- Üyelik Tarihi
- 16 Eyl 2005
- Mesajlar
- 206
- Aldığı Beğeniler
- 0
ALTIN TAÇ
Onunla okulun kayıt odasında tanıştık.Berrak,temiz bir eylül güneşi pencerelerden içeri giriyor,duvarda asılı Türkiye haritasını parlak ışınlarıyla yer yer aydınlatıyordu.Bense oturdugum masanın başında,sıkıntıyla büzüldükçe büzülüyor,alnımda beliren ter tomurcuklarını ikide bir mendilimle silmeye çalışıyordum.
Hafız okuluna yeni gelişimden çektigim acemiligi belli etmemeye çalışıyordum.Oysa ilk hocalıgım da degildi bu.Yıllarca köy ve kazalarda,cami ve Kuran kursllarında sayısız Kuran dersleri vermistim,ama ilk kez merkez yatılı Kuran kursuna atanmıştım.Hangi kazalarda okuttunuz,hangi İmam hatipten ve ilahiyattan mezunsunuz gibi alışılmış sorulara cevap vermeye çalışıyordum.
O cana yakın gülümseyen bakışlarla annesiyle birlikte içeri girdigi zaman canıma can gelmişti.Hemen:
-Hoş geldiniz,dedim.
Cıvıl cıvıl neşe içinde:
-Hoşbulduk hocam,nasılsınız dedi.
Onun sesiyle birlikte ilk kez rahatsız edici bakışların agırlıgını unutmus,derin bir nefes almıstım.Başörtüsünün saklayamadıgı,eylül yapragı rengindeki uzun sarı saçları omuzlarına kadar dökülüyordu.Beyaz yüzünün ortasında,yukarı dogru çıkan küçücük bir burnun hemen bitiminde,saglı sollu ayrılıp,hilal gibi kavis çizerek uzayan ince karşların altındaki,bir çift mavi göz,insanı büyülrt gibiydi.Gül kurusu elbisenin içinde ince zayıf bedenini koltuklardan birine bıraktıgı zaman hala gülüyordu.
-Ben iyiyim.Ya sen nasılsın küçügüm.
-Kayıt olmaya geldim,ama eger beni hemen hafız yapmazsanız kayıt olmam,dedi.
Annesi kolundan çekiştirerek araya girdi.
-Kusura bakmayın hoca hanım,kafasına takıldıgı birşeyin hemen olmasını ister.
Gülümsedim.Tavırlarıyla,hareketleriyle sanki büyük bir insan gibi pazarlık yaparak konuşması hoşuma gitmişti.
-Yoo hayır ne kusuru.Bilakis ögrenme hırsını gösterir bu tavırları.
Sonra kendisine dönerek:
-Merak etme,sen istedikten sonra hafız da yaparız seni hoca da.
O küçük mavi gözleri güneş gibi parladı birden.
-Hocam,hafız olanlara Peygamber Efendimiz cennette taç giydirecekmiş dogru mu?dedi.
Hayranlıkla ona baktım,annesi tekrar araya girdi.
-Hocam köyde namaz surelerini ögrendigi imamdan duymuş,ille de ben hafız olacagım diye tutturdu.
Kücügümün gözlerinin içine bakarak:
-Tabii,dedim.Hem hafızların anne ve babasıyla birlikte on kişiye şefaat hakkı var dedim.
Bu sözlerimden sonra daha bir sevindi.Neredeyse kalkıp boynuma sarılacaktı.
-Yaşasın hafız olmak ne güzel şey,hemen kaydımı yapın hocam.
Onbeş dakikalık kayıt boyunca,ancak merkeze yakın bir köyden oldugunu ve isminin Zeynepm oldugunu ögrenebildim.Nedense onunla konuşurken rahatlamış ve huzura kavuşur gibi olmuştum.
Zeynep'le daha sonraki konuşmalarımız esnasında,neşeli gözükmeye çalışan mizacının altında bir ruh burkuntusu içinde oldugunu anlamıştım.İçimde hiç bilmedigim,şimdiye kadar hiç tanışmadgım bir his beni ona dogru itiyor,onu diger ögrencilerimde farklı görüyoprdum.Çogu kez yalnız kalmayı tercih eden,agır baslı,uysal ve gülecen bir kızdı.Her ders arasında ve nöbetci oldugum günler,yatakhanede,zaman zaman,parça bölük,kırık dökük kendinden bahsediyordu.
Bir sene önce babasını kaybetmiş.Babasının tek arzusu kzıının iyi bir hafız olarak yetiştirmekmiş.Diger akrabları babası öldükten sonra onlarla ilgilenmez olmuş.Annesi,babasının vasiyeti üzerine Zeynep'i iyi bir hafız yapmak için kolundaki bilezigi bozdurup buraya getirmiş.Köyde iki odalı küçük bir evde kalıyorlarmış.İki inekleri varmış,onların sütüyle geçimlerini saglıyorlarmış.Bütün bunları hergün dinledigimiz alelade bir olaymış gibi anlatırken,kendine acınmasını istemeyen magrur bir ifade takınıyordu.Ama içindeki ruh fırtınasını dindirmeyi de bir türlü beceremiyordu.Bana öyle geliyordu ki,bu anlattıklarının haricinde kendi iç dünyasından birşeyler gizliyor,o mavi gözlerinden ruhuna gizli bir geçit açılıyor ve ben bu geçitten içeri giremiyordum.Arada bir dalıp giden gözleri duygularını ele veriyordu.
Bazen hoşuna giden küçük birşey olunca,aşırı bir sevinç gösteriyor,olmadık şeylerle kendini mutlu etmeye çalışıyor;bazende gerçekten olumlu hadiseleri bile onu etkilemiyor,yüzünü bir hüzün bulutu kaplıyordu.O an onunla konuşmayı,tartışmayı ve onu böylesine üzen olayları ö renmeyi o kadar çok istiyordum ki...
Çogu kez onu geceleri de ders çalışırken görüyordum.Bir gün yanıma yaklaşıp:
-Hocam hafız olmak için Kuranın hepsini bitirmek mi lazım diye sordu.
-Elbette bitirmek lazım.Yoksa nasıl hafız oalcaksın.
Bu cevabım onu çok üzmüşe benziyordu.Birden lekesiz yüzü bulutlandı,mavi gözleri bugulanır gibi oldu.Yüreginde ulaşılmaz bir dalı kırdıgımın farkına vardım.Konuşmak istedim,konuşmadı.Arkasına dönüp sessizce uzaklaştı,Kur'anın tamamını ezberleyemeyeceginden mi korkuyordu acaba diye düşündüm.Oysaki zeki ve çalışkan bir kızdı.
Onunla okulun kayıt odasında tanıştık.Berrak,temiz bir eylül güneşi pencerelerden içeri giriyor,duvarda asılı Türkiye haritasını parlak ışınlarıyla yer yer aydınlatıyordu.Bense oturdugum masanın başında,sıkıntıyla büzüldükçe büzülüyor,alnımda beliren ter tomurcuklarını ikide bir mendilimle silmeye çalışıyordum.
Hafız okuluna yeni gelişimden çektigim acemiligi belli etmemeye çalışıyordum.Oysa ilk hocalıgım da degildi bu.Yıllarca köy ve kazalarda,cami ve Kuran kursllarında sayısız Kuran dersleri vermistim,ama ilk kez merkez yatılı Kuran kursuna atanmıştım.Hangi kazalarda okuttunuz,hangi İmam hatipten ve ilahiyattan mezunsunuz gibi alışılmış sorulara cevap vermeye çalışıyordum.
O cana yakın gülümseyen bakışlarla annesiyle birlikte içeri girdigi zaman canıma can gelmişti.Hemen:
-Hoş geldiniz,dedim.
Cıvıl cıvıl neşe içinde:
-Hoşbulduk hocam,nasılsınız dedi.
Onun sesiyle birlikte ilk kez rahatsız edici bakışların agırlıgını unutmus,derin bir nefes almıstım.Başörtüsünün saklayamadıgı,eylül yapragı rengindeki uzun sarı saçları omuzlarına kadar dökülüyordu.Beyaz yüzünün ortasında,yukarı dogru çıkan küçücük bir burnun hemen bitiminde,saglı sollu ayrılıp,hilal gibi kavis çizerek uzayan ince karşların altındaki,bir çift mavi göz,insanı büyülrt gibiydi.Gül kurusu elbisenin içinde ince zayıf bedenini koltuklardan birine bıraktıgı zaman hala gülüyordu.
-Ben iyiyim.Ya sen nasılsın küçügüm.
-Kayıt olmaya geldim,ama eger beni hemen hafız yapmazsanız kayıt olmam,dedi.
Annesi kolundan çekiştirerek araya girdi.
-Kusura bakmayın hoca hanım,kafasına takıldıgı birşeyin hemen olmasını ister.
Gülümsedim.Tavırlarıyla,hareketleriyle sanki büyük bir insan gibi pazarlık yaparak konuşması hoşuma gitmişti.
-Yoo hayır ne kusuru.Bilakis ögrenme hırsını gösterir bu tavırları.
Sonra kendisine dönerek:
-Merak etme,sen istedikten sonra hafız da yaparız seni hoca da.
O küçük mavi gözleri güneş gibi parladı birden.
-Hocam,hafız olanlara Peygamber Efendimiz cennette taç giydirecekmiş dogru mu?dedi.
Hayranlıkla ona baktım,annesi tekrar araya girdi.
-Hocam köyde namaz surelerini ögrendigi imamdan duymuş,ille de ben hafız olacagım diye tutturdu.
Kücügümün gözlerinin içine bakarak:
-Tabii,dedim.Hem hafızların anne ve babasıyla birlikte on kişiye şefaat hakkı var dedim.
Bu sözlerimden sonra daha bir sevindi.Neredeyse kalkıp boynuma sarılacaktı.
-Yaşasın hafız olmak ne güzel şey,hemen kaydımı yapın hocam.
Onbeş dakikalık kayıt boyunca,ancak merkeze yakın bir köyden oldugunu ve isminin Zeynepm oldugunu ögrenebildim.Nedense onunla konuşurken rahatlamış ve huzura kavuşur gibi olmuştum.
Zeynep'le daha sonraki konuşmalarımız esnasında,neşeli gözükmeye çalışan mizacının altında bir ruh burkuntusu içinde oldugunu anlamıştım.İçimde hiç bilmedigim,şimdiye kadar hiç tanışmadgım bir his beni ona dogru itiyor,onu diger ögrencilerimde farklı görüyoprdum.Çogu kez yalnız kalmayı tercih eden,agır baslı,uysal ve gülecen bir kızdı.Her ders arasında ve nöbetci oldugum günler,yatakhanede,zaman zaman,parça bölük,kırık dökük kendinden bahsediyordu.
Bir sene önce babasını kaybetmiş.Babasının tek arzusu kzıının iyi bir hafız olarak yetiştirmekmiş.Diger akrabları babası öldükten sonra onlarla ilgilenmez olmuş.Annesi,babasının vasiyeti üzerine Zeynep'i iyi bir hafız yapmak için kolundaki bilezigi bozdurup buraya getirmiş.Köyde iki odalı küçük bir evde kalıyorlarmış.İki inekleri varmış,onların sütüyle geçimlerini saglıyorlarmış.Bütün bunları hergün dinledigimiz alelade bir olaymış gibi anlatırken,kendine acınmasını istemeyen magrur bir ifade takınıyordu.Ama içindeki ruh fırtınasını dindirmeyi de bir türlü beceremiyordu.Bana öyle geliyordu ki,bu anlattıklarının haricinde kendi iç dünyasından birşeyler gizliyor,o mavi gözlerinden ruhuna gizli bir geçit açılıyor ve ben bu geçitten içeri giremiyordum.Arada bir dalıp giden gözleri duygularını ele veriyordu.
Bazen hoşuna giden küçük birşey olunca,aşırı bir sevinç gösteriyor,olmadık şeylerle kendini mutlu etmeye çalışıyor;bazende gerçekten olumlu hadiseleri bile onu etkilemiyor,yüzünü bir hüzün bulutu kaplıyordu.O an onunla konuşmayı,tartışmayı ve onu böylesine üzen olayları ö renmeyi o kadar çok istiyordum ki...
Çogu kez onu geceleri de ders çalışırken görüyordum.Bir gün yanıma yaklaşıp:
-Hocam hafız olmak için Kuranın hepsini bitirmek mi lazım diye sordu.
-Elbette bitirmek lazım.Yoksa nasıl hafız oalcaksın.
Bu cevabım onu çok üzmüşe benziyordu.Birden lekesiz yüzü bulutlandı,mavi gözleri bugulanır gibi oldu.Yüreginde ulaşılmaz bir dalı kırdıgımın farkına vardım.Konuşmak istedim,konuşmadı.Arkasına dönüp sessizce uzaklaştı,Kur'anın tamamını ezberleyemeyeceginden mi korkuyordu acaba diye düşündüm.Oysaki zeki ve çalışkan bir kızdı.