- Üyelik Tarihi
- 30 Ara 2007
- Mesajlar
- 8,908
- Aldığı Beğeniler
- 128
- Takım
- Fenerbahçe
Ah be İstanbul!...
Senden evvel vardı İstanbul… Evvelin evvelinde, ruhuma nakşedilmiş bir dûâ gibi… O ilâhi bekleme salonunda, âcizâne gönlüme aşk edilen semalar cevheri şûâ gibi… Sır kâtibi kalemlerle hemdem olmuşların lisânıyla terennüm ettiğim nâmelerin, hengâmelere meylettiği ânlarda açan goncalar gibi… Şimdi zamanın eteklerine tutunup ağlayan, hasret vurgunu, gamzede gönlüm; Yedi Tepe yoksunu olmanın fevkinde, aşk imtihanında derinden derine bocalar gibi…
Fuzûlî dedem ne hoş, ne lâtif söylemiş:
Cânı kim cânânı için sevse cânânın sever
Cânı için kim ki cânânın sever cânın sever
Hem cân hem cânândır İstanbul… Aşk ile yoğrulmuş gönlümün arzusu, cümle vuslatların bileşkesidir. Aşk deyince lâl olan dilimin, âh keşkesidir… Üstâd Yahya Kemal’in, “Cânân aramızdaki adındı” derken, efsunun tülleriyle sinesine sardığı azize, bizâtihi bu şehr-i şahane idi… Yâr bahane idi İstanbul sevdâsına… Bir gül teslimiyetiyle düşerken ateşin ortasına, şakıyan bülbüllerin çırpınışlarıyla salındı boğaz… O vakit can fezâmda, bir yıldız misâli kaydı çeşm-i nâz… Karanlıkları süpüren eteğinden dökülen nûr ile düştü, İstanbul meftûnu gözlerimin buğusuna… İşte o ân var bildiğim ne var ise teslim ettim huzurla, gönül semasının gümüş kanatlı kuğusuna…
Vuslat makamında inleyen tamburların lisânıyla konuşur Üsküdar… Sarayburnu, başını eğmiş, boğazın mavi sularında tefekkür ederken maziyi, dil hûn martıların çığlığı karışır rüzgârın nefesine… Çığıldaşan martılar, Nedim’in sualini terennüm eder gurûba karşı:
“Sînemde aşkını tutalım etmişim nihân
Ammâ ki kande saklayayım âh-ı hasreti”
Hasret, mânâsını, İstanbul’un özne olduğu cümlelerin yakıcılığıyla bulur her dem… Ve dahi, Âsitane üzre, yürek yakmak imiş hakiki erdem! Erdemin zincire vurduğu bileklerin, veda etmeye muktedir olmadığını bilir hâl ehli… Ehlini bekleyen, Bayazid meydanının sakini çınarlar, zamana meydan okurcasına intizâr ederler. Sahaflardan yükselen kitap kokusuyla başı dönmüş, bu ulu ağaçların dilinde, Gâlib Dede’nin mağlubiyet kabul etmezlere yâdigâr bıraktığı beyitler tespih olmuştur, ikindi ezanları için titreşen minârelerin gölgesinde… Dûâ-hân yapraklarının, iman yeşili avuçlarından, semâya buharlaşarak savrulan bercesteler aşkına, hû çeker kumrular…
“Beyân-ı sûziş eyler herkes istirdâd-ı fitratdan
İder berceste âşık mısra-i rengîn çenâr âteş”
Her mahlukun bir hâl tercümesi vardır derler ya… Aşk ikliminde şuurunu yitirmemek nâmına, şiir ilminin bendesi kesilmiş şairlerin lisânı, lisân-ı münasiple söylemek istenirse, mumdan gemilerin, yâr menzilinde seyrettiği ateşten bir derya… Bu kızıl dalgalı ummanın, kadife karanlığında, yegâne yol gösterici fener, yedi gülden, yedi renk devşirip, yedi zamana, yedi nokta düşürüp, yedi kerre yedilmiş bir kağnının şerefle taşıdığı, yed-i beyzâ misâli, âşığı gönüllere nâzendeliğini unutarak bağrını açandır. Kuşluk vakti Eyüp Sultan avlusunda duyulan, Zeyrek’ten seyrederken Süleymaniye’nin anlattığı ve Gülhane akşamlarının dem be dem tattığı hâzdır. Nazdır, niyâzdır! Ne söylense, O’nun üstüne azdır…
Güçer Kafa..
Senden evvel vardı İstanbul… Evvelin evvelinde, ruhuma nakşedilmiş bir dûâ gibi… O ilâhi bekleme salonunda, âcizâne gönlüme aşk edilen semalar cevheri şûâ gibi… Sır kâtibi kalemlerle hemdem olmuşların lisânıyla terennüm ettiğim nâmelerin, hengâmelere meylettiği ânlarda açan goncalar gibi… Şimdi zamanın eteklerine tutunup ağlayan, hasret vurgunu, gamzede gönlüm; Yedi Tepe yoksunu olmanın fevkinde, aşk imtihanında derinden derine bocalar gibi…
Fuzûlî dedem ne hoş, ne lâtif söylemiş:
Cânı kim cânânı için sevse cânânın sever
Cânı için kim ki cânânın sever cânın sever
Hem cân hem cânândır İstanbul… Aşk ile yoğrulmuş gönlümün arzusu, cümle vuslatların bileşkesidir. Aşk deyince lâl olan dilimin, âh keşkesidir… Üstâd Yahya Kemal’in, “Cânân aramızdaki adındı” derken, efsunun tülleriyle sinesine sardığı azize, bizâtihi bu şehr-i şahane idi… Yâr bahane idi İstanbul sevdâsına… Bir gül teslimiyetiyle düşerken ateşin ortasına, şakıyan bülbüllerin çırpınışlarıyla salındı boğaz… O vakit can fezâmda, bir yıldız misâli kaydı çeşm-i nâz… Karanlıkları süpüren eteğinden dökülen nûr ile düştü, İstanbul meftûnu gözlerimin buğusuna… İşte o ân var bildiğim ne var ise teslim ettim huzurla, gönül semasının gümüş kanatlı kuğusuna…
Vuslat makamında inleyen tamburların lisânıyla konuşur Üsküdar… Sarayburnu, başını eğmiş, boğazın mavi sularında tefekkür ederken maziyi, dil hûn martıların çığlığı karışır rüzgârın nefesine… Çığıldaşan martılar, Nedim’in sualini terennüm eder gurûba karşı:
“Sînemde aşkını tutalım etmişim nihân
Ammâ ki kande saklayayım âh-ı hasreti”
Hasret, mânâsını, İstanbul’un özne olduğu cümlelerin yakıcılığıyla bulur her dem… Ve dahi, Âsitane üzre, yürek yakmak imiş hakiki erdem! Erdemin zincire vurduğu bileklerin, veda etmeye muktedir olmadığını bilir hâl ehli… Ehlini bekleyen, Bayazid meydanının sakini çınarlar, zamana meydan okurcasına intizâr ederler. Sahaflardan yükselen kitap kokusuyla başı dönmüş, bu ulu ağaçların dilinde, Gâlib Dede’nin mağlubiyet kabul etmezlere yâdigâr bıraktığı beyitler tespih olmuştur, ikindi ezanları için titreşen minârelerin gölgesinde… Dûâ-hân yapraklarının, iman yeşili avuçlarından, semâya buharlaşarak savrulan bercesteler aşkına, hû çeker kumrular…
“Beyân-ı sûziş eyler herkes istirdâd-ı fitratdan
İder berceste âşık mısra-i rengîn çenâr âteş”
Her mahlukun bir hâl tercümesi vardır derler ya… Aşk ikliminde şuurunu yitirmemek nâmına, şiir ilminin bendesi kesilmiş şairlerin lisânı, lisân-ı münasiple söylemek istenirse, mumdan gemilerin, yâr menzilinde seyrettiği ateşten bir derya… Bu kızıl dalgalı ummanın, kadife karanlığında, yegâne yol gösterici fener, yedi gülden, yedi renk devşirip, yedi zamana, yedi nokta düşürüp, yedi kerre yedilmiş bir kağnının şerefle taşıdığı, yed-i beyzâ misâli, âşığı gönüllere nâzendeliğini unutarak bağrını açandır. Kuşluk vakti Eyüp Sultan avlusunda duyulan, Zeyrek’ten seyrederken Süleymaniye’nin anlattığı ve Gülhane akşamlarının dem be dem tattığı hâzdır. Nazdır, niyâzdır! Ne söylense, O’nun üstüne azdır…
Güçer Kafa..