Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
ADÂLET


Adâlet; doğruluk, insâf, istikâmet, herkesin hakkına riâyet mânâlarına gelir. Zulmün zıddıdır. Cemiyetin rûhudur.

Cemiyetin nizâm ve intizâmı, insanların can ve mal emniyeti, huzur ve sükûnu, ancak adâlet ile mümkündür. Adâletin olmadığı cemiyetler varlığını kaybetmiştir.

Hal böyle olunca adâletin temîni, hem zarûrî hem de oldukça zordur. Zorluğu sebebi ile sevâbı da çoktur. Bu hususta Peygamber Efendimiz: Bir gün adâletle hükmetmek, atmış sene (nâfile) ibâdet etmekten daha fazîletlidir.", buyurmuştur. (Keşfü-Hafa 2-75/1721)

Âyet-i kerîmede meâlen: Ey Rasûlüm emrolunduğun gibi dosdoğru ol... Onların hevâlarına uyma... Aranızda adâleti yerine getirmekle emrolundum debuyrulmuştur. (Sûre-i Şûra 15)

Zulüm şiddetle yasaklanmıştır. Bir hadisi şerifde: Herhangi bir kimse bu ümmetin işlerinden birini üzerine alır da, onlara âdil davranmazsa Allah onu yüz üstü cehenneme atar., buyrulmaktadır. (Feyzül-Kadir 5/46)

Adâletiyle meşhur Hz. Ömer (r.a.), zamanında bütün beldelere sükûn ve huzûru hâkim kılmıştır. Hatta kendi oğlunun had cezâsını bile kendi elleriyle tatbik etmiş, hiç kimseyi kayırmamış, kim olursa olsun farklı muâmelede bulunmamıştır.
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
ADÂLETE DAİR...


Adâletsizlik eden, adâletsizliğe uğrayandan daha mutsuzdur. demiş Demokritos.

Molla Camii daha güzelini söylemiş:

Adaletle bulan halk içre şöhret

Unutulmaz ilâ yevmil-kıyamet.

Genceli Nizâmî ise:

Zulümkârlık dağıtır, berbat eder ülkeyi

Adâlet saadetle âbâd eder ülkeyi.

Fransız romancı Emile Zola, adâlet ile hakikat ve saadet arasındaki münâsebeti şöyle kuruyor: "Adalet ancak hakîkâtten, saadet ise ancak adâletten doğar."

Victor Hugo ise, iyi olmak kolaydır, diyor; zor olan, âdil olmaktır.

Şeyhülislâm Yahya Efendi,

Halkı rencîde eden âlemde

Kendi rencîde olur son demde
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
ADÂLETTE ASIL VE NESİL


Hicri 63-101 (683-720) yılları arasında yaşayan Ömer b. Abdül Aziz, Emevî Halîfelerinin en büyüklerindendir. Babası, uzun yıllar Mısır Vâliliği yapmış olan Abdül-Azîz; annesi ise Ümm-i Âsımdır. Annesi tarafından Hz. Ömer (r.a.)ın soyundan gelmektedir. Şöyle ki:

Hazreti Ömer hilâfeti zamanında bir gece dolaşıyordu, yorularak bir evin duvarına yaslandı. Evin içinde ana ile kız arasında geçen şu konuşmayı dinledi: Anne:

Kızım kalk, süte su karıştır. Kız:

Anneciğim, Emîrul-Müminîn bizi böyle hîleli işlerden men edip dururken ben bu işi nasıl yapabilirim? Anne:

Kızım, Emîrul-Müminînin, evimizdeki gizli bir işimizden haberi olabilir mi ki, korkuyorsun? Kız:

Açıkta Emîre itâat edip de gizli isyan mı edelim? der.

Kızın cevaplarından son derece memnun kalan Halîfe bu kızı oğlu Âsım ile evlendirir. Bu mesud izdivaçtan Ümm-i Âsım adında bir kız doğar. Abdül-Azîz b. Mervânın da bu kız ile evlenmesinden H. 63 yılında Ömer dünyâya gelir.

Kendisine lâyık bir tahsîl ve terbiye görmek üzere babası tarafından gönderildiği Medîne-i Münevverede uzun yıllar kalır. Babasının ölümü üzerine amcası Abdül-Melik kendisini Şama getirtir ve kızı Fâtıma ile evlendirir.

Rasûlullâhın şehrinde iyi bir terbiye ve tahsîl görerek yetişen Ömer b. Abdül-Azîz, H. 87 (M.706) yılında Hicaz Vâliliğine tâyin edilir. Medîne-i Münevvereye geldiğinde kendisinden evvelki vâlilerin hilâfına 10 dindar ve fakîh kimseden müteşekkil bir şûrâ meclisi kurar ve bütün mühim işlerini bunlar ile görüşür.

Hâlife seçildiği zaman hutbelerde Muhakkak ki Allah, adâleti, iyiliği ve akrabaya vermeyi emrediyor. Zinâyı, kötülükleri ve insanlara zulüm yapmayı da yasaklıyor (Nahl, 90) meâlindeki ayet-i kerimenin okunmasını emretmiş ve halka iyi davranarak birlik ve huzuru temine çalışmıştır. En büyük zevki adâleti tesis ve mazlumların hakkını korumaktı. Bu sebeple tarihte ikinci Ömer diye yâdedilmiştir.

fazilet takvimi
 

Başak

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
1,488
Aldığı Beğeniler
5
Ellerine sağlık annecim..

Rabbim Adil kullarından eylesin..

Rabbim adaletsizleri başımıza getirmesin..
 

HACI BORAN

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
4 Eyl 2005
Mesajlar
2,198
Aldığı Beğeniler
6
Amin amin amin
Rabbim Adil kullarından eylesin..

Rabbim adaletsizleri başımıza getirmesin
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
aminn kardeşlerim aminnn RABBİM ADALETTEN AYIRMASIN
 

Onur

Geliştirici
 
Üyelik Tarihi
1 Eki 2005
Mesajlar
7,571
Aldığı Beğeniler
4,846
Konum
Karaman
Takım
Galatasaray
aminn...Allah(c.c)razı olsun...Başarılar
 

keremm

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
7 Eyl 2005
Mesajlar
1,242
Aldığı Beğeniler
9
Konum
AĞRI ( İSTANBUL - İstinye)
Takım
Galatasaray
Adalet; hak ve hukuka uygunluk, her hak sahibine hakkını vermek ve haksızları cezalandırmak, hukuk önünde herkese eşit davranmak demektir.

Adaletin zıddı zulümdür. Zulüm; başkasının mülkünde onun izni olmaksızın tasarruf etmek, hak ve hukuk dinlememek manasına gelir.

Allah hakkında zulüm bu muhaldir. Çünkü mülkün ondan başka sahibi yoktur. Gerçeği böylece tespit ettikten sonra adalet konusuna girebiliriz...

Adaletin iki temel esası var: Birincisi, ihkak-ı hak, diğeri zalimleri cezalandırmak. İhkak-ı hak, her yaratığa, her hayat sahibine varlığı için gerekli her şeyin en güzel surette verilmesi demektir. Kendimizden örnek verelim: Organlarımızdan hangisinin yerini veya şeklini beğenmiyoruz? Hangisinin vazifelerine itirazımız var? Sayılarını noksan mı buluyoruz fazla mı? Göz yüze, parmak ele takılmış. İki kulağa karşılık bir ağzımız var. Ayaklarımız altta, başımız üstte yer almış... Bu ilâhî tanzime kim itiraz edebilir!...

Her bir ağaç, her bir hayvan, her bir çiçek, her molekül, her atom ve semadaki her sistem ihkak-ı hakkı güneş gibi göstermiyor mu?.. İnsanoğlu adaletin bu tecellisi üzerinde çok durmuş ve onu anlamada hayli yol almış. Astronomiden biyolojiye, tıptan jeolojiye kadar yazılan bütün eserler, bir bakıma bu hakikatin tefsiri...

Adaletin diğer yönü ise, zâlimlerin cezalandırılması, her ferdin lâyık olduğu mükâfatını yahut cezasını görmesi... İşte, akıl ve vicdan emrediyor ki, adaletin birinci yönünün sonsuz bir hikmetle işlediğini gören insan, ahirete bakan bu ikinci yönüne karşı da iman ile, teslim ile mukabele etsin. Ama, gel gör ki, uygulama böyle olmuyor!.. Nice insan, âhiretteki tecelliyi bu dünyada arıyorlar. Zaten, adalet tartışmalarının çoğu bu yanlış arayıştan kaynaklanmıyor mu?

Geçenlerde peygamber efendimizin doksan dokuz esma-i hüsnayı saydığı hadis-i şeriflerini okudum. Adl isminden önce ve sonra gelen isimler dikkatimi çekti. Adlden önce Basîr ve Hakîm; Adlden sonra ise Lâtif ve Habîr isimleri sayılmıştı...

Şöyle düşündüm :
Her şeyin her şeyini her an gören ve yaptığı her işini hikmetle yapanAllah, elbette mutlak âdildir. En ince şeyleri bilip kullarına sezilmez yollardan lütuflarda bulunan ve her şeyin iç yüzünden haberdar olan Allah, elbette sonsuz derecede âdildir.

Diğer isimleri de aynı şekilde tefekkür edebiliriz:
Rahman ve Rahîm olan Allah, şüphe yok ki kullarına adaletle muamele eder...
Kahhar ve Cebbar olan Allah, muhakkak ki adaleti en iyi tatbik edendir...
Gaffar ve Settar olan Allah, kulunu cezalandırırsa, artık o kul bunu hak etmiş demektir...




Alaâddin Başar (Prof. Dr.)
 
Üst Alt