Yeniden Doğuş

  • 》》 Biraz mavi , biraz telaş , biraz bahar , biraz sessizlik ,biraz deniz kokusu, biraz huzur , bir parça turuncu ♧ Hoşgeldin Yaz ♧

siyah-yildizlar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
16 Eyl 2005
Mesajlar
206
Aldığı Beğeniler
0
SORU: Eledd-i hısâm ne demektir? İman nuruyla dolu gönüllerde de kin, nefret ve düşmanlık duygularının bulunması mümkün müdür? Mümin ahlakında afv u safhın yeri nedir?

CEVAP: Dinin ruhunda sevgi vardır. Çünkü, kâinat bir sevgi şiiri olarak yaratılmış, yeryüzü de bu şiirin kâfiyesi yapılmıştır. Tabiat kitabını iyi okuyanlar her zaman sevgi besteleri duyarlar. Mahlukâtı kuşatan bu sevgi, insanî münasebetlere de kendi boyasını çalar. Öyle ki, ulvî mahiyetini keşfedip, özüne yerleştirilen muhabbet çekirdeklerini fark eden ve Yaratıcısıyla olan münasebetini duyabilen bir insan, di er insanları da Allahın sanatı olarak görür, çevresine alâka duyar, herkesi sever ve hatta bütün varlı ı şefkatle kucaklar.

İman nuruyla aydınlanamamış bir talihsizin gönlünü ise, kin, nefret ve düşmanlık duyguları istila eder. Üstad hazretlerinin ifadesiyle, küfür karanlı ındaki bir insan, kâinatı umumî matemhâne, mevcûdatı da birbirine yabancı ve düşman varlıklar olarak görür. O, her şeyi birbirine hasım zannetti inden dolayı, kendisi için de çeşit çeşit düşmanlar icad eder; bir savaş meydanında ve hasımlar arasındaymışçasına tedirgin yaşar ve hemen her şeye karşı teyakkuza geçer. Dolayısıyla, imandan nasipsiz insanlar, pek ço u itibariyle, sürekli paranoya yaşarlar. İçlerindeki endişe ve korku sebebiyle samimi olmayan tavırlara girer, ikiyüzlülük yapar; kalblerinde kin ve düşmanlık kaynadı ı halde birer sevgi kahramanı gibi davranırlar. Sözlerine kendileri de inanmadıkları halde, iyilikten, yardımseverlikten ve ıslahtan öyle bahsederler ki, a ızlarından bal damlıyor gibi bir görüntü sergilerler. Sözlerinin inandırıcılı ını arttırmak için de samimiyetlerine Allah'ı şahit gösterirler. Kuran-ı Kerim, bu tür münafıkları anlatırken, İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına dair sözleri senin hoşuna gider. Üstelik sözünün özüne uydu una Allahı da şahit gösterir. Halbuki gerçekte o, düşmanların en yamanıdır. (Bakara, 2/204) buyurmakta ve onları Eledd-i hısâm olarak tavsif etmektedir.

En Amansız Düşman

Eledd-i hısâm, gönlünde sevgi ve merhametin kırıntısına bile yer olmayan en amansız düşman demektir. Bu âyet, aynı vasıfları taşıyan münafıkların hepsine şamil olsa da, tefsir kitaplarında onun Sakîf O ullarından Ahnes b. Şurayk hakkında indi i nakledilmektedir. Bu münafık, Peygamber Efendimize (sallallahu aleyhi ve sellem) gelmiş, müslüman oldu unu söylemiş; muhabbetten dem vurmuş, yeminler etmiş; fakat, daha huzur-u risaletpenâhiden ayrılır ayrılmaz müslümanlara ait bir çiftli e u ramış, ekinleri yakmış ve hayvanları telef etmiştir. İşte, müminlerin ekinlerine ve hayvanlarına bile tahammül edemeyen, her şeyi yakıp yıkan Ahnes ve onun gibiler hakkında Kuran Eledd-i hısâm ifadesini kullanmış; onların düşmanlıkta aşırıya giden, af ve merhametten bütün bütün nasipsiz kimseler olduklarını belirtmiştir.

İnkâr-ı uluhiyete sapanların ço unda kalb katılı ı o dereceye ulaşmıştır ki, onların affetmeleri ve ba ışlamaları mümkün de ildir. Onlar, dünyalarını kin, nefret ve öc alma üzerine kurmuşlardır. İ ne ucu kadar da olsa hatayı mutlaka görür; asla özür kabul etmez ve sürekli öfkeyle köpürüp dururlar. Onlar adeta büsbütün enaniyet kesilmişlerdir; bencillik ruhlarına sinmiştir; dolayısıyla, her meseleyi kendilerine ba lı götürmek ister, sadece kendilerini hakiki manada sever ve başka insanlara karşı kinle, nefretle dolu bir ömür geçirirler. İşte, kin ve düşmanlık sıfatları, hususiyle ve gerçek manada bu iman mahrumlarının şiârıdır.

Bir de izafî olarak aynı nasipsizli i yaşayanlar vardır: Bunlar, din görünümlü bazı organizasyonlara dahildirler; fakat, ne sa lam bir uluhiyet telakkisine, ne tutarlı bir Peygamber anlayışına ve ne de do ru bir ahiret inancına sahiptirler. Bir yönüyle, meditasyonla ve yortularla teselli olurlar; belki haftanın bazı günlerinde, ibadethâneye mukabil bir kubbe altında biraraya gelir, musikî dinler ve stres atmaya çalışırlar. Ayrıca, günümüzde sıkça gördü ümüz gibi, bazı şovmenlerin din adına konuşmalarına, -hâşâ- Allahı kendi hesaplarına konuşturmalarına, Hazreti Mesihi hevâ ve heveslerinin sözcüsü yapmalarına ve yine çarpık kanaatleriyle yorumladıkları dini insanları tesir altına almak için bir vesile olarak kullanmalarına şahitlik ederler. Bazen onlarla beraber gülüp e lenir; bazen de teessür duymuş bir insan edasıyla trans haline girmiş gibi bir hal alır ve rahatlamaya çalışırlar. Böylece, e lenmenin ve iyi saatler geçirmenin tesellisiyle avunurlar. İşte, dine yakın görünen bu insanların ruhlarında da ço u zaman onlardan olmayanlara karşı kin, nefret ve gayz vardır.. sadece kendilerini ortaya koyma, kendilerini anlatma ve her meseleyi kendilerine ba lama ruh haleti nümayândır.

Mümindeki Kâfir Sıfatı

Evet, kin, nefret ve düşmanlık duyguları ço unlukla imandan nasipsiz kimselerde; mahlukâta karşı alâka, sevgi, herkesi ba ra basma, her şeyi sineye atma, affetme ve kin tutmamayı da genellikle müminlerde görmeye alışmışızdır. Ne var ki, bazen bunlar da yer de iştirebilirler. Bakarsınız ki, küfür içinde debelenen bazı kimseler de muhabbet ve müsamahayla dopdolu.. onlar da varlı a karşı derin bir alâka duyuyor, herkese sevgiyle yaklaşıyor ve dostluk köprüleri kurmaya çalışıyorlar. Di er taraftan, hiç beklemedi iniz ve yakıştıramadı ınız bir şekilde, bazı müminlerin de kin, nefret ve adavetle oturup kalktıklarını görürsünüz.
 

siyah-yildizlar

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
16 Eyl 2005
Mesajlar
206
Aldığı Beğeniler
0
Bediüzzaman hazretleri, her müslümanın her vasfının müslümanca olması icap etti i halde bunun her vakit vaki olmadı ı gibi, her kâfirin her vasfının da küfründen neş'et etmesinin gerekmedi ini beyan etmekte ve bazen müminde kâfir sıfatı olabilece i gibi, bazen de kâfirde mümin sıfatı bulunabilece ini söylemektedir. Mesela; gıybet, yalan ve iftira birer kâfir fiilidir; fakat maalesef, bazı müminler de bu çirkin günahlara girebilmektedirler. Aynen öyle de, kin, nefret, öc alma duygusu ve düşmanlık da kâfire ait hususiyetlerdir ve müminlerde bulunmaması gerekmektedir ama bazı müslümanlar da yakalarını bu şeytanî tuzaklara kaptırmışlardır. Bunun aksi de mümkündür; yani, imanı tatmamış bazı insanlar da vardır ki, başkalarına karşı çok saygılıdırlar; yalan söylemez, hiç kimse hakkında iftirada bulunmaz ve saygısızca davranmazlar; varlı a karşı da ciddi alâka duyarlar. Allah, Peygamber ve ahiret hesabına sa lam bir bilgileri yoktur ama bilebildikleri kadarıyla her mahluka Yaratıcının sanatı olarak bakar ve hayranlık beslerler. Âyât-ı tekvîniyeyi çok iyi okur, kainât kitabını anlamaya çalışır ve ciddi bir araştırma aşkıyla adeta eşyayı hallaç ederler. Bütün bunlar birer mü'min sıfatıdır ve bu sıfatlar kâfirde de olsa güzeldir, makbuldür. Haddizatında, Allah Teâlâ sıfatlara göre hüküm verir. Dolayısıyla, bu güzel sıfatlara sahip olanlar kâfir de olsalar, rakiplerine muvakkaten galebe çalar ve işlerinde muvaffak olurlar. Buna, sıfatın sıfata galebesi de denebilir; yani mümin sıfatı kâfir sıfatına galip gelir. Demek ki, müminde kâfir sıfatı görmek, kâfirde de bir mümin vasfına rastlamak her zaman mümkündür.

Afv u Safh

Bununla beraber, hakikî mümin bir afv u safh insanıdır. Afv; hata, kusur, kabahat ve günahı ba ışlamak, suç işleyeni kınamamak ve ondan dolayı cezalandırmamak demektir. Bazı ayetlerde, afv kelimesiyle beraber safh kelimesi de zikredilmiştir. Safh da, affetme, ba ışlama ve müsâmahalı davranma manalarına gelmektedir. Şu kadar var ki, bazı müfessirler, afvı, bir hata ya da kabahattan dolayı ceza vermeme; safhı da o hata ve kabahati hiç olmamış gibi sayma ve kalbde ona dair en küçük bir kırgınlık izi bırakmama olarak yorumlamışlardır. Affetmek, ilahî ahlakın bir derinli idir. Cenâb-ı Allah, mücrim kullarını bu dünyada hemen cezalandırmadı ı gibi, şirk haricinde kalan di er suç ve günahlarından tevbe edenleri de hesap gününde affedebilir. Biz de, amellerimizdeki eksik ve kusurlarımızı ba ışlayarak günahlarımızı affetmesini Rahmeti Sonsuzun merhametinden dileniriz. Madem kendi hesabımıza böyle bir af beklentisi içerisindeyiz ve madem Allahın ahlakıyla ahlaklanmak önemli bir esastır; öyleyse, kusurlarının deşelenmesini istemeyen, hatalarına nazar-ı müsamaha ile bakılmasını dileyen ve ötede af fermanı almayı uman biz müminlerin de ilahî ahlakın gere ini yapıp başkalarını ba ışlamamız, kin ve nefret duygularından uzak kalmamız icap eder. Nitekim, Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelü't-tehâyâ), İnsanlara borç veren bir tacir vardı. Darda kalan bir müşterisini görünce adamlarına Onun borcunu ba ışlayın; belki Allah da bizi ba ışlar derdi. Bu davranışından ve recasından dolayı, Allah da onu ba ışladı. buyurmuştur.

Kuran-ı Kerim, müslümanları affetmeye ve ba ışlamaya teşvik etmiş ve bu teşvi i geniş bir çerçevede ele almıştır. Mesela, müminleri, kısasla alakalı mezvularda da affetmeye özendirmiş ve Bununla beraber kim kısas hakkını ba ışlarsa, bu kendi günahlarına keffaret olur. (Mâide/45) buyurmuştur. Bir başka ayet-i kerimede, Unutmayın ki haksızlı ın karşılı ı, ancak yapılan haksızlık kadar olabilir, fazlası helâl olmaz. Bununla beraber kim affeder, ba ışlarsa onun mükafatı Allah'a aittir. Şu kesindir ki Allah zalimleri sevmez. (Şûrâ, 42/40) denmektedir. Ayrıca, Allahın engin ma firetine ve genişli i göklerle yer kadar olan cennete davet edilen müttakîlerin özellikleri sayılırken, Onlar ki, bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar; kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler. Allah da böyle iyi davrananları sever. (Âl-i İmrân, 3/134) mealindeki ayetle, Allah indindeki mükafatı elde etmek için öfkesini yutan, gayz ve kine teslim olmayan, ba ışlamayı tabiatının bir buudu haline getiren insanlar nazara verilmiştir. Kötülükler karşısında bile iyilikten ayrılmama ve hasımları dahi candan dost yapabilecek tavırlar içinde bulunma hedefi gösterilmiş ve denmiştir ki, İyilikle kötülük bir olmaz. O halde sen kötülü ü en güzel tarzda uzaklaştırmaya bak. Bir de bakarsın ki seninle kendisi arasında düşmanlık olan kişi candan, sıcak bir dost oluvermiş! (Fussilet, 41/34) Di er bir ilahî beyanda da, Fakat onlar ne yaparlarsa yapsınlar, sen yine de kötülü ü en iyi tarzda sav! Biz onların, senin hakkındaki asılsız iddialarını pek iyi biliriz. (Müminun, 23/96) denmek suretiyle kabalıklar karşısında dahi ihsan şuurundan ayrılmama tavsiye edilmiştir.

Evet, kötülü ün kökünü en keskin kılıçlardan daha güzel kesecek olan şey ihsanla muamelede bulunmak; Allahı görüyormuşçasına ya da en azından Onun tarafından görülüyor olma şuuruyla kötülüklere bile iyilikle karşılık vermektir. Mesela; bir insan size, falanın o lu dese ve babanızı inkar ederek hakarette bulunsa; size düşen vazife, onun babasını en güzel yanıyla zikrederek, Sen şerefli bir babanın o lusun, namuslu ve çok iffetli bir annenin çocu usun. Seni de onlar gibi şerefli ve iffetli olarak biliyordum; nasıl oldu da a zından böyle yakışıksız bir söz çıktı, anlayamadım demekten öte mukabelede bulunmamaktır. Zannediyorum, sizin bu tavrınız muhatabınızı kendi saygısızlı ının altında bırakacak ve meselenin büyümesine mani olacaktır. Bazen hasma karşı tebessüm etmek onu ve ondan gelebilecek zararı defetmeye kâfîdir. Hazreti Bediüzzamanın da ifade etti i gibi, hasmı ma lûp etmenin en kısa ve emin yolu, fenalı ına karşı iyilikle mukabele etmektir. Çünkü, e er fenalıkla mukabele edilse, aradaki husumet artar. Hasımlardan biri zâhiren ma lûp bile olsa, kalben kin ba lar, adâveti devam eder. Fakat, e er iyilikle mukabele edilirse, karşıdaki de pişman olur, belki dost halini alır. Öyleyse, müminler Boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman, izzet ve şereflerini muhafaza ederek oradan geçip giderler. (Furkan, 25/72) ve E er onları affeder, kusurlarına bakmaz ve ba ışlarsanız, şüphesiz ki Allah da çok ba ışlayıcı ve çok merhamet edicidir. (Tegabün, 64/14) gibi Kuranın kudsî düsturlarına kulak vermeli ve bu emirleri tatbik etmelidirler.

Fethullah Gülen Hocaefendi ( herkul.org/kırık testi)

Rabbim affedebilmek ferasetini gösteren ve affedilenlerden eylesin bizleri...

Vesselam
 
H

hayrunisa

Guest
affettim tüm dostları ama hep allah için. rabbim benden rahmetini kesmesin diye. affettim tüm insanları ama rabbim için. affedince onun sevgisini daha çok kazanabilmek için.

affediyorum herkesi ama sadece onun için. o affedici oldugu için. benide affetmesi için rahmanın ben affettim tüm kullarını ..
;(
 

muzdelife

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
12 Eyl 2005
Mesajlar
387
Aldığı Beğeniler
0
Orjinal Yazarı hayrunisa
affettim tüm dostları ama hep allah için. rabbim benden rahmetini kesmesin diye. affettim tüm insanları ama rabbim için. affedince onun sevgisini daha çok kazanabilmek için.

affediyorum herkesi ama sadece onun için. o affedici oldugu için. benide affetmesi için rahmanın ben affettim tüm kullarını ..
;(
affedilenlerden oluruz İnşaalah
 

yasemin

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
303
Aldığı Beğeniler
4
Rabbime hamdü senalar olsun ki kimsenin kalbini kırmadım bu yüzdende benden af istecek bir kul olmadı henüz..
Ancak hayatımda beni derinlerden yaralayan bir kaç kişi varsada mahkemeyi kübrada hesaplaşmayı düşünüyorum....Bende telafisi mümkün olmayan yaralar açtılar ve hala tamir edemiyorum ;(
Rabbim bu konudada beni af eder inşaallah.
Allah senden razı olsun Siyah_yıldızlar kardeşim...
sevgi ve muhabbetle...
 

alperen98

YD Üyesi
 
Üyelik Tarihi
1 Eyl 2005
Mesajlar
253
Aldığı Beğeniler
1
Orjinal Yazarı hayrunisa
affettim tüm dostları ama hep allah için. rabbim benden rahmetini kesmesin diye. affettim tüm insanları ama rabbim için. affedince onun sevgisini daha çok kazanabilmek için.

affediyorum herkesi ama sadece onun için. o affedici oldugu için. benide affetmesi için rahmanın ben affettim tüm kullarını ..
;(
 
Üst Alt