AHLÂKI BETONLAŞTIRMAK
Bursa'da bir adam (herhalde dîni bütün bir müslüman) bir hindinin boğazını kesince, bakmış, kanlar içinde pırıldayan küçücük bir madde. Bir yüzük. Pırlantaya benziyor. Kuyumculara götürmüş, dört beş bin lira fiyat biçmişler.
Adam pırlanta yüzüğü alıp doğru hindiyi satana koşmuş:
Al! demiş, hindinin boğazından bu yüzük çıktı. Herhalde senindir.
Değme insana nasip olmayan bu yüksek ferâgat ve ahlâk hikâyesi burada bitmiyor. Hindiyi satan adam da şu cevabı vermiş:
Bu yüzük benim değil. Kimin olduğu da belli değil. Senindir. Sende kalsın. Helâldir.
W W W
Bir Ermeni vatandaşından;
On sene kadar evvel, ceketimi almak için, bir taksi ile terziye gitmiştim. Hazır değilmiş. Otomobile binince şoföre dedim ki:
Bir saat kadar beklemek lazımmış. Beni şu köşede bırakıveriniz
Ücreti ödedim ve taksiden indim.
Oralarda bir mağazaya uğradım. Para vermek lazım gelince, baktım ki, cüzdanım yerinde değil. Arabada düşürdüğümü anladım. Beş yüz liraya yakın param vardı. Bir sarsıntı geçirdim. Terziye verilecek param da kalmamıştı. Tanıdığım bir yerden borç aldım, bir saat sonra terziye gittim.
Ne göreyim? Kapıda taksi bekliyor. Şoför cüzdanı arabada bulunca, oraya gitmiş, beni yarım saat beklemiş. Cüzdanı teslim etti. Fakat bütün ısrarlarıma ve yalvarmalarıma rağmen hiçbir bahşiş de kabul etmedi. Taksimetrenin yarım saatlik ücretini ödedim.
W W W
Uzun yıllardanberi duyduğumuz vurgunculuk, suistimal, rüşvet, nüfuz gangsterliği, kaçakçılık ve soygunculuk vakalarının her güne birkaçı rastlayan boğucu çokluğu arasında, bu hindi ve taksi hadîseleri gibi sayılıları bize derin ümit nefesleri aldırıyor. Derhal hissediyoruz ki, bu memleket, kenarda köşede rastlanan bu fazîletli evlatlarının vicdan payandalarıyla yıkılmak tehlikelerini atlatıyor. Fakat nerede o ahlâk mîmârı ki, bu dayanmanın uzun sürmeyeceğini anlasın ve sosyal ahlâkımızı betonlaştırsın.
(Peyami Safa, 1957)
Bursa'da bir adam (herhalde dîni bütün bir müslüman) bir hindinin boğazını kesince, bakmış, kanlar içinde pırıldayan küçücük bir madde. Bir yüzük. Pırlantaya benziyor. Kuyumculara götürmüş, dört beş bin lira fiyat biçmişler.
Adam pırlanta yüzüğü alıp doğru hindiyi satana koşmuş:
Al! demiş, hindinin boğazından bu yüzük çıktı. Herhalde senindir.
Değme insana nasip olmayan bu yüksek ferâgat ve ahlâk hikâyesi burada bitmiyor. Hindiyi satan adam da şu cevabı vermiş:
Bu yüzük benim değil. Kimin olduğu da belli değil. Senindir. Sende kalsın. Helâldir.
W W W
Bir Ermeni vatandaşından;
On sene kadar evvel, ceketimi almak için, bir taksi ile terziye gitmiştim. Hazır değilmiş. Otomobile binince şoföre dedim ki:
Bir saat kadar beklemek lazımmış. Beni şu köşede bırakıveriniz
Ücreti ödedim ve taksiden indim.
Oralarda bir mağazaya uğradım. Para vermek lazım gelince, baktım ki, cüzdanım yerinde değil. Arabada düşürdüğümü anladım. Beş yüz liraya yakın param vardı. Bir sarsıntı geçirdim. Terziye verilecek param da kalmamıştı. Tanıdığım bir yerden borç aldım, bir saat sonra terziye gittim.
Ne göreyim? Kapıda taksi bekliyor. Şoför cüzdanı arabada bulunca, oraya gitmiş, beni yarım saat beklemiş. Cüzdanı teslim etti. Fakat bütün ısrarlarıma ve yalvarmalarıma rağmen hiçbir bahşiş de kabul etmedi. Taksimetrenin yarım saatlik ücretini ödedim.
W W W
Uzun yıllardanberi duyduğumuz vurgunculuk, suistimal, rüşvet, nüfuz gangsterliği, kaçakçılık ve soygunculuk vakalarının her güne birkaçı rastlayan boğucu çokluğu arasında, bu hindi ve taksi hadîseleri gibi sayılıları bize derin ümit nefesleri aldırıyor. Derhal hissediyoruz ki, bu memleket, kenarda köşede rastlanan bu fazîletli evlatlarının vicdan payandalarıyla yıkılmak tehlikelerini atlatıyor. Fakat nerede o ahlâk mîmârı ki, bu dayanmanın uzun sürmeyeceğini anlasın ve sosyal ahlâkımızı betonlaştırsın.
(Peyami Safa, 1957)