. (473) Buna göre ebeveyn, büyük oğlunun gönlüne küçüklere sevgi ve şefkati, küçüklerin gönüllerine de büyüğe saygıyı yerleştirirse, o zaman aile nizamı dengeli bir şekilde yürür. Herhangi bir uyarı ve hatırlatmada bulunmadan herkes diğerine karşı yapacağı vazifeyi bilir.
 

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
Komşu Adabı


İslam şeriatında komşunun büyük hukuku vardır. Bu hukuk, İslam toplumunun bağlarını güçlendirmek için ortaya konulmuştur. Şüphesiz çocuğun, komşu çocuklarına karşı tatbik etmesi gereken âdap ölçüleri bulunmaktadır. Peygamber (s.a.v.), çocuklarını bunlara alıştırmaları için babalara tavsiyede bulunmuş, komşunun acı ve sıkıntılarına ilgi gösterilmesini ve herhangi bir şekilde ona eziyet edilmemesini öğütlemiştir. Söz konusu âdap ölçülerinin başında çocuğun, yemek üzere eline bir yiyecek veya bir meyve alarak sokağa çıkmaması gelir. Çünkü böyle yapmakla o, onu satın alamayabilecek veya maddi sıkıntı yüzünden o an için satın alma gücü olmayan komşunun çocuğunu öfkelendirmiş olmaktadır. Böylece çocuk, sokakta değil evde yemeyi alışkanlık haline getirir. Ayrıca bu davranış, çocuğun genel âdap ve görgü kurallarına sarılmasına da katkıda bulunur.
Amr b. Şuayb, Rasûlüllah'ın (s.a.u.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Eğer bir meyve satın alırsan, (sokakta gördüğün) çocuğa (ondan) hediye olarak ver. Şayet bunu yapmazsan gizlice onu eve götür. Çocuğun onu eline alarak komşu çocuğunu öfkelendirmek için dışarı çıkmasın!" (474)
Müslümanların sarılarak uygulamaları halinde şu İslam âdâbı gerçekten ne kadar büyüktür! Allah bizi ve sizleri onu uygulamaya muvaffak kılsın! '
 

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
İzin İsteme Adabı

İzin isteme âdâbı, büyük ve küçüğün görevidir. İslam'da bunun özel yeri bulunmaktadır. Bu yüzden Allah Teala bunu, asırlar ve nesiller devam ettikçe okunacak ayetlerle hususi olarak açıklamıştır. Bu, aile ve cemiyet hayatında da büyük bir önem taşımaktadır. Bundan dolayıdır ki, büyükleri bir yana Ebu Safd el-Hudri gibi sahabenin küçükleri dahi bu âdabı biliyor ve uyguluyordu.
Ubeyd b. Umeyr anlatıyor: Ebu Musa el Eş'ari, Ömer b. Hattab'ın huzuruna çıkmak için izin istemişti. Sanki Hz. Ömer meşgul idi ki, ona izin verilmedi. Bunun üzerine Ebu Musa geri döndü. Hz. Ömer işini bitirince:
- Ben Abdullah b. Kays'ın (Ebu Musa'nın) sesini duymadım mı? Ona müsaade edin! dedi. Hz. Ömer'e Ebu Musa'nın geri döndüğü söylenince, derhal onu çağırttı. Ebu Musa:
- Biz bununla emrolunmuştuk, dedi. Hz. Ömer:
- Buna dair bana delil (beyyine) getireceksin! dedi. Ebu Musa da ensarın meclisine giderek onlara sordu. Onlar:
- Bu konuda sana en küçüğümüz Ebu Said el-Hudri ancak şahitlik edebilir, dediler. Bunun üzerine Ebu Musa, Ebu Saîd'i Hz. Ömer'in huzuruna götürdü. Hz. Ömer:
- Rasûlüllah'ın (s.a.v.) emir ve talimatından bana gizli kalan mı oldu? Çarşı ve pazarlarda alış-veriş yani, ticaret için çıkmak beni meşgul etti, dedi.
Mü'minlerin emiri Hz. Ömer, girmesine izin verilmeyen bir şahsın, hiç öfkelenmeden geri dönmesi gerektiğini unutmuştu. Bu hususta Rasûlüllah'ın (s.a.v.) sünnetine şahitlik yapan ve hatırlatmada bulunan da Ebu Said el-Hudri olmuştu. (475)
Kur'an-ı Kerim çocuğu izin istemeye alıştırmış, ana babanın bunu çocuğuna öğretmesini emretmiş, bu konuda aşamalı ve pedagojik bir yol izlemiştir. Ergenlik döneminden önce çocuk, ana babanın evlilik hayatındaki üç uygunsuz vakitte kapıyı çalarak izin ister. Bu vakitler, ana babanın (gecelik veya pijama gibi) özel kıyafetiyle bulunduğu uyku vakitleri; şafak öncesi, öğle vakti ve yatsı sonrasıdır.
Allah Teala şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve hizmetçileriniz) ve sizden henüz büluğa ermemiş olaplar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, sizin açık bulunabileceğiniz üç vakittir. Bunların dışında ne sizin için, ne de onlar için bir günah yoktur. Yanınızda dolaşırlar, birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah ayetleri size işte böyle açıklar. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (476)
Nihayet çocuk ergenliğe erişip mükellefiyet çağına girince, artık her zaman evde ve evin dışında kapalı bulduğu kapıyı çalarak izin istemekle emrolunur. Şu ayet bu noktaya işaret eder: "Çocuklarınız ergenliğe erdikleri zaman, kendilerinden öncekilerin izin istedikleri gibi izin istesinler. İşte Allah ayetlerini size böyle açıklar. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (477)
Rasulüllah (s.a.v.) nasıl izin isterdi? Kapıyı çalan insanın aldığı vaziyet nasıl olmalıdır? Kapıya yüzünü mü, sırtını mı yoksa sağ veya sol yanını mı çevirmelidir? Bu soruya cevap vermek için şu hadisi zikretmek istiyoruz:
Abdullah b. Büsr'un rivayetine göre Rasûlüllah (s.a.v.) izin istemek üzere kapıya geldiği zaman, yüzünü kapıya çevirmezdi. Sağ veya sol yanım çevirirdi. Kendisine izin verilirse girer, aksi halde geri dönerdi. (478)
Önder peygamber çocuklardan izin istiyor:
Şüphesiz hak haktır; büyük küçük ayrımı yapmaz. Vasıf, statü ve ünvanları ne olursa olsun, sünnete uymak herkesin görevidir. İşte ümmetin komutanı ve öğretmeni Peygamber (s.a.v.)... Büyüklerin ve küçüklerin içinde, çocuğun hakkım bahis mevzu ederek onları irşad etmektedir.
Sehl b. Sâd (r.a.) anlatıyor: Rasulüllah'a bir içecek getirilmişti, O da ondan içti. Sağında bir çocuk, solunda da yaşlılar bulunuyordu. Rasulüllah (s.a.v.) çocuğa:
- Bunlara vermeme bana müsaade eder misin? dedi. Çocuk:
- Hayır, vallahi ya Rasulallah! Senden gelen nasibime hiçbir kimseyi tercih edemem! dedi. Bunun üzerine Rasulüllah (s.a.v.) suyu ona verdi.(479)
 

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
Yemek Adabı

Ömer b. Ebî Seleme (r.a.) anlatıyor: Ben Rasulüllah'ın (s.a.v.) eğitim ve gözetimi altında henüz bir çocuktum. Elim yemek kabının içinde dolaşıyordu. Bunun üzerine bana: 'Ey çocuk! Besmele çek, sağ elinle ve önünden yel" buyurdu. Artık ondan sonra hep öyle yedim. (480)
Enes (r.a.) anlatıyor: Ümmü Süleym, içinde hurma bulunan bir sepeti benimle Rasulüllah'a (s.a.v.) gönderdi. Ama ben O'nu bulamadım. O; az önce kendisini davet ederek bir yemek yapan azatlı kölesine/dostuna gitmişti. Ben de hemen O'na gittim. Vardığımda o yemek yiyordu. Birlikte yemem için beni davet etti. Ev sahibi etli ve kabaklı bir tirit yapmıştı. Gördüm ki Rasülüllah (s.a.v.) kabaktan hoşlanıyor. Ben de kabağı toplayıp O'na yaklaştırmaya başladım. Yemeği yiyince Rasulüllah (s.a.v.) evine döndü. Ben hurma sepetini önüne koydum.
- Rasulüllah (s.a.v.) yemeye ve bölüştürmeye başladı. Nihayet sepetteki hurmayı öylece bitirdi. (481)
Yemek yerken yanımıza bir çocuk gelse ne yapmamız gerekir? İshak b. Yahya b. Talha anlatıyor: İsâ b. Talha ile beraber mescidde idim. Derken Sâib b. Yezid içeri girdi, beni yanına çağırarak:
- Şu yaşlı adama git ve ona: "Amcam İbn Talha sana Rasulüllah'ı (s.a.v.) görüp görmediğini soruyor" de!
Ben de gittim ve:
- Rasulüllah'ı (e.a.v.) gördün mü? dedim. Bunun üzerine o şu cevabı verdi:
- Evet, Rasülüllah'ı (s.a.v.) gördüm, ben ve yanımdaki çocuklarla birlikte ona gitmiştik ve onu bir sepet içindeki hurmadan yerken bulmuştuk. Yanında bazı sahabiler de vardı. Bize de avuç avuç hurma verdi ve başlarımızı sıvazladı. (482)
İmam Gazzâli, çocuğun öğrenmesi ve uygulaması gereken yemek adabının önemine dikkat çekmiştir. Burada biz onları maddeler halinde sıralamak istiyoruz:
1-Yemeği sağ eliyle yer ve besmele çeker,
2- Önünden yer,
3- Başkasından önce yemeğe davranmaz,
4- Yemeğe ve yemek yiyenlere gözünü dikerek bakmaz,
5- Yerken acele etmez,
6- Yemeği iyice çiğner,
7- Lokmaları peşpeşe yutmaz,
8- Yemeği elbisesine ve ellerine bulaştırmaz,
9- Katığı şart ve mecburi görmemesi için, bazan sade ve katıksız ekmeğe alıştırılır,
10- Çocuğun yanında, çok yemek yiyenler hayvanlara benzetilerek oburluğun çirkin olduğu anlatılır ve az yemek yiyen terbiyeli çocuklar övülür. Yemeğin üstün bir nimet olduğu ama onun problem yapılmaması çocuğa telkin edilir.


devam edecek...
guldemeti
 

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
Elbise Adabı


Amr b. Âs (r.a.) anlatıyor: Rasulüllah (s.a.v.) benim üzerimde sarıya boyanmış iki elbise gördü ve:
- Bunu sana anan mı emretti? dedi. Ben:
- Onları ben yıkarım, dedim. Rasûlüllah (s.a.v.):
- Hatta onları yak! buyurdu. (487)
Başka rivayette Peygamber (s.a.v.): "Bunlar gayr-i müslimlerin giysilerindendir; onları giyme" buyurmuştur. (488)
İmam Gazzâli, İhya'sında, çocuğun giyeceği elbise hakkında şu açıklamada bulunmuştur: "Oğlan çocukları ipek ve (sırıtacak biçimde) renkli değil de beyaz elbiseler sevdirilir. Sözkonusu kıyafet şeklinin, kadınların ve kadın gibi davranan erkeklerin işi olduğu, erkeklerin bundan kaçındığı ve bunun onlara mekruh olduğu çocukların yanında anlatılır. Bir oğlan çocuğunun üzerinde ipek veya (sırıtacak biçimde) renkli bir elbise görülmesi halinde, bunun yadırganması ve yerilmesi uygun düşer. Çocuk lüks, konfor ve pahalı elbiseleri giymeye alıştırılmış olan çocuklardan korunur."
İpek giyinmek haramdır. çocuğun artık dünyaya gözlerini açmasından itibaren kılık-kıyafet hususunda gayr-i mûslimlere benzememe/uymama konusunda Rasulüllah'ın (s.a.v.) koyduğu kaideye göre, sünnete alıştırılır ve yasaklanan elbise türlerinden uzaklaştırılır. Bu kaideyi sahabenin ciddiyetle uyguladığını görmekteyiz:
Abdullah b. Yezid anlatıyor. Abdullah b. Mesud'un yanında idik. Derken üzerinde ipek gömlek bulunan bir oğlan çocuğu geldi. Abdullah b. Mesud çocuğa:
- Bunu sana kim giydirdi? dedi. Çocuk:
- Anam giydirdi, dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Mes'ud gömleği ikiye böldü ve:
- Anana söyle, sana bundan başka gömlek giydirsin! dedi. (489)
İmam Kâsâni, erkeklere ipek giyinmenin haram oluşu mevzuunda söyler: "Erkek olduktan sonra haramlıkta küçük ile büyüğün arasında bir fark yoktur. Çünkü Peygamber (s:a.v.): "İpek ile altın ümmetimin erkeklerine haramdır" buyurarak bu hükmü erkeklere getirmiştir. Ne var ki ipek giyen küçük çocuğun günahı kendisine değil, giydirenedir. Çünkü çocuk mes'ul ve mükellef değildir, Nitekim kendisine sunulması durumunda içki içen çocuğun günahı kendisine değil, o ; içkiyi verenedir. Elbise konusu da böyledir. (490)
İbnu'l-Kayyım diyor ki: "Kadınların sıfat ve özellikleri gelişeceğinden dolayı oğlan çocuğuna ipek giydirmesi veliye haramdır."
 

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
Doğruluk Adabı​


Doğruluk ahlâkı, İslâm ahlâkının önemli bir esasıdır. Bunu elde etmek ve sağlamlaştırmak için çaba göstermeye büyük ihtiyaç vardır. Allah'ın Rasulü, bu ahlâkın çocukta yerleşmesine ihtimam gösteriyor, ana babanın çocuğa yalan söylemek gibi bir vartaya düşmemesi için onların çocukla olan ilişkilerini kontrol ediyor ve şu genel prensibi koyuyordu: Çocuk bir insandır. Beşeri ilişkilerde onun birtakım hakları vardır. Hangi yolla olursa olsun ana-babanın onu aldatması, onunla olan muamele ve münasebetlerde umursamaz bir tavır takınması caiz değildir.
Abdullah b. Âmir anlatıyor: Birgün anam beni çağırdı. Rasülüllah (s.a.v.) da evimizde oturuyordu. Anam:
- Gel, sana birşey vereceğim! dedi. Rasülüllah (s.a.v.) anama:
- Ona ne vermek istemiştin? dedi. Anam:
- Bir hurma vermek istemiştim, cevabını verdi. Bunun üzerine Rasulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- Haberin olsun, eğer ona birşey vermeyecek olsaydın, sana bir yalan (günahı) yazılırdı. (493)
Ebu Hüreyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: "Kim bir çocuğa "Buraya gel, sana birşey vereceğim" der de, sonra vermezse bir yalan (günahı) yazılır." (494) Ebu'l-Havrâ anlatıyor: Ali'nin oğlu Hüseyin e (r.a.):
- Rasülüllah'dan (s.a.v.) neyi ezberledin? diye sordum. O da:
- "Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyen şeye bak! Zira doğruluk gönül yatkınlığı, yalan ise kuşkudur." (495)
Selef, ister büyüklerin çocuklara, isterse çocukların kendi akranlarına olsun verdikleri sözde durmayı da içine alan bu doğruluk ahlâkının yerleştirilmesine dikkat etmiştir.
Ebu'l-Ahvas, Abdullah'ın (r.a.) şöyle söylediği nakleder: "Yalan düşünce ve yalan sözlerden kaçının! Çünkü yalan ne ciddiyetle ve ne de şaka ile bağdaşır. Sizden biriniz çocuğuna söz verip de sonra yerine getirmezlik yapmasın!" (496)
Süleyman b. Dâvûd'un aynı şekilde oğluna: "Yavrucuğum! Vaadde bulunduğun zaman, ondan cayma! Aksi halde sevgiyi nefretle değiştirmiş olursun" dediği rivayet edilmiştir.
 

Bayram

LA İLAHE İLALLAH
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
7,283
Aldığı Beğeniler
51
Konum
Ankara
Takım
Galatasaray
Sır Tutma Ahlakı​


Rasulüllah (s.a.v.), çocukların sırları saklama ahlâkı ile yetiştirilmelerine itina göstermiştir. Çünkü bu ahlâk, çocuğun şimdiki . ve gelecekteki olgunluğunu, ailenin selamet ve hareketini, toplumun muhafazasını ve yapısını temail eder. Sır tutmayı alışkanlık haline getiren çocuğun iradesi güçlü olur. Böyle bir çocuk diline hâkim olur, zor zamanda dehşete düşmez, cesur ve dayanıklı olur. Bu karakter ve ahlâk yapısıyla da toplum içinde itimat telkin eder.
Abdullah b. Cafer (r.a.) anlatıyor: Birgün Rasülüllah (s.a.v.) beni terkisine aldı. Bana sır olarak bir söz söyledi. Ben onu hiçbir kimseye söylemem. Rasûlüllah'ın (s.a.v.) def-i hacet için siper olarak kullanmayı en çok sevdiği şey hurmalık veya tümsek bir yer/tepecik idi. (497)
Daha önce de geçtiği üzere Peygamber'in (s.a.v.) hizmetine koşan Enes, anasının yanına dönmekte gecikmişti. Bunun üzerine anası: Niye geciktin? diye sordu. Enes:
- Rasûlüllah (s.a.v.) beni bir haceti için göndermişti, dedi. Anası:
- Hacet neydi? diye sordu. Enes:
- O bir sırdır, dedi. Bu cevap üzerine anlayışlı, zeki ve basiretli mü'min kadın, çocuğa sır tutmasını öğretme konusunda analara bir ders vererek:
- O halde Rasûlüllah'ın (s.a.v.) sırrını hiçbir kimseye söyleme! dedi.
 

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
ALLAh razı olsun abim bu güzel bilgiler için

RABBİM bu adaplara hakkı ile riayet eden muminlerden eylesin cümlemizi..
 
Üst Alt