Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

Necmeddin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
24 Ocak 2006
Mesajlar
10,138
Aldığı Beğeniler
179
Konum
Batman
Takım
Diğer
Af; kusurları bağışlamak demektir.
ALLAH ü teala ya nispet edildiği zaman,kullarına azap etmemesi,günahlarını bağışlaması manasını taşır.
İnsanların af ile muamele etmesi ise:kendilerine yapılan zulmün intikamını almaya güçleri yettiği halde bağışlamalarıdır.
Elinde her türlü fırsat varken intikam almamak,affetmek herkesin karı değildir.İşte ALLAH u TEALA bize bunu emretmektedir.
ALLAh ü teala af ve müsamahanın kin ve intikamdan daha faziletli olduğunu ayeti kerimelerde beyan buyurmaktadır..

Kim sabreder,kendisine yapılan kötülüğü affederse,şüphesiz ki bu çok mühim işlerden birisidir.(Şura 43)

Kötülüğün cezası,yine onun gibi bir kötülüktür.Ama kim affeder,barışırsa,onun mükafatı ALLAh a aittir.doğrusu o zulmedenleri sevmez(Şura 40)

Af yolunu tut,iyiliği emret,ahillerden yüz çevir(araf 199)

Güzel bir hoşgörü ile muamele et.(Hicr 85)

O takva sahipleri bollukta ve darlıkta ALLAH için harcarlar,öfkelerini yenerler,insanların kusurlarını affederler.ALLAH da güzel davrananları sever.(Ali imran 134)

Affetmeniz takvaya daha yakındar.(bakara 237)

Kusurlarını affetsinler,aldırmasınlar,ALLAH ın sizi bağışlamasını sevmez,istemezmisiniz? ALLAh çok bağışlayıcı,çok merhamet edicidir.(Nur 22)

Affeder,kusurlarına bakmaz,günahlarını örterseniz,şüphe yokki ALLAH çok bağışlayıcı çok merhametlidir(o da sizi bağışlar) (tegabun 14)

Musa Aleyhisselam
YARABBİ senin indinde en değerli kulun kimdir? diye sordu.
ALLAh c.c söyle buyurdu.

KENDİSİNE EZA EDENİN CEZASINI VERMEYE KUDRETİ OLDUĞU HALDE AFFEYLEYENDİR.buyurdu..(Camius-sağır)

Bu yüksek ahlakın en güzel numunesi RESULULLAH S.A.V efendimizdir.

Şahsı alilerine yapılan bütün hakaret ve kusurları daima affetmişler,ceza ve intikam yoluna gitmemişlerdir..

YÜCE RABBİM bizleri bu ahlaka sahip olan güzel insanlardan eylesin..AMİN...
 

Rumeysa

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
17 Eki 2005
Mesajlar
3,942
Aldığı Beğeniler
2,483
Konum
İstanbul
Takım
Galatasaray
Mevlam affedenlerden eylesin ve afedilenlerden..

Amin..
 

MuhacirEnsar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
31 Eki 2005
Mesajlar
6,511
Aldığı Beğeniler
40
Konum
MEDİNE
Takım
Fenerbahçe
İnsan, üstün yönleriyle beraber kusurları da çok olan bir varlıktır. Ona gelinceye kadar hiçbir canlı, bağrında bu kadar zıtlıkları barındırmamıştır. O, cennetlerin semâlarında kanat çırpıp pervâz ettiği aynı anda, beklenmedik inhiraflarıyla gayyalara [1] kadar da inen bir ucûbedir. Onda uçurumlaşan, bu korkunç iniş ve çıkışlar arasında münasebetler aramak da nâfiledir. Zira insanoğlunda, sebepler, neticeler bambaşka bir çizgide hareket etmektedir.

Zaman gelir, bir ekin gibi durmadan yatar, kalkar; zaman olur, heybetli bir çınar görünümü arz etmesine rağmen, devrilir gider de; bir daha doğrulamaz. Melekleri, hâline imrendirdiği anları az olmadığı gibi, şeytanları utandıracak zamanları da az değildir insanoğlunun.

İstidâdında bu kadar inişler ve çıkışlar olan insan için, günah asıl olmasa bile mukadderdir. Kirlenme ârızî olsa dahi muhtemeldir. Kirlenip de fıtratını ifsat edecek olan böyle bir varlık için, af ise her şeydir.

Af dileme, af bekleme ve kaçırılan fırsatlar için inleme, bir idrak ve şuur işi olması itibariyle nasıl kıymetli ise, affetme de o kadar, hatta ondan ileri bir yücelik ve fazilet işidir. Affı faziletten, fazileti de aftan ayrı düşünmek kat'iyyen yanlıştır. "Küçükten kusur, büyükten af" darb-ı meselini bilmeyen yoktur. Ve ne kadar yerindedir!

Affediliş, bir tamir, bir öze dönüş ve yeniden kendini buluş demektir. Bundan ötürüdür ki, Rahmet-i Sonsuz'un katında en sevimli davranış, hareket, bu dönüş ve arayış hafakanları içinde sürdürülmüş olandır.

Canlı-cansız bütün varlık affı, insanla tanıdı. Hakk, insanda affediciliğini gösterdiği gibi, affetmekteki güzelliğini de onun kalbine koydu. İlk insan, insanlık fıtratının gereği olan sürçmesiyle, özüne bir darbe indirirken, vicdanında duyulan şey bir inilti ve yakarış, bu feryada semâdan kopup gelen de bir aftı...!

İnsanlık ilk atası ile elde ettiği bu armağanı; ümidi, tesellisi olarak asırlarca muhafaza etti. Her hata işleyişinde, o sihirli tahtın üstüne binerek, günahların hacâletinden ve ümit kırıcılığından yükselip, sonsuz rahmetlere ulaştığı gibi, başkalarının işlediği günahlara karşı da onu, gözüne perde yapma âlicenaplığını gösterdi.

Affedilme ümidi sayesinde insan, ufkunu saran kasvetli bulutların verâsına [2] yükselip, dünyasını aydın görme imkânına ulaşır. Affın yükseltici kanatlarından haberdar olan talihliler, bütün bir hayat boyu, ruhlara inşirah veren bu zemzeme [3] içinde yaşarlar.

Affedilmeye gönül bağlamış bir insanı, affedicilikten uzak düşünme imkânı yoktur. O bağışlanmayı sevdiği gibi, bağışlamayı da sever. Hatalarının iç âleminde tutuşturduğu ızdırap ateşinden kurtulmayı, af kevserlerinden kana kana içmede olduğunu bilen birisinin, affetmemesi mümkün müdür..?

Hele affedilmenin yolunun, affetmeden geçtiği bilinirse... Affedenler affa mazhar olur. Bağışlamasını bilmeyen bağışlanmaz. İnsanlara karşı müsâmaha yolunu tıkayanlar insanlığını yitirmiş canavarlardır. Bir kere olsun, kendi günahının muhasebesiyle iki büklüm olmamış bu hoyratlar, hiçbir zaman affedicilikteki yüce zevki idrak edemeyeceklerdir.

Hz. Mesih (as), taşlanmaya götürülen bir mücrim karşısında, eli taşlı kalabalıklara şöyle seslenmişti: "İlk taşı hiç günahı olmayan birisi atsın!" Bu bağlayıcı ifâdedeki inceliği anlayan hangi ferd, taşlanacak başı varken, başkasını taşlamaya yeltenir? Keşke, hayatını başkalarının hayat muhasebesinde tüketen günümüzün talihsizleri bunu anlayabilselerdi..!

Vâkıa, mücrim cezalandırılır ve cezalandırmada şefkat dahil, hiçbir yüce duygu, fermanı yüksek yerden çıkan bu hükmün infâzına mâni olamaz. Ne var ki kin ve nefretlerimizin mahkûm ettiği kimseleri taşlamağa dair bir hüküm bulunduğunu iddia etmek de imkânsızdır. İşin doğrusu şu ki; biz, benliğimiz içindeki putu, bir Hz. İbrahim (as) cesaretiyle kırmadıktan sonra, ne nefsimiz adına, ne de başkaları adına hiçbir zaman isabetli karar vermeye muktedir olamayacağız...

Af, insanoğluyla gün yüzüne çıkmış ve onunla kemâle ermiştir. Bu itibarla en Yüce Kâmet'te, en geniş affediciliğe şahit oluruz.

Kin ve nefret ise, habis ruhların, insanlar arasına saçtığı cehennem tohumlarıdır. Yeryüzünü gayyâya çeviren bu kin ve nefret körükleyicilerine mukabil, binbir bunalım içinde, itile kakıla hep meçhûllere sevk edilen insanımızın imdadına, affedicilikle koşmalıyız. Arkada bıraktığımız şu bir-iki asır, af bilmezlerin, müsamaha tanımazların gaseyânlarıyla en kirli ve en sevimsiz hâle getirildi. Geleceğe de bu nasipsizlerin hükmedeceği düşünüldükçe, ürpermemek elden gelmiyor.

Onun içindir ki, bugünkü nesillerin kendi evlât ve torunlarına en büyük armağanı "affetmesini öğretme olacaktır. En kaba davranışlar, en iç bulandırıcı hâdiseler karşısında dahi affetmesini... Ne var ki, ruhu hırçınlaşmış, vicdanı acı çektirmekten zevk alan insan azmanlarının, affedilmesini düşünmek de, af müessesesine karşı bir hürmetsizlik olacaktır. Evet, onları affetmek, hem elimizden gelmez, hem de insanlığa karşı bir saygısızlıktır. Böyle bir saygısızlığı ma'kûl görecek ve gösterecek kimse de bilmiyoruz.

Belli bir geçmişiyle, düşmanlık telkinleri altında yetişen bir nesil, içine itildiği karanlık dünyalarda hep arenaların dehşet ve vahşetini seyretti. Ufkunun ağardığı anda, öten horozların nağmelerinde dahi, o, hep kan ve irin görüyordu. Böylesine, sesi kan, soluğu kan, düşünüşü kan, gülüşü kan bir topluluktan ne öğrenebilirdi. Ona verilen şeylerle, kalbinin binbir hafakan içinde arzuladığı şeyler, tamamen birbirine zıt ve ters şeylerdi. Senelerin ihmâli ve yanlış telkinleri altında ikinci bir fıtrat kazanmış bu nesli, bir sel ve tufan hâlini aldığı şu dakikada bâri anlayabilseydik! Heyhât! Nerede o basiret...

Affın ve hoşgörünün, yaralarımızın büyük bir kısmını saracağına inanıyoruz. Elverir ki bu semâvî silah, dilinden anlayanların elinde olsun. Yoksa şu âna kadar, tedâvi deyip de sürdürdüğümüz yanlış muâleceler, karşımıza pek çok komplikasyonlar çıkaracak ve bizi şaşkına çevirecektir.

"Bil illeti, kıl sonra müdâyata tasaddi:
Her merhemi, her yâreye derman mı sanursun." Ziya Paşa


[1] Gayyâ: İçine düşenin kolay kolay kurtulamayacağı çok derin ve korkunç kuyu.
[2] Verâ: Öte, başka taraf, arka.
 

DuaM

cici anne :)
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
1,561
Aldığı Beğeniler
10
Takım
Galatasaray
YÜCE RABBİM bizleri bu ahlaka sahip olan güzel insanlardan eylesin..AMİN...
 

fzehra

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
25 Ağu 2005
Mesajlar
9,365
Aldığı Beğeniler
1,490
Konum
İstanbul
Kuran-ı Kerim, müslümanları affetmeye ve bağışlamaya teşvik etmiş ve bu teşviği geniş bir çerçevede ele almıştır. Bununla beraber kim affeder, bağışlarsa onun mükafatı Allah'a aittir Şu kesindir ki Allah zalimleri sevmez.. (Şûrâ, 42/40) denmektedir. Ayrıca, Allahın engin mağfiretine ve genişliği göklerle yer kadar olan cennete davet edilen müttakîlerin özellikleri sayılırken, Onlar ki, bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar; kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler. Allah da böyle iyi davrananları sever. (Âl-i İmrân, 3/134) mealindeki ayetle, Allah indindeki mükafatı elde etmek için öfkesini yutan, gayz ve kine teslim olmayan, bağışlamayı tabiatının bir buudu haline getiren insanlar nazara verilmiştir. Kötülükler karşısında bile iyilikten ayrılmama ve hasımları dahi candan dost yapabilecek tavırlar içinde bulunma hedefi gösterilmiş ve denmiştir ki, İyilikle kötülük bir olmaz. O halde sen kötülüğü en güzel tarzda uzaklaştırmaya bak. Bir de bakarsın ki seninle kendisi arasında düşmanlık olan kişi candan, sıcak bir dost oluvermiş! (Fussilet, 41/34) Diğer bir ilahî beyanda da, Fakat onlar ne yaparlarsa yapsınlar, sen yine de kötülüğü en iyi tarzda sav! Biz onların, senin hakkındaki asılsız iddialarını pek iyi biliriz. (Müminun, 23/96) denmek suretiyle kabalıklar karşısında dahi ihsan şuurundan ayrılmama tavsiye edilmiştir.
 
Üst Alt