- Üyelik Tarihi
- 29 Eyl 2007
- Mesajlar
- 8,243
- Aldığı Beğeniler
- 6,432
- Takım
- Fenerbahçe
Peygamber (sav) aşığı bir büyüğümün hac düşüşünde ziyaretine gitmiştim. O mübarek belde ve mekanları anlatırken, yaşadıklarını o kadar hoş bir edayla ve üslupla yansıtıyordu ki adeta bütün bu güzellikleri yaşıyor gibi olduk. Kabe’yi, tavafı, Medine’yi, Ravza-i Mutahhara’yı teneffüs ettiriyordu bize adeta. Ağlıyordu, bir çocuk gibi hıçkırıkları yürek dağlıyordu. “Kalmadı artık mecalim” diyordu... “Allah’ıma çok yalvardım; canımı Efendimin (sav) yanında alsın diye... Nasip işte...” diyordu. “Bu dünyada tek bir gayem var. Efendim (sav)’e kavuşmak” diyor ve ağlıyordu. Hepimizi ağlatmıştı...
Çok etkilenmiştim... Eve geldiğimde mecalim kalmamıştı. Dinlediğim hac hatıralarının, deruni duygu yoğunluğunu ve hicranını yaşarken, içtiğim mübarek zemzem ve yediğim Medine hurmasının manevi tadı,süründüğüm gül kokusu, hissiyatımı ve hüznümü ikiye katlıyordu. Ah! Ben de bir gidebilsem... Keşke, ah bir çağırsanız, gel deseniz Efendim, bir gelebilsem, Ravza-i Pâkinize varıp ağlasam, ağlasam saatlerce, öylece kalabilsem, ölüm gelmeden. Dayanamıyordum, artık ağlamak vakti diyordum, kendi kendime.
Ağla!.. Şu vefa ve sadakattan yana bir türlü yüz çevirmeyen hal ve tavrın için ağla. Yeter artık! Bitsin bu keşmekeşlik, ey deli gönül! Ağla ey gönlüm!...
Günahlarının bağışlanması için, Rabbine sığınma ve yakarma zamanıdır bu dem. Günah olarak sana şu zalim nefsin yeter. Ah nefsim ah! Seni bir lahza dizginleyebilsem, dindirebilsem ölüm gelmeden...
Ah gönlüm!... Ab-ı Kevser gibi benliğini saran şu rahmet hallerine bırak kendini artık ve ağla... Ömür defterinin temiz bir sayfasına, gözyaşlarıyla arınmış, tövbe ikliminden bir not düşme zamanı bu an. Gül yüzlü, gül kokulu yarin rayihası dökülsün avuçlarına. Sonsuzluğua hasret bir yanım, hüzünler yarim olsun. Sağnak sağnak nedametler fışkırır gönül dudağımdan, ah bir uyansam, uyanabilsem, uyandırılabilsem, ölüm gelmeden...
Bu gürültülü zamanlarda duyamıyorum sesini ey yar! Nefsim perde, dünya perde, ah perdeler...
Bu ses derûnumda bir yerlerde hep çınlayıp durmakta. O lâhûti alemin ahengini fısıldamakta. Ah bir duyabilsem, duyurabilsem, bir ağlayabilsem, ölüm gelmeden!...
Ağla ey gönlüm durma ağla, ağlamak vaktidir bu dem...
ALINTIDIRÇok etkilenmiştim... Eve geldiğimde mecalim kalmamıştı. Dinlediğim hac hatıralarının, deruni duygu yoğunluğunu ve hicranını yaşarken, içtiğim mübarek zemzem ve yediğim Medine hurmasının manevi tadı,süründüğüm gül kokusu, hissiyatımı ve hüznümü ikiye katlıyordu. Ah! Ben de bir gidebilsem... Keşke, ah bir çağırsanız, gel deseniz Efendim, bir gelebilsem, Ravza-i Pâkinize varıp ağlasam, ağlasam saatlerce, öylece kalabilsem, ölüm gelmeden. Dayanamıyordum, artık ağlamak vakti diyordum, kendi kendime.
Ağla!.. Şu vefa ve sadakattan yana bir türlü yüz çevirmeyen hal ve tavrın için ağla. Yeter artık! Bitsin bu keşmekeşlik, ey deli gönül! Ağla ey gönlüm!...
Günahlarının bağışlanması için, Rabbine sığınma ve yakarma zamanıdır bu dem. Günah olarak sana şu zalim nefsin yeter. Ah nefsim ah! Seni bir lahza dizginleyebilsem, dindirebilsem ölüm gelmeden...
Ah gönlüm!... Ab-ı Kevser gibi benliğini saran şu rahmet hallerine bırak kendini artık ve ağla... Ömür defterinin temiz bir sayfasına, gözyaşlarıyla arınmış, tövbe ikliminden bir not düşme zamanı bu an. Gül yüzlü, gül kokulu yarin rayihası dökülsün avuçlarına. Sonsuzluğua hasret bir yanım, hüzünler yarim olsun. Sağnak sağnak nedametler fışkırır gönül dudağımdan, ah bir uyansam, uyanabilsem, uyandırılabilsem, ölüm gelmeden...
Bu gürültülü zamanlarda duyamıyorum sesini ey yar! Nefsim perde, dünya perde, ah perdeler...
Bu ses derûnumda bir yerlerde hep çınlayıp durmakta. O lâhûti alemin ahengini fısıldamakta. Ah bir duyabilsem, duyurabilsem, bir ağlayabilsem, ölüm gelmeden!...
Ağla ey gönlüm durma ağla, ağlamak vaktidir bu dem...