Ahmedinejat'ın mektubu, tam metin
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat'ın, ABD Başkanı'na yazdığı mektubun tam metnini yayınlıyoruz. Bush'un "saçma" bulduğu mektup, aylarca konuşulacak bir içeriğe sahip.
Alptekin DURSUNOĞLU'na ait olan bu çevriden dolayı kendilerine teşekkür ederiz.
"Sayın ABD Başkanı George W. Bush,
Uzun zamandır, kamuoyunun, siyasi çevrelerin ve üniversite ortamlarının gündeminde olan uluslararası alandaki varlığı inkâr edilmez çelişkilerin nasıl ele alınabileceğini düşünüyordum. Bu konuda birçok soru cevapsız kalmaktadır. Binaenaleyh, size bu çelişkileri ve soruları söz konusu etmeye karar verdim, bunların tashihi için belki bir fırsat doğar.
Kendini yüce ilahi Peygamber Hz. Mesihin takipçisi gören, kendini insan haklarıyla yükümlü gören, liberalizmi medeniyet modeli sayan, nükleer silahların ve kitle imha silahlarının yayılmasına karşı çıkan, terörizmle mücadeleyi şiar haline getiren ve nihayet, Hz. Mesihin ve salihlerin hâkim olacağı birleşik bir dünya toplumu kurmaya çalışan birinin, aynı zamanda ülkelere saldırması, bireylerin canını, haysiyetini ve varlığını değer olmaktan çıkarması, örneğin bir köyde, bir şehirde veya bir konvoyda birkaç suçlunun muhtemel varlığından dolayı, o köyü, o şehri veya o konvoyu ateşe vermesi mümkün olabilir mi?
Veya bir ülkede kitle imha silahlarının bulunduğu ihtimalinden dolayı o ülke işgal edilip yüz bin civarındaki insan öldürülebilir; o ülkenin su, tarım ve sanayi kaynakları ortadan kaldırılarak oraya 180 bin askeri güç yerleştirilebilir mi? İnsanların evlerinin mahremiyeti çiğnendi, bu ülke belki de 50 yıl geri götürüldü. Hangi bedelle? Bir ülke ve bazı diğer ülkeler, yüz milyarlarca dolar harcadı. Saldırgan gücün askeri olarak on binlerce genç sevk edildi, bunlar kendi evlerinden uzaklaştırılarak öldürmek üzere konuşlandırıldı, onların elleri başkalarının kanına bulaştırıldı, psikolojik baskı altında tutuldukları için onların bir kısmı intihar etti, ülkelerine döndükten sonra bile çeşitli hastalıkların pençesine düştüler, bir kısmı da öldürüldü ve cenazeleri ailelerine teslim edildi.
SADDAM'I BATI DESTEKLEDİ
Kitle imha silahlarının varlığı bahanesiyle işgal edilen ülkenin halkının büyük bir kısmına ve işgal eden ülkelerin halklarına büyük bir trajedi yaşatıldı. Daha sonra ise burada kitle imha silahlarının olmadığı anlaşıldı. Elbette Saddam cani bir diktatördü. Ama savaşın, onu devirmek için değil, kitle imha silahlarını yok etmek için yapıldığı belirtildi. Saddam bu çerçevede devrildi; bölge halkları da onun devrilmesinden memnun oldu. Saddam İrana karşı başlattığı sekiz yıllık savaşta Batıdan destek görmüştü.
Sayın Devlet Başkanı,
Belki de biliyorsunuz, ben bir öğretmenim. Öğrenciler bana bu adımların yukarıda sözünü ettiğim değerlerle, bu cümleden barış ve rahmet Peygamberi Hz. Mesihin öğretileriyle nasıl bağdaştırılabileceğini soruyor. Guantanamoda sanık olarak tutulanlar, mahkeme edilmiyor. Avukat tutma imkânına sahip değiller, aileleri onlarla görüşemiyor, onlar ülke dışında alıkonuyor ve onlar için hiçbir uluslar arası nezaret söz konusu değil. Onların tutuklu mu, savaş esiri mi, sanık mı, mahkûm mu olduğu belli değil. Avrupalı denetçiler, Avrupada bile gizli zindanlar bulunduğunu teyit ettiler. Ben insanların kaçırılıp gizli zindanlarda tutulmasını dünyadaki hiçbir yargı sistemiyle bağdaştıramıyorum ve bu yapılanların yukarıda sıraladığım değerlerle, Hz. Mesihin öğretileriyle, insan haklarıyla veya liberalizm değerleriyle nasıl bağdaştığını anlayamıyorum.
Gençlerin, öğrencilerin ve halkın İsrail olgusuyla ilgili birçok sorusu bulunuyor. Onlardan bazılarını duymuş olmalısınız. Tarih boyunca birçok ülke işgal edildi; ama yeni bir ülkenin ve yeni bir halkın kurulması çağımızın nevzuhur fenomenlerindendir. Öğrenciler, 60 yıl önce böyle bir ülkenin olmadığını söylüyor. Eski coğrafi belgeleri gösteriyor, ne kadar arasak da İsrail adlı bir ülke göremiyoruz diyorlar. Onlara yol göstermeye mecburum, birinci ve ikinci dünya savaşlarını araştırıyorlar. Öğrencilerimden biri şöyle dedi: On milyonlarca kişinin öldürüldüğü 2. Dünya Savaşında savaş haberleri karşıt taraflar arasında hızla yayılıyor, iki taraf da kendi zaferini karşı tarafın ise yenilgisini ilan ediyordu. Savaştan sonra 6 milyon Yahudinin öldürüldüğü söylendi. 6 Milyon kişi en az 2 milyon aileye tekabül ediyor. Bu haberin doğru olduğunu farz edelim, acaba bu, Ortadoğuda İsrail diye bir ülkenin kurulmasının ve onun himaye edilmesinin mantıklı sonucu mudur? Bu fenomen nasıl tahlil edilip yorumlanabilir?
Sayın Devlet Başkanı,
İsrailin hangi bedeller ve hangi gelişmeler sonucu kurulmuş olduğunu biliyor olmalısınız. Binlerce kişinin öldürülmesi, milyonlarca kişinin kendi yurdundan sürülmesi, yüz binlerce hektarlık çiftliğin, zeytin bahçesinin, şehrin tahribi& Bu trajedi sadece kuruluş dönemine ait değil, maalesef 60 yıldır devam ediyor. Kurulmuş olan bu rejim, çocuklara bile acımıyor, evleri insanların başına yıkıyor, Filistinlileri terör etme programını önceden ilan ediyor, binlerce Filistinliyi zindanda tutuyor. Böylesi bir fenomen son asırda benzersizdir veya eşine az rastlanır türdendir. Birçok halk için diğer bir önemli soru da şudur: Niçin böylesi bir rejim himaye ediliyor? Acaba böylesi bir rejimin himaye edilmesi, Hz. Mesihin (as) Hz. Musanın (as) öğretileriyle liberal değerlerle bağdaşıyor mu? Filistinin kaderini tayin hakkının, Filistinin içinde ya da dışında yaşayan Müslümanıyla, Hıristiyanıyla, Yahudisiyle tüm Filistin halkına bırakılması demokrasi ve insan hakları ilkelerine ve Peygamberlerin öğretilerine aykırı mıdır? Eğer aykırı değilse neden referanduma karşı çıkılıyor?
İSRAİL ALEYHİNDEKİ KARARLARI NİÇİN VETO EDİYORSUNUZ?
Son Filistin hükümeti, Filistin halkının oyuyla iş başına geldi. Tüm tarafsız gözlemciler bunun seçilmiş bir hükümet olduğunu teyit etti. Filistinin seçilmiş hükümeti, inanılmaz bir şekilde baskı altına alındı ve ona İsrail rejimini tanı, direnişten vazgeç ve önceki hükümetin programını izle dendi. Eğer şu anki Filistin hükümeti, böylesi politikaları izleyeceğini daha önceden belirtecek olsaydı, acaba Filistin halkı onu seçer miydi? Bunlar, yukarıda söz ettiğimiz değerlerle bağdaşır mı? Ayrıca halk şunu soruyor: Güvenlik Konseyinden Siyonist rejimin aleyhine çıkan her karar niçin veto ediliyor?
Sayın Devlet Başkanı,
Biliyorsunuz halkla iç içe yaşıyorum ve sürekli onlarla temas halindeyim, Ortadoğu halklarından birçok kişi benimle çeşitli şekillerde temas kuruyor. Onlar, bu çifte standartlı politikaları hiçbir mantıkla bağdaşır görmüyor. Deliller göstermektedir ki bölge halkı, uygulanan politikalara gün geçtikçe daha da öfke duymaktadır.
BİLİMSEL GELİŞMELERİ NASIL SUÇ SAYARSINIZ?
Daha fazla soru gündeme getirme niyetinde değilim; fakat birkaç noktaya daha işaret etmek istiyorum. Ortadoğu bölgesindeki her bilimsel ve teknolojik gelişme niçin Siyonist rejime karşı bir tehdit olarak görülüp, bu şekilde propaganda ediliyor? Bilimsel çalışmalar ve araştırmalar yapmak, milletlerin temel haklarından değil midir? Tarihe aşina olmalısınız, ortaçağ döneminden başka, tarihin hangi döneminde ve dünyanın neresinde bilim ve teknoloji alanındaki ilerlemeler bir suç sayıldı? Bilimden askeri amaçlarla yararlanma ihtimalinden dolayı bilime ve teknolojiye karşı çıkıldığını var sayalım. Bu şekilde bir sonuç çıkarmak doğru görülecek olursa tüm bilimlere karşı çıkılmalıdır. Fiziğe, kimyaya, matematiğe, tıp ve mühendislik bilimlerine bile&
Irak konusunda yalan söylendi. Peki sonuç ne oldu? Kuşkusuz tüm insan toplumlarında yalan beğenilmeyen bir şeydir. Kuşkusuz zatıâliniz de size yalan söylenmesinden hoşlanmazsınız.
Sayın Devlet Başkanı,
Latin Amerika halkları onların bu kıtadaki seçilmiş hükümetlerine neden karşı çıkıldığını, buna karşılık neden darbecilerin desteklendiğini sorma hakkına sahip mi? Niçin onların başının üstünde daimi bir tehdit bulutu dolaşmaktadır?
Afrika halkı çalışkan, yaratıcı ve yetenekli bir halktır. Onlar, insanlık toplumunun maddi ve manevi ihtiyaçlarını temin edecek değerli ve önemli bir rol oynayabilir. Afrikanın büyük bir kısmındaki yoksulluk ve imkânsızlık, böylesi bir role engel olmaktadır. Acaba onların şunu sormaya hakkı var mı? Niçin onların büyük servetleri yağmalanıyor? Hâlbuki onların kendileri buna herkesten daha çok muhtaçtır. Acaba bunlar Hz. Mesihin öğretileriyle ve insan haklarıyla bağdaşıyor mu?
Mümin ve kahraman İran halkının da birçok sorusu var. Bu cümleden 52 yıl önce 28 Mordad Darbesinin gerçekleştirilmesi ve yasal hükümetin devrilmesi, İslam Devrimine karşı konulması, binlerce belgenin ortaya koyduğu üzere konsolosluğun İslam Cumhuriyeti karşıtlarının himaye edildiği bir üs haline getirilmesi, İrana karşı savaşta Saddamın desteklenmesi, İran yolcu uçağının düşürülmesi, İran mal varlığının bloke edilmesi, İran halkının nükleer alanda ve bilimsel alanlarda gösterdiği ilerlemeler karşısında öfke ve rahatsızlık gösterilmesi ve tehditlerde bulunulması& Halbuki tüm İranlılar, ülkeleri geliştiği için mutlu oldular ve kutlamalar düzenlediler. Bu mektupta açıklanabilecek daha binlerce nokta bulunmaktadır.
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat'ın, ABD Başkanı'na yazdığı mektubun tam metnini yayınlıyoruz. Bush'un "saçma" bulduğu mektup, aylarca konuşulacak bir içeriğe sahip.
Alptekin DURSUNOĞLU'na ait olan bu çevriden dolayı kendilerine teşekkür ederiz.
"Sayın ABD Başkanı George W. Bush,
Uzun zamandır, kamuoyunun, siyasi çevrelerin ve üniversite ortamlarının gündeminde olan uluslararası alandaki varlığı inkâr edilmez çelişkilerin nasıl ele alınabileceğini düşünüyordum. Bu konuda birçok soru cevapsız kalmaktadır. Binaenaleyh, size bu çelişkileri ve soruları söz konusu etmeye karar verdim, bunların tashihi için belki bir fırsat doğar.
Kendini yüce ilahi Peygamber Hz. Mesihin takipçisi gören, kendini insan haklarıyla yükümlü gören, liberalizmi medeniyet modeli sayan, nükleer silahların ve kitle imha silahlarının yayılmasına karşı çıkan, terörizmle mücadeleyi şiar haline getiren ve nihayet, Hz. Mesihin ve salihlerin hâkim olacağı birleşik bir dünya toplumu kurmaya çalışan birinin, aynı zamanda ülkelere saldırması, bireylerin canını, haysiyetini ve varlığını değer olmaktan çıkarması, örneğin bir köyde, bir şehirde veya bir konvoyda birkaç suçlunun muhtemel varlığından dolayı, o köyü, o şehri veya o konvoyu ateşe vermesi mümkün olabilir mi?
Veya bir ülkede kitle imha silahlarının bulunduğu ihtimalinden dolayı o ülke işgal edilip yüz bin civarındaki insan öldürülebilir; o ülkenin su, tarım ve sanayi kaynakları ortadan kaldırılarak oraya 180 bin askeri güç yerleştirilebilir mi? İnsanların evlerinin mahremiyeti çiğnendi, bu ülke belki de 50 yıl geri götürüldü. Hangi bedelle? Bir ülke ve bazı diğer ülkeler, yüz milyarlarca dolar harcadı. Saldırgan gücün askeri olarak on binlerce genç sevk edildi, bunlar kendi evlerinden uzaklaştırılarak öldürmek üzere konuşlandırıldı, onların elleri başkalarının kanına bulaştırıldı, psikolojik baskı altında tutuldukları için onların bir kısmı intihar etti, ülkelerine döndükten sonra bile çeşitli hastalıkların pençesine düştüler, bir kısmı da öldürüldü ve cenazeleri ailelerine teslim edildi.
SADDAM'I BATI DESTEKLEDİ
Kitle imha silahlarının varlığı bahanesiyle işgal edilen ülkenin halkının büyük bir kısmına ve işgal eden ülkelerin halklarına büyük bir trajedi yaşatıldı. Daha sonra ise burada kitle imha silahlarının olmadığı anlaşıldı. Elbette Saddam cani bir diktatördü. Ama savaşın, onu devirmek için değil, kitle imha silahlarını yok etmek için yapıldığı belirtildi. Saddam bu çerçevede devrildi; bölge halkları da onun devrilmesinden memnun oldu. Saddam İrana karşı başlattığı sekiz yıllık savaşta Batıdan destek görmüştü.
Sayın Devlet Başkanı,
Belki de biliyorsunuz, ben bir öğretmenim. Öğrenciler bana bu adımların yukarıda sözünü ettiğim değerlerle, bu cümleden barış ve rahmet Peygamberi Hz. Mesihin öğretileriyle nasıl bağdaştırılabileceğini soruyor. Guantanamoda sanık olarak tutulanlar, mahkeme edilmiyor. Avukat tutma imkânına sahip değiller, aileleri onlarla görüşemiyor, onlar ülke dışında alıkonuyor ve onlar için hiçbir uluslar arası nezaret söz konusu değil. Onların tutuklu mu, savaş esiri mi, sanık mı, mahkûm mu olduğu belli değil. Avrupalı denetçiler, Avrupada bile gizli zindanlar bulunduğunu teyit ettiler. Ben insanların kaçırılıp gizli zindanlarda tutulmasını dünyadaki hiçbir yargı sistemiyle bağdaştıramıyorum ve bu yapılanların yukarıda sıraladığım değerlerle, Hz. Mesihin öğretileriyle, insan haklarıyla veya liberalizm değerleriyle nasıl bağdaştığını anlayamıyorum.
Gençlerin, öğrencilerin ve halkın İsrail olgusuyla ilgili birçok sorusu bulunuyor. Onlardan bazılarını duymuş olmalısınız. Tarih boyunca birçok ülke işgal edildi; ama yeni bir ülkenin ve yeni bir halkın kurulması çağımızın nevzuhur fenomenlerindendir. Öğrenciler, 60 yıl önce böyle bir ülkenin olmadığını söylüyor. Eski coğrafi belgeleri gösteriyor, ne kadar arasak da İsrail adlı bir ülke göremiyoruz diyorlar. Onlara yol göstermeye mecburum, birinci ve ikinci dünya savaşlarını araştırıyorlar. Öğrencilerimden biri şöyle dedi: On milyonlarca kişinin öldürüldüğü 2. Dünya Savaşında savaş haberleri karşıt taraflar arasında hızla yayılıyor, iki taraf da kendi zaferini karşı tarafın ise yenilgisini ilan ediyordu. Savaştan sonra 6 milyon Yahudinin öldürüldüğü söylendi. 6 Milyon kişi en az 2 milyon aileye tekabül ediyor. Bu haberin doğru olduğunu farz edelim, acaba bu, Ortadoğuda İsrail diye bir ülkenin kurulmasının ve onun himaye edilmesinin mantıklı sonucu mudur? Bu fenomen nasıl tahlil edilip yorumlanabilir?
Sayın Devlet Başkanı,
İsrailin hangi bedeller ve hangi gelişmeler sonucu kurulmuş olduğunu biliyor olmalısınız. Binlerce kişinin öldürülmesi, milyonlarca kişinin kendi yurdundan sürülmesi, yüz binlerce hektarlık çiftliğin, zeytin bahçesinin, şehrin tahribi& Bu trajedi sadece kuruluş dönemine ait değil, maalesef 60 yıldır devam ediyor. Kurulmuş olan bu rejim, çocuklara bile acımıyor, evleri insanların başına yıkıyor, Filistinlileri terör etme programını önceden ilan ediyor, binlerce Filistinliyi zindanda tutuyor. Böylesi bir fenomen son asırda benzersizdir veya eşine az rastlanır türdendir. Birçok halk için diğer bir önemli soru da şudur: Niçin böylesi bir rejim himaye ediliyor? Acaba böylesi bir rejimin himaye edilmesi, Hz. Mesihin (as) Hz. Musanın (as) öğretileriyle liberal değerlerle bağdaşıyor mu? Filistinin kaderini tayin hakkının, Filistinin içinde ya da dışında yaşayan Müslümanıyla, Hıristiyanıyla, Yahudisiyle tüm Filistin halkına bırakılması demokrasi ve insan hakları ilkelerine ve Peygamberlerin öğretilerine aykırı mıdır? Eğer aykırı değilse neden referanduma karşı çıkılıyor?
İSRAİL ALEYHİNDEKİ KARARLARI NİÇİN VETO EDİYORSUNUZ?
Son Filistin hükümeti, Filistin halkının oyuyla iş başına geldi. Tüm tarafsız gözlemciler bunun seçilmiş bir hükümet olduğunu teyit etti. Filistinin seçilmiş hükümeti, inanılmaz bir şekilde baskı altına alındı ve ona İsrail rejimini tanı, direnişten vazgeç ve önceki hükümetin programını izle dendi. Eğer şu anki Filistin hükümeti, böylesi politikaları izleyeceğini daha önceden belirtecek olsaydı, acaba Filistin halkı onu seçer miydi? Bunlar, yukarıda söz ettiğimiz değerlerle bağdaşır mı? Ayrıca halk şunu soruyor: Güvenlik Konseyinden Siyonist rejimin aleyhine çıkan her karar niçin veto ediliyor?
Sayın Devlet Başkanı,
Biliyorsunuz halkla iç içe yaşıyorum ve sürekli onlarla temas halindeyim, Ortadoğu halklarından birçok kişi benimle çeşitli şekillerde temas kuruyor. Onlar, bu çifte standartlı politikaları hiçbir mantıkla bağdaşır görmüyor. Deliller göstermektedir ki bölge halkı, uygulanan politikalara gün geçtikçe daha da öfke duymaktadır.
BİLİMSEL GELİŞMELERİ NASIL SUÇ SAYARSINIZ?
Daha fazla soru gündeme getirme niyetinde değilim; fakat birkaç noktaya daha işaret etmek istiyorum. Ortadoğu bölgesindeki her bilimsel ve teknolojik gelişme niçin Siyonist rejime karşı bir tehdit olarak görülüp, bu şekilde propaganda ediliyor? Bilimsel çalışmalar ve araştırmalar yapmak, milletlerin temel haklarından değil midir? Tarihe aşina olmalısınız, ortaçağ döneminden başka, tarihin hangi döneminde ve dünyanın neresinde bilim ve teknoloji alanındaki ilerlemeler bir suç sayıldı? Bilimden askeri amaçlarla yararlanma ihtimalinden dolayı bilime ve teknolojiye karşı çıkıldığını var sayalım. Bu şekilde bir sonuç çıkarmak doğru görülecek olursa tüm bilimlere karşı çıkılmalıdır. Fiziğe, kimyaya, matematiğe, tıp ve mühendislik bilimlerine bile&
Irak konusunda yalan söylendi. Peki sonuç ne oldu? Kuşkusuz tüm insan toplumlarında yalan beğenilmeyen bir şeydir. Kuşkusuz zatıâliniz de size yalan söylenmesinden hoşlanmazsınız.
Sayın Devlet Başkanı,
Latin Amerika halkları onların bu kıtadaki seçilmiş hükümetlerine neden karşı çıkıldığını, buna karşılık neden darbecilerin desteklendiğini sorma hakkına sahip mi? Niçin onların başının üstünde daimi bir tehdit bulutu dolaşmaktadır?
Afrika halkı çalışkan, yaratıcı ve yetenekli bir halktır. Onlar, insanlık toplumunun maddi ve manevi ihtiyaçlarını temin edecek değerli ve önemli bir rol oynayabilir. Afrikanın büyük bir kısmındaki yoksulluk ve imkânsızlık, böylesi bir role engel olmaktadır. Acaba onların şunu sormaya hakkı var mı? Niçin onların büyük servetleri yağmalanıyor? Hâlbuki onların kendileri buna herkesten daha çok muhtaçtır. Acaba bunlar Hz. Mesihin öğretileriyle ve insan haklarıyla bağdaşıyor mu?
Mümin ve kahraman İran halkının da birçok sorusu var. Bu cümleden 52 yıl önce 28 Mordad Darbesinin gerçekleştirilmesi ve yasal hükümetin devrilmesi, İslam Devrimine karşı konulması, binlerce belgenin ortaya koyduğu üzere konsolosluğun İslam Cumhuriyeti karşıtlarının himaye edildiği bir üs haline getirilmesi, İrana karşı savaşta Saddamın desteklenmesi, İran yolcu uçağının düşürülmesi, İran mal varlığının bloke edilmesi, İran halkının nükleer alanda ve bilimsel alanlarda gösterdiği ilerlemeler karşısında öfke ve rahatsızlık gösterilmesi ve tehditlerde bulunulması& Halbuki tüm İranlılar, ülkeleri geliştiği için mutlu oldular ve kutlamalar düzenlediler. Bu mektupta açıklanabilecek daha binlerce nokta bulunmaktadır.